Schiller Diyor ki :

Gözyaşları biçmek istemeyen kimse sevgi ekmelidir.


YUNUSÇA YAŞAMAK

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

alt

 

12.yüzyılın son yarısı. Moğol istilasının bitmez tükenmez hastalık, açlık, ölüm, ızdırap ve ümitsizlik cehennemi. Umudu, yaşama gücünü, Hakk’ı ve hakikatı Allah’ı zikrederek, inançlarının denizinde nura gark olup arayan insanlar: Barak Baba, Tapduk Emre, Hacı Bektaş, Sarı Saltuk daha niceleri...El verip el alanlar...

’Hakkı gerçek sevenlere
Cümle alem kardeş gelir’


diyen Yaratılanı Yaradan’dan ötürü hoşgören, sevgiyle yuğrulan yüreklerin pîri bir derviş Yunus. Fâni varlığının içinden sıyrılıp, mana aleminin deriniklerinde sır olmuş, hayatını menkıbelerin ötesinde pek iyi bilemediğimiz bir hakikat habercisi.

Onu Batı Anadolu’da yetişmiş bir Türkmen dervişi olarak biliyoruz. Doğup, öldüğü yeri bilmesek ne fark eder. Onu şiirlerinde duyuyor, hissediyoruz ya bu yeter bize. O, hamken, çiğken pişmiş; içindeki tek ve bir olan ebedî ben’i bulabilmiş gerçek bir sûfi. Hayatı, insanı, tüm varlıkları Vahdet-i Vücud anlayışı içinde birleştiren:

’ Cümle yaradılmışa bir göz ile bakmayan
Şer’ün evliyasıysa hakikatte âsidir.’

derken,İslamiyeti sadece şekilde arayanlara:

’Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil’


diyerek en güzel dersi veren bir yürek adamı. Öğreneceğimiz çok şey var ondan. Hangi birini desem sözcüklerin yetersizliğinden korkarım.

Ama o öyle güzel kullanır ki Türkçe’yi, sözcükler onun esiridir sanki. Kapılmışlar gönül seline akıp giderlerolanca sıcaklıklarıyla. Bugün bile hâlâ duruluğunu koruyan, anlaşılabilen, bize ses, yürek veren diliyle açılır kapılar ardına dek.

’İlim ilim bilmekdür,ilim kendin bilmekdür
Sen kendini bilmezsün ya nice okumakdur’


İki mısraya kolayca, ne güzel sığdılıverir onca anlamlı derinlik. Dolambaçlı yollara kaçmadan, sanat kaygısı taşımadan, samimi, açık, özentisiz ancak bu kadar söylenebilir şiir. Kullandığı vezin ister aruz olsun, ister hece olsun hiç değişmez.Aynı coşkun lirizm, aynı ilahî ritm...

Bir yürek adamı dedim onun için. Çünkü o her şeyin sevgiyle hallolacağına inanır:

’Ben gelmedim dava için benim işim sevi için
Dostun evi gönüllerdir gönüller yapmaya geldim.’

’Gelin tanış olalım işi kolay kılalım
Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz.’


derken tüm cihan erir gözümüzde. Kinlere, kıskançlıklara bir çizgi çeker, başlarız insanca yaşamaya. Öyle ya Allah tüm varlıkların en üstünü yaratmamış mı insanı? Öyleyse ne diye Hak’tan hakikatten yüz çevirip ’benlik’ davası güder; yücelmek, içimizi dışımızı nurla doldurmak yerine birbirimizi hırpalar dururuz?

’Bana ağu sunan kişi şehd ü şeker olsun aşı
Gelsün kolay cümle işi eli irer olsun ana

Önümce kuyu kazanı Hak tahtına ağdursun anı
Ardımca taşlar atana güller nisar olsun ana

Acı dirlüğüm isteyen tatlı dirülsün dünyada
Kim ölümüm ister ise bin yıl ömür virsin ana’


İnsan acze düşmez mi bunca büyüklük karşısında? Yunus’un sınırsız hoşgörüsünde ezilip, yaptığı kulluktan utanıp, nasıl pişman olmayız?

’Biz kimse dinine hilaf dimezüz
Din tamam olacak doğar muhabbet’


diyerek, gönül zenginliğinin, asaletin, saygı ve sevginin özünü Yunus’la birlikte nasıl hissetmez, duymaz, yaşamayız?

Bugün büyük bir manevî boşluk içinde maddenin derinliklerinde mânâ arayan Batılı, bizim Mevlâna’mızda, Yunus Emre’mizde çok şey buluyorsa bunu çok iyi düşünmek gerek. Adını ’Hümanizm’ mi koymuş? Olsun. Biz daha şanslıyız, salt Hümanizm olmadığını, Hüsn ü Mutlak olan Allah’ın yarattığı her varlığın Yunus’un erişilmez sonsuzluğunda sevilmeye, hoşgörülmeye değer olduğunu farkederek.

Tasavvufa felsefe diyenler işte burada yanılıyorlar. Tasavvuf, akıl ve mantığın bir ürünü değil bir yaşama biçimidir. Yunus’un acılarında, gözyaşlarında, çilelerinde, inancında, sevgisinde, hoşgörüsünde, tevazusunda kaybolmaktır. Kısacası Yunus’u Yunus’la birlikte yaşayarak ulaşılabilecek bir hakikat arayışı, ebedî bir ummanda var olma telaşıdır.

Hiçbir tarikatın dar sınırlarına sıkışıp kalmayan bir gönül eri için söylenecek daha pek çok şey var elbette. Bir umman birkaç cümleye sığar mı? Kendisi bile sığdıramamış aşkın sihrini mısralarına:

’Dört kitabı manasın okudum ezber ettim
Aşka gelince gördüm bir uzun hece imiş’


Ölümü bile ulaşılmaz alçakgönüllülüğü içinde düşünen, şöhretten nefret eden ve söyledikleriyle yaşadıkları hiç çelişmeyen Yunus Emre’yi saygıyla anarken ne mutlu  Yunusça yaşayanlara diyoruz. Sözümüzü onun şu mısralarıyla noktalarken neden sır olup, ummana karışan katre olduğunu daha iyi anlıyoruz.

’Bir garip öldü diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin’

 

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 02 Nisan 2014 18:56

 

Yorumlar  

 
#1 Nilgün Kurt 10-05-2011 23:12
''Dilsizler haberini kulaksız dinleyesi
Dilsiz kulaksız sözün can gerek anlayası''
ANLAYALIM İNŞALLAH...SEVGİLERİMLE...
Alıntı
 
 
#2 Hilal Dolunay 11-05-2011 00:22
Çok teşekkürler Nil'ciğim. Çok sevgim selamlarımla...
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

KAYADAKİ KURT
Göktürklerin Ergenekon Destanı, 80 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün1909
mod_vvisit_counterDün34144
mod_vvisit_counterBu Hafta47557
mod_vvisit_counterGeçen Hafta44330
mod_vvisit_counterBu Ay80312
mod_vvisit_counterGeçen Ay234522
mod_vvisit_counterToplam19257053

Şimdi: 49 misafir, 28 bots var.
IP: 3.235.29.190