Bernard Shaw Diyor ki :

Aptallar, utanılacak bir şey yaptıkları zaman mazeret diye o işi her zaman yaptıklarını söylerler.


PROF. DR. HİKMET TANYU (1918 - 1992)HAYATI, ESERLERİ VE FİKİRLERİ/ Prof. Dr. Abdurrahman KÜÇÜK

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

Türkiye'de Dinler Tarihi bir ekoldür, bu ekol de Rahmetli Hocamız

Hikmet Tanyu'nun adı ile özdeşleşmiş "Hikmet Tanyu Ekolü"dür.

Hocamızın Türkiye'nin her tarafında arkadaşları, dostları, sevenleri

vardı. Öğrencileri tarafından da, zannediyorum, en çok sevilen

hocalardan biriydi. Hocamın 42 yıl devlet hizmeti olmuştu. Bu 42 yılın

37 yılını -3 yılı Dekanlık olmak üzere- İlâhiyat Fakültesi'nde

geçirmişti. Bundan dolayı Fakülte'ye büyük hizmetleri olmuştu ve

oldukça çok talebe yetiştirmişti.

 

Hocamın 1918 yılında başlayan ve 1992 yılında Rahmet-i Rahmana

kavuştuğu güne kadarki hayatına kısaca temas edeceğim. Allah tekrar

rahmet etsin, makamı cennet olsun diyorum. Hocamızın hayatının ilk

yılları; yani, lise yıllarından itibaren okuma yazmaya başlamış,

mücadeleyle başlamış, ilmî çalışma azmiyle başlamış, kariyer yapma,

bir şeyler yazma mücadelesi içerisinde geçmiştir.

 

 

Hayatı ve Şahsiyeti

 

Hocam Merhum Prof. Dr. Hikmet Tanyu, 9 Ocak 1918'de Ankara'da

doğmuştur. Babası Kayserili Çivicioğullarından emekli subay Mehmet

Nuri; annesi Kafkasyalı Fahriye Hanım'dir. Gazi İlkokulu'nu ve Gazi

Lisesi'ni bitirdikten sonra, babasının vefatı üzerine, liseden sonraki

tahsiline bir süre ara vermiş ve kısa bir süre Gazete yazarlığı

yapmıştır. Daha sonra İçişleri Bakanlığı'nda Fen ve Arşiv memurluğu

görevinde bulunmuş, "Meskun Mahalleler Kılavuzu"nun hazırlanmasında

görev almıştır. Askerlik görevini, üç yıl, Yedek Subay olarak yerine

getirmiştir.

 

Merhum Hikmet Tanyu, 1944'de bir grup arkadaşıyla birlikte

"Turancılık" yaptıkları iddiasıyla tutuklanmış; "Tabutluk"

işkencelerine maruz tutulmuştur. Yapılan mahkeme sonunda,

arkadaşlarına işkence yapanlar hakkında Danıştay'da dâva açmış;

işkence yapan ve buna alet olanların Yüce Divan'da yargılanmaları nı

ve sanık sandalyesine oturmalarını sağlamış; ancak 1950 yılında

çıkarılan Af Kanunu ile sanık durumunda olanlar, mahkum olmaktan

kurtulmuşlardı r.

 

Prof.,Dr. Hikmet Tanyu, 1947-1948 öğretim yılında Ankara Üniversitesi

Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin Felsefe Bölümü'nden mezun

olmuştur. Ona, Felsefe öğretmeni olarak görev verilmemiş, Pınarbaşı ve

Kayseri Mustafa Özgür İlkokullarında ilkokul öğretmeni, daha sonra

Osmaniye Ortaokulu'nda ortaokul öğretmeni olarak görevlendirilmiş tir.

Arifiye Köy Enstitüsü ve Öğretmen Okulunda meslek dersleri, Çocuk

Edebiyatı ve Din Bilgisi öğretmenlikleri de yapmıştır.

 

Okumaya, araştırmaya olan tutkusu, ilk gençlik yıllarında kendini

göstermiş, makale ve kitap yazmıştır. İlim yapma azmi ve kararlılığı

için de Tanyu, 1955 yılında, Ankara Üniversitesi İlahiyat

Fakültesi'nde Dinler Tarihi asistanı olmuştur. O, "Ankara ve

Çevresinde Adak ve Adak Yerleri" adlı tezi ile 1959'da Türkiye'de ilk

Dinler Tarihi Doktoru unvanını almıştır. 1960 yılında Fakültece bir

müddet Almanya'ya; 1962-1963 yıllarında ise İsrail'e gönderilmiştir.

"Türkler'de Taşla İlgili İnançlar" adlı tezi ile, 1966 yılında, Doçent

olmuştur. 1968 yılından 1982 yılına kadar Dinler Tarihi Kürsüsü

Başkanlığı görevini yürütmüştür. Ankara Üniversitesi İlahiyat

Fakültesi'ndeki görevi yanında, 1966-1996 yılları arasında, Kayseri

Yüksek İslâm Enstitüsü'nde Mukayeseli Dinler Tarihi dersi vermiştir.

1971-1972 yıllarında Almanya, İngiltere ve Fransa'da sahasıyla ilgili

inceleme ve araştırmalarda bulunmuştur. "Yehova Şahitleri" isimli

çalışması ile 1973 yılında Profesör olmuştur.

 

Prof. Dr. Hikmet Tanyu, 1977-1980 yılları arasında, A.Ü. İlahiyat

Fakültesi Dekanlığı görevini yürütmüştür. Dekanlığı sırasında

Fakülte'den bir grup arkadaşı ile birlikte 1979 yılında Rusya ve Türk

Cumhuriyetlerine araştırma inceleme seyahati yapmıştır. 1982 yılında,

Dinler Tarihi Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yaparken, yaş

haddinden emekliye ayrılmıştır.

 

Almanca, İngilizce ve İbranice bilen Tanyu, Fakülte'den emekli

olduktan sonra da bilimsel çalışmalar ile alâkasını kesmemiş; "Nuh'un

Gemisi (Ağrı Dağı) Ermeniler- Bütün Olayların İçyüzü" ile "İslâm

Dininin Düşmanları ve Allah'a İnananlar" adlı iki kitabı yayına

sunmuş, altı cilt olarak düşündüğü Dinler Tarihi kitabı için

çalışmalarını sürdürmüştür. Bu arada haftalık Yeni Düşünce gazetesinde

de makaleler yazmış ve rahmetli olduktan iki gün sonra son makalesi

yayınlanmıştır. Hocam Tanyu, 11 Şubat 1992 tarihinde kalp rahatsızlığı

sonucu, 77 yaşında, Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.

 

İlim ve fikir dünyamızın bu büyük insanı, sıkıntı ve meşakkatler ile

dolu hayatının tamamını Türk Milletine, Türkiye'ye, Türk Dünyasına ve

İslâm Dini'ne hizmete harcamıştır. O, Milliyetçiliği, milletine hizmet

olarak benimsemiş; çok genç yaşlardan itibaren, çeşitli gazete ve

dergilerde yazmaya başlamış; ilmî ve fikrî birçok esere imzasını

atmıştır.

 

Bir Türk Beyefendisi, insan sarrafı ve bir mücadele adamı olan Hikmet

Tanyu Hocamız; düşmanları karşısında çok sert, dostlarına ve kendine

yakın olanlara karşı çok yumuşaktı. Hayatında hep başı dik, alnı açık

olmuş ve kimsenin karşısında eğilmemişti. Şahsı ile ilgili meselelerde

çok yumuşak, millî meselelerde çok sert ve tavizsizdi.

 

Merhum Hikmet Tanyu, yaptıklarının ve yazdıklarının neticesine de

katlanırdı. Millî dava bildiği konuda yaptıkları ve yazdıklarından

pişmanlık duymazdı. 1944 yılında "Irkçılık-Turancı lık" adı ile meşhur

olmuş olaylarda tutuklanması, Özlük Dosyasına da işlenmişti. Bunun hem

Emniyetteki hem Rektörlük'teki dosyasından çıkarılması istendiğinde

şiddetle muhalefet etmiş ve "O benim için bir şereftir" demişti.

Emekli olduğu zaman, Emekli Sandığı'na yazılan sicil özetinde de

"Turancılık Davası'nda tutuklanmıştır" gibi ifadenin yer aldığını

hatırlamaktayı m.

 

Hocam dostlarından, kararlılık, kuvvetli bir şahsiyet ve güvenirlilik

beklerdi. Asistan olarak almak ve yanında doktora yaptırmak

istediklerinden şu özellikleri arardı: 1- Şahsiyet. 2- Hayat

tecrübesi, gerçekleri görebilmek ve gerçek hayatı bilmek. 3-

Çalışkanlık. Hocam, bu dört özelliğe sahip olan insanın, diğer bilgi

ve ilmî eksikleri çalışma ile halledeceğine inanmakta idi. O, insan

sarrafıydı. İnsanları, bir bakışta tanıma yeteneğine sahipti. Çok az

yanıldığını söylerdi. Herkese referans olmazdı, yakinen tanımadıkça

kimse hakkında müspet ve menfi şey söylemezdi. İlmî konularda, ilmî

ahlâka bağlıydı. Nereden bir şey almışsa, onu mutlaka zikrederdi.

Bilgiye önem verirdi, metodu ikinci planda görürdü. Daha sonra o

konuda çalışanların daha iyisini yapacağı inancını taşırdı.

 

Hikmet Tanyu, mütevazı, dürüst ve namuslu bir hayat sürmüştür. Hiç

kimseye ismi ile hitap ettiğine rastlanmamıştır. Mevkisi, makamı ne

olursa olsun herkese, hep isminin başına, "Bey", "Efendi" ekleyerek

hitap etmiştir. Şahsî münasebetlerinde bu kadar hoşgörülü, çok müşfik

ve yumuşak görünüşlü olan Hocam; Türk Milleti'nin millî meselelerinde,

İslâm ve Türklükle ilgili konularında tavizsizdir. Bu konularda

zararlı gördüğü fikir ve eylem karşısında, tabir caizse, "Aslan

misali" kükremiştir. Bu kararlığını, hayatında uyguladığı gibi,

yazdıklarında, yanında doktora yapanlara tavsiye ettiği konularda da

göstermiştir. Onun, yıllar önce, önemli görüp tez olarak verdiği

konular, günümüzde önemli konulardan olmuştur (Hazarlar, Gagauzlar,

Dönmeler, Ortodoks Patrikhanesi, Birunî, Reddiyeler vb...)

 

İslâmî ve Millî konulardaki tavizsizliğini ve hassaslığını emekli

olduktan sonra da göstermiştir. İslâmî konulardaki hassasiyetine

örnek, İslâm'a bilerek veya bilmeyerek zararlı olan görüş ve

düşüncelere cevap veren "İslâm Dininin Düşmanları ve Allah'a

İnananlar" kitabıdır. Millî hassasiyetini de "Nuh'un Gemisi -Ağrı

Dağı- Ermeniler. Bütün Olayların İçyüzü" adlı eseri ile göstermiştir.

Bu eserde; Ağrı Dağı efsanesinin, Ermeni olaylarının, "Van Tatil Köyü"

hadisesinin arka planına, Türk Devleti ve Milleti üzerine oynanmak

istenen oyunlara dikkat çekmiş ve ışık tutmuştur.

 

Eserleri

 

1- Türkçülük ve Gerçek Demokrasi, İstanbul 1945. 2-Türk Gençliğinin

Kükreyişi (Türk Milliyetçilerinin Davası ve Hedefleri, Komünizmin ve

Komünistlerin Tahlil ve Tenkidi), Ankara 1947 3- Türkçülük Davası ve

Türkiye'de İşkenceler, Kayseri 1952. 4- Ziya Gökalp, Yeni Türkiye'nin

Hedefleri, Ankara 1958. 5- Niçin Komünist Oluyorlar? (İkinci Basım),

Ankara 1958, 6- Atatürk ve Türk Milliyetçiliği (Birinci Basım,) Ankara

1961; (İlaveli İkinci Basım) Ankara 1981. 7- (H. Fethi Gözler ile

birlikte) Ortaokullar İçin Türkçemiz I-III. Cilt, İstanbul 1971. 8-

Ziya Gökalp ve Türk Milliyetçiliği, İstanbul 962. 9- Ankara ve

Çevresinde Adak ve Adak Yerleri, Ankara 1967. 10- Türkler'de Taşla

İlgili İnançlar, Ankara 1968 (İkinci Baskı, kültür Bakanlığınca

yayınlandı, Ankara 1987). 11- Tevfik Fikret ve Din, İstanbul 1972. 12-

Yehova Şahitleri, Ankara 1973. 13- Dinler Tarihi Araştırmaları, Ankara

1973. 14- Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler, I-II, İstanbul 1976,

(Genişletilmiş İkinci Basım 1979). 15- Ziya Gökalp: Kızılelma,

Hazırlayan: Hikmet Tanyu, Ankara 1976. 16- Türkler'in Dinî Tarihçesi,

İstanbul 1978. 17- İnsan ve Dünya (Şiirleri), Ankara 1978. 18-

İslâmlıktan Önce Türkler'de Tek Tanrı İnancı, Ankara 1980. 19- Cihan

İçinde Bir Cihan (Şiirler), İstanbul 1980. 20- Ziya Gökalp'in

Kronolojisi, Ankara 1981. 21- Atatürk İçin Şiirler, Ankara 1981. 22-

Nuh'un Gemisi Ağrı Dağı-Ermeniler- Bütün Olayların İçyüzü, İstanbul

1989. 23- İslâm Dininin Düşmanları ve Allah'a İnananlar, İstanbul

1989.

 

Kitap olarak yayınlanmış bu eserlerin yanında, çeşitli konularda

yazılmış 300'den fazla makalesi bulunmaktadır. Makaleler, genel olarak

Dinler tarihi, Din Fenomenolojisi, Etnoloji, Türk Dini ve Kültürü,

Türk Halk İnanışları (Dinî Folklör) ve Türk Dünyası ile ilgilidir.

 

Prof. Dr. Hikmet Tanyu, Türk Milletinin yetiştirdiği değerlerden

biridir. O; kimseden bir şey talep etmemiş, hiç kimsenin hatırı için

de doğru bildiklerinden taviz vermemiş, 50 yıllık hizmet hayatını hep

alnının teri ve hakkı ile elde etmiştir. 70'i aşkın yaşına rağmen,

ülküsünden, azminden ve çalışma şevkinden bir şey kaybetmemiştir.

Emekli olduktan sonra, kitapları kapatıp bir köşeye çekilmemiş; her

güne yeni bir şevk ve azim ile başlamıştır.

 

Hikmet Tanyu, Türkiye'de Dinler Tarihi sahasında doktora yapan ilk

akademisyendir. Dinler Tarihi'nin ilmî esaslara uygun gerçek ve saygın

bir bilim dalı haline gelmesinde emeği büyüktür. O, Batı'da yapılmış

çalışmaların çoğunda görülen dinin menşeini belli nazariyelere

dayandırma şartlanmışlığına ve taklitçiliğine kapılmamış; bu

nazariyeleri reddederek dinin menşeinin ilâhî olduğunu ve "Tek tanrı"

esasına dayandığını savunmuş; bu konuda derin ve kapsamlı çalışmalar

yapmayı önermiştir.

 

Hocam, ilmî çalışmaları dinine, vatanına ve milletine bir hizmet

vasıtası olarak görmüştür. Bu nedenle o, çalışmalarını genel dinler

alanından özele kaydırmış; Türkiye, Türk Milleti ve İslâm Dini'ni

ilgilendiren meseleleri öncelikli olarak çalışmayı esas almıştır.

Nitekim kendi yaptığı ve yanında çalışanlara yaptırdığı

araştırmaların/ tezlerin hemen tamamında bu esaslara bağlı kalmıştır.

 

Halk inanışları ve Türkler'in eski dinine yönelik çalışmaları

neticesinde Tanyu, o zamana kadar farklı bilinen bir gerçeği de ortaya

çıkarmıştır. O; Türkler'in eski dinine dair Abdülkadir İnan'ın

"Şamanizm" ve Ziya Gökalp'in "Toyunizm" iddialarını reddetmiş, eski

Türk dininin "Tek Tanrıcı Bir Din" olduğunu ortaya koymuştur. Bu

tespiti ile Hikmet Tanyu, bugün Batı'da da, Türkiye'de de kabul gören

bir gerçeği su yüzüne çıkarmış, böylece Türk Kültür Tarihine ve Dinler

Tarihine büyük bir katkı sağlamıştır.

 

Millî ve Dinî meselelerde oldukça hassas olan Tanyu, Yahudilik,

Siyonizm ve Masonluk üzerinde durmuş: Yehova Şahitleri ve Bahaîler

gibi grupların Türkiye'ye yönelik misyonerlik faaliyetlerine dikkat

çekmiştir. O Yehova Şahitleri'nin Yahudilikten büyük oranda etkilenmiş

ve Hıristiyan mezhebi olduğunu, İslâm düşmanlığı yanında, millet ve

devlet düşmanlığı da yaptığını kitabında açıklamıştır. Bahailik'in de,

emperyalist güçlerce ortaya çıkarıldığını Hıristiyan ve Yahudilerce

İslâm'a karşı kullanılan yıkıcı bir hareket olduğunu belirtmiştir.

 

Hocam, Ağrı Dağı'nda Nuh'un Gemisini arama faaliyetinin arkasındaki

Ermeni tez ve fikirlerini destekleme çabasını ortaya koyarak, bu

hususa, dikkat çekmiştir. Bu çalışma ile millî konulardaki

hassasiyetini, milliyetçiliğini ve vatanperverliğ ini göstermiştir.

Tanyu Hocam, Karabağ Meselesi ve bugünkü bölücülük hadiselerine dikkat

çekmiş; Ermenilerin "Kürtçülüğü" kullanmaya çalıştığına ve

Yunanlılar'ın bunu böyle istediğine yer vermiştir.

 

Genç yaşlardan itibaren Türklük'e, Türk Milliyetçiliği davasına gönül

bağlamış ve bu uğurda birçok sıkıntıya göğüs germiştir. O,

milliyetçiliği, insanlığın tabiî bir tutumu, kişinin kendi vatanını,

milletini sevmesi ve devletini yaşatıp yüceltmesi duygusu olarak

görmüştür. Türk Milliyetçiliğinin ise Türk Milletini, Türklüğü

yaşatmak, yüceltmek düşünce ve ülküsü, bu idealle toplumsal adalete,

refaha sahip çıkmak ve hakimiyeti gerçek anlamda millete vermek

olduğunu ifade etmiştir. Milliyetçilikte, başta Türk Dili, İslâm Dini

ve Türk Tarihinin geldiğini belirtmiştir. O, milliyetçiliğin birçok

manevî dinamiğinin İslâm'dan kaynaklandığını ve bu nedenle

milliyetçiliğe düşman olanların bilmeden İslâm düşmanlığı yaptıklarını

dile getirmiştir.

 

Kendisiyle yapılan bir röportajda Tanyu, İslâmî temele dayalı bir Türk

Milliyetçiliği' nin şer güçlerin korkulu rüyası olduğunu vurgulamış;

bu nedenle de gençlerin "İslâmcı" ve "Milliyetçi" gibi sun'i ayrımlara

götürüldüğünden şikâyet etmiştir. Ona göre bu iki unsur birbirine zıt

şeyler olmayıp aksine birbirinin mütemmimidir. Nitekim o, "Türk

Milliyetçiliği derken, bunun içinde İslâm dininin esaslarıyla

birlikte, manevi, ahlâkî yönüyle kaynaşmış, bütünleşmiş bir

milliyetçilik anlıyorum. Yoksa Batılı, materyalist, kozmopolitik bir

milliyetçilik anlayışının bizim milliyetçiliğimizle alâkası yoktur."

demiştir. Bütün bunlara rağmen o, Türk olmayan veya yabancı güçlerce

aldatılan bazı kimselerin, Türk Milliyetçiliğini İslâm'a aykırıymış

gibi gördüklerini ve bunu da İslâm'ı savunuyor tavrıyla yaptıklarını

belirtmiştir.

 

Hikmet Tanyu, Milliyetçiği'nin tabiî bir sonucu olarak, Türk Kültürü

ve Türk Dili konusunda son derece hassastır. Bugünkü resmî iletişim

vasıtalarının arzulanan kültür politikasından oldukça uzak olduğunu ve

gençliği yozlaştırdığını ifade etmiştir. O, millî, kültür, sanat ve

estetiğin genç nesillere tanıtılıp sevdirilmesine büyük önem

vermiştir. Kültür ve estetiğin iletilmesinde en önemli unsur olan

dilin, yıllar süren hoyratça tutumlardan dolayı, can çekişir hale

getirildiğinden yakınmıştır. Türklük âleminde, çok eski zamanlardan

beri, özellikle yöneticilerde, dil konusunda bir zaaf olduğuna,

bunların ya özenti ya da bilgiçlik olsun diye yabancı dil, kelime ve

hatta gramer değiştirme teşebbüslerinde bulunduğuna işaret etmiştir.

Günümüzde de elli-altmış yıldan beri süren öz Türkçe gibi manasız bu

tutumla birçok kelimenin dilimizden sökülüp atıldığı, Batılı kavram ve

kelimelerin ise hiçbir denetime tabi tutulmadan Türkçe'ye sokulduğu

çelişkisine dikkati çekmiştir.

 

Tanyu Hocam, Türkiye üzerinde oynanan oyunların bitmediğini, Türk

Milletinin kaderi ve geleceği üzerinde tuzaklar kurulduğunu, bölünmesi

için çalışıldığını, dört taraftan kuşatıldığını belirtmiş ve bunlardan

kurtulmak için öneriler ileri sürmüştür. Bu öneriler arasında; yıkıcı

ve bölücü örgütlere, derneklere ve çalışmalara karşı tedbir alınması;

bunların tanıtılması; hukukî, iktisadî ve kültürel tedbirler yanında,

millî ve manevî eğitime önem verilmesi bulunmaktadır.

 

Hikmet Tanyu, ilk gençlik yıllarından itibaren, dış Türkler ve

Türkistan'ın bağımsızlığı meselesiyle çok yakından ilgilenmiştir. Bu

haklı meseledeki düşüncelerinden dolayı, dönemin siyasîleri

tarafından, arkadaşlarıyla birlikte, "Irkçılık-Turancı lık" yaptıkları

iddiasıyla cezalandırılmıştı r. O, bütün zorluklara rağmen,

düşüncelerinden en ufak bir taviz vermemiş ve maalesef zaman kendisini

haklı çıkarmıştır. Ömrünün son yıllarında, Sovyetlerin hâkimiyetindeki

Batı Türkistan coğrafyasındaki Türk devletlerinin peş peşe

bağımsızlıklarını ilân ettiklerini görme mutluluğuna ulaşmıştır.

Hocam, bu defa, hemen herkesin dikkatinden kaçan Doğu Türkistan

meselesine yazılarında yer vermeye başlamıştır. Vefatından önce

gazetedeki köşesinde yazdığı son yazılarında Doğu Türkistan'da yapılan

zulümlere kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışmış ve buradaki Türkler'in

bağımsızlıklarını kazanması için yapılması gereken işleri

belirtmiştir. Doğu Türkistan'daki Türkler'in dil ve dinlerini daha

fazla muhafaza etmiş olmalarına rağmen, sürekli bir Çin zulüm ve

asimilasyonuna maruz kaldıklarını, aralarına nifak sokularak birlik

çabalarının engellendiğini belirtmiştir.

 

Tanyu, Doğu Türkistan'ın bağımsızlığını kazanması için tüm dünyadaki

Türkler'e ve Batı Türkistan devletlerine yükümlülükler düştüğünü

belirtmiştir. Batılı devletlerin de Sovyetlerin çöküşü ile Batı

Türkistan'da Çin lehine bozulan güç dengesini göz önünde bulundurarak,

yeni kurulan Türk devletlerini ve Doğu Türkistan'ın bağımsızlığını

kazanmasını desteklemesi gerektiğini ifade etmiştir. Bunların

yapılabilmesi için de Batı Türkistan'daki devletlerin bir federasyon

birliği oluşturmalarını n gerektiği, dünyanın her bölgesindeki

Türkleri'in dernekler ve benzeri kuruluşlar oluşturarak, Doğu

Türkistan meselesini dünya kamuoyuna çok iyi bir biçimde

anlatmalarının şart olduğunu ifade etmiştir. Yeni Düşünce

Gazetesi'ndeki "Doğu Türkistan'ın İstiklâl ve Hürriyet Yolunda İlk

Adımlar - 2"[13] başlıklı son yazısında Hocam, boynu bükük "Doğu

Türkistan Meselesi"nin takibini, yazısının son cümlesinde "Şimdi her

Türk'ün görevini bilmesi gerekiyor." ifadesiyle vasiyet olarak bizlere

bırakmıştır. Tanyu, bir "Ekol"dü ve onun etrafında Türkiye'de "Türkiye

Dinler Tarihi Ekolü" oluşmuştur.

 

Hocam, yetmiş yıllık hayatını Türk-İslâm davasının yerleşmesi ve

yaygınlaşması yolunda harcamış, en zor şartlarda bunları dile getirmiş

ve çizgisinden zerre kadar sapmamış, fikirlerinden taviz vermemiştir.

O, 1944'lerde başlayan çizgisinde zik zaka rastlanmayan, İslâm'ı temel

alan, Türk Milliyetçiliğinin temsilciliğini yapan bir fikir, düşünce

ve ilim adamı olmuştur.

 

İslâm'ın müdafii de olan Hocam, Türklük konusunda da İslâmî ölçüler

içerisinde kalmış; yazdıklarında İslâm'a aykırı bir şey bulunmamasına

çok dikkat etmiştir. Başkalarının yazdıklarında da bu ölçüyü aramış;

yanında doktora yapanlara verdiği tez konularında da İslâm'a ve Türk

Milletine faydayı esas kabul etmiştir.

 

İnanç, irade timsali ve örnek bir insan Hikmet Tanyu; sadece ilmî

eserler vermekle kalmamış, dinlenme saatlerini de şiir yazmakla

değerlendirmiş tir. Üç tane şiir kitabı bulunmaktadır. Duygu ve

düşüncelerini şiirlerde de göstermiştir. "İnanmak Meselesi" başlıklı

şiirinde Âhiret'i hatırlamakta ve hatırlatmaktadır. Bir şiirinde şöyle

demektedir:

 

"Ahirette bulunsaydım,

Ve deselerdi ki:

Şu günahkârların ızdırap ülkesi,

Şu iyilerin saadet bahçesi,

Şunlar melek, şunlar,

Dünya'da inanılmayanlar! ...

Nihayet Ahiret'teki Hakk'a,

Cennetine, cehennemine

İnanırım Tanrım...."[İnsan ve Dünya]

 

"İki Âlem ve Allah" şiirinde de dünyayı garip, ahireti gerçek

sayıyordu:

 

"İki âlemi gördüm uyanık, açık ve parlak,

Bir ayağım dünya üzerinde, yuvarlak,

Bir ayağım yıldızlardan ötelerde, enginlerde apak.

Birden kâinatın sırrını anlayarak,

Birden secdeye vardım Allah'ı anarak.

Bir garip Dünya, bir gerçek Ahiret var.

Gözlerde, gönüllerde, akılda parlar..."[İnsan ve Dünya]

 

Merhum Prof. Dr. Tanyu, çeşitli marşlar da yazmıştır. 1978 yılında

yazdığı "İlâhiyatçıyız Biz" başlıklı marş şöyledir:

 

"Allah'ın nurunda parlar gerçeğe yürürüz biz.

Halk yolunda ilerleriz. İslâmcıyız, Türküz biz,

Ahlakçıyız, imanlıyız, iyilikte hürüz biz.

Doğru yolda, şanlı yolda fedaiyiz, eriz Biz.

Yürü, zulmetin üstüne, yürü, durma ileri.

İnançla aydınlat yurdu, yürü, yılma ileri.

Kur'an'la huzur getir, milletin gülsün yüzü,

Karanlıklar kalksın yerden, ver özlenen gündüzü.

İlahiyatçıyız, elde Ayyıldızlı bayrakla.

Milletin umuduyuz biz, Şehit dolu toprakla,

Yürürüz bilgi ve nurla, bir tekbirle Bismillah,

Dilimizde, gönlümüzde, ufkumuzda bir Allah."[İnsan ve Dünya]

 

Yukarıda sadece özelliklerinin bir kısmına işaret ettiğimiz inanç ve

ideal timsali, büyük âlim ve mütefekkir insan Prof. Dr. Hikmet Tanyu,

11 Şubat 1992 Salı günü Hakk'ın rahmetine kavuşmuş ve ebedî hayata

intikal etmiştir. Hayatı tam bir "derviş" edası içinde geçmiş,

gösterişten ve yaldızlı övgülerden kaçınmış, kişilerin takdirini

değil, hasbî olmayı, Allah'ın rızasını kazanmayı düşünmüş; mevki-makam

peşinde koşmamış, kimseye yaranmak için inanç ve ideallerinde tavize

gitmemiş örnek bir insandır. Türkiye Cumhuriyeti döneminde yetişmiş,

ilmiyle amil, memleket gerçeklerini bilen, milletiyle bütünleşen önder

akademisyenlerden biridir. O, geriye eser ve nesiller bırakmayı hedef

edinmiştir.

 

Bir Türk Beyefendisi, âlim, fâzıl ve mütevazı Hocamız Hikmet Tanyu'nun

hayatından, çalışma azminden ve iradesinin sağlamlığından alınacak çok

dersler vardır. Bana göre onun ölümü, "bir yıldızın kayması"dır. Ruhu

şad ve mekânı cennet olsun. Allah rahmet eylesin.

**

Kaynak: Türk Ocakları Maltepe Şubesi 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

YARDIMSEVER AVCI
Kazak Türklerinin Kambar Batır Destanı, 96 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün149
mod_vvisit_counterDün4891
mod_vvisit_counterBu Hafta47501
mod_vvisit_counterGeçen Hafta47157
mod_vvisit_counterBu Ay189086
mod_vvisit_counterGeçen Ay209862
mod_vvisit_counterToplam18850810

Şimdi: 54 misafir, 14 bots var.
IP: 3.233.215.231