Alain Diyor ki :

Büyük başarılar kişiyi aptallaştırmadığı takdirde kişi alçakgönüllü olur.


Nazlı’nın ölümü

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

Nazlı son nefesini verirken yanındaydım. Günlerdir öleceğini biliyor gibi davranıyordu. Öleceğini ben de biliyordum.

Sepetinde yatıyordu. Çenesinden tutup başını kaldırdım. Başını tutacak kadar bile gücü kalmamıştı. Göz göze geldik. Veda edercesine bir kez miyavladı. Sesini ilk kez o zaman duydum. Ölmek üzereydi. Başını kaldırsam, öne düşmesini engellesem ölmeyecekmiş gibi geldi bana. Göz çukurlarımın üzerinden alnıma doğru yayılan yangıyı o zaman hissetmeye başladım.

Başı yavaş yavaş önüne düştü. Gözbebekleri büyümüştü. Başını kaldırdım. Kendisi tutsun diye bıraktım. Düştü. Tekrar kaldırdım. Yine düştü. Başını kaldırıp gözlerine baktım. “Haydi canlan” dedim. Beni dinlemedi. Çoktan ölmüştü.

“Haydi canlan! Canlan haydi!” dedim tekrar. “Canlan haydi, canlan, canlan!”

Güzel gözlerinde böyle anlamsız bir bakışı ilk defa görüyordum. Canlı olsaydı gözleri, çocukluğunda yaşadıklarını anlatan bir hüzünle bakıyor olurdu. Kimsenin, hiçbir canlının bakışları onun bakışları gibi hüzünlü, hüzünlü olduğu kadar da güzel olamazdı. Oysa o bakmıyordu. Derin bir uykuya dalmışçasına bırakmıştı başını avucuma. Başının tüm ağırlığını avucumda ilk defa hissettiğimi düşündüm.

Tüyleri çoktandır parlaklığını yitirmişti. Yine de dokunduğum en yumuşak kedi tüyleriydi onunkiler.

Elimle başını okşadım. Tekrar okşadım. Sonra sırtını, omuzlarını, ayaklarını, kuyruğunu… Sanki anılarımda bu yumuşaklığıyla kalsın istiyordum.

Önce tek elimle, sonra avuçlarımla onun bedeninin her noktasını hissettim. Patilerine, tırnaklarına dokundum. Tüylerinin yumuşaklığı, avuçlarımdan, parmaklarıma, parmaklarımdan düşüncelerime geçiyordu. Düşüncelerim de almış başını, benim belki de hiç ulaşamayacağım bir yere akıyordu.

Bir an, duygulanmak yerine düşündüğümü fark ettim. Hissetmiyor, düşünüyordum. Üzüntümü, sevgimi, onun eksikliğini, ölümünün verdiği acıyı, birlikte geçen bunca yılı, su içişini, çatık kaşlarını, güzel kumral tekir tüylerinin yumuşaklığını, gözlerimin buğulanışını hissetmiyordum. Düşünüyordum. Duygulanmıyor, sadece düşünüyordum.

Bu duygu yoksunluğu bana çok tuhaf geliyordu. Yoksa duyguyla düşünce arasındaki ayrımı mı yitirmiştim? Belki de düşündüğümü sandığım her şey hissettiklerimdi.

Olması gerekenden daha az üzüntü duyuyormuşum gibi geliyordu bana. Belki de bu nedenle hissetmeyip düşündüğümü sanıyordum.

Nazlı’nın bedeni hala avuçlarımdaydı. Bırakamıyordum onu. Bırakmazsam sanki hep kalacakmış gibi geliyordu bana. Avuçlarımın onun yumuşaklığına gereksinimi bir türlü tükenmiyordu.

Bir yandan ellerimle onu hissederken bir yandan da ne kadar üzüldüğümü düşünüyordum. Ne kadar üzülüyordum? Bilemiyordum. Düşünmek yerine hissetseydim böyle bir soruyla uğraşmak aklıma bile gelmezdi. Birden fark ettim: Nazlının ölümünün bana vermesi gereken acıyı yaşamıyor, acıyı çektiğimi düşünüyordum.

Başka bir şeyi daha fark ettim: Düşünürseniz; acıyı bir bütün olarak algılayıp onu sadece yaşayandan çok daha derin duyuyorsunuz içinizde.

Onu hayatta tutmak için çok çabalamıştım. Bir ara, iyileşir gibi oldu. Çok fazla kustuğu için yutağında ve yemek borusunda yara oluşmuştu. Bir şey yiyip içmemesini bu yüzden yutkunamıyor olmasına yormuştum. Besleyemezsem öleceğini düşünüyordum. Oysa beslesem de, beslemesem de yakalandığı amansız hastalık onu öldürecekti. Son ana kadar umudumu kesmedim.

Anasını görmedim. Babası, bizim sokağın genç erkek kedilerine kök söktüren yaman bir tekirdi.

Nazlı, nasıl olduysa sokağın son kuşak yavrularının arasına katıldı. Diğerler yavruları beslediğim gibi ona da yemek veriyordum. Diğerlerine göre çelimsiz olduğundan çekinir, onların yanında bir şey yiyemezdi. Ona ayrı bir yerde yemek verir, başında durur, yemesini bekler, gelen diğer kedileri kovalardım. Buna rağmen beni yanına yaklaştırmaz, hele dokunmama hiç izin vermezdi.

Şehir dışında iş bulup, birkaç ay evden uzak kaldım. Döndüğümde Nazlı’yı eve yerleşmiş buldum. Sokaktaki yaşamın ağır koşullarına dayanamayan Nazlı, bir yere sığınmazsa öleceğini anlamış olacak ki eşimin bütün direnmelerine rağmen, eve kabul edilmeyi başarmıştı.

 

Nazlı son günlerini çok sıkıntılı geçirdi. Belli ki acı da çekiyordu. Onu kurtarmak için mümkün olan her şeyi yaptım. Artık özlemekten başka onun için yapabileceğim bir şey kalmadı. 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

KÜÇÜK AVCI
Altay Türklerinin Mağday Kara destanı, 111 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün303
mod_vvisit_counterDün2117
mod_vvisit_counterBu Hafta25193
mod_vvisit_counterGeçen Hafta38588
mod_vvisit_counterBu Ay87167
mod_vvisit_counterGeçen Ay236082
mod_vvisit_counterToplam18185733

Şimdi: 84 misafir, 5 bots var.
IP: 35.175.191.72