Beethoven Diyor ki :

Hayatı sevmiyor musunuz..? Öyleyse zamanı israf etmeyiniz, çünkü hayat ondan yapılmıştır.


Sanatı Siyasetin Tozuna Kaptırmak-İhsan KURT

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

Aslında edebimin gereği bu başlığı koyma durumunda kaldım. Çünkü sanat, edebiyat sadece toza ve poza kaptırılmıyor. Daha süfli alanlara sürüklenmeye son gayretle devam ediliyor… Bunun adını da siz koyunuz artık!
Geçenlerde Ankara’nın dışından bir yazar-şair dostum soruyor. “Ne yapıyorsun? Hangi edebi toplantılara katılıyorsun” diye… Hiç düşünmeden ama sonradan gerçekten çok doğru olduğunu anladığım bir cevap ağzımdan çıkıverdi: Hangi edebi topluluk? Konusu sanat, edebiyat, şiir olan hangi toplantıda olsam bir şekilde konuşmalar “günlük politika” içine getirilip, mesele derinleştirilmediği gibi çirkinleştiriliyor da, demiştim.  Başkent olmak illa ki böyle mi olmasını gerektiriyor? Düşünce ve duygu yerini kısır, günlük siyasi çekişmelerle sanatkârı, yazarı kuşatarak açıkça onun özgürlüğünü elinden alabiliyor. Yahya Kemal acaba boşuna mı Ankara’nın İstanbul’a dönüşünü sevmiş, diyeceğim ama problem sadece Ankara’nın değil, bütün ülke sathına, kültür alanına yayılmış durumda.
Yıllardır çoğumuzun dikkatini çeken bir şey vardı sanat-edebiyat adına… İdeolojileri estiren slogan prangaları ile dolu kırıntılar kırıntılar. Buna sanatı, edebiyatı politize etmek de diyebilirsiniz… Ya da sanat ve edebiyatı katlederek politikanın emrine amade etmek… Bu durum hiçbir zaman azalmadı elbette. Kılık ve metot değiştirerek veya günün merak yollarını keşfederek, boşa geçirilebilecek ilgi alanlarını tespit ederek frekansını artırarak devam etmek-tedir. Burada insana, insanlığa, topluma fayda yerine belirli sermaye kesimlerine ve prangaları altın lale diye sunulmuş ya da kabullenilmiş gruplara her türlü çıkar amaçlanmıştır. Aklınıza gelebilecek çağın sunabileceği bütün çıkarlar… Sanatı, edebiyatı toza dumana katmanın geri-sinde biraz da bu anlayışların payı vardır. Benzeri anlayışlara çanak tutanların rolü vardır.
İşte bu durum özellikle son iki yılda hızını daha da yoğunlaştırarak dikkatleri büsbütün üzerine çekmeye başladı. “Komplo teorileri” adı altında veya dışında ama muhakkak siyasetin tozunun da ilerisinde belki çamuruna bulaştırılarak, hatta bununla üzeri kaplanarak sanki kitaplarla bombardıman edilmeye başlandı. Öyle ki bu tür yayınların meraklılarının arttığını ve kâr hanesini umulanın üzerinde kabarttığını gören çoğu yayıncılar da ibrelerini bu yöne çevirdiler: Parayla imtihan… Sınavların en zoru galiba?
Artık bilim sanat adına, geleceğe kalıcı ve önemli izler bırakacak eserleri yayınlamak yerine politika’nın dilimizdeki anlamını kovalayan, insanların meraklarına güya bu yönde cevaplar arayan günü kurtaran, günceli anlatan kitaplar revaç bulmaya başladı. Ya da böyle bir sanıyı öne sürerek “cambaza bak!” oyununu oynamakta yarar görenlerin varlığı bütün akıllara siyah bir perde gibi indirilmektedir.
Bilmiyorum ne dersiniz? Acaba emperyalizmin farklı bir stratejisi olan kültürsüzleştirmenin farklı bir versiyonu mu ileri sürülmeye başlandı? Yıllardır sanat, ilim adına ideolojiler dayatmasını, fırka dayatmasını (hangi türü olursa olsun) sürdürmeye çalışanlar, sloganlarını okumamız için en kıymetli zamanlarımızı çalanlar şimdi de teknolojinin en son gücünü de kullanarak siyasetin tozuna, günü avlamanın zevkini de katarak komplo teorileriyle bulandırılmış, hayallerine ve saldırılarına sanat cilası kaplayan kitaplarıyla hem paramızı hem de za-manımızı çalma yarışındalar.
Zamanımızı çalma yarışındalar… Hatta bunu şuurlu olarak yapmaktadırlar. Çünkü bilime ve siyasete “politize anlayışlar” “günü ve günceli” kurtarmalar bulaştırılıyor. Bu bulaşıklığın şu veya bu şekilde, şu ya da bu “görüş” adına yapılmasında ister istemez bir durağanlık söz konusu olmakta ki bu da insanların, toplumun zamanının çalınması demektir. Zamanın çalınması bilerek karanlıkta bırakmaktır insanı, insanlığı. Hatta tarihin gelmiş geçmiş en büyük gaspıdır. Çağdaş gasp!
 Paramızı çalanlardan daha tehlikelidir zamanımızı çalanlar.
Bilimi, sanatı işaret ettiğim anlayışlarla hep geleceğe ertelemek, hep gelecek nesillerden medet ummak, yani bilim ve sanat adına geleceğe eserler bırakmamak apaçık bir sorumsuzluğu benimsemiş nesillerin örneğidir.
Artık “cambaza bak!” diyenlere de bakmak gerekir. Ama cebimizi, pardon zihnimizin hürriyetini korumaya dikkat ederek… Düşüncesizliği günü ya da cebi kurtarma adına körük-leyen, sorgulamayı aşındıran sosyal çalkantıların çıkardığı toz ve dumanın emrine merakları-mızı vermek, yerine her kim olursa olsun bu rollere soyunanları yetiştiren zihniyetleri, davra-nışları ilimsizliğin, sanat yoksunluğunun beslediğini unutmamak gerekir. Siz toprağı adam akıllı işlemezseniz o topraklar üzerinde deve dikenleri de olacak ya da o toprakların bir kısmı görünerek veya hiç fark ettirmeden benden doğan ırmaklarla başka topraklara ve sulara sürük-lenecektir.
Kısaca insanımızın önce kendisine ve sonra topluma yararlı, fayda getirebilecek yönde uyanık ve dikkatli olması gerektiği her türlü hastalıklı hesabın dışında işlenebilmelidir. Bu “dikkat”i sık sık çekecek olan zihnini “güncel”e kaptırmamış, siyaset sloganlarının tozuna bulaşmamayı başarabilmiş yazarlar ve sanat adamları olacaktır.
Nerede idealler ve mukaddes ölçüler?
Yok, öyle Fatih dönemi esnafının ahlak anlayışını çiklet yapmak! Çanakkale kahramanlıklarını harcamaya devam etmek! Yunus olmazsa Mevlana’yı o da olmazsa Akif’i dile pelesenk ederek sanat ve düşünce üretildiği gibi sanıların bizleri biraz düşündürmesi gerekmiyor mu artık.
Okunacak kitapları şırınga etmeye çalışan herkesten şüphe etme   anlayışının yanında, “çok satan” tuzaklarına da pirim verilmemesi gerekir. Özellikle bunlar günün meraklarını giderme adına pohpohlanıyor, şişiriliyor ve çıkarın tezgâhlarında pişiriliyorsa zamanımızı çalmalarına izin vermemeliyiz. Hele zihnimizi işgallerine asla!
Sanatı ve bilimi toza kaptırmamada birinci görev de beyinlerini Allah’tan başka bir şeylerin kulluğuna sunmayan, insan olarak bu hürriyet anlayışına bütün kapılarını açmış düşünme nimetini kullanan insanlara düşmektedir. Çünkü onlar verilen bu değerli nimetten sorumludurlar.
Sorumluluğumuzun idraki içinde olmak için de önce ve her şeyden önce görüş alanımız içindeki küçük tuzaklardan çok düşünce alanımızın fark edebileceği sinsi tuzaklara dikkat çekmemiz gerekir sanıyorum. Sanat edebiyat adına bunlardan biri de güncelin meraklılarını avlayan, onları reklamlarının ağına düşüren kitap kılıflı kâğıt tomarlarıdır.
Güne mesaj yollayan bu tür kitaplarla ebediyete mesaj gönderen, “zamanın elinden tutabilen”  eserlerin ayrılmasında her zaman için yarar olacaktır. Zaten meselenin püf noktası da burada yatmakta değil midir?
Ne dersiniz?
Artık yazar olarak, yayıncı olarak, okuyucu olarak ve de halkının gerçek anlamda bilgilenmesini isteyen devlet yöneticileri olarak davranışımıza yön veren payandalarımızdan maskelerimizi sökmemiz gerekmiyor mu?


www.ihsankurt.net

Son Güncelleme: Pazartesi, 26 Eylül 2011 13:22

 

Yorumlar  

 
#1 Ömer Faruk Hüsmüllü 26-09-2011 13:48
İhsan bey, değerli eserlerinizi bizlerle paylaştığınız için teşekkür ederiz.
Tekrar hoş geldiniz.
Selam, sevgi ve saygılarımızla...
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

ALTAYLARDA BİR YİĞİT
Altay Türklerinin Alıp Manaş Destanı, 92 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün8193
mod_vvisit_counterDün4180
mod_vvisit_counterBu Hafta21111
mod_vvisit_counterGeçen Hafta33683
mod_vvisit_counterBu Ay129886
mod_vvisit_counterGeçen Ay161449
mod_vvisit_counterToplam20653389

Şimdi: 65 misafir var.
IP: 3.210.201.170