Mevlana Diyor ki:

Kimde sevgi varsa, Allah'ın varlığı ondadır.


Hüznün Rengi Sarı mıdır?

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

Yürümenin tatlı bir yorgunluğu, nefes nefeseliği, aceleciliği, ahesteliği var ama bunlara bir de yürümenin çağrıştırdıkları ve hüznünü de eklemek gerekiyor galiba. Çünkü ne zaman güz mevsiminin yapraklı yollarında yürüsem, beni hep hassas düşünceler ve tarifi imkânsız gibi gelen hüzünler kaplar.

 

İşte yine güz, yine yolları yapraklar kaplamış. Yüzümüzü serin serin okşayan rüzgârlar yerlerini terk etmiş, artık yerlerini sert, kaba ve hoyrat rüzgârlar almaya başlamış durumda. Bu kalabalık şehrin tenhalıklarında kalmış bir caddesinde yürüyor ve bana bir hoşluk da veren hüzne kendimi bırakarak düşünüyorum:

 

Yarım asra yaklaşan bir ömrün sağanakları durulmuş gibi. Öyle ki aldanışlardan baç almanın zamanları gözlere hitab edip gözlerde kalmayan gönlün tellerine dokunuşlarda gizlenmiş gibi. Ezelde sevgiyi ve sevgiliyi masallara gizlenmiş hassasiyetlerde arayan çağlar törpülenmiş hoyrat zamanların ellerinde. Buna paralel olarak yaşama şekilleri samimi ve derunî ölçülerini de yontmakta. Bu yontuş bazen eğlence tarzında, bazen kaçışların, isyanların ve inkârların müziğine sığınmakta gözlemlenebiliyor. Bazen de hassasiyetlerini kaybetmekte olan bir toplumun ızdıraplarında, sükûtlarında içten içe kanayan bir yara gibi.

 

Artık ne bu şehir, o şehir; ne bu yapraklar o yapraklar. Belki bu ayaklarımıza serilmiş yapraklar, yine o yaprakların ta kendisi ama ben başında kavak yelleri esen zamanları çoktan geride bıraktım. Dönülmezlerin yorgunluğunda ya da durgunluğunda sararan yapraklara bir başka bakıyorum galiba.

 

Yürüyorum bir şehrin ağaçlandırılmış suni ikliminde. Olsun.. Yine de betonları kapatan yaprakların telaşı fark edenleri şaşırtabiliyor. Arabaların rüzgârlarına direnen, artık dallarını kaybetmiş bu yapraklara bakıyorsunuz. Sonra bazı insanların ve yaprakların kader benzerliği sizi hayrete bırakabiliyor. Hayretteysem hayattayım diyebilmenin mutluluğuna şükrediyorsunuz. Yaprakların dallardan düşen burukluğu geçiyor içinizden. Yaprak sarısının tonları gibi hüzne bulanıyorsunuz yapayalnız. Zaten her bir yaprak da yalnız başına ayrı ayrı sararmıyor mu?

 

Yaprakların artık yeşilliklerinden eser kalmamış. Yeşilliklerinden ve diriliklerinden sadece boş bir direnişin izlerini görebiliyorsunuz. Yaprakları güvendiği dalları terk etmiştir. Ya da terk etmek zorunda kalmanın hüznündeler. Şu yapraksız dallar ki, çıplaklıklarının utancını duyuyorlar mı dersiniz? Kendilerini çıplak bıraktıkları için onlara kızgınlar mı? Yoksa gelecek baharda başka yapraklara hazır olabilmenin sessizliğine mi çekildiler.

 

Sararan yapraklar üzerindeki ayaklarım san ki üzüntüsüne bürünerek yürüyor. Maziyi hale getirmenin burukluğunda bozulmasını istemediğim bir büyünün kanatları bir yerlere götürüyor. Topyekûn bir ömrü sadece mutluluk veren hüzünleriyle yaprakların seslerinde ve renklerinde görüp işitmenin de hazzına ulaşıyorum. Ama onlar, güz mevsiminin koşturan gülleri sarı yapraklar kendilerine bir başka görev verilmiş gibi yeni renkleri ile sizleri alıp bir yerlere götürebiliyor. Sizleri ya da fark edebilenleri bir duygunun zenginliğinde ayaklarınızı yerden kesebiliyor. Ya da bazılarının ayaklarını daha sağlam yere basmalarına vesile olabiliyor. Bazılarının, yani duymasını ve düşünmesini bilenlerin, düşünmesini ve sevmesini..

 

Bir şehrin ağaçlandırılmış sunî iklimi de olsa, dalların yere serdiği çeşitli yapraklar savrulan ve sararan hayatları hatırlatmıyor sadece. Bir vuslattan başka bir vuslata koşmanın aceleciliğini görüyorsunuz. Yapraktan toprağa yeniden nazenin bir buse konduruluyor. Kovalamaca birbirleriyle ve de üzerlerine basan insanların adımlarıyla sanki bir yarış misali. Ama bu yarışta bir benzeyişi de çağrıştırmıyor değil: İnsan ve yaprak; insan ve toprak.

 

Biz insanlar zaman zaman yapraklar gibi olmuyor muyuz? Bazen dallar bizi terk ediyor, bazen biz dalları..Yalnız bir fark var galiba; çoğu yaprağın hazanı güz olmasına rağmen, her insanın “güz”ü  ise zaman ve mekan tanımıyor. Hiçbir insan takvimlerde kendisinin “güz”ünü işaret edemediği gibi, başkalarına da bunu belirleme hakkı tanınmamış.

 

Neden bu sarı yapraklar daha çok dikkatimi çekiyor, bilemiyorum.. Duyguların sağanağı gözlerimden yüreğime hücum ediyor. Yüreğime, gönlüme, günlerime, yıllarıma topyekun hakim olan bir tahakküm.. Fakat öyle bir tahakküm ki, kurtulmak isteyeni yok. “Belayı aşk”la tanışıp, onunla kalmak isteyen Fuzulî gibi, bu güz mevsiminde yaprakların çağrıştırdığı hüzünle hoş olabilmeyi arzulamak niçin olmasın?

 

Aslında hüzün insanın asaletli duygularından birisi.. Hüzünde sakin olabilmenin huzuru, muhakeme edebilmenin mutluluğu, özeleştirinin zenginliği, affedebilmenin yüceliği, kısaca “âdem” olabilmenin dayanak noktalarının yattığını görebilirsiniz. İşte sadece bundan dolayı sonbaharda kaldırımlarda savrulan şu sararmış yapraklara sadece “romantizm” olarak değil, hüznü zenginleştirebildiği için bir “nimet” olarak bakmamak mümkün mü?

 

Bütün bu duygulardan, duyduklarımdan, hissettiklerimden ve anlattıklarımdan dolayı zaman zaman, kendi kendime soruyorum:

 

Acaba hüznün rengi sarı mıdır?  

İhsan Kurt

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 28 Eylül 2011 12:29

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

ANADOLU’DAN YÜKSELEN SES
Türkiye Türklerinin İstiklâl Destanı, 192 sayfa .
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün768
mod_vvisit_counterDün3715
mod_vvisit_counterBu Hafta4483
mod_vvisit_counterGeçen Hafta33598
mod_vvisit_counterBu Ay140110
mod_vvisit_counterGeçen Ay116058
mod_vvisit_counterToplam18002594

Şimdi: 101 misafir, 3 bots var.
IP: 34.204.189.171