Cenap Şehabettin Diyor ki :

Gençlik çabuk geçer derler, malesef ihtiyarlık da öyle!


Çizik Çizik Yürekler-2-

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

alt

 

    ‘İki Darbe Arasında’ 265 sayfadan oluşan bir eser. Eserde, İskender PALA’nın Deniz kuvvetlerine öğretmen- teğmen olarak girdiği günden, öğretmen- binbaşı rütbesiyle görev yaptığı son on beş yılda ordudan ihraç edilişine kadar geçen süreç acılarıyla, mutluluklarıyla, şaşkınlıklarıyla anlatılır.

   Önyargıya ve yanlış algılamalara sebebiyet vermemek için 219. sayfada yazarın bir tespitini en baştan vermek istiyorum:’Bu söylediklerimden dolayı TSK’dan eşimin kıyafeti yüzünden atıldığım sanılmasın.On beş yıla varan tecrübelerim bana göstermiştir ki TSK, hiç kimseyi namaz kıldığı yahut başörtülü olduğu için kapı dışarı etmez. Asla bunu yapmamıştır, yapmaz da. Bu konuda iki bakış açısı geliştirir. Eğer namaz kılan bir subay veya astsubayı başkalarına gösterdiği zaman dudağında alaycı bir gülümsemeyle , ‘ İşte bakınız namaz kılan adam böyle olur!’ diyebiliyorsa, o kişiyi ihraç etmez. Ama eğer aynı kişiye baktığı zaman suratında bir hayret ifadesiyle : ‘ Akıl alır şey değil,bu adam da namaz kılıyor!’ dediği an bilinsin ki onun ihraç kararı yazılmıştır. İşte bu yüzden TSK’dan ihraç edilmiş rütbe sahiplerinin kahir ekseriyeti çok başarılı, dürüst, çalışkan, madalyaları ve üstün başarı bröveleri olan insanlardır.’

    İskender PALA, orduda pek çok ismi övgüvle ve saygıyla hatırlarken, pek çok ismi de haksız, adaletsiz ve önyargılı oluşlarıyla hatırlar. Üst rütbeli isimlerden kendisine destek veren, yardım eden, yanında olanlara haksızlık etmek istemez. Bu süreçte yazmaya, araştırmaya, eserler vermeye devam eder. Teğmenlikten Binbaşılığa kadar devam eden süreç onu güçlendirirken; eşi ve  iki çocuğunun geleceği zaman zaman duygusallaştırır yazarı.

 

  ‘İnşaallah ilginç zamanlarda yaşayasın.’ Eski bir Çin bedduasıyla başlar kitap. İskender PALA, öznel bir bakış açısıyla -ki bence çok doğal- içinde bulunduğu zamanı süzgeçten geçirir. 28 Şubat kararlarıyla ilgili tespitlerde bulunur: YAŞ ( Yüksek Askeri Şura) kararlarının ordudan subay ve astsubay ihraç ettiği dönemlerin sancılarından söz ederken, bu kararların çoğunun Atatürkçülük adına yapılmasının kendisini bu konuda incelemeye ve araştırmaya yönelttiğini söyledikten sonra on beş yıllık askerlik hayatını anlatmaya başlar.

   Hemen araya sıkıştırıverdiği şu not önemli: ‘ Kitabımı okuyanlar, anılarımı yazarken takındığım mücadele tavrımın asla bir kurum ile değil, kurumun gücünü ve ideolojisini arkasına alarak kişisel çıkarlar gözetenlere karşı olduğunu göreceklerdir.’

  Yüreği gerçek bir Edebiyat aşkıyla yanıp tutuşan İskender PALA, İstanbul Üniversitesi Edebiyat fakültesini bitirdikten sonra Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde asistan olmak ister ancak ne yazık ki bu mümkün olmaz. 23 Eylül 1980’de evlenir. Evini geçindirmek  zorundadır ve kütüphane memurluğundan aldığı para buna yeterli gelmemektedir. Bunun üzerine Deniz Kuvvetleri’ne hem geçimini sağlamak hem de branşında öğretmen olmak amacıyla 21 Haziran 1982 tarihinde katılır. O sırada ilk çocuğu henüz bir aylıktır. Stajyer öğretmen olarak bir yüzbaşının yanına verilen yazara ‘’Türkçe Dilbilgisi ve Kompozisyon’’kitabı yazma görevi verilir. Ancak, emir- komuta zinciri ve çekişme- iktidar mücadeleleri, kısacası o güne kadar benimsediği davranışlardan çok farklı bir ortamda kendini buluvermesi henüz on beş gün sonrasında istifa etmek düşüncesine kadar sürükleyecektir İskender PALA’yı. On beş yıl geçmeden ordudan ayrılamayacağını o gün anlamıştır. Ve kendi ifadesiyle zor günler onu bekliyordur.

    Bunaldığı günlerden birinde Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı hocası Prof. Dr. Günay Kurt asistanı olması için davet eder. Ancak yapılacak bir şey yoktur. En az on beş yıl, böyle bir teklifi artık kabul etmesi imkansızdır. Geçen zaman İskender PALA için, içinde bulunduğu durumu kabullenme, verilen görevleri titizlikle yerine getirme sürecidir. Ne yazık ki her ortamda olabileceği gibi, İskender Pala’nın itibar görüp, göz önünde olması, çalışmalarının dikkat çekmesi ona zarar vermiş, art niyetli bazı kişilerin yüzünden  düşman kazanmasına neden olmuştu.

   Henüz 12 Eylül’ün izleri silinmemiştir. Hala sağ/ sol tartışmaları, ideolojik çatışmalar insanların belleğinden silinmediği gibi davranışlarına da yansımaktadır. İskender Pala’nın kendisininde itiraf ettiği gibi lider yaratılışı geri adım atmaz. Israrla bilgi birikimini, çalışkanlığını ortaya koyar. Siciliyle ilgili hiçbir olumsuzluk onun içine çekilmesine, faklı davranmasına neden olmaz. Bu arada doktorasını yapmış, Muharrem Ergin, Tahsin Yücel gibi önemli isimlerin oluruyla doktorasını almıştır.

   İskender PALA, daha mesleğinin başlangıcında çektiği bu acılara durmadan yenisini ekleyecek, verilen rütbeler geri alınmaya çalışılacak, zaman zaman anlamını veremediği nedenlerle görevinden uzak tutulması için bahaneler bulunacaktır. Sonunda olanlar olur. Hazırladığı kitapta bir binbaşının adını kasıtlı olarak olumsuzluk ifade eden örneklerde kullandığı için öğretmenliğine son verilmiş, Astsubay Hazırlık Okulu’na tayini çıkmıştır.Eşinin başının örtülü olması lojmana taşınmalarıyla tepki almasına neden olmuş, haksız eleştiriler ve dedikodulara rağmen bir süre sonra bu duruma komşuları alışmışlardır. Bu arada yazar, Boğaziçi Üniversitesi'nde ders vermeye başlamıştır.

  Her şeyin yoluna girdiğini düşündüğü bu süreçte, eşi ve çocuklarıyla birlikte Şafak Gazinosu’nu, eşinin başörtüsü nedeniyle terk etmek durumunda kalmaları, namaz kıldığının anlaşılması İskender PALA’nın on beş yıl geçirdiği Deniz Kuvvetlerinde en acı hatıralarını oluşturacaktır.

 1989’un sonlarında yazar Divan Sözlüğü adlı eserini yayınlar. Bu kitap, İskender PALA’nın yeniden öğretmen olarak atanmasına neden olacakken; yazar, bunun yerine Tarihi Deniz Arşivine atanmayı ister. Talebi karşılanır. Divan Sözlüğü adlı eseri Türk Dil Kurumu ve Yazarlar Birliği tarafından ödüllendirilir. Yazarın hayatında seminerlerin, konferansların başladığı yoğun günlerdir bunlar. Çevresi genişlemiş, her anlayıştan, her görüşten insanla yan yana gelmeye başlamıştır. Bu bile daha sonraki günlerde oradan oraya yapılan tayinleri durduramamıştır. Her yıl bir başka yere beş yıl boyunca tayin edilmesi üzerine hakkını aramaya karar veren yazar, bu yüzden kötü günler geçirir. Kızını İmam Hatip Okuluna vermesi bardağı taşıran son damlalardan biridir. Recep Tayip Erdoğan’ın İlhami Paşa’yla sohbeti sırasından yazardan söz ederken: Ha!..Siz bizim İskender’den söz ediyorsunuz.’ demesi ordudan atılması için en önemli adımlardan birini oluşturur.

   Mecburi hizmetinin bitmesine birkaç ay kala ‘ Milli görüş ideolojisine mensup’ olduğu gerekçesiyle ordudan ihraç edilir. Yazar için zor günler başalmıştır. Başvurduğu her kuruluş, her üniversite bir neden bularak başvuru talebini reddetmiş, Herkes kendisine bir zarar verir endişesiyle  çevresinden uzaklaşmıştır.

   İstanbul Kültür Üniversitesi’ne kabul edilmesi  yazarın ve ailesinin hayatında yeni bir sayfa açacak ama çekilen acılar, derin izler bırakacaktır.

   İskender PALA, eserini ‘ Çok şükür mazlum oldum, zulmeden olmadım.’ diyerek bitirir. Kitabın  sonunu ‘Belgeler’e ayırır. O güne kadar önemli bulduğu tüm yazışmaları belgeler..

   Baştan sona eseri okurken hangi görüşe ya da hangi ideolojiye sahip olursak olalım demokrasi ve özgürlüklere olan inancımız insan olma çizgisinde nesnel bir bakış kazanıyor. Eser boyunca yazar, her ideolojiden ve her anlayıştan insanla görüştüğünü ama hiçbir ideolojiye mensup olmadığını ısrarla belirtirken belki de bunu düşünmemizi ve nesnel olmamızı istiyor.

   

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 02 Nisan 2014 16:21

 

Yorumlar  

 
#1 Ömer Faruk Hüsmüllü 13-10-2011 22:39
Bir solukta okudum.
Teşekkür ediyorum sevgili kardeşim.
**
Okurken üzüldüm de... Şayet yazarın anlattıkları doğruysa, burada bir insana çok büyük haksızlık da yapılmış oluyor.
Anladığım kadarıyla, sayın İskender Pala, branşında başarılı, bilgi birikimi olan bir kişi. Böyle bir insanı değerlendirmek yerine, harcamaya gitmek anlaşılır gibi değil.
**
Yazarın siyasi tercihi beni hiç enterese etmiyor. Kendisi de zaten ısrarla bir siyasi görüşe mensup olmadığını savunduğuna göre, ona inanmak zorundayız.
**
Böylesi değerli bir eseri tanımamıza yardımcı olduğunuz için tekrar teşekkür ediyorum.
Saygılarımla...
Alıntı
 
 
#2 Hilal Dolunay 14-10-2011 09:51
Teşekkürler ediyorum Değerli Ömer Faruk Hocam. İskender PALA özellikle edebiyatımıza yaptığı katkılarıyla hepimizin gönlünde taht kurmuş bir isim.

Tahlilimde mümkün olduğunca nesnel davranmaya çalıştım. Beğenmenize çok sevindim. Saygılarım selamlarımla...
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

DEDE KORKUT’UN DİLİNDEN
Oğuz Türklerinin Korkut Ata Destanı, 172 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün3784
mod_vvisit_counterDün4654
mod_vvisit_counterBu Hafta66805
mod_vvisit_counterGeçen Hafta39139
mod_vvisit_counterBu Ay111179
mod_vvisit_counterGeçen Ay157243
mod_vvisit_counterToplam18366988

Şimdi: 45 misafir, 11 bots var.
IP: 3.94.129.211