Beethoven Diyor ki :

Hayatı sevmiyor musunuz..? Öyleyse zamanı israf etmeyiniz, çünkü hayat ondan yapılmıştır.


Yazarların “Güncel” Tuzağı

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

 

Yazarların “Güncel” Tuzağı


İdeolojilerin borazanı olma basamağından sonra politika ve politize basamağına adım atan ve hep “güncel”in peşinden sürüklenen kalemler artık “yazar” kimliği ile görünüyorlar.  Giderek okuyucular da yazarı bu davranıştaki insanlar olarak algılamaya başlıyorlar. Dolayısıyla hep günceli yazan ve güncelde kalanların kitapları daha çok okunuyor mu bilemem ama daha çok satıldığı bir gerçek zamanımızda. Belki “gelişmişliğin”, “ilerlemenin”, “değişmenin” ölçülerinden biri de bu olsa gerek. Yahut bütün alanlarda sergilenmekte olan çarpıklıklardan biri de yazan ve yazar için de sahneye konulmaktadır. Daha çok tefekkür etmesi gereken, herkesten çok sorgulaması gereken, tarafların cephesinden değil öz cephesinden bakması gereken yazarlar da bu şekilde “güncel”in tuzağına düşürülüyor, düşebiliyor.

Düşünenden ve düşüncelerden çekinenler, korkanlar, hatta tedirgin olanlar yazarı da “güncel” tuzağına çekerek ve de güncelde tutarak korkularına savunma mekanizmaları geliştirmekte devam etmektedirler. Böyle davranmakla onlar kendilerine göre belki haklıdırlar. Çünkü her çağın düşünen ve düşündüklerini üretenler üzerinde “uygulamalar” adı verilen farklı tuzaklar geliştirdikleri bir gerçektir. Bunlardan sefil, küçük birçok tuzakları saymakla bitmez. Ancak çağımızın giderek güç kazandırdığı ve önem verdiği “güncel” tuzağı bunların üstünde ve çok ilerisindedir.

Belki dün “saraylı yazar”, “saraylı şair”den bahsediliyordu. Hani birkaç akçaya ya da başarısına göre(!) bir kese altına bir şeyler yazanlardan. Saraylar kalktı diye bunlar ortadan kalkmadı maalesef. Galiba “gelişmişliğin de”(!) etkisiyle bunların türü zamanımızda o kadar çoğaldı ki… Nemalanmayacağı kapıya göz kırpmayan, doğrusu kalem oynatmayan ya da tuşlarına dokunmayan türlü türlü yazarlar(!) türedi… Gazeteci-yazar, propagandacı yazar, propaganda olan yazar, günü kurtaran yazar vs… vs… Yazarın sadece “yazar” olması gerekirken çeşitleri ve çeşitlerinin türevleri üretilmeye başlandı. Bu anlayışta bilimin gereği olan bir sınıflandırma ihtiyacından çok bir tuzağa doğru itme hinliği neden bulunmasın? 

Araştırmacı yazar (ne demekse, araştırmadan, okumadan yazar olunacakmış gibi), gazeteci yazardan sonra şimdilerde de cemiyetçi yazar, cemaatçi yazar, komplo üretici yazar vs. amip gibi çoğaltılmaya başlamış durumda. Arabesk söz dizilerinden kurtulamayan “şair”, sayıklamaları “şiir” diye ekranlara taşıyan şovmen sunucu,“günceli” düşünce ve fikrinin mihenk taşı yapan, internette “çok tıklanma” başarısını(!) yakalayan yazar, psikolojik problemlerinin yansımalarını tuvaline aktaran ressam ve benzerlerini de bunlara eklemek mümkün.

Bütün bu çeşitlilik ve zenginlikten(!) sonra, özellikle son yıllar dikkate alındığında herhalde bunlara artık bir de “güncel yazar” kavramını ekleyebiliriz. Çünkü artık zamanımızda “güncel saraylarının padişahlarına” yaklaşabilenler akçelerine kavuşabilme mutluluğuna erişebiliyorlar. Maalesef ufku bugünde kalanlar ve sadece bugünü gösterenler kabahatli değil bu durumda. Bunun yanında zekâ derinlikleri ancak “günceli” anlama seviyesinde olanların ilgileri de meseleye çanak tutmaktadır. “Günceli” yazan için yeni konu, düşünce alanı arama zahmetine katlanmaktan da bahsedilmez. Çünkü hazırlopçuluk güncelin mayasında vardır. Günceli yazılarına taşıdıkça arttığını gördüğü “ilgi” avcılığını da buna eklerseniz niçin “güncel” yazılmasın ve “güncelde” kalınmasın. Zaten bu durum aynı zamanda çağın insanlara pohpohladığı “günü kurtarma” felsefesine de uygun düşmekte değil midir?

Burada “günceli” yazmakla hep “güncelde kalan” yazarı ayırt etmek gerekir.  Mesleğinin gereği olarak gazeteci daha çok günceli yazma, haber verme durumundadır. Sözümüz zaten bunlar için değil. Bizim işaret etmek istediğimiz hep güncelde kalanlardır. Tabii ki bunun yanında bir de güncel modasına uyan ya da güncel tuzağına düşenlerden de bahsetmek mümkün.

Dikkat ediniz! Yazarlar artık fikri yenilikleri, düşünce temelleri ve benzeri anlayışlarıyla, farklılıklarıyla, kurmayı başardıkları ekolleri ile pek anılmıyor, eleştirilmiyor, değerlendirilmiyorlar… Varsa yoksa güncelin peşinden gidip gitmediği, varsa yoksa her zaman belki haklıdan değil kuvvetliden yana bir şeyler yazdığı, onlara sırtını dayadığı ile ilgilenilmeye, “değer” ya da değersizlik addedilmeye başlanılmış durumda. Haksızlık yapmadan, hakkaniyetle son on, bilemediniz on beş yılın kitaplarının acaba kaçta kaçı zamanımıza iz bırakmış, günceli aşarak kültürümüze, düşünce ve fikir hanemize hangi orijinal değerleri katmıştır sorusuna cevap aramaya kalkışalım. Kendimizi kandırmadan ne derece bulgular elde edebiliriz? Bu konuda büyük kaygılarım var elbette…

Yazar, deyince artık “fikir üreten”, sanat eserleri ortaya koyan şahsiyetlerden ziyade günlük bir gazetede yazan, yazması gereken, günlük politikalar peşinde koşan, dedi koduları yazıp daha sonra bunları kitaplaştırarak reklam imkânlarından yararlanıp bunları satabilen kişiler akla geliyor ya da bunlar öne çıkıyor artık.

Sadece güncelde kalmak ve hep günceli yazmak okuyucuya neler kazandırır, kaybettirir sorusuna birkaç değişik cevap verilebilir:  Mesela dedi-kodu kültürünün(!) “Müslüman” kimliğini sık sık vurgulayan yazarlarda, “akademik” unvan almış kalemlerde dahi yer etmesi… Halkın, özellikle sadece televizyon seyredip gazete okuyan halkın her gün, her zaman meseleleri “güncel” çıkmazındaki sunulanlarla değerlendirmesi… Aslında sanat, düşünce ve bilim adamlarının ya hiç dikkate alınmaması ya da onların “yok sayma” köşelerine fırlatılması. Güncel bombardımanları ile bunların eserleri, yazdıkları ve ürünlerinin öne çıkarılmasını engellemek için planlı ama sinsi bir şekilde güncel ile zihinlerin işgalinin sürdürülmesi…

Ancak bu cevaplar nasıl ve ne şekil olursa olsun içinde bugünden yarınlara fikri zenginlikler sağlayamayacağı, okuyanlara düşüncenin sağlıklı kapılarını aralamayacağı yönünde olduğu gerçeği birkaç örnekten bile anlaşılmaktadır. Aslında işaret ettiğim anlayışın giderek ağırlık kazanmasından “gelişme” adına hem fertler hem de toplum, geleceklerini kurabilme yolunda hep zarar görecek demektir. Çünkü “güncel” ertesi günle, ertesi yıl ile silinmek durumundadır. “Müslüman kimliğini sık sık vurgulayan yazarların dedi kodu yapması gibi” örnekler dikkate alındığında bireyin hayatını çelişkilerin kapsayacağı, çelişkilerin hangi huzuru ve mutluluğu getirebileceği düşündürücü olacaktır. Elbette bu durum eğer diğer anlayışlar içinde de barındırılıyorsa, onlar için de bu geçerli olacaktır. Yani ideolojik, siyasi farklılıklar ne olursa olsun çelişkilerinden kurtulamayacaktır. Aynı zamanda fikir fukaralığına da sebep olacaklardır. Bu durum aynı zamanda uyumsuzluklar, engellenmeler ve dolayısıyla iç çatışmaların da kaynağını teşkil edecektir.

Halkın, özellikle sadece televizyon seyredip gazete okuyan halkın her gün, her zaman meseleleri “güncel” çıkmazındaki sunulanlarla değerlendirmesinde de güncel tuzağına düşmüş yazarların payı yok sayılabilir mi? Yani “güncelde kalma tuzağı” sadece yazarları içine almakla kapanmıyor, kapanmayacak da…
Peki, sanat, düşünce ve bilim adamlarının ya hiç dikkate alınmaması ya da onların “yok sayma” köşelerine fırlatılması hangi “çağdaş anlayış”, “özgür düşünce” ve “gelişmişlikle” izah edilebilir? “Güncel” ile zihinlerin işgalinin sürdürülmesinin temel bir tek açıklaması olsa gerek ki buna da “sürü psikolojisini” diri tutarak her zaman güdüleceklerin sayısını artırmak denir her halde…

Bir yazarın “günceli” yazmasında ya da hep “güncelde” kalmasındaki sorumluluğun sadece kendisine yüklenmesi pek haklı bir anlayış olmasa gerek. Çünkü yazarın, yazarların böyle çıkmazlarda dolaşmasına okuyucuların yanı sıra yayıncılar da prim vermektedirler. Güncele prim veren okuyucuyu gören yayıncı da şu veya bu sebeplerden günceli yazanı ve “güncel yazarı” tercih etmekte hiçbir mahsur görmemektedir. Çünkü onun ilk ve öncelikli amacı fikir, düşünce, asil sanattan öte daha çok satmak ve satabilmektir. 

Oysa şu gerçek zihinlere çok iyi kazınmalıdır: Yazarın tuzağı “güncel”, zenginliği “güncel”de kalan yazar olma hevesidir. Açıkça “tefekkür”, “yeni olan”, “orijinal olma” kaygısı taşımak hiç değildir. Oysa çıkışları “güncel” olanların kalıcılıkları da “güncel” ile iz bırakmadan kaybolacaktır. Dünün örnekleri bu neticeyi ayan beyan göstermektedir.

**

Kaynak: 

http://www.ihsankurt.net/Yeniyazilar/yazarlar%C4%B1n.asp

Son Güncelleme: Pazar, 16 Ekim 2011 12:29

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

YARDIMSEVER AVCI
Kazak Türklerinin Kambar Batır Destanı, 96 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün8358
mod_vvisit_counterDün4180
mod_vvisit_counterBu Hafta21276
mod_vvisit_counterGeçen Hafta33683
mod_vvisit_counterBu Ay130051
mod_vvisit_counterGeçen Ay161449
mod_vvisit_counterToplam20653554

Şimdi: 43 misafir var.
IP: 3.210.201.170