Aristo Diyor ki :
 
Her insan öfkelenir, bu kolaydır; fakat tam adamına, tam ölçüsünde,tam zamanında, tam yerinde ve tam usulünde öfkelenmek, ne herkesin kudretindedir, ne de kolaydır.


BATI EDEBİYATINDAN ŞİİRİMİZE GİREN NAZIM BİÇİMLERİ-2-

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

alt

 

 

         3-SERBEST MÜSTEZAT

        Serbest Müstezat, Fransa’da ortaya çıkmış bir nazım biçimidir. Sembolist şiirlerde daha çok kullanılmıştır. Bizim edebiyatımıza yansıması Divan şiirindeki Müstezat türünün serbest kullanımı şeklinde olmuştur. Divan şiirinde Müstezat Gazelden türemiş bir nazım türüdür. Her uzun dizenin sonuna eklenen –ziyade- adı verilen kısa bir dizeden ibarettir. Aruzun "mef'ulü/ mefailü/ mefailü/ feulün kalıbı kullanılarak yazılırlar. Ziyade bölümünde  ise mef'ulü/ feûlün kalıbı kullanılır.

    Daha çok Servet-i Fünun edebiyatında ve Fecr-i Ati edebiyatında kullanılan Serbest Müstezat’ta belirli bir uyak anlayışı yoktur. Bu türün en önemli özelliği nazmın nesre yaklaştırılmasıdır.

   Serbest Müstezat örnekleri:

              ÖMR-İ MUHAYYEL

Bir ömr-i muhayyel...Hani gülbünler içinde

Bir kuşcağızın ömr-i bahârîsî kadar hoş;

Bir ömr-i muhayyel...Hani göllerde,yeşil,boş

Göllerde,o sâfiyet-i vecd-âver içinde

Bir dalgacığın ömrü kadar zaîl ü muğfel

Bir ömr-i muhayyel!

Yalnız ikimiz,bir de o:Ma'bûde-i şi'rim;

Yalnız ikimiz,bir de onun zıll-ı cenâhı;

Hâkîlere bahş eyleyerek hâk-i siyâhı

Dûşunda beyaz bir bulutun göklere âzim.

Her sahn-ı hakîkatten uzak,herkese mechûl;
Bir safvet-i masûmenin âgûş-ı terinde,

Bir leyle-i aşkın müteennî seherinde

Yalnız ikimiz sayd-ı hayâlât ile meşgul.

Savtındaki eş'ar-ı pür-âhenk ile mâlî,

Şİ'rimdeki elhan-ı muhabbetle nagam-saz,

Ah istiyorum,göklere âmâde-i pervâz

Bir lâne-i âvârede bir ömr-i hayâlî...

Bir ömr-i hayâlî...Hani gülbünler içinde

Bir kuşcağızın ömr-i bahârîsî kadar hoş;

Bir ömr-i hayâlî...Hani göllerde,yeşil,boş

Göllerde,o sâfiyet-i vecd-âver içinde

Bir dalgacığın ömrü kadar zaîl ü hâlî

Bir ömr-i hayâlî!                                                     

Tevfik Fikret

Elhan-ı Şita

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
Eşini gaib eyleyen bir kuş
gibi kar
Geçen eyyâm-ı nev-bahârı arar.

Ey kulûbun sürûd-ı şeydâsı,
Ey kebûterlerin neşîdeleri,
O bahârın bu işte ferdâsı:
Kapladı bir derin sükûta yeri
karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar.

Ey uçarken düşüp ölen kelebek,
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
gibi kar
Seni solgun hadîkalarda arar.

Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpâze
Na'şın üstünde şimdi ey mürde
Başladı parça parça pervâze
karlar
Ki semâdan düşer düşer ağlar.

Uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
gibi kar
Sizi dallarda lânelerde arar.

Gittiniz, gittiniz ey mürgan,
Şimdi boş kaldı ser-te-ser yuvalar,
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgan:-
Son kalan mâi tüyler kovalar
karlar
Ki havâda uçar uçar ağlar.

Cenap Şehabettin

 

O BELDE

Denizlerden 

Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin. 

Bilsen 

Melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan 

Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin! 

Ne sen, 

Ne ben, 

Ne de hüsnünde toplanan bu mesa, 

Ne de alam-ı fikre bir mersa 

Olan bu mai deniz, 

Melali anlamayan nesle aşina değiliz. 

Sana yalnız bir ince taze kadın 

Bana yalnızca eski bir budala 

Diyen bugünkü beşer, 

Bu sefil iştiha, bu kirli nazar, 

Bulamaz sende, bende bir ma'na, 

Ne bu akşamda bir gam-ı nermin 

Ne de durgun denizde bir muğber 

Lerze-i istitar ü istiğna 

Sen ve ben 

Ve deniz 

Ve bu akşamki lerzesiz, sessiz 

Topluyor bu-yi ruhunu guya. 

Uzak 

Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak 

Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz... 

O belde?

Ahmet Haşim

4-MENSUR ŞİİR

     Fransız edebiyatından edebiyatımıza girmiş bir türdür. İlk örneklerine Şinasi’nin Fransız edebiyatından yaptığı çeviri örneklerinde rastlanır. Düzyazı şeklinde yazılan bu türde seci ( düzyazıda kullanılan kafiye) ve aliterasyonlar ( aynı ünsüzlerin kulakta iz bırakacak sıklıkla kullanılması) düzyazıya şiirsel bir ahenk verir. Halit ziya Uşaklıgil Mensur şiir türünü edebiyatımızda ilk kullanan isimdir.

Mensur şiir örnekleri:

     Gözlerin elindeki güle dikilmişti,parmakların aheste aheste yaprakları koparıp rüzgara veriyordu
Seni seyrettikçe kalbimde hüzünler hissediyordum.Şu anda hayalhanenin acı acı fikirlerle meşgul olduğundan emindim.Yapraklar bitinceye kadar hiç tavrını ve meziyetini değiştirmeyerek hazin hazin sükut ediyordun.Lakin son yaprak son metanetini mahfetti birdenbire gözyaşın hasıl oldu.
Ağladın şimdi toprakta konuşmuş başını sineme dayadın hüngür hüngür ağladın.
Bende ağlıyordum.Senin ağlayışına ağlıyordum.Senin gözlerin sükut etti lakin benimkiler devam ediyor.
O zamandan beri sarı gülleri görmesini arzu etmem,çünkü en kıymetlisini mezara gömdüm.

Halit Ziya UŞAKLIGİL

Erenlerin Bağından

     Yıllar yârlardan, yârlar yıllardan vefasız. Kara baht bir kasırga gibi. Bu ne baş döndürücü iş? Geceler günleri, günler geceleri kovalıyor; cefalar cefaları kolluyor. Saçlarımızda aklar akları, alnımızda çizgiler çizgileri doğuruyor. Kadere boyun eğmek güç, isyan tehlikeli, felek hiç acımayacak mı? Heyhat, aziz dost, onu döndüren kara bahtın kasırgası...

"Bahçeler bozuldu, yuvalar dağıldı, yollar silindi, cihan viran oldu." Yaşlı gönül şimdi böyle diyor; her şeyi kendine eş görüyor. Bu da yanlış duygulardan biri... Cihan ne vakit bayındır idi? Bahçelerde ne vakit güller açtı? Ne vakit yuvalarda bülbüller öttü? Yollardan ne vakit yârlar geldi? Umduk, bekledik, düşündük. Hangi şey umduğumuza uygun düştü? Gördüğümüz düşündüğümüze benzedi mi? Gelenler beklediğimize değdi mi? O mutlu ve yüce saat hangi saatti ki, içinde iken "Geçme! Dur!" diye haykırdık? Hiçbiri, aziz dost, hiçbiri! Belki hepsini geçsin gitsin diye bekliyorduk; çünkü onlar birbirinden çirkin, birbirinden yararsız saatlerdi. Kimi bir damla gözyaşıyla, kimi tek bir "Eyvah!" ile kimi bir esnemeyle, kimi yalnız susmayla dolup gitti. Onlar birer birer yeniden gelsin ister misin? Hayır, hayır, hayır; değil mi?

Şimdi kalbimiz boş, başımız doludur. Ağzımızda zehir, gözlerimizde ateş var; tatsız bir içki sersemliği içindeyiz. Ve artık yolun ortasını geçtik ve saçlarımızda aklar akları ve alnımızda çizgiler çizgileri doğuruyor. Ve ellerimiz, dizlerimiz titriyor ve önümüzdeki ufuklardan yok olma havası esiyor. Söyle, gençliğini ne yaptın? Söyle, gençliğimi ne yaptım?

Yakup kadri KARAOSMANOĞLU

5-SERBEST NAZIM

Hiçbir kurala bağlı kalmadan yazılmış son dönem şiirimizde kullanılan nazım biçimidir. Ahenk, ses uyumları (aliterasyon- asonans) ve iç musikiyle sağlanır. Servet-i Fünun döneminde edebiyatımıza girmiş, Garip şiiriyle ( Orhan Veli Kanık- Melih Cevdet Anday- Oktay Rıfat) ve Nazım Hikmet şiirleriyle edebiyatımızda işlev kazanmıştır.

Serbest Nazım Örnekleri:

İstanbul’u Dinliyorum

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor derken
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı,
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular,
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Başında eski alemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan.
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.
Alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.

Orhan Veli Kanık

Bugün Pazar

Bugün pazar.

Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...

        Nazım Hikmet

 

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 02 Nisan 2014 16:12

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

KAYADAN DOĞAN KIZ
Hakas Türklerinin Altın Arığ Destanı, 112 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün7642
mod_vvisit_counterDün33907
mod_vvisit_counterBu Hafta47658
mod_vvisit_counterGeçen Hafta39139
mod_vvisit_counterBu Ay92032
mod_vvisit_counterGeçen Ay157243
mod_vvisit_counterToplam18347841

Şimdi: 25 misafir, 18 bots var.
IP: 100.26.176.182