ATSIZ DİYOR Kİ:

Taviz verene başkaları, kavga çıkarmadığı için belki "aferin" der ama kimse onu şerefli ve haysiyetli saymaz.


Mukaddes Öfke

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

Neredeyse kırk yıla yakın bir zaman önce derse ilk defa gelen bir hocamızın tavrını hareketlerini ve sözünü bugünkü gibi hatırlıyorum.

Adını önceden duyduğumuz ama yüzüne çoğumuzun aşina olmadığı bir hoca sınıfa hızlı bir şekilde giriş yapmıştı. Ciddiyeti, vakurluğu desem daha iyi olacak herhalde kendisine yakışan sınıf üzerinde tek tek gözlerini gezdirmekle kalmıyor, kara tahtanın önünde gidip gidip geliyordu. Gözleri biz öğrencilerde olan bu kişi iki eli de arkasında yürürken konuşmuyor, sanki bizlerden bir şeyler denmesini bekler gibiydi. Oysa biz öğrenciler gelenin bir öğretmen olduğunu biliyor ama kim olduğunu bilmiyorduk. Aksine bizler ondan kendini tanıtmasını bekler durumdaydık. Belirli bir süre sadece hocanın ayak sesleri sınıfı doldurdu. Hepimiz dikkat kesilmiş vaziyetteydik. İşte tam bu anda içimizden bir arkadaş artık meraklarımızı giderecek soruyu hocaya sordu. Arkadaşımız hocanın yaşını biraz da bizlere yakın bulduğundan olacak soruda bir alay da gizliydi:“Hocam ne dolanıp duruyorsunuz? Yoksa aşık mısınız?”
Hoca çakmak çakmak bakışlarıyla kürsünün başına geçti. Sınıfı toptan kucaklayan davudi bir sesle cevap verdi: “Evet, aşığım… Var mı bir diyeceğiniz?”
On sekiz, yirmili yaşlardaki bizler hocanın verdiği bu cevap karşısındaki şaşırmıştık. Bazıları da birbirine bakarak gülmüşler, kendisinden beklenmeyen cevapla şakalar yapmaya başlamışlardı. Sınıfta gruplar halinde konuşmalar olduğundan sınıfta bir uğultu başlamıştı. Tam bu esnada sınıfın ortasına patlar gibi bir ses düştü: “Evet aşığım… Konuşmalarınızdan anlıyorum ki sizlerin tasavvur ettiği gibi bir aşık değilim ben. Arkadaşlar! Sizlerin bahsettiği Leylalara, Mecnunlara aşıklık dönemlerini çoktan aştım… Ben vatanıma, ben milletime aşığım… Şimdi anladınız mı?”
“Bu ne öfke hocam?” dendiğinde;
“Mukaddes öfke” dedi. “Bu vatanın dertleriyle dertlenme, onu iliklerinde hissetme durumuna karşı çaresiz kalmaya ama öfkeyi de elden bırakmamaya denir”.
Belli ki hocamız bizlere de pek açıklamak istemediği bir duruma canı sıkılmıştı. Soyadı gibi “Karabulut”lar dolaşıyordu yüzünde… Önce sınıfa bir sessizlik hakim oldu… İçimizde henüz daha üç ay önce Kıbrıs çıkarmasına katılmış iki veya üç genç gazi arkadaşlarımız vardı. Bu kahramanlardan birinin katıla katıla ağladığını fark ettik. Bazılarımız hayretle, bazılarımız şüpheyle, bazılarımız da anlamaya çalışarak arkadaşımıza bakıyorduk.
Daha sonraları o ağlayan arkadaşla samimiyeti ilerlettiğimizde neden duygulandığını, ağladığını bana anlatmıştı… O zaman basının da çokça yazdığı gibi bir doktor ve çocuklarının küvette öldürülmesine şahit olmuştu arkadaşımız. Çok etkilenmiş, hatta anlattıklarına göre şoka girmişti bu durumdan:
“O manzara hala gözlerimin önünden gitmiyor. Aylarca geceleri kâbuslarımda hep feci durumu yaşadım. Haftalarca yemek yiyemedim, su içemedim. Çünkü ne yesem içsem hemen istiğfar ediyordum. Çocukların durumu kelimelerle anlatılacak gibi değildi…”
O zaman cephe belli, düşman belliydi. Ya şimdi? Ormanıma saldıran baltanın sapı aynı ormandan gibi görünüyor.
Ya şimdi hemen her gün öldürülüyor… Yanacak ana yürekleri bitiriliyor, tüketiliyor, öksüzler çoğalıyor... Gök ekini biçmiş gibi, neredeyse her gün bir, birkaç fidanın dağlarca devriliş haberleri geliyor.
Bunlar yetmiyor Başkentin göbeğinde gündüz bombalar patlatılıyor, canlar yerle bir ediliyor.
Metanetimi korumalıyım ama öfkeliyim;
Nasıl öfkeli olmayayım? Öfkeliyim, çünkü Türk bayrakları yakılıyor, neredeyse haber bile olmuyor. Bu da yetmiyor Türk bayrakları “tahrik unsuru” olarak görülebiliyor, bu vatan toprağı üzerinde bu açıkça söylenebiliyor.

Öfkeliyim, hocamın bizlere, bana emanet ettiği vatanın yüreğinden kanlar damlıyor!
Çırpınıyor, feryat ediyor, kendimi yeyip bitiriyorum. Duadan başka elimden bir şey gelmediğini gördükçe kahroluyorum. Öfkeleniyorum… Öfkeleniyorum… Öfkenin bu kadar mukaddes olabileceğini yeni anlıyorum.

Duygu yoğunlundayım, duygularım allak bullak. Aklıma mukayyet ol Ya Rabbi!
Sorularım var sayısız, hiç birine ne cevap buluyor ne de cevap alabiliyorum.
Yürekler dağlanıyor yürekler! Anadolumun kimsesiz kalan ocak başlarındaki kimsesizliklere alışamıyorum.
Sıradanlaşıyor şehit haberleri,
Nerdeyse şehit olanlar suçlanacak, milletin kesesinden maaş alırken hainler!
Her gün şehitler verilirken,
Öfkem var!
Verilen şehitlerin ardından yorum adlı gevezeliklere öfkem var!

Öfkemi gömmeye çalışıyorum içime ama umudu yitirmiyorum. Çünkü umutsuzluk hiç bize göre değil.

Metanetimi korumalıyım ama yine de öfkeliyim.
Mukaddes bir öfke bütün varlığımı sarmış durumda!

İhsan Kurt


*** 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

Manas

Kırgız Türklerinin Manas Destanı'nın ilk bölümü, 109 sayfa.

Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün8344
mod_vvisit_counterDün4180
mod_vvisit_counterBu Hafta21262
mod_vvisit_counterGeçen Hafta33683
mod_vvisit_counterBu Ay130037
mod_vvisit_counterGeçen Ay161449
mod_vvisit_counterToplam20653540

Şimdi: 41 misafir var.
IP: 3.210.201.170