ATSIZ DİYOR Kİ:

Taviz verene başkaları, kavga çıkarmadığı için belki "aferin" der ama kimse onu şerefli ve haysiyetli saymaz.


KABUS (1)

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

Sözcüklerinin önüne büyük bir barikat konmuş gibiydi. Dudaklarını aralamaya çalışıyor ama başaramıyordu bir türlü. Sıçradı,  sonra  bir daha, sonra bir kez daha.
 
Kahrolası yatak, onu kendisine  çivilenmişcesine  ayağa kalkmasına mani oluyordu. Öylece tavana bakıyordu. Çıkardığı hırıltının farkında bile değildi. 
 
Engin,  eşinden gelen garip sesi işitir işitmez endişe ile  yataktan fırladı ve Elif’i omuzlarından kavrayarak ileri geri sallamaya başladı.  
 
“Canım kalk! Kabus görüyorsun! Bak tutuyorum elini. Hadi sakin ol! Gördüğün gerçek değil!
 
Elif’in kızıl saçlarının arasından süzülen teri Engin eliyle sildi ve karısının alnına sevgi dolu bir öpücük kondurdu.
 
“Hadi pamuk prensesim, masallardaki gibi uyan ve iyiyim de. Kırma beni!”
Elif  “Yine aynı yüzü gördüm! Pis pis sırıtıyordu bana! Kim bu adam Engin! Ne istiyor benden!” dedi boğuk bir sesle. 
 
Engin “Nihayet konuştu” dedi derin bir nefes alarak. Elif’in buz kesmiş ellerinden tutarak, narin bedenini göğsüne doğru çekti ve başını geniş omzuna doğru yerleştirdi. Karısının dalgalı saçlarının arasında parmaklarını usul usul gezdirdi. 
 
“Böyle olmayacak sevgilim! Senin mutlaka tıbbi yardım alman gerek! Doğru  dürüst uyuyamıyorsun bile. Üstelik, son zamanlarda bu durum oldukça sıklaştı.  İşyerime gidince müdürümle bir görüşeyim de seni hastaneye götürmek için izin isteyeyim.” 
 
Elif, kendini hızla geriye doğru çekti. İnce, yay gibi kaşlarını iyice yukarı doğru kaldırdı ve başını iki yana salladı. Kollarını birbirine sıkıca kenetledi. Başını iyice öne eğdi. Kızıl saçları, olduğu gibi yüzünü örtmüştü. 
 
Engin “Hadi canım benim! Uzat bana elini de banyoya gidelim, güzelce yüzünü yıkayalım ve biraz balkona çıkalım. Temiz hava çok iyi gelecek eminim. Hadi!” dedi yumuşak bir ses tonuyla.
 
Elif, ısrarla elini vermiyordu. Ayrıca arkasını ani bir hareketle dönerek, kocasının, yüzüne dökülmüş saçlarını düzeltme hamlesini de engellemiş oldu.
 
Engin’in içi daha da daralmıştı.  Onu, bu halde bırakıp işe gitmek hiç içine sinmiyordu ama sonuçta sorumlulukları vardı. Servise yetişmek için on beş dakikalık bir zamanı kalmıştı. 
 
“Elif, ben çıkmak zorundayım canım! Yalvarırım yüzünü bana dön ve doktora gitmeyi kabul ettiğini söyle bana. Lütfen!”
 
Elif, gözyaşlarını gizlemeye çalıştı ama başaramadı.
 
 “Sen yoksa benim deli olduğumu mu düşünüyorsun?” dedi sesi titreyerek. 
 
“Nereden çıkardın bunu hayatım! Sadece o gördüğün her ne karın ağrısıysa yatak odamızdan çıkarmak istiyorum anladın mı? İki kişilik yatakta üç kişi olarak uyanmaktan bıktım! Elimde olsa da rüyana girip o lanet olası herifi gebertsem! Çıksın gitsin istiyorum ikimizin hayatından!”
 
Elif, hiç tepki vermedi. Engin, bir saatine bir de karısına baktı ve derin bir iç geçirerek elbise dolabını açtı. Tahta askıdan bir pantolon, madeni askıdan da en üsteki mavi gömleğini çekip aldı. Alelacele giyindi ve çıktı yatak odasından. 
 
Dış kapıdan adımını attığı anda tek düşündüğü şey bir an önce servise yetişmekti.   Uzun bacaklarının yardımıyla evin yokuşunu kısa bir sürede çıktı ve koşmaya başladı.  Bu moral bozukluğuyla servisi kaçırıp bir de otobüs, dolmuş kahrı çekmek istemiyordu.  
 
Durağa az bir mesafe kalmıştı. Neyse ki onu gören  arkadaşları servisi bekletmişlerdi. Kıl payı yetiştiği servise bindiğinde, göğüs kafesinin iniş çıkış hareketleri gömleğinden bile belli oluyordu. Elini kaldırıp, teşekkür niyetine baş selamı verdi arkadaşlarına. Beş on dakika sonra neyseki biraz rahatlamıştı. 
 
Aklı yine karısına gitti. Elif’i ardarda birkaç kez aradı ama bir türlü telefonunu açmıyordu. “Belki tuvalettedir. Hemen aklıma kötü şeyler getirmemeliyim” diye teskin etti kendini. Ama yine de Elif’ten başka bir şey düşünemiyordu.
 
Evden çıkmadan önce Elif’e sarf ettiği son cümle geldi aklına. 
 
“Allah’ım neler söyledim ben! Yoksa deliriyor muyum? Elif’in rüyasına girip,  adam öldürmeyi düşünen bir adam ne derece sağlıklı olabilir ki?  Rüyada, adam öldürmek suçundan kaç yıl uykuya hapsedilirim kim bilir!” diye düşündü.  Daha sonra “Ben olsa olsa düşünce suçundan girerim içeri” dedi zoraki gülümseyerek.
 
Engin, evleneli henüz bir yıl dahi olmamıştı.  Elif, on dokuz kendisi de yirmi dört yaşındaydı.  Aslında  Elif, yeni tanıştıkları yıllarda bu rüyasını bir kez anlatmıştı ama o zamanlar fazla umursamamıştı. Evliliklerinin ilk aylarında Elif’in birkaç kez yataktan sıçrayarak kalkmasını da basit bir kabus diye nitelendirmişti.  Ama son bir ayda  ikisi de adam gibi bir uykuya hasret kalmışlardı.
 
Engin, işyerine gider gitmez amirinin yanında aldı soluğunu. 
 
Ekrem Bey babacan bir adamdı. Oldukça zayıf olmasına rağmen yüzü hafif dolgundu. Saçları kirpi gibi dimdikti.  Karikatürlere konu olabilecek kadar ilginç bir yüzü vardı. Uzunca bir burun, çukurdan bakan çakır gözler, gençlik hatırası sivilce izlerine karşın dudaklarında ciddi durduğunda bile gülümser bir ifade vardı. 
 
Ekrem Bey, kapısından telaş içinde içeri giren Engin’e “Hayırdır Engin bu ne hal?  Geç otur da soluklan. Bir sorun mu var?” diyerek masasının önündeki ikili koltuktan sağdakini işaret etti. 
 
Engin , üstü kapalı bir şekilde karısının sağlık probleminden bahsetti ve acilen doktora götürmesi gerektiğini söyledi.   
 
 “Tabi ki evladım götür! Benim yapabileceğim bir husus olursa da hiç çekinmeden ara!” dedi müdürü.
 
Engin, amirinin olumlu konuşmasından sonra ayağa kalktı ve masanın etrafını dolaşarak Ekrem Bey’in elini öpmeye yeltendi.  Amiri, hızla elini geriye çekti ve Engin’in sırtını sıvazladı. 
 
Engin,  teşekkür ederek ayrıldı amirinin odasından.  “Ne iyi insanlar var şu dünyada” diye içinden geçirdi. 
 
Elif ise o dakikalarda cep telefonunu yatak örtüsünün üzerine atmış, salondaki camlı büfenin önünde bağdaş kurmuş oturuyordu. Önünde ise farklı büyüklük ve şekillerde üst üste konmuş albümler vardı.  Telaş içinde, üzeri rengarenk çiçeklerle bezenmiş bir albümün sayfalarını çeviriyordu. Son sayfadan sonra yüzünü buruşturup yerine koydu albümü. Daha sonra üzerinde tüyleri köpük gibi beyaz, boynunda kırmızı  papyon olan bir kedi resminin olduğu bir albüm çıkardı. Albümdeki her bir resme pür dikkat bakıyordu.  Yüzü asılmaya başladı. İyice yaklaştırdı albümü gözlerine  onu da sinirli bir biçimde kapattı ve diğerinin üzerine koydu. 
 
Sıra, üzerinde güzeller güzeli bir kız çocuğu  resmi olan albümdeydi. Sayfaları usanmadan çevirdi. Sonra bir fotoğrafı yavaşça eline aldı. Daha sonra bir tane daha. Birden “Olmayacak böyle!” diyerek ayağa kalktı ve salondan çıktı. 
 
İçeri geri girdiğinde elinde büyükçe bir mağaza poşeti vardı. Yere eğildi ve son baktığı albümü içine yerleşti.  Saçlarını bile taramadan derbeder bir halde evden dışarı çıktı.  
 
DEVAM EDECEK
Aysel AKSÜMER

Son Güncelleme: Cuma, 04 Kasım 2011 22:39

 

Yorumlar  

 
#1 Gülgün Solmaz 05-11-2011 00:29
Harika bir hikaye devamını bekliyorum.Kaleminiz daim olsun kutluyorum.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

Kırk Kahraman Kız
Karakalpak Türklerinin Kırk Kız Destanı, 110 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  
 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün394
mod_vvisit_counterDün2466
mod_vvisit_counterBu Hafta9010
mod_vvisit_counterGeçen Hafta25224
mod_vvisit_counterBu Ay62138
mod_vvisit_counterGeçen Ay146124
mod_vvisit_counterToplam17542491

Şimdi: 18 misafir, 12 bots var.
IP: 3.81.73.233