Bernard Shaw Diyor ki :

Aptallar, utanılacak bir şey yaptıkları zaman mazeret diye o işi her zaman yaptıklarını söylerler.


KABUS (3)

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

Muavin “Sivrihisar’da inecek yolcularımız…” diye başlayan cümlesini daha tamamlamadan Elif, gözlerini açıvermişti.  Kalkarken kucağından yere  kayan poşeti eğilip çarçabuk aldı. Yanındaki kadına “Geçebilir miyim?” diye seslendi telaşlı bir halde. Kadın,   hoşnutsuz bir ifadeyle bacaklarını koridora doğru uzattı. Elif, güç de olsa kadının önünden geçti. Bir an önce dışarı çıkmak ve temiz havayı ciğerlerine çekmek istiyordu.
 
Nihayet inmişti otobüsten.  Uyuşan ayak parmaklarını ayakkabısının içinde oynatmaya çalıştı. Ağır adımlarla çevresine  bakarak  ilerlemeye başladı.     
 
Çocukluğunda, Sivrisihar’da doğduğuna dair kimsenin ağzından bir söz duymamıştı. Boyuna  bakıp “Nerelisin?” sorusunu  kimse ona sormamıştı. Dolayısıyla  o da ”Ben nereliyim acaba?” diye aklının ucundan bile geçirmemişti.
 
Okumayı yeni söktüğü dönemlerde;  harflerin kümelendiği her bir heceyi çözmek için küçücük yüreği nasıl da sabırsızlanmıştı.   Musluktan gürül gürül akan suyun iki küçük harfle yazıldığını öğrendiğinde ne kadar şaşırmıştı. Yazarken parmak ucunun acıdığı ansiklopedi gibi uzun kelimeleri rahatlıkla  okuduğundaki mutluluğu ise bir külah üstüne tepeleme konmuş dondurmayı yalarken ki sevinciyle aynıydı.   
 
Bir gün evde küçücük bir hazine buldu. Önü, arkası kısacık kelimelerle ve rakamlarla süslenmiş pembe bir şey.   Adı ve Soyadı kısmında Elif GÜLŞEN yazdığını görünce daha da bir heyecanlandı. Kelimeler dudaklarının arasında can buldukça her biri nehir gibi yüreğine akıyordu.  Anne ve babasının adının farklı olduğunu görünce kafası karışmıştı ama okumaya devam etti. Neticede onlara isimleriyle hitap etmiyordu ya! 
 
Doğduğu yer kısmının karşısındaki harf yumağının Sivrihisar olarak örülmüş hali ile  şimdi önünde durduğu tabelada yazan kelime aynıydı.
 
Sivrihisar; onun için naftalin kokulu anılar sandığının en altında kalan yerdi.   Kıyıda köşede, dipte bucakta kalmış anılarına  ulaşmak için hafızasının en üstünde ne var ne yoksa kaldırıp atmaya mecbur hissediyordu kendini.  Fakat hiçbir şey yerli yerinde değildi. Sandık; en son nüfus sayımına göre  ne kadar da dolmuştu.  Bunların içinden kaç zarf boş çıkmıştı.  Dolu çıkanlar ise sadece yanıldıklarıydı. Geçersizdi hayatının bu kısmı ve çok üzülüyordu. 
 
En küçük hallerini yansıtan fotoğrafın arkasında Sivrihisar-Aşiyan yazdığına göre buradan başlamalıydı anı kazısına. 
 
Sokaktaki bir vatandaşa "Aşiyan dolmuşları nereden kalkıyor acaba?" sorusuyla anılar toprağına ilk kürek sallayışı gerçekleşmiş oldu.  Toprağın derinliklerine gözenek gözenek ulaşması gerekiyordu. Kabusunun nedenini ve o yüzü bulmak istiyordu hem de çok. 
 
Yardım istediği adam, kolunu kaldırdı ve parmağıyla karşıyı gösterdi. Ardından “Yalnız bacım  bu dolmuşlardan biri içeri kadar girer,  diğeri girmez. Sen ne tarafa gideceksin? diye sordu. Elif, dudaklarını ısırdı, bilmiyordu ki cevap versin. Gayri ihtiyari elindeki fotoğrafı uzattı.
 
Adam, bir resme bir de Elif’e baktı.
 
 “ Bu resimdeki bakkal, ağaçlar ve simit yiyen çocuk her yerde mevcut. Kusura bakma da sen bu fotoğrafla gideceğin yeri biraz zor bulursun. En iyisi yazı tura at ona göre bin! Allah yardımcın olsun.”
 
Elif, yanından uzaklaşıp giden  adamın söylediklerini düşündü. Haklıydı. Gökyüzü de içi gibi  kararmaya başlamıştı. Bilinçsizce evden çıkışı, cengaverce otobüse binişi ve kalkıp buralara gelişi sanki bir hayal gibiydi. Oysa şimdi gözlerine ürkek bir sokak kedisinin bakışları çökmüştü. Yanından hızla geçen  insanları bırak, ensesine üfleyen rüzgardan bile kalp atışları hızlanıyordu.      
 
Adamın söylediğini yaptı ve karşıya geçti. "Dolmuşun üzerinde sadece Aşiyan yazsaydı ne olurdu" diye düşündü.  Aşiyanın yanındaki bir ve iki de nesi oluyordu. Tabelaları farkı olan bu iki dolmuşun ayrı ayrı uzayan kuyrukları vardı ve ne yazıkki Elif hangi kuyruğa dahil olacağını bilmiyordu.
 
Eli, sürekli dudaklarının üzerindeydi.  Adamın birinin kaşlarını çatarak ona bakmasından huylandı ve elini hemen aşağıya doğru indirdi.   
 
Yanyana duran dolmuşlardan en baştakine bindi ve oturmadan “Ne kadar?” diye sordu.  Şoförün verdiği cevabı anlayamamıştı. Bozuntuya vermeden bütün para uzattı. Üstünü alır almaz şoforün arkasındaki koltuğa yerleşti.  Hava iyice kararmıştı. Elinde hiç bir adres olmadan ezbere gidiyordu. Son durakta artık inmek zorunda olduğunun bilincindeydi. 
 
Sağa sola koşuşturan insanlar bir süre sonra evlerine girip perdelerini örtmüşlerdi bile. Civardaki insan sayısı da iyice azalmış, köpekler cirit atmaya başlamışlardı.   
 
Şimdi gözleri açıktı ama kabuslarından uyandığı saatlerdeki ruh halindeydi. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu.  Gökyüzü, kara çarşaflarını boydan boya sermişti.  
 
Gecenin ürperten sessizliği mi yoksa gittikçe azalan sıcaklık mıydı onu üşüten bunu ayırt edemeyecek kadar çaresiz hissediyordu kendini. 
 
Engin’in ise geç vakitlere kadar süren arama çabaları sonuçsuz kalmıştı. Polise durumu anlatıp yardım istemekten başka çaresi kalmamıştı.   
 
DEVAM EDECEK
 
Aysel AKSÜMER

Son Güncelleme: Cumartesi, 05 Kasım 2011 12:02

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

KÜÇÜK AVCI
Altay Türklerinin Mağday Kara destanı, 111 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün1078
mod_vvisit_counterDün2466
mod_vvisit_counterBu Hafta9694
mod_vvisit_counterGeçen Hafta25224
mod_vvisit_counterBu Ay62822
mod_vvisit_counterGeçen Ay146124
mod_vvisit_counterToplam17543175

Şimdi: 73 misafir, 5 bots var.
IP: 54.211.135.32