Bailey Diyor ki :

Ne kadar yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımız önemlidir.


KABUS (4)

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

“Eşinizin Ankara dışında herhangi bir yakını var mı?.”
 
Engin’in parmakları alnının ve gözlerinin üzerinde dolaşıp duruyordu. Şakaklarını bir süre ovaladı. Daha sonra başını iki yana salladı.
 
Memur, eşinin bir  fotoğrafını istedi.  Engin, Elif’in resmini cüzdanından çıkardı ve eli titreye titreye uzattı. Bu fotoğraf, Elif’le ilk tanıştıkları döneme aitti ve o günden beri de kendi resminin yanından hiç ayırmamıştı. Şimdi ise ne resmi ne de kendisi  vardı yanında. Elif’in hayaliyle baş başa kalmıştı.
 
“Lütfen yalvarıyorum karımı bulun! Ona bir zarar gelmesinden çok korkuyorum!”
Memurun “Siz merak etmeyin! Mutlaka bulacağız onu” diyen güven veren konuşması ve sırtını sıvazlayışı  biraz da olsa içini rahatlatmıştı.   
 
Karakoldaki  bürokratik işlemler tamamlandıktan sonra dışarı çıktı. Bir süre sokaklarda avare avare dolaştı.  Evinin kapısını açarken “Allah’ım ne olur gelmiş olsun” diyordu içinden ama gerçekler onu karşılayan sessiz duvarlar kadar soğuktu.  
 
Işığı yaktı ve ağır adımlarla salona geçti.  Koltuğun üzerine attı kendini.  Vücudunun her bir noktası ayrı sızlıyordu en çok da kalbi.  
 
Eli kolu bağlanmıştı resmen. Kafasındaki olumsuz düşünceleri bir türlü söküp atamıyordu. Beynini ne kadar zorlasa da Elif’in nereye gitmiş olabileceği konusunda bir tahminde bulunamıyordu.  Bir süre sonra gözleri kapanıverdi.
 
Çalan telefonun sesiyle içinde bir ümit ışığı belirdi. Hemen doğruldu koltuktan ve ayağa kalktı.  Ahizeyi hızla kaldırdı  ve “Elif! Neredesin sen!” diye haykırdı.
 
“Oğlum hayırdır ne Elif’i! Delirdin mi sen!”
 
Ahizenin diğer ucundaki ses annesine aitti. Gözlerini sıktı ve ellerini yumruk yaparak bacağına vurdu. Ne diyecekti şimdi! Kalbi sıkışıyordu resmen.
 
“Anne şey ben…”
 
“Ne oldu oğlum konuşsana! Yoksa Elif yanında değil mi? Doğruyu söyle bana!”
 
 “Bir şey yok anne merak etme! Asıl sen bu saatte neden beni aradın onu söyle!”
 
“Babanın rutin kontrolleri var yavrum.  Doktor  bir tetkik daha istedi ama bizim burada yapılamıyormuş. Ben de babanı alıp size gelmeyi düşündüm. Hem seni görmüş oluruz hem de hastanedeki işlerimizi hallederiz. Birazdan çıkıp bilet alacağım ama şimdi içime kurt düşürdün! Doğruyu söyle bana Elif’le aranızda bir şey mi oldu? Kavga mı ettiniz?”
 
Engin, hıçkırıklara boğuldu birden. Dün eve geldiğimde Elif yoktu anne! Dönmedi bir türlü!"diyebildi.
 
“Ne demek yok! Sabahın körü karın koynunda yok öyle mi? Vah vah! Ben sana demiştim ondan sana yar olmaz diye  oğul! Dünya kadar kız varken sen tuttun anasız, babasız, onun bunun elinde büyümüş  bir kıza bağlandın. Olacağı buydu işte!  Onun gidişi planlıdır oğlum. Hatta belki de…!”
 
“Anne lütfen susar mısın?”
 
“O zaman sahip çık nikahlı karına! Sağda solda sürtmesin!”
 
Engin, daha fazla dayanamadı ve kapatıverdi telefonu.  Bazıları annesiyle her şeyi paylaşırken Engin’de durum tam zıddıydı. Babasıyla daha rahat iletişim kuruyordu.  
Hemen babasını aradı.  Babası; kendisi için endişelenmemesini asıl Elif’e ne olduğunu bilmek istediğini söyledi.  
 
Engin, babasının sesini duyunca bir hayli rahatlamıştı.   
 
 “Baba sorma! Elif, dünden beri yok! Saatlerce  aradım. Yer yarıldı içine girdi sanki. Polise de haber verdim."
“Allah Allah! Oğlum kaza maza gelmesin başına!"
“Araştırdılar. Allah'a şükür öyle bir bilgi merkeze  ulaşmamış!"
“Oğlum biz de gelelim bir yardımımız olur belki!”
“Baba yanlış anlama ama zaten perişan durumdayım. Şimdi annem!”
“Anladım oğlum anladım! Sen nasıl istersen öyle olsun!”
“Kırılmadın değil mi? Ben şimdi yine karakola gideceğim. Bir gelişme olursa ararım.”
 
Engin, babasından sonra  işyerini aradı ve amirinden mazeret izni istedi. Müdürü yine anlayış göstermişti. 
 
 Engin, yol boyu vicdanıyla hesaplaşıp durdu. Karakola gidene kadar beyninin içindeki “Bütün suç benim! ”  cümlesi bir sakıza yapışmış gibi sünüp duruyor ama bir türlü çıkmıyordu düşüncesinden.   
 
Saatler Engin için ağır, Elif için hızlı ilerliyor gibiydi. Elif’i açlık, susuzluk ve yorgunluk değil  büsbütün yalnızlık  ve korku sarmıştı.  
 
Gözü kara bir şekilde çıktığı yolda, geldiği nokta kör karanlıktı. Sanki aydınlık olsa ne fark edecekti ki.  Dolmuşların yerini sorduğu adamın söylediklerini düşündü.   Haklıydı hem de çok.  “Engin, sana çok ihtiyacım” diye fısıldadı boşluğa.
 
Sanki bir ameliyata girmiş de narkozun etkisinden yeni yeni kurtuluyormuş gibiydi.  
 
“Ben buraya ne cesaretle geldim. Ya Engin! Şimdi ne haldedir  kim bilir!”
Telaş içinde çantasını karıştırmaya başladı. Telefonu nihayet avuçlarının arasındaydı. Fakat telefonu kör ve sağırdan farksızdı.
 
Karşıda gördüğü büfeye doğru ilerledi. İçeride, orta yaşın hafif üzerinde bir adam vardı.  
Elif, usulca pencereye doğru yaklaşarak "Pardon telefonunuzu kullanabilir miyim?" dedi ürkek bir tavırla.
 
Adamın işaret ettiği telefonun ahizesini hemen kaldırdı. 
 
Elif, numarayı çevirirken büfe sahibinin bakışları "Bu saatte, böylesi genç ve masum yüzlü bir kadının ne işi var sokaklarda" der gibiydi.  Telefonun sesini duyar duymaz Engin’in açışı bir olmuştu.    Yüreği yerinden fırlayacak gibiydi. 
 
 “Engin ne olur buraya gel! Ben çok korkuyorum” diyordu Elif. 
 
Engin, heyecandan konuşmakta güçlük çekiyordu.  “Canım benim! Meraktan öldürdün beni! Neredesin sen?” dedi  kekelerek. 
 
“Sivrihisar, Aşiyan-1 Mahallesi son duraktayım. Bir büfeden arıyorum seni. Yalvarırım buraya gel!"
 
“Derhal  bir durak taksisine bin ve seni polis karakoluna götürmesini iste! Sakın rastgele bir taksiye binme.  Orada bekle beni.  Anladın değil mi? Ben hemen yola çıkıyorum!”.
Elif, ücreti ödedikten sonra   telaş içinde sağına soluna bakındı. Az ileride bir taksi durağı vardı. Hızlı adımlarla ilerledi. Taksiye binip "En yakın polis karakoluna lütfen" derken nefes nefeseydi. 
 
Elif karakolda Engin’i bekliyordu. “Her zaman bu kadar şanslı olmayabilirsin. Attığın her adımı iyi düşün kızım” diyen yaşlı polisin sözleri hala kulaklarındaydı.   Gecenin bu saatinde içerisi ne kadar da kalabalıktı.  Gözü sürekli karakolun giriş kapısındaydı. 
 
Nihayet Engin gelmişti. Elif, Engin’i görünce gözyaşlarını tutamadı. Sarıldılar birbirlerine. Engin “Ne işin var burada?” diye sordu. 
 
“Hislerim kabusumun sebebinin burada olduğunu söylüyor Engin. Lütfen bana yardım et! O gördüğüm yüz mutlaka burada yaşıyor eminim bundan! Beraber arayalım ne olur?”
Engin’in yüzü pancar gibi olmuştu birden. 
 
“Hayatım sen çok yorgunsun! Ne konuştuğunun farkında değilsin! Senin rüyalarındaki adamı nasıl buluruz. Aklını başına topla!”
Elif, kocasına yalvaran gözlerle baktı. 
 
“Buradaki hastanelere gidip, doğum kayıtlarını arayalım. Muhtarlık arşivlerini araştıralım. Öz annemi, babamı tanıyan birini buluruz belki. Engin benim hatırlayamadığım bir şeyler var ve ben bunu bulmak istiyorum anlatabiliyor muyum?”
 
“Oldu! Hazır karakoldayken istersen polise senin şu kabus adamın eşgalini çizdirelim, ağaçların üzerine de afişini bastıralım.  Bulana da ödül teklif edelim! Lütfen Elif,  mantıklı ol! Olmaz böyle bir şey! Hadi beni yorma da eve gidelim!”
 
Elif, inatla kalkmıyordu yerinden. Engin, derin bir iç geçirdi. Elif’i bir türlü anlayamıyordu.  Ama onu her şeyden çok seviyordu. Ne yapacağını bilemez  bir haldeydi. 
 
Aysel AKSÜMER 
DEVAM EDECEK 
 

Son Güncelleme: Cumartesi, 05 Kasım 2011 16:05

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

Kırk Kahraman Kız
Karakalpak Türklerinin Kırk Kız Destanı, 110 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  
 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün156
mod_vvisit_counterDün5709
mod_vvisit_counterBu Hafta24941
mod_vvisit_counterGeçen Hafta36736
mod_vvisit_counterBu Ay123329
mod_vvisit_counterGeçen Ay116058
mod_vvisit_counterToplam17985813

Şimdi: 104 misafir, 18 bots var.
IP: 3.228.21.186