Bailey Diyor ki :

Ne kadar yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımız önemlidir.


KABUS (6)

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

Pansiyondan, yolcu otobüsüne kadar Elif, içinde fotoğraf albümü olan poşeti göğsünün üzerine bastırmış ve hiç bırakmamıştı.  
 
Otobüse bindiklerinde Elif yine pencere kenarına oturdu, başını da cama yasladı. Engin, kolunu karısının omzunun üzerinden geçirdi ve omzunu hafifçe sıktı. Kulağına “Seni çok seviyorum” diye fısıldadı.  Elif’in başını göğsüne yaslamasını, ardından “Ben de seni seviyorum” demesini çok bekledi ama Elif,  yüzüne dahi bakmadı.  Engin’in kaşları çatılıvermişti. Bir süre sonra kolunu usulca  geri çekti.  
 
Aynı otobüsün tavanı altında, yan yana oturuyor olmalarına rağmen birbirlerine o kadar uzaklardı ki.  Oysa vücutları birbirlerine değiyor,  tenlerinin sıcaklığını bile hissedebiliyorlardı. İki ayrı dünyadan bir dünya yaratmak bazen ne kadar da güçtü. Elif, düşüncelerinin etrafını yine tuğlalarla örmüş gibiydi. Engin, bu tuğlalardan artık usanmıştı. Daralan yüreği aynı zamanda kırılacak kadar da incelmişti. 
 
Bir süre sonra Elif’in başı tamamen öne düştü. Engin, boynu ağrımasın diye yavaş yavaş kendine doğru çekti. Kızgınlık ve sonrası duyduğu pişmanlık arası yaşadığı gelgitler zihnini epeyce yoruyordu.  Yirmi beş yaşındaydı ama olgunluk yaşı kırk belki de elli beşti.   
 
Aslında uyku gibi görünmez kuvvet olmak istiyordu.  Kirpiklerden başlayıp mimiklere, kollara, ellere, bacaklara, ayak parmaklarına kadar hükmetmek, hepsini hareketsiz hale getirmek ve bir süreliğine de olsa bütün işlevlerini dondurmak istiyordu. İnsan, bunu uyanık olduğu zaman başaramıyordu. Belli bir süre sonra ya kirpikleri ya da başka bir uzvu hareketleniyordu.  Hiçbir şey düşünmemesi  için uyuması şarttı ama bazı şeyler ne kadar çaba gösterilirse gösterilsin olmayınca olmuyordu. Elif’le olduğu gibi uykuyla da arası bozulmuştu. 
 
Ankara’ya uzanan yollar yavaş yavaş kısalıyordu. Engin, bir an önce evine gidip tıraş olmak, deterjan kokan mis gibi  çamaşırlar giyinmek istiyordu. Biraz dalmıştı ki Elif’in iniltilerini duydu. Elif’in terli yüzünde işkence çekiyormuş gibi bir ifade vardı. Cebinden çıkardığı mendille alnının, burnunun üzerini  sildi ve usulca kulağına “Elif, yanındayım canım.Hadi uyan, birazdan ineceğiz” diye fısıldadı. Elif öyle bir çığlık attı ki otobüstekiler kaza geçiriyor olduklarını sanıp koltuklarından fırladılar. Elif’in çığlığının üzerine başkalarının attığı çığlıklar da eklenince otobüste ciddi bir panik yaşanmıştı.  Engin, o an  görünmez adam olmak istedi. Yolcu otobüsündeki bütün bakışlar Elif ve Engin’in üzerindeydi. Engin ayağa kalkıp herkesten özür dilemek, sadece bir kabustu demek istedi ama  bir türlü başaramadı. 
 
Elif, gördüğü kabustan uyanmış, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Muavin, yolcuları rahatlatan  kısa bir konuşma yaptıktan sonra  Elif ve Engin’den başlamak üzere herkese kolonya tuttu.  Herkese aynı şeyi söylüyordu “Endişe edecek bir durum yok, sadece bir yolcumuz kötü bir rüya görmüş hepsi bu! Özür dileriz.”   Otobüsten inerlerken herkesin bakışları onların üzerindeydi.   Yolcular için bu olay  eş dost ziyaretlerinde anlatacakları trajikomik bir olaydan başka bir şey değildi. Oysa Engin ve Elif için durum hiç de öyle değildi.  Bu kabuslar onların anısı değil  hep sıcak kalan gerçekleriydi. 
 
Ankara , üç gün önce bıraktıkları halinden farksızdı.  Yine boylu boyunca uzanan caddeler,  kafasına göre çalan kornolar, tıkanıp kalan  trafik, gökyüzüne yakın binalar  ve yine kalabalıklar içinde büyük yalnızlıklar yaşayan, büyük şehrin kendi gibi büyük derdi vardır diyen  insanlara soğuk bir kış günü yaşatıyordu.
 
Engin, terminalin önündeki taksi durağına yaklaşınca sıradaki taksi hemen hareketlendi.  Elif, takside yaramazlık yapmış küçük bir kız çocuğu gibi ürkek bir şekilde oturuyordu.  Evlerine dönen sokağa girdiklerinde Elif “Affedersin, istemeden oldu” dedi mahçup bir ifadeyle.  Engin, çok şey söylemek istiyor ama bir türlü konuşamıyordu. Sadece Elif’in saçlarını okşamakla yetindi.
 
Elif, iyice içine kapanmıştı. Sorularını yanıtsız bırakıyor, gözlerini çevirdiği yer her neresi ise oraya saatlerce boş boş bakıyordu. Bazen halının bir motifinde, bazen saksıdaki bitkinin ince bir damarında, bazen de avizenin kristal taşında bakışları asılı kalıyordu. 
 
Engin, Elif’in bu halini gördükçe  ertesi gün nasıl işyerine gidip,  kendini işe vereceğini düşünüp  duruyordu. Mazeret izni almış ama Elif’i  yine doktora götürememişti.  Tekrar izin istemeye de yüzü yoktu. Maaş almasına da daha koca bir hafta vardı. Birden aklına babası geldi.  Okul, bayram harçlığı aldığı dönemleri çoktan geçmişti ama başka çaresi yoktu.  Babası, ona en yakın insandı.  Başka kimden para isteyebilirdi ki?  Hafta sonu özel bir doktora götürüp ne gerekiyorsa yapmak istiyordu. Fakat annesi bunu asla duymamalıydı. 
 
DEVAM EDECEK
Aysel AKSÜMER

Son Güncelleme: Perşembe, 17 Kasım 2011 00:52

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

Manas

Kırgız Türklerinin Manas Destanı'nın ilk bölümü, 109 sayfa.

Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün512
mod_vvisit_counterDün2466
mod_vvisit_counterBu Hafta9128
mod_vvisit_counterGeçen Hafta25224
mod_vvisit_counterBu Ay62256
mod_vvisit_counterGeçen Ay146124
mod_vvisit_counterToplam17542609

Şimdi: 99 misafir, 30 bots var.
IP: 3.81.73.233