Bailey Diyor ki :

Ne kadar yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımız önemlidir.


Saldırılardaki Yöntemlerin Bilinçaltı

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

Osmanlı’nın son yüzyılına ve daha sonra yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan zamanımıza kadar geçen sürelere baktığımızda ülkemize yönelik saldırganlık ve bölücülük eylemlerinde hep aynı yöntemlerin kullanıldığını görüyoruz. Daha doğrusu tarihin tespiti de bu yönde bize bilgiler sunmaktadır.

Ülkemize ve milletimize yönelik gerek bilinçaltı gerekse açıkça ortaya konan eylemlerde zaman ve mekânın dışında da değişen pek fazla bir şeylerin olmadığı da bir gerçek. Atlantik ötesi düşmanların adları pek değişmemiş durumda. Ta doğu sınırlarımızdaki ülkeye kadar ulaşan kolları, maalesef sınırlarımız içerisinde de planlarını gerçekleştirme çabalarını aksatmadan devam ettirmektedirler.

Siyasi, sosyal, ekonomik ve tarihi yaşanmışlıklar çok iyi bilinen bazı ülkelerin yurdumuz üzerinde emellerinin olduğunu ortaya koymuştur. Bütün bu realitelere karşılık bunun hala paranoya olduğunu düşünenler var ise ancak onlar şizofren bir kimlik bunalımı içerisinde olanlardır. Ya da bunlar için “çaşıt” kadrosunun taliplileridir demekte mahsur yoktur. Çünkü dün Osmanlı üzerindeki emellerini şöyle veya böyle gerçekleştirenler, zamanımızda da ülkemiz üzerinde gerçekleştirme girişimlerini sürdürmektedirler. Bunların bir kısmı açık ve anlaşılır siyasi ekonomik ilişkiler içerisinde elde edilmeye çalışılırken bir kısmı da ülkemiz üzerinde kargaşa çıkarma, kargaşa eylemlerini her anlamda destekleme şeklinde kendisini göstermektedir.

Mesela yurdumuza zarar veren eylemlerde ya da hareketlerde yakın tarihimizdeki “Ermeni”, “Pontus” ve benzer problemlere bakıldığında pek değişmeyen şu yöntemlerin uygulandığı Esat Uras’ın Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi adındaki eserinde (s.XCIII) şöyle sıralanıyor:

“1.Devamlı olarak, Türk ve Türkiye düşmanlığını yaymak.
2.Orta Doğu ve Anadolu toprakları üzerinde çıkarları olan devletlerin desteğini sağlayarak harekete geçmek.
3.Türkiye ile ilgili en küçük anlaşmazlığı olan ülke veya devletle en iyi ilişkiler hatta ortak çalışma ve hareket içerisine girmek.
4.Yukarıdaki durumları daima alt yapı kabul ederek gereğinde istek ve emellerini uluslar arası düzeye, devletlerarası görüşmelere, konferanslara iletmek.”

Yani tarihten beri gelen isyanlarda, başkaldırılarda hep bu yöntemler uygulanmıştır. Aynen içinde bulunduğumuz son otuz yılda olduğu gibi… Ancak bazı dönemlerde bazı maddeler öne çıkarılmış ya da siyasi, sosyal duruma göre yöntemlerin öncelik sırası değişebilmiştir. Bazen de topyekûn bir güç kazanma, çabalarını istedikleri yere oturtma, haklılıklarına inandırma adına yöntemlerin tamamını uygulamada mahzur görülmemiştir.

Türk ve Türkiye düşmanlığının birçok cephesinin olduğunu görmek, tespit etmek mümkündür. Şöyle ki böyle bir düşmanlığı görev addedenler işe basamak basamak yaklaşarak başlamaktadırlar. Mesela önce tarihimizin bazı dönemlerini veya bazı kişilerini “iyi”, “kahraman”, “dürüst”, “faziletli” sayarken bazı dönemleri veya bazı kişilerini de “kötü”, “korkak”, “pısırık”, “sahtekâr” saymakla sinsi bir girişim yaparlar. Yani anarşinin, bölünmenin önce zihinlerde oluşturulması, şüphe tohumlarının ekilmesi gerekir onlara göre… Aslında Türk tarihine objektif bakma, eleştirel yaklaşma, gerçekleri ortaya koyma gibi bir niyetleri yoktur. Böyle bir hassasiyeti de hiçbir zaman duymamışlardır zaten. Çünkü tarihe böyle bakmamızı bilinçli olarak yönlendirmeye çalışanlar hemen ardından “aslında Türk tarihinin ve dolayısıyla Türk’ün” iyi bir şey olmadığını kusmak isteyenlerdir. Örnekler bu durumu tek tek göstermiştir. Bir Fransızın “Fransız’ım”, İngiliz’in “İngiliz’im” vb. demelerinden hiç oralı olmayanlar elbette doğru bir hareket içerisindedirler. Çünkü bu tabii bir durumdur. Ancak iş “Türkiye” ve “Türk’üm” sözüne gelince basınıyla, yayınıyla hemen bir hengâme başlatılmaktadır. Felaket tellalcılarının koro halinde sesini duyarsınız: “Irkçılık hortluyor, yetişin!”. Adı “Türkiye” olan bu ülkede “Türk” sözünden neden bu kadar kıyamet kopartılmak istenir hala anlayabilmiş değilim. Yoksa “yarası olanlar mı gocunuyor” demek gerekiyor. Oysa Müslüman Türk bilir ki, bir milletin diğer millete üstünlüğü ancak takvacadır… O halde bu durum neden bir problem haline getirilir? İşte bu durum da Türk’e saldırganlığın, Türk’e düşmanlığın bir başka bilinçaltı birikimlerinin eseridir. Moda tabirle “kişilik gelişimcileri” biraz da bu konuya eğilseler sanırım birçok ilkeli tespitler işaret edeceklerdir!

Anadolu toprakları üzerinde gözü olan devletlerin destekleri Osmanlı yıkılırken de, Cumhuriyet kurulmaya çalışılırken de düşman ve ayrılıkçı unsurlar tarafından alınmaya çalışılmıştır. Bu fedakâr devletler(!) sayesinde desteklerin devamı artık zamanımızdaki piyonlara verilmeye devam etmektedir. Türkiye ile ilgili en küçük anlaşmazlığı olan ülke veya devletlerle sözde “iyi ilişkileri” bu piyonlar sürdürmeye devam etmektedirler. “Düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığı ile… Ta meclislerine kadar sokularak Türkiye aleyhtarlığı sözlere fırsat tanımaktadırlar. Onlarda Türk’e ve Türkiye’ye düşmanlıklarını uluslar arası arenalara kadar taşıyarak mayalarının gereğini yapmaya devam etmektedirler. Onlar bunu yaparken bizde de bazı dönemler olduğu gibi yine “ihanet kontenjanını” doldurmaya heveslenenlerin can attığını medya aynasında görmek mümkün olabilmektedir.

Düşmanlıklar, başkaldırılar olacak ve olmaya da devam edecektir. Ancak tarih bize bu eylemlerde hep aynı yöntemlerin kullanıldığını hatırlatmaktadır. Nitekim işaret ettiğimiz son yöntem, yani istek ve emellerini uluslar arası düzeye, devletlerarası görüşmelere, konferanslarataşıma özellikle gelişen çağın teknolojileriyle daha da yoğun olarak “doğruların “ ve “değerlerin” yerlerini tamamen değiştirme girişimleri gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Son haftalardaki “açılım” sözleri bunu yapmaya çalıştığı gibi neredeyse bir buçuk asır önceki başkaldırı içindeki Ermenilerin “ıslahat“ isteklerini de hatırlatmaktadır.  Öyle ki bu şikâyet ve jurnal etme zihniyeti ile uluslar arası işbirliklerinin çok saf görünen tarafları da sağlıklı olarak tahlil edilme mecburiyetindedir. O halde yöntemlerdeki bilinçaltı gerçekleri daha iyi tanımamızda, görmemizde, bundan sonraki zamanlar için tedbirler alınmasında bu husus artık göz ardı edilmemelidir. 

***

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

YARDIMSEVER AVCI
Kazak Türklerinin Kambar Batır Destanı, 96 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün8210
mod_vvisit_counterDün4180
mod_vvisit_counterBu Hafta21128
mod_vvisit_counterGeçen Hafta33683
mod_vvisit_counterBu Ay129903
mod_vvisit_counterGeçen Ay161449
mod_vvisit_counterToplam20653406

Şimdi: 67 misafir var.
IP: 3.210.201.170