J.J.Rousseau Diyor ki:

Sıradan bir kadın nazarında,her erkek daima erkektir;ama kalbinde sevgi olan bir kadın için,aşığından başka erkek yoktur.


ÖĞRETMENLERİMİZE SAYGILARIMLA... VERİN ELERİNİZİ ÖPEYİM HANİFE, SABRİ ÖĞRETMENLERİM - 2

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

ÖĞRETMENLERİMİZE SAYGILARIMLA...

VERİN ELERİNİZİ ÖPEYİM HANİFE, SABRİ ÖĞRETMENLERİM - 2

 

Şimdiki zamana geri dönelim. Tahammül edemediğiniz bir olgu hangisi?

Benim tahammül edemediğim olgular çoktur: haksızlıklar; yalan-dolanlar; hodbinlik (kendini beğenirlik); saygısızlık; kanaatsizlik; kavgalar; sigara-içki bağımlılığı; aldatmalar; boş zaman geçirmeler, cehalet, haksız kazanç, haram vb. Sorunuza konkre cevap vermek gerekirse, şunu söyleyebilirim: Okullarda Türkçemizin üzerinde kara bulutların dönüp dolaştığı bir günde İl Parti başkanı, tüm çevre köylerden velileri bir araya toplamış, onlara moral okuyordu. Dedi ki: “Arkadaşlar, çocuklarınız Bulgarca, Rusça, Fransızca okuyor. Matematik, fizik, coğrafya okuyor… Bu çocuklar bir de Türkçe dersi okurlarsa onların hali ne olur? Hiç düşündünüz mü? Onların bu kadar zorlanmasını ister misiniz? Elbet de istemezsiniz. Biz, onların iyiliğini düşünerek Türkçenin okullardan kaldırılmasını yürürlüğe koymak istiyoruz…”

Bu “iyiliğe” kim tahammül edebilirdi? Maalesef, tahammüle mecburduk.

En son tahammül edemediğim bir durum da “demokratik seçimler” konusudur. Köylerimizde (BG) yetenekli, yüksek tahsilli, eğitimli muhtar adaylarımız varken, sadece şahsi çıkarlar ve “biz biziz” anlayışı uğruna sandıktan akıl almaz bir yeteneksiz çıkarsa tahammülünüz hayırlı olsun derim.

 

 Şimdi emekli öğretmenin yazmak zamanı bol. Hangi saatte, ne  zaman en verimli çalışıyorsunuz?.............

Bu sözünüzde ne kadar haklısınız, bilemiyorum. Günümüzde kırsallardaki emekli öğretmenin çayırı var, bayırı var, bahçesi var, hayvanı var. Ve daha bilmem neler. Bunların hepsi zaman aşındırıyor. Benim bugün serbest vaktim var, oturup şiir, öykü yazayım diyemezsiniz. Ama yazma hevesiniz kanatlandıysa, o zaman da benim bağım-bahçem var diyemezsiniz. Bir köşeye sığınıp yazarsınız. Yazılan eser ancak o zaman sanatsal değerini bulur. Atalarımız boşuna “Ismarlama hacıdan hacı olmaz” dememişler. Başkasının ısmarlamasıyla ancak mektup yazabilirsin.

Ben bu konuda yine de kendimi şanslı görüyorum. Hevesim gelip yazmaya oturduğumda bağ-bahçeye bakacak; çayımı, kahvemi yapacak; beni rahata koyacak birileri var: eşim! Burada ona da her zamanki gibi kocaman bir TEŞEKKÜR’ÜM var!

Gündemimde “verimli saat ve zaman” diye bir şey yok benim. Yirmi dört saatin hangi dakikasında bir yazma hevesi beni uyarırsa o zaman oturup yazarım. Bunun gece-gündüz farkı da yok tabi.

Yine de bana soranlar oluyor: “Yazmak için bu kadar vakti nasıl buluyorsun?”

Bu soruyu yüz yıl öncelerinde en büyük Bulgar şair ve romancılarından birine de sormuşlardı. Şimdi ben aynen onun cevabını veriyorum: “İnsanlar o kadar çok vakit kaybediyorlar ki, ben bulup değerlendiriyorum”.

Sözü buraya getirmişken biraz daha gayret edip söyleyeceklerimi dinleyin lütfen:

“Yazar doğulmaz, yazar olunur. Ama insanın daha oluşma safhasındayken kalbinin nüvesinde bir yaratıcılık kıvılcımı olması gerekir. Bu kıvılcım giderek büyür, ya da söner. Nitekim 1950’lerde hep beraber yazmaya başladığımız birçok arkadaşımızın kıvılcımları bir saman alevi gibi söndü, bitti. Ben ise o zamanlardan beri yazıcılık “hastalığından” kurtulamadım, gitti. İçimdeki kıvılcımın ne kadar büyüdüğü bir yana, son nefesime kadar sönmeyeceğinden eminim... Yolda, kırda, bayırda, çayırda, düğünde, bayramda benim aklım hep edebiyat tarlasındadır. Hattâ uyurken bile muhteşem romanlar yazdığımın bilincindeyim. Maalesef, sabah uyanınca bu “romanlar” bir kır kuşu gibi uçup gidiyor. Onları yakalamam mümkün olsaydı şimdi dünyanın en iyi yaratıcılarından biri olabilirdim. Eh, fanteziler böyledir işte! Bugüne kadarki yaşamımda arılar gibi çok çiçekten bal almış, yani birçok işlerde çalışmışımdır ama en büyük zevki öğretmenlikten sonra gazetecilikte ve yazarlıkta almışımdır. “Yeni Işık-Nova Svetlina” gazetesinin Tırgovişte ve Tırnovo il muhabirliğini yaptım, “Balon”, “Gönül” gibi lüks dergilerde yazı işlerini yürüttüm, Türkiye’de gazete ve dergilerde (az da olsa) yazılarım yayımlandı, edebiyat yarışmalarında ödüller kazandım, kuzeydoğu Bulgaristan’ın “Deliorman” edebiyat derneğinin yönetiminde bulundum, birkaç derginin Yayın kurulunda yer aldım... Eee, bunlar, babasız yetişmiş bir köylü çocuğu için az mı sizce? …”

Şiir, hem bir anlatım bicimi, hem de bir okuma eylemi olarak sizin için ne anlam ifade ediyor? ..       

Çocukluğumda ilk edebi adımlarımı şiirle atmayı denedim. Güzel bir duyguydu. Aynı anda düzyazı ve mizah yazıları da ilgim dâhilindeydi. Zamanla şiirde klasman cetvelinin üst sıralarına tırmanamayacağımın farkına varınca şiirle olan aramızda bir mesafe oluştu.

Şiir, insanın içindeki duyguyu bir uyum içinde dizelere dökmek, güçlü duyguları, coşkulu izlenimleri canlandırma ve insanı etkileme sanatıdır.

C.S.Tarancı diyor ki, “Şiir, kelimelerle güzel şekiller kurmak sanatıdır. Başka bir şey değildir.”  Şaire göre kelime, annedir, dosttur, kadehtir, hasrettir, hayaldir. Kelime, bir anlamı, bir rengi ve tadı olan nesnedir.

Orhan Veli’ye göre “şiirdeki mana, resimdeki renk, musikideki ses gibi bir şeydir. Şiirde sadece bir hassasiyet, bir mana, bir zevk aranır”.

Ahmet Haşim’e göre “şiir, nesre çevrilmesi mümkün olmayan nazımdır. Şairin lisanı, anlaşılmak için değil, duyulmak için vücut bulmuştur ve sözden ziyade musikiye yakındır”.

Sanırım, şiirin tanımını yapmak çok zor, hatta imkânsızdır. Bazı okuyucular şiiri şekil yönünden inceler, kafiyesini, ölçüsünü, ahengini beğenir, bazıları da içeriğini beğenir. Demek ki, zevkler değişiktir.

Yine de şöyle bir tanım yapabiliriz: şiir, duygu, düşünce ve hayallerin ölçülü, ahenkli, kafiyeli, seçkin bir söyleyişle dile getirilmesidir.

Şiir yazmanın bu denli kolay olmamasına karşın ben şiir sanatını her yönüyle sever ve okunmasından zevk alırım.

İnsanlar deneyimli bir mimarın oluşturduğu güzel bir gökdelene hayran kalır. Ben ise bu binadan önce güzel ve güçlü ifadelerle oluşturulmuş bir şiire hayran kalırım. Örneğin, Nazım Hikmet’in şiirleri bu alanda birer süper gökdelenlerdir.

 

 

 

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Kasım 2011 18:42

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

Ölümsüzlük Pınarı
Başkurt Türklerinin Ural Batur Destanı, 94 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün1349
mod_vvisit_counterDün5000
mod_vvisit_counterBu Hafta15349
mod_vvisit_counterGeçen Hafta29687
mod_vvisit_counterBu Ay107010
mod_vvisit_counterGeçen Ay236082
mod_vvisit_counterToplam18205576

Şimdi: 40 misafir, 4 bots var.
IP: 35.175.120.174