Bernard Shaw Diyor ki :

Aptallar, utanılacak bir şey yaptıkları zaman mazeret diye o işi her zaman yaptıklarını söylerler.


Muhabbet Kuşunun Ölümü

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

Bir gün eve geldiğimde evin içinde kuş sesleri duydum. Etrafıma baktım, şaşırmıştım. Öyle ya bu ses herhalde dışarıdan geliyor olmalı diye düşündüm. Baktım pencere ya da balkon kapılarının hiç birisi açık değil.
Salona girdiğimde hemen köşede bir kafes dikkatimi çekti. İçerisinde biri henüz yavru olduğu hemen anlaşılan iki muhabbet kuşu… Yanlarına yaklaştığımda yarışırcasına ötüşlerini daha da artırdılar. İkisi de yan yana durmuş sanki bana bir şeyler anlatır gibiydiler. Küçücük kafes içerisinde oradan oraya zıplamayı da ihmal etmiyorlardı. Ben ilk defa böyle bir durumla karşılaştığım için önceleri ne yapacağımı bilemedim. Onları sadece dışarıdan seyrettim.
Evde kimse olmadığı için “anlaşılan komşulardan biri bırakmış galiba” diye düşündüm. Benim ilgilenmediğimi görünce seslerini kestiler. Kafesin öbür ucuna gittiler. Sustular…
Doğrusu şaşırmıştım. Bu tavırlarına da hayret etmedim desem doğru olmaz.
Önceleri şakıyan, salonu sesleriyle dolduran bu iki sevimli kuş herhangi bir karşılık göremeyince seslerini kesmişlerdi. Hatta kafes içindeki hareketlerinden de vazgeçmişlerdi.
Kuşlarla ilgili bu durum benim ilk tespitim oldu. “Acaba gerçekten öyle mi” diye yerimden kalkarak kafesin yanına gittim. Onlara bir şeyler dedim. Parmağımla da bazı işaretler yaptım.
Kuşlar işte yine canlanmıştı. Bana bakarak ötmeye başladılar. İşaret ettiğim bölmeye geldiler. Yumuşak yumuşak gagalarıyla parmağıma dokunup tekrar tekrar ötüyorlardı. Bir şeyler söyledikçe coştuklarını gördüm. Hareketleriyle, ötüşleriyle yine bana bir şeyler anlatmaya çalışıyorlardı sanki. Ya da bana öyle geliyordu. Salonun içinde sanki onlarca kuş var gibiydi. Cıvıl cıvıl bir coşku, bir neşe çağlayanı her tarafa dağılıyordu. Keşfedemediğim bir şeyler yayılıyor gibiydi salonun içinde. Belkide yeni keşfettiğim bir şeyler…
Beş dakika içerisinde alıştığım, yaşadığım hayatın yeni keşfedilen farklı bir yönüydü. Hiç düşünmediğim, belki çocukluğumun çok küçük yaşlarında var olan ilgim depreşmiş su yüzüne çıkmış gibiydi. Kelimelerle anlatamayacağım bir huzuru duyar gibi oldum.
Bu arada da içimde ince bir sızı… “Neden acaba?” diye kendi kendime sordum. Biraz düşününce beş dakikada alıştığım şu kuşların belki birkaç dakika belki bir iki saat sonra salonda büyük bir boşluk oluşturacağı kaygısına kapılmıştım. İçime düşen ince sızı bundan olsa gerekti.
Neyse ki korktuğum başıma gelmedi. Bu iki kuş kafesiyle birlikte komşudan bize hediye olarak gelmişti. Bunun ticaretini yapan komşumuz “hoş geldiniz” hediyesi olarak bunları münasip görmüş.
Önce evdekiler bunları benim yadırgayacağımı sandılar. Oysa hiç de düşündükleri gibi olmadığını, daha ilk beş dakikada onlarla nasıl kaynaştığımı anlattım. Çocuklar da bu işe sevindiler.
Giderek onlar hayatımızın bir parçası olup çıkmışlardı.
Dışarıdan, okuldan eve ilk girdiğimizde neredeyse ilk konuştuklarımız bu kuşlar olmaya başlamıştı. Bizi kafesin içinde pürtelâş ötüşleriyle karşılıyorlardı. Biz de onları hemen ödüllendiriyor, kafeslerinin kapısını açıp salonda rahatça kanat çırpmalarına izin veriyorduk. Gelip omzuma konuyorlar, kulağımı, yüzümü gagalama taklidi yapıyorlardı.
Eğer evde biri var ve dışarıdan kapının zili çalınıyorsa kuşlar da buna hemen katılıyorlardı. Ya da evde hiç kimse olmasa bile dış kapı açılır açılmaz zil sesi taklidi ötüşleriyle içeri gireni karşılıyorlardı.
Bu kuşlara kim “muhabbet kuşu” adını vermişse ne kadar doğru isabet etmiş diye hep söyleyip durmuşumdur. İlgilenildikçe neşelenmeleri, konuşmalardaki sevgiyi, sevgi kelimelerini anlar gibi yaklaşmaları… Öfke tonundaki hitaba susarak cevap vermeleri… Kafesin bir köşesinde süklüm püklüm durmaları hep bir şeyler anlatmak için galiba… Bundan dolayı yine hep
“kuş beyinli” sözünün tekrar tekrar çok iyi düşünülmesi gerektiği intibaı da bende uyanmıştır. Böyle düşünmeme hikâyenin sonu da sebep olmuştur diyebilirim.
Yine bir gün çarşıdan alışveriş yapmış eve dönmüştük. Daha kapıda sesimizi ya da kapının açılış sesini duyar duymaz ötüşleriyle bizi karşılayan kuşlardan hiç ses çıkmamıştı. Ailece birbirimize baktık. Doğrusu bu duruma şaşırmıştık. Doğruca salona girdim. Önce ikisini de kafeste göremedim. Her zaman kondukları yerlerde yoktular. Hemen kafesin yanına gittim. İkisi de kafesin dibindeydi. Yavru kuş donmuş gibi sırt üstü yatıyor, anası da başında büzülmüş, sanki küçülmüş bir şekilde gözlerini ona dikmiş, öylece kalmıştı.
Hemen kafesin kapağını açtım. Ne yazık ki yavru kuş ölmüştü. Ana kuş boynu bükük basbayağı hazin hazin gözlerime bakıyordu. Baktı… Baktı… O şakıyan sesi kaybolmuş bir şekilde acı acı ötmeye başladı… Yavaş yavaş kafesten çıktı. Bazı zamanlar yaptığı gibi avucumun içine geldi. O minnacık başını başparmağıma yasladı, sesini kesti.

İşte o zamandan beri hep düşünmüşümdür:
Yüreklerinde bir muhabbet kuşu kadar sevgi taşımayanlar kızılacak, öfkelenilecek değil, acınacak insanlardır. Dünyanın bütün mallarına sahip olsalar da, yüksek makam ve mevkiiler elde etseler de onlar dünyanın en yoksun ve yoksul insanlarıdır. Asıl zenginliğin arı duru bir sevgide olduğu anlaşıldığında insan davranışları ve insan ilişkileri daha da güzelleşecektir. Sevgide ama
“Yaratılanı Yaratan’dan ötürü “ sevebilme sevgisinde… Dileğim muhabbet kuşunun ölümü sevgilerin ölümü olmasın. 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

YARDIMSEVER AVCI
Kazak Türklerinin Kambar Batır Destanı, 96 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün58
mod_vvisit_counterDün8405
mod_vvisit_counterBu Hafta25923
mod_vvisit_counterGeçen Hafta55647
mod_vvisit_counterBu Ay130156
mod_vvisit_counterGeçen Ay161449
mod_vvisit_counterToplam20653659

Şimdi: 45 misafir var.
IP: 3.210.201.170