Cenap Şehabettin Diyor ki :

Gençlik çabuk geçer derler, malesef ihtiyarlık da öyle!


Atı Alan Üsküdar’ı Geçti!!! Ahmet Aykol

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

13 Kasım 2008 tarihinde Avrupa Parlamentosu tarafından Tunceli’de 1938′de yaşanan olayları anmak ve 70 yıl sürecindeki gelişmeleri irdelemek için Kürt Konferansı düzenlenmiş ve o konferansta ülkemiz akıl almaz suçlamalarla karşı karşıya bırakılmıştı. Biz de duruma tepki göstermiştik. Bir yıl sonra işi biraz daha azıttılar. 19 Kasım 2009’da düzenledikleri konferansta; Ülkemizi, o dönemin yöneticilerini dahası Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü savaş suçlusu ilan edecek kadar hayasızlaşmışlardı. Biz de halkımızı bir kez daha uyarma gereği duymuş, “Atı Alan Üsküdar’ı Geçecek!” isimli bir yazı kaleme almak zorunda kalmıştık. Bu gün artık “Atı Alan Üsküdar’ı Geçti!” demekten başka çaremiz kalmadı. Üzgünüz… Ancak üzülmek dertlerimize derman olmuyor. Dünden ders almayı öğrenmedikçe korkarım ki tarih tekerrür etmeye devam edecek. Bakın “Dersim” tartışmaları nasıl bu hale geldi?…
13 Kasım 2008 tarihinde Avrupa Parlamentosu tarafından Tunceli’de 1938’de yaşanan olayları anmak ve 70 yıl sürecindeki gelişmeleri irdelemek için düzenlenen Kürt Konferansında zamanın Tunceli Belediye Başkanı Songül Abdil Erol konuşması boyunca Tunceli ilimizden devamlı olarak “Dersim” şeklinde bahsedip ülkemize ağır suçlamalar yöneltmişti. Erol, “Bölgede yaşanan çatışmalar nedeniyle önemli sıkıntılar yaşıyoruz. Kentte faili meçhul cinayetler yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor…” “Ormanlarımız yakılıyor” demişti.
Erol’dan sonra söz alan DTP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis, Tunceli’de Kürt ve Alevi olan toplumun 1935′ten bu yana yüzde 60 azaldığını ve Tunceli şehrinin üstü açık bir cezaevini andırdığını ifade ederek, “Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklı bu savaş hali manzarası bu sorun çözülmedikçe daha kronik bir hal alacaktır…” incilerini yumurtlamıştı.
Toplantıdaki yabancı konuşmacılar da şok iddialarda bulunmuşlardı. Nazi artığı bir Alman, Prof. Dr. Ronald Mönch de Tunceli’de yaşananların “insanlık suçu” olduğunu savunarak, Atatürk ve dönemin Bakanlar Kurulu üyeleri ile üst düzey askeri yetkililer için, “Yaşasalardı savaş suçlusu olarak yargılanmaları gerekirdi.” Diyecek kadar ileri gitmişti.
O dönemde ne yazık ki bu olay üzerinde yeterince durulmamış birkaç kınama mesajı dışında hiçbir şey yapılmamıştı. Olaya tepki gösterip kınama mesajı yayınlayanlardan birisi de Denizli TÜRKAV’dı. Kınama mesajımızda özetle; TÜRKAV Denizli Şubesi olarak ekmeğini yiyip, suyunu içtikleri ülkeye ihanet eden vatan hainlerini şiddetle kınıyor, nefretle protesto ediyoruz. Milletvekillerini ettikleri yemine sadık kalmaya, belediye başkanını da yaşadığı şehrin tarihini öğrenmeye davet ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu ulu önder Mustafa Kemâl Atatürk’e dil uzatan o Nazi bozuntusu sözde profesöre ise; “dön de kendi ülkenin tarihine bir bak!” diyoruz. Aklı yetmiyorsa Solingen’i hatırlasa yeter. Siz daha dün diri diri yaktığınız insanların hesabını verdiniz mi ki bizden 1935’in hesabını sormaya kalkıyorsunuz?… Ayrıca Türkiye Kamu çalışanları Vakfı Denizli Şubesi olarak bizim maaşlarımızdan kesilen vergilerden aldıkları paralarla yurt dışında ülkemize hakareti alışkanlık haline getiren bölücülere ve onların taşeronlarına da bir kuruşumuzu bile helal etmiyor, yetkilileri göreve çağırıyoruz!” demiştik.
Bir yıl sonra yine aynı yerde yine AP himayesinde 19 Kasım 2009 tarihinde bu kez “Dersim Konferansı” düzenleniyor. Dersim konferansına birçok yazar ve davetlinin yanısıra o dönemin DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk ve Bağımsız Milletvekili Ufuk Uras da katılıyor. Konferansın açılış konuşmasını yapan Almanya’daki Dersim Yeniden İnşa Derneği Başkanı Mustafa Şen, “Dersim’in tarihte özel bir yeri vardır. Yahudi katliamı yapılırken, Türkiye de bunun gölgesine saklanarak Dersim’i bombaladı, Dersim insanlarını katletmeyi başardı. Bize göre bu bir soykırımdır. Bunun başka bir alternatifi, başka bir ismi yoktur. Dünyada eşine ender rastlanan bir katliam yapıldı. Özellikle Atatürk’ün emriyle manevi kızı Sabiha Gökçen tarafından Dersim bombalandı, soykırım yapıldı” iddialarında bulunuyor.
Toplantı sonrası kabul edilen sonuç bildirgesinde de Dersim olayları “soykırım” olarak nitelendirilmiş ve Türkiye’nin “soykırım” mağdurlarına tazminat ödemesi, idam edilen isyanın lideri Seyit Rıza’nın mezarının tespit edilmesi, “soykırıma” ilişkin AB üyeleri, ABD ve Rusya’nın arşivlerini açması gibi talepler sıralanmış.
Bütün bunlar gözümüzün önünde cereyan ederken biz ne yaptık? 2008’de seyrettik… 2009’da seyrettik… 2010’da seyrettik… 2011’de Özür diledik…
Zamanında Ermenilerden özür kampanyası başlatan sözde aydınlara “Haddiniz Bilin!” deyip bu özrün nelere mal olabileceğini anlatmaya çalışmıştık. Ama bu defa durum farklı. Özür devlet adına dileniyor ki bu çok tehlikeli. Tarihi olayları, yer, zaman ve şartlar göz önünde bulundurmadan değerlendirmek bizi geri dönülmez yollara itebilir. Yapacağımız bir hatanın nelere mal olabileceğini düşünmeden gelişigüzel değerlendirmelerde bulunmak siyaseten belki doğrudur ancak tarihi olayla konusunda belgesiz, bilgisiz, tek yanlı bilgilerle değerlendirmeler yapmak yanlıştır. Üstelik bilim adamı değilseniz buna hakkınız da yok.
2008’den bu yana Avrupa Birliği salonlarında düzenlenen toplantıların belli bir amacı vardı. Tıpkı daha önceki yıllarda sözde ermeni soykırımı düzmecesinde olduğu gibi. Esasen bütün bunlar Türkiye Cumhuriyeti Devletine yapılan saldırının kilometre taşlarıydı. Yap-bozun parçalarını birleştirebilirseniz büyük resim ortaya çıkacaktır. Milli birlik ve beraberliğimizin köküne dinamit değil dinamitler konulmaktadır. Şimdi biraz olayın dışına çıkıp büyük resme bakalım. Ermenilerin Türkiye Cumhuriyeti Devletinden istekleri ile “Dersim” konferanslarının sonuç bildirgeleri arasındaki talepler arasında bir benzerlik var mı? Aynısının tıpkısı. Yani “Üç T” Tanınma, Tazminat, Toprak! Nasıl bir komplo ile karşı karşıya kaldığımızı görmek istemeyen gözlere, duymak istemeyen kulaklara ilanen duyurulur! Adları farklı, istekleri aynı bir koro dünyanın dört bir yanında aynı şarkıyı seslendiriyor. Karabağ’daki bebek katilleri, içimizdeki maşaları ya da Kıbrıs’taki suç ortakları hepsi aynı amaca hizmet ediyor. Dün Ortadoğu’da kullanıldığını anlayamayanlar bu gün kendi topraklarında soykırıma uğradıklarında ancak birtakım gerçekleri görebildiler. İçimizdeki hainler, Kuzey Iraktaki aşiret artıkları gerçeği gördüklerinde dün olduğu, bu gün olduğu, yarın da olacağı gibi çok geç kalacaklar benden söylemesi. Deyip “Bu hainlere devlet gerekli cevabı vermezse korkarım ki “Atı alan Üsküdar’ı geçecek.” Sözleriyle de sizleri uyarmaya çalışmıştık. Şimdi belki iş toprağa henüz gelmedi ama korkarım ki “Üç T’nin” ikisini kabullendik gibi. Sizin anlayacağınız “Atı Alan Üsküdar’ı Çoktaaan Geçti…”

www.kamusitesi.com 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

KÜÇÜK AVCI
Altay Türklerinin Mağday Kara destanı, 111 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün2813
mod_vvisit_counterDün5366
mod_vvisit_counterBu Hafta26052
mod_vvisit_counterGeçen Hafta36008
mod_vvisit_counterBu Ay170954
mod_vvisit_counterGeçen Ay196053
mod_vvisit_counterToplam18622816

Şimdi: 57 misafir, 3 bots var.
IP: 18.210.24.208