Kızılderili Atasözü:

Sular yükselince, balıklar karıncaları yer. Sular çekilince de karıncalar balıkları. Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir. Çünkü kimin kimi yiyeceğine, "suyun akışı" karar verir.


İki Tarihi Anı Ve Bilinçaltında Yatanlar

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

Aslında konumuza örnek teşkil edecek olaylar o kadar çok ki… Belki zaman zaman bunlardan bahsedileceği için mesele biraz, yüzyıl kadar geriden alınarak işaret edilmeye çalışılacaktır.

Halit Ziya Uşaklıgil’in Kırk Yıl’ını okuyanlar hatırlayacaklardır.
Yazar bir gün Galata’da olan Reji İdaresindeki işine o günkü böbrek rahatsızlığı sebebiyle gidemez. İşte tam da o gün iş yerine bitişik olan yerde tarihe geçmiş önemli bir hadise olur. Halit Ziya da böylelikle bu baskının kendisine de zarar verme ihtimalini atlatmış olur.

Olayı daha sonra evine ziyarete gelen eniştesinden duyan yazar o günü eniştesinin dilinden şöyle anlatır:

“Ermeni ihtilalcilerinin Osmanlı Bankasını nasıl birdenbire basarak işgal ettiklerini, oradan ve çatı katından Reji idaresine de geçerek her iki binayı bombalarla hükümleri altına aldıklarını, memurlarla müstahdemleri yavaş yavaş dışarıya çıkardıklarını, zabıta kuvvetlerini öldürdüklerini, bunu müteakip halkın galeyanı sokaklarda katliama sebep olarak iki muarız kavmiyetin şehir dâhilinde harbe giriştiklerini anlattı… Detaylıca devam etti: İki daire baskıncıların bombaları ile adeta tahrip olunmuştu. Ermeniler taş yapılı hanlarda, evlerde, mağazalarda barınarak bombalarla ateş yağdırıyor, asker silah kullanıyor, sokaklarda kan dereleri akıyor, yığın yığın ölüler, inleyen yaralılar şehri bir cenk meydanına çeviriyor. Köprünün iki tarafında tutuşan müthiş ihtilal ateşi dakikadan dakikaya iç mahalleleri sarmak tehlikesini gösteriyor ve eğer hükümet tedbirlerini etkili olacak şekilde askerin müdahalesi önünü alamazsa… Artık Allah bilir!”

Halit Ziya bu anlatılanlar üzerine düşünür ve şu yorumunu eklemeyi ihmal etmez: “… Nihayet ne vakitten beri kaynayan isyan, kazanını patlatmış ateşten dalgalarını artık Erzurum’da, Sivas’ta, Diyarbakır’da, Van’da, Zeytin’de uzaklara değil, ta Abdülhamit’in korku ile dolu başkentinde, akıbeti tahmin olunamayacak müthiş bir yangın tutuşturmak üzere, salıvermişti… Bu felaketin mesuliyeti kime aitti?”
Tahsin Paşa hatıralarında meseleye bu olayı kaşıyıcılar açısından bakarak değişmeyen ve hala da hiç değişmeyecek gibi görünen malum zihniyetleri işaret ederken şunları anlatır:
“…Osmanlı Bankası o zamanlar Avrupa’nın özel müşterek bir sefarethanesi durumunda idi. Osmanlı Bankası ile Düyun-u Umumiye her kuvvetin üstünde birer kuvvet sayılırdı. Bunlara karşı gerçekleştirilen her saldırı hemen bize ödetilirdi. Yıldız Sarayı bu Osmanlı Bankası meselesini nasıl halledeceğini düşünmekle meşgul iken, Rusya Sefareti Baş tercümanı Maksimof saraya geldi. Güya hiçbir şeyden haberi yokmuş da başa bir iş takibi için gelmiş gibi bir durumu vardı. Hakikatte bütün o harekâtta Rus Sefareti’nin dahli ve Maksimof’un parmağı olduğunda şüphe yoktu… Devletin istiklalini devamlı baltalamak siyasetini takip eden Avrupa devletleri bu meseleyi de müdahaleye bir sebep kabul ederek güya tebaalarının zarara uğradıklarını öne sürerek devletten tazminat talebinde bulunmuşlardı.”
Paşa’nın sözlerine bir cümle de biz ekleyelim:
Bu baskını yapan elebaşı Armen Garo takma isimli Karakin Pastırmacıyan eyleminden dolayı affedildiği gibi daha sonra sanki bir ödül sunulurcasına Erzurum mebusu olarak meclise teşerrüf etmiştir.

Bu iki hatıradan bile anlaşılıyor ki malum sözde ermeni soykırımı teraneleri ta nerelerden başlatılmış ve nerelere dayanıyor? Öyle ki 1915’leri hazırlayanların çabaları da zaten 1890’lara kadar geriye doğru uzanır.
Ayıp artık ya hu diyesi geliyor insanın…
Tarihten beri güya sözde soykırım bahanesini ileri sürerek ve bunu gündemde düşürmeyerek karınlarını bizim sırtımızdan doyurma sevdasından bir türlü vazgeçmiyorlar. Fransa’daki son olayda bunu gösteriyor. Aslında bunların meselesi sözde soykırım vs. olmaktan çok başka bir gerçektir. Bu gerçeği şuur altlarında saklayarak belli etmemeye çalışsalar da onları söylemleri ele veriyor. Kinlerini din haline getirenlerin asıl gayeleri önce kendilerinin sonra da gelecek nesillerinin Türk Milletinin sırtından geçinebilmelerini sağlama girişimlerinden başka bir şey değildir. Değilseler neden hala tazminat koparma peşindeler?  

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

Manas

Kırgız Türklerinin Manas Destanı'nın ilk bölümü, 109 sayfa.

Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün1125
mod_vvisit_counterDün3791
mod_vvisit_counterBu Hafta11963
mod_vvisit_counterGeçen Hafta40012
mod_vvisit_counterBu Ay160750
mod_vvisit_counterGeçen Ay161449
mod_vvisit_counterToplam20684253

Şimdi: 38 misafir, 1 bots var.
IP: 18.207.102.38