Bailey Diyor ki :

Ne kadar yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımız önemlidir.


AYIN ALTINDA KAĞNILAR (2) Fethi KARADUMAN

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

Sovyet Elçisi S.İ. Aralov, anılarında Mart 1922 yılında Anadolu’daki gezi izlenimlerini aktarıyor:

            “Biçer istasyonundan, Bağdat demiryolunun bir kolunun geçtiği Çay mevkisine kadar olan şose, ancak kurak havalarda otomobillerin geçmesine elverişli idi. Yağmurlu havalarda bu yol, tam bir bataklık halini alıyordu. Çoğunlukla toprak yollardan gitmek zorunda kalıyorduk.

            Yollarda hayvanlara az rastlıyorduk. Rastladıklarımızın uzunluğu ise bir kilometreyi aşıyordu. Uzun bir iple birbirine bağlanmış olan develer ağır ağır yürüyorlardı. Develerin hepsine, mermi dolu küfeler yüklenmişti.

            Mustafa. Kemal Paşa:

            —İşte bizim askeri taşıt araçlarımız, dedi. Yunanlıların tam tersi… İngilizler onları gerekli olan bütün askeri taşıt araçlarıyla donatıyorlar. Ama yine de biz onları yeniyoruz ve yeneceğiz!

Yollarda hiçbir işaret direği yoktu. Gerektiği zaman, nöbetçiler bize yönümüzü gösteriyorlardı. Yollar, şiddetli savaşların izlerini taşıyordu. Yunanlıların yakıp yıktığı birkaç Müslüman köyden geçtik[i].

 

İstiklal Mahkemesi Reisi olarak Kastamonu’da görev yapan Mustafa Necati, tanık olduğu bir olay, sözlerle tanımlanamayacak, her türlü övgünün üzerinde bir kahramanlık öyküsüdür:

“Bir gün önce yağan karların doldurduğu uzun yollardan geçerek mahkememiz müfrezesiyle, Çerkeş önlerinde kağnılarla cephane taşıyan bir kadın kafilesine rastlamıştık. Beyaz bir geceyi andıran gündü; güneş bulutlara girmiş, tabiat kefenlenmişti. Mücessem (üç boyutlu cisimlenmiş) bir hüzün halinde kalplere damlayan genel sessizliği bozan hiçbir şey yoktu; ancak kağnıların ruhları ürperten ve sessizliği besleyen gıcırtıları derinden derine etrafı geziyordu. Bu seslerde öyle bir esrar saklı ki sanki bütün kederli ruhlar bütün iniltisini bu sese vermişler ve sanki bütün kadere boyun eğen fikirler, azme (bir işi sonuçlandırmak için direnmek) kalp olan tevekkülünü (her şeyi Tanrıya bırakma ve Tanrıdan bekleme) bu ağır yürüyüşe bırakmışlar.

Bu kafileye yaklaştıkça bazen bu uzun sessizliği yırtan bir çocuk feryadı yükseliyordu. Kafileye yaklaştık ve selamlaştık. Biz soğuktan yamaçlar altında bile titrerken, tek yorganını da arabaya örten bir ninenin çıplak ayaklarla karları çiğnediğini görünce, içimde takdirle karışlık bir merhamet sızladı. Arkasına sardığı peştamalı içinde ara sıra hıçkıran bir çocuğun üzerine bile örtmeden yorganını niçin arabaya serdiğini sorma fikrini duydum:

‘Üşümez misin sen nine? Bak çocuk donacak, yorganı örtsene!’ diye arabanın üstünün işaret ettim. Bu sözü garip biçimde karşıladı. Sormaya değer bir şey saymıyordu galiba!.. Beklediğimi de anlayınca, mukaddes (kutsal) bir şeye yakınlık gösterir gibi kağnıya doğru koştu:

‘Kar sepeliyor, millet malıdır, nem kapmasın evladım’ dedi ve yorganının uçlarını iyice serdi. Kar sepelemeye başlamıştı; o zaman anladım ki cephaneleri ıslatmamak için bu fedakârlığı yapıyor. O zaman, deminki merhametimden utandım bile[ii]!

 

Anadolu Batı Kuvayı Milliye Başkomutanlığına atanan Ali Fuat Cebesoy’un kağnı kollarıyla ilgili anısı da Türk kadınının yüreğini, yiğitliğini ve özverisini yansıtmaktadır:

“…Dondurucu bir soğuk vardı. Kağnısının başında duran bir ihtiyar nineye yaklaşmış ve sormuştum: ‘Nine üşüyor musun?’ şu yanıtı vermişti: ‘Hayır oğul, üşümüyorum. Düşman, topraklarımıza bastığı günden beri içim yanıyor!’

Bu kahraman Türk anasının elini öperken göz pınarlarımdan yaşlar tanelenmişti.”

 

Bütün bunların yanında cephelerde ateş hattına kadar sokularak yiyecek ve cephane getiren kadınlara, çocuklara ve yaşlı erkeklere rastlanılmaktaydı. 18 Temmuz 1921 günü Kütahya Tavşanlı cephesinde yaşananlar adsız kahramanların yiğitliğini göstermekteydi:

“Tavşanlı’nın Kepez sırtlarında 15. Tümen ağır Yunan baskısı altında ezilmek üzere, Yunan piyadeleri bol topçu desteğinde ilerliyorlar. Yunanlılara karşılık veren tümenin tek mantelli topçu bataryası, cephane azlığından ötürü aralıklı ateş etmek zorunda…

Yunan topçuları başkaca Türk topçu bataryası olmadığını görünce tüm ateşlerini bu bataryaya yöneltiyorlar. Garip bir düello başlıyor. Yunan topçusu on atarsa, bir karşılık görüyor.

Topçu düellosunun en kızgın anında, gerilerden Türk bataryasına doğru bir kağnının ilerlediği görülüyor. Bir yaşlı köylü, kağnının önüne geçmiş, elindeki övendiresiyle öküzleri dürterek yürütüyor. Sağına soluna düşen top mermilerine aldırmıyor. En kısa yoldan bataryaya ulaşma çabasında olduğu seziliyor.

Dakikalar geçiyor, kağnı o kaplumbağa hızıyla dik yamacı tırmanmaya çalışıyor. Düşen mermiler daha sıklaşıyor, daha yakınlaşıyor. Kağnıcının umurunda değil. Batarya Komutanı ayakta Yunanlılara boy hedefi vererek el kol işareti yapıyor kağnıcıya. Kağnıcının aldırdığı yok, ağır ağır gidiyor, öküzlerini yürütüyor. Herkeste soluk kesilmiş, ihtiyar kağnı sürücüsünü izliyor. Yaklaşınca, ihtiyarın dudaklarının kımıldadığı görülüyor. Kendisi için mi, öküzleri için mi, yoksa kağnısının cephane yükü için mi dua ediyor, bilinmiyor.

Yamacı çıkınca doğru bataryanın yanına sürüyor kağnısını. Topçu erleri koşarak geliyor, kağnıdaki mermileri kucaklayıp topun başına yetiştiriyorlar bir koşu. Kısa sürede kağnının yükü boşaltılıyor. Suskun toplar, Yunan topları üzerine ateş kusmaya başlıyor.

İhtiyar, Batarya Komutanıyla vedalaştıktan sonra, boş kağnısının önüne geçip gerisin geriye yola düşüyor. Artık dudakları kıpırdamıyor. Yakınına düşen top mermileri arasında, umursamadan kağnısını yürütüyor. Henüz bataryadan yüz-yüz elli metre uzaklaşmışken, Yunanlıların kısa aralıklarla attıkları mermilerden birinin tam vuruşuna yakalanıyor. Bir anda ortada ne kağnı kalıyor, ne öküzler, ne de ihtiyar köylü[iii]…”

Savaşta yaşanan şu küçük olay, başkaca hiçbir şey yazılmasa da kurtuluşa omuz verenleri, onların kahramanlığını, kararlılığını anlatmaya yeter. Başkaca ne yazılabilir, ne anlatılabilir ki…

 

            ATATÜRK DEVRİMİ – Fethi KARADUMAN

                       www.ataturkdevrimi.com

                TWİTTER: fethikaraduman2

 



[i] S.İ. Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Hatıraları, s. 108

[ii] İstiklal Mücadeleleri Hatıraları-Anadolu Köylüsü, Hayat Mecmuası, c.1, s.9 aktaran F.A. Tansel, a.g.e. s.93

[iii] Şevket Soğucalı, İstiklal Harbinde Olaylardan aktaran, A. Müderrisoğlu, a.g.e. s.417

Son Güncelleme: Cuma, 27 Ocak 2012 02:09

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

ANADOLU’DAN YÜKSELEN SES
Türkiye Türklerinin İstiklâl Destanı, 192 sayfa .
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün4780
mod_vvisit_counterDün8141
mod_vvisit_counterBu Hafta12921
mod_vvisit_counterGeçen Hafta76275
mod_vvisit_counterBu Ay30233
mod_vvisit_counterGeçen Ay249271
mod_vvisit_counterToplam20148882

Şimdi: 144 misafir var.
IP: 54.236.59.154