Alain Diyor ki :

Büyük başarılar kişiyi aptallaştırmadığı takdirde kişi alçakgönüllü olur.


Dualizm (İkicilik)

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

Görüngü ve olgusallık kavramlarını felsefenin ne olduğunu belirleyen bir ikiliğin uçları olarak sunmak eytişimi özellikle reddetme gibi etkin bir yanlışlıkta diretmekle olanaklıdır. Görgücülük bu ikilemi temel alan uslamlamanın tutarlı dizgesidir: Her zaman bir bu dünya ve insana saltık olarak kapalı bir öte-dünya konutlar. Bu zeminde kendi ikici konumunu hiçbir zaman algılamayan kuşkuculuk gene de felsefeyi ikinci bir dünya, ideal bir dünya yaratmakla suçlar. Oysa felsefenin ele aldığı karşıtlığın ‘ikilik’ ile aynı şey olmadığını, bir ikiliğe indirgenemeyeceğini görmek güç değildir: Karşıtlığın kendisi birlik, uzlaşma, özdeşlik uğrunadır, kendi ortadan kaldırılışı uğrunadır. Buna karşı insanın bilgi yetisini sonlu gören her bakış açısı hiçbir zaman uzlaştıramayacağı bir ikilik konutlar, ve bu bölünme diyalektik dediğimiz karşıtların-birliği değil ama analitik dediğimiz ilişkisizlik konumudur.

Görüngü ve olgusallık gerçekte yalnızca iki kavramdır ki, eğer karşıtlar olarak alınacaklarsa, bu bir ölçüde uygunsuz karşıtlık yerine görüngü kavramının öz, ve olgusallık/realite kavramının idealite ile karşıtlık içinde olduğu anımsanabilir. Bütün sorunu Us ve Usun Birliği ile ilgili olan felsefenin tersine, görgücülük kendini öznel bilince sınırlar: İzlenim, algı, fenomen, duyum vb. gibi ruhbilimsel tasarımlar üzerinde ilerler, ve nesnelliği tüm kıpılarında püskürten bu öznellikler üzerine hiç kuşkusuz ‘mantıksal’ dizgeler kurulabilse de, o analitik tutum bu bilinci, bu öznelliği karşısındaki olgusallık ile, nesnellik ile, kendinde-dünya ile ilişkilendiremez. Bilinç gibi bir ‘öznellik’ ve ondan bütünüyle ayrı olduğu söylenen bir olgusallık, bir ‘nesnellik’ arasında hiç kuşkusuz hiçbir gerçek iletişim kurulamaz. İnsan, bu ayrılık durumunda, bu ikilik durumunda, bilgisi yalnızca yüzeye, yalnızca görüngüye, yalnızca kendi algılarına sınırlı bir bilgisiz olur. Tüm modern kuşkucu kuramlara (varoluşçuluk, ‘yokoluşçuluk’ ve olguculuk) götüren mantıksal süreçler bu aynı duyumculuğu, aynı irrasyonalizmi başlangıç noktası olarak alırlar. Yararcılık, pragmatizm, hazcılık, duyumculuk, özdekçilik, tüm bu görgücülük/kuşkuculuk kipleri daha şimdiden us ve duyunç kavramlarını yadsımaları ile insan varoluşunu DEĞER dediğimiz, ANLAM dediğimiz kavramlardan kurtarırlar. yolu izlemek güç değildir.

İkicilik (ya da çoğulculuk) biçimsel olarak gerçekliğin olanağı sorununu ilgilendirdiği için önemlidir. Sorun tam olarak kuşkuculuk bağlamında tartışılan bir dizi mantıksal sorunun özeti gibidir. Kavram salt biçimsel ise, ve burada biçimsel sözcüğü öznel olanı, yalnızca bilinçte, yargıda, önermede vb. olduğunu söylediğimiz düşünsel yanı anlatıyorsa, ve bu yanın karşısında onunla aynı tözden olmayan bir ikinci kendilik duruyorsa, kuşkuculuk mantıksal olarak kaçınılmazdır. O zaman gerçeklik yoktur — eğer gerçekliğin kendisi olgunun ve kavramın birliğini anlatıyorsa, ya da gerçeklik biçimsel önerme ve yargıları ilgilendiren öznel bir sorundan daha ötesi ise.

Birciliği doğrulamak sözel olarak kolaydır. Ama üzerine biraz kafa yorulduğunda, kavramın ve olgunun, düşünce biçiminin ve olgusal içeriğinin birliğinden söz ettiğimizi görmemiz gerekir. Bunu inakçılığın ötesinde doğrulamak güçtür. Burada gerçeklik sorunu biçimsel önermenin ya da yargının düzleminin ötesindedir. Sözcüğün en tam anlamında düşüncenin ve nesnel olanın tözsel bir birliği söz konusudur. Bu birlik yoksa, Monizm yoksa, kuşkuculuk vardır, üstelik kişi sözel olarak birciliği doğruladığında diretse bile. Bu son inakçılık türü yararsızdır. Aslında felsefe için, onun değer ve önemi için zararlıdır.

Sorunun çözümü — felsefi bilgi idealinin kendisine ulaşmak — her eğitim durumunda olduğu gibi bir süreçtir, aşamalıdır, ve hiç kuşkusuz biraz zaman harcamayı, belirli bir yetkinliğin geliştirilmesini gerektirir. Eytişimin doğasını kavramak en azından ilk adım olarak görülmelidir. Hiç kuşkusuz kavramlar arasındaki ilişkileri, karşıtların birliğini, giderek kurgul bireşimin kendisinin doğasını kavramak felsefi bilgide önemli ilerlemeler olarak değerlidirler. Ama varolan herşeyin ideanın terimlerinde varolduğunu, varolan herşeyin usun bir kıpısı olarak gerçek ve var olduğunu kavramak, söz gelimi uzay, zaman, özdek vb. gibi düşünceden bütünüyle ayrı görünen nesnelliklerin kendilerinin baştan sona ideal doğada olduklarını ve hiçbir kendinde-şey öğesi, usun kavramlarına kapalı hiçbir öğe içermeyeceklerini görmek düşüncenin eğitiminin en zorlu yanı olmalıdır. Tek bir tözün varolduğu kavrayışının bu güçlüğü kuşkuculuğun popülerliğinin nasıl kolay kazanıldığını açıklamak için yeterli olmalıdır.

Sorunun çözümü hiç kuşkusuz herkesin usunun kendisinde yatar, ve herşeyden önce onu kendi gerçek yeteneği içinde kullanmayı gekertirir.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

Kırk Kahraman Kız
Karakalpak Türklerinin Kırk Kız Destanı, 110 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  
 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün4843
mod_vvisit_counterDün5164
mod_vvisit_counterBu Hafta4843
mod_vvisit_counterGeçen Hafta68185
mod_vvisit_counterBu Ay117402
mod_vvisit_counterGeçen Ay157243
mod_vvisit_counterToplam18373211

Şimdi: 80 misafir, 6 bots var.
IP: 3.234.214.113