Oruç Baba Der ki:

Ellerimin ne kadar soğuk olduğunu söylediğinde onun beni, benim de onu sevmediğimi anladım. Çünkü eğer ortada bir kusur varsa; yanmayan ateş kadar, ateşi yakamayan da kusurludur.


SOFİZM

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

SOFİZME GENEL BİR BAKIŞ

‘Sofist’ Çerçevesinde Eflâtun’a Bir Dipnot

Şu mitoslarıyla hatırladığımız, felsefe adamlarıyla tanıdığımız Yunanlılar… Bulundukları memleketlerini muhteşem bir dekorla döşeyerek oraya gelecek misafirlere binbir çeşit yüz ifadesiyle baktılar ve kısa zamanda da misafirlerinin getirdiklerini kabul ediverdiler. Misafir olan felsefeydi ve kendine en uygun yer olarak orayı (Atina) seçti. Zaten oraya gelmeden önce mekân mekân gezmekteydi ve en son parmaklarını değdirdiği yerde birden yükseldi. Onun bu girişimi ise ona zıd olan sofistlerin eliyle oldu. Felsefenin, hakikati mütemadiyen arayışına karşı, sofistlerin ortada gördükleri hakikatleri süpürme çabasından doğuyordu zıtlık. Şimdi, malûm sıfatlı bu bilgilerden sonra, varmak istediğimiz hedef de belli oluyor: Felsefî şahsiyetlerle sofistik kişilerin destansı savaşı…

Bilindiği gibi felsefe, Sokrates’in avucuna düşmeden önce sofistlerin elinde kıvılcım saçıyordu. Ve sofistler en geniş anlamda, bir ilmin uzmanlaşmış kişisi, bir konunun üstadı olarak bilinirlerdi. Hatta Herodot’un bunları şair ve bilge kişiler olarak tanıtması, bazı kişilere bu ismin ünvan maksadıyla verilmesi gibi olaylar da gerçekleşmemiş değildi.

“… (Sokrates’in öğrencisi) Ksenofon’un eserinde Sokrates ve Antisthenes’e, hatta Sokrates’in eserinde Platon’a bu ünvanın verildiği bildirilmektedir.” (1) Hitabet sanatının en üstün kullanıcılarıydılar. Dil, gramer ve daha bir çok mevzu üzerinde incelemeler yaptıkları söylenir. Bu konuda “Gorgias” meşhurdur bile. Bir yandan felsefeye malzeme çıkarırlarken, yaptıklarının niçin olduğunu da unutmazlar. Onların özünü yansıtmakta ise, “Hakikate ölüm!” gibi sloganvârî bir cümle yeter. Böyle anlatılmasına bazıları mecazî diyor, bazıları ise hepten yok sayıyor böyle oluşunu. İşin aslı o ki, Sokrates’in de Platon’un da yaptıkları, onları oyunları içinde boğmaktan başka bir şey değildir.

“Sophistes” yine Yunanca bir kelime olan “sophos” ile aynı kökten, yeni “soph”tan gelmektedir ve sophos gibi “bilge, bilgin, bilgi sahibi” mânâlarına delâlet etmektedir. Sofistik üzerine atılan bilgiçlik sıfatı da, aslî olarak buraya dayandırılabilir. Bu kelimenin ünvan olarak kullanılması veyahut hikmet seyyahlarına şeref arması hâlinde takılması, türediği kelimeye nisbetle olabilirken, sofistlerin de retoriği en uygun şekilde, hattâ normların üstünde bir dereceye çıkararak kullanmaları dolayısıyla da verilmiştir denebilir.

Aynı zamanda, “Eflâtun bütün ömrünü, onları karikatürize edip kötülemeye vermiştir. Fakat onlar hakkında onun polemiklerine göre hüküm vermek doğru değildir” (2) diyebilen (Bertrand Russell)in amacının muayyen bir hakikati karalamak olduğu görülebilir. Çünkü, hakikati aramayı dert edinmiş insanların, yine aynı hakikati kurban diye giyotin makasına sunanlardan aşağı tutulması kabul edilemez. Bu gibi düşüncelerse sadece traji-komiklik ifâde eder.

Bu noktada aktaracağımız, sofizmin, “… mantığın yalama haline gelmesi, birtakım aklî çıkmazlar üzerinde sahte nispetler kurması, kendi içinde döne döne ve basit daireler çize çize hakikati güme götürmesi…” (3) oluşudur ki, sofist kisveli kişilerin sadece masum fazilet dağıtıcıları olarak görülmemesi gerekir. Ve onun zıplaya zıplaya yer değiştirerek, farklı farklı insanları eğitmeye kalkışması bir yana, bu işi yapmaları onları asıl amaçlarına götürücü bir yoldur. Yine Eflâtun’a göre bu sofistler, öğrettiği her bilgi için kuruş kuruş hesap yapan ve avlayacağı yerleri zaten bilen insanlardır.

Bir mevzuu açıklarken anlaşılmamasına kızmayan, ancak o mevzuu yeni bir zeminde ışıldatmaya çalışan kimsenin, gayesi zaten belli olan sözleri: “… yokluğun karanlığında sığınak kuruyor, orada yaşaya yaşaya karanlığa alışıyor. Gözümüzden kaçıyorsa da bunu bulunduğu yerin karanlığına borçludur.” (4) Bu söz, Eflâtun’undur ve sofisti örümcek ağları arasında gösteren bu târiften daha güzel ve açık çok az söz söylenmiştir. Diğer târifçi filozoflarsa, reçete üzerine yazılmış kargacık burgacık doktor yazılarını görerek hayran kalan ve peşinden taklide kalkan “aç”lar gibidir. Bir başka deyişle, felsefenin “Eflâtun’a düşülen şerhler” olduğu bir kez daha anlaşılıyor.

SOFİSTİK DİYALEKTİK

Yeryüzünü baştan başa kuşatan daha adı duyulmamış iklimlerden tutun da, en küçük bir tesirin oluşuna kadar her şeyin temelinde çöreklenmiş bir vasıf olarak belli olan ve “usûl”e en nazik yerinden işaret eden herhâlde “diyalektik”tir ve bunu bilmeyen de yoktur. Aynı şekilde, ilk usûl ölçüsünü kimin getirdiğini ve hangi şartlar altında resimlerden çıkarıverdiğini de…

İlk önce, böyle söylemek kaba oldu ama, meramımızı bu basit ve muayyen şeylerle anlatmamız gerekiyordu. Yani demek istediğimiz, Newton’un “etkiye karşı tepki” prensibindeki her etki ve her tepkinin oluşunun da bir şekil üzere olduğu gibi, sofistik düşünceyi de beyan eden bir diyalektik olduğudur.

Bu ifadelerden sonra ve bu noktadan devamla, Luis Merider’in bir yazısında sofisti kasdederek serdettiği görüş: “… kullandıkları metod sokratik diyalektiğin bir karikatürüdür.” Sokrates’i, metodu getirmesiyle ele alırsak, beyazımsı gözükenin beyaz olmaması gibi, onların da Sokrates’in yanında kaba kaldıkları belli olur. İyi konuşmakta (o zamanlar genç olan) Sokrates’i aralarında gören sofistlerin, onun “taklitçilikten hakikîliğe” geçmesiyle, düpedüz taklit üzere yaşadıkları da açık oluyor.

Bir tartışma, insana neler kazandırabilir veya neler kaybettirebilir? Eğer fikirleri sağlam biri yoksa ve bir de muhatab olunan büyük görülüyorsa, kaybedilenin de hesabını yapmak zorlaşacaktır. O hâlde rütbeli insanlarla tartışmak, onları kandırmak kadar zordur. İşte tartışmaya dayanan, bir yerde “eristik”tir, bir yerde ise Zenon diyalektiğine bağlanır. Ama, eristik; çarpışmak, mutlak galib olma hevesiyle mücadele etmek demek iken, onun bu hâline Zenon diyalektiğinin sokaklara dökülüşü de denebilir. (Zenon, Elealı’dır ve diyalektiğin ilk kurucusu ve temsilcisi olarak görülür.) Sofizm, eristik adlı bu “sanat”ı kendine mâletmiştir.

“Sanat” dedik, zira bir hakikati olduğunun zıddı göstermek, mevhum hâle getirmeye (sanallaştırmaya) kadar gitmek, kısacası hokkabazlık, herkesin yapabileceği şeylerden olmadığı gibi, bunun da tartışma yollu yapılagelmesi ve tartışmanın bir yerde “sanat” olarak gözükmesi, tâbirimizi mâzur gösterir. Ve hatta eristik, onların elinde hiçbir fikrin direnmesine aldırmadan, hakikatin önüne engel atmaya imkân sundu. Belli bir zaman sonra da, araç diye kullandıkları bu “sanat”ı, amaç derecesine çıkardılar ve bir geçim vasıtasına dönüştürdüler. Eristiği, söylenenlerin doğruluk veya yanlışlık gibi hâllerine bakmadan “iş bitirici” bir âlet olarak kullandılar. Hiçbir duruma tahammül edilemeyen bir yerde, hakikatin ölmemesi de hakikaten muhâl değil mi?

EFLÂTUN’A GÖRE SOFİZM: ‘ŞARLATANLIK’ AMELİYESİ

Baştan beri üzerinde durulan, genel anlamda “sofizm”di. Burada ise, onu Eflâtun’un açtığı pencerelerden gösterirken, ilk olarak, sofistlerin ilk darbeyi hernekadar Sokrates’in asasından yemiş olsalar bile, en derin yarayı da Eflâtun’un eserleri sayesinde almış oldukları söylenebilir. Bu basit yazıyı tedâi ettiren de, yine Eflâtun’un sofistler hakkında yazdığı ve aynı adı verdiği bir eseridir.

Mevzuu ilerletmek bakımından, her şeyi bir tarafa bırakarak, şöyle bir soru soralım:

“Sofist” niçin yazıldı?

˜Bir mekâna birkaç yolla varılabileceği gibi, bir noktayı kuşatan sonsuz yön vardır. Bu yönlerden biri bir kimsenin malûmu iken, diğer birinin meçhulü olabilir. İşte Eflâtun’un yaptığı da, sofizmin malûm gibi görülen taraflarını, kendi “kuşatıcı” bakışıyla, başka veçheleriyle, meçhullükten kurtarmaktır. Bunu izhar ederken de, “bir” diye işaretlediğini farklı delillerle desteklemiştir. O kadar açık ve kesin konuşur ki, sesi, bir hâkimin son hükmü ifâde ederken sesine büründürdüğü tondadır. Sofistin mutlak vasfı “hokkabaz”dır ve Eflâtun, gerçek filozofu sofistten ayırmaya çalışır. Şarlatanlık diye belirttiği de, hakikatlerle akıl almaz derecede oynanmasıdır.

Bu şekilde devam edebilen izahatı uzatmadan, bütün bu tesbitlerin haklılığını bir kez daha zikrettikten sonra, o günün savaşılan sofizmine nazaran, Üstad Necip Fazıl’ın bizim o cihettekilerle olan mücadelemizi belirtişi:

“Bizim sofistlerimiz, eski sofistlerden daha aşağı seviyede!”

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

İKİZ KARDEŞLER
Özbek Türklerinin Erali Şirali Destanı, 110 Sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün689
mod_vvisit_counterDün3934
mod_vvisit_counterBu Hafta26692
mod_vvisit_counterGeçen Hafta49191
mod_vvisit_counterBu Ay135586
mod_vvisit_counterGeçen Ay196053
mod_vvisit_counterToplam18587448

Şimdi: 31 misafir, 2 bots var.
IP: 35.172.195.82