ATSIZ DİYOR Kİ:

Taviz verene başkaları, kavga çıkarmadığı için belki "aferin" der ama kimse onu şerefli ve haysiyetli saymaz.


Bilgi Felsefesi

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

BİLGİ ÇEŞİTLERİ

a) Gündelik Bilgi : Yaşantılardan elde edilen pratik bilgilerin genel adıdır. İnsan yaşamını kolaylaştıran ve sürdüren bu bilgi türü; sahip olduğumuz en eski bilgi çeşididir. Yaşamı kolaylaştırmanın ötesinde; onu olanaklı da kılan gündelik bilginin kaynağı yaşantının bizatihi kendisidir. Deneyimlerden, yaşantılardan doğar ve genellikle de duyum sürecine dayanırlar.

Yaşadığımız fiziksel çevreden olduğu kadar toplumsal çevreden de etkilenen gündelik bilgi bu açıdan kültürel farklılıklar taşır. Hatta giderek herkese göre farklılıklar taşır; çünkü herkesin deneyimleri, yaşantıları ve bunun ötesinde de hayattan beklentileri faydası, çıkarı birbirinden ayrıdır. Herkesin üzerinde anlaşabileceği tek bir doğru bulmak olanaksızdır. Bu nedenle de gündelik bilgiler felsefenin ana konusunu oluşturmazlar.

Özellikleri :

-Yaşantılardan, deneyimlerden doğar
-Duyuma ve algılara dayanır
-Yaşamı kolaylaştırır hatta olanaklı kılar
-Görelidir; kültürden kültüre ve hatta bireylere göre değişir
-Analojiktir (andırım)
-Farklı yöntemlerle elde edilir, genel bir yöntem yoktur
-Az-çok nedensellik taşır, zorunluluk yoktur.
-Sistematik değildir, konu bütünlüğü ve mantıki tutarlılık olmayabilir
-Kendinden farklı bilgi türlerine kaynaklık edebilirler

b) Teknik Bilgi : İnsanın günlük yaşamını kolaylaştırmak amacıyla araç gereç yapımı ile ilgili bilgidir. İki türlü teknik bilgi vardır.

* Gündelik bilgiye dayalı teknik bilgi : İnsanın gündelik yaşantısındaki tecrübelere dayanarak araç gereç yapmasıdır.

* Bilimsel bilgiye dayalı teknik bilgi : Bilimsel verilerden yararlanarak araç gereç yapılması ile ilgili bilgidir.

Özellikleri :

- Objektiftir.
- Akla dayanır
- Sistemlidir
- Evrenseldir
- İnsana yarar sağlar
- İnsan yaşamını kolaylaştırır.
- Pratik bir uygulamadır
- Amacı üretmektir

c) Sanat Bilgisi : İnsanın çevresindeki olaylar ya da nesneler karşısındaki duygulanımlarını, heyecanlarını değişik biçimlerde ifade etmesiyle ortaya çıkan bilgidir. Örneğin edebiyat, resim müzik alanlarındaki eserler gibi.

Özellikleri:

1. Subjektiftir.
2. Sonuçları kesin değildir.
3. Akla dayanır
4. Sistemli düzenlidir
5. Evrenseldir
6. Eleştiricidir
7. Merak – hayret sonucu ortaya çıkar.

d) Dini Bilgi : Tanrının insanlara peygamberler aracılığıyla, vahiy yoluyla bazı emir ve yasaklar bildirmesi şeklindeki bilgidir. Kutsal olanla bunun karşısındaki insanın konumunu ifade eder. Dinsel bilgiye kesin iman ile inanılır, eleştirisi yapılamaz.Mutlak gerçekliği inceler.

Özellikleri :

1. Doğmatiktir.
2. Sonuçları kesindir.
3. Vahye dayanır
4. Sistemli düzenlidir
5. Evrenseldir
6. Akıl ötesi aydınlatır
7.Bireyi ve toplumu ilgilendiren kurallara dayanır.
8. İbadet biçimleri ve ahlak kurallarını içerir

e) Bilimsel Bilgi : Bilimsel yöntem ve akıl yürütme yoluyla varlıklar hakkında elde edilen bilgidir. Bilimler üç gruba ayrılır:

* Formel bilimler, mantık, matematik gibi.
* Doğa bilimleri,fizik, kimya astronomi gibi.
* İnsan bilimleri, psikoloji, sosyoloji, antropoloji gibi.

Özellikleri :

1- Bilimsel bilgi nesneldir.
2- Bireyden bireye değişmeyip herkes için aynıdır.
3- Evrenseldir.
4-Bilim herhangi bir milletin, ırkın malı değil bütün bir insanlığın malıdır.
5-Akla ve mantığa dayalıdır.
6-Bilimsel olan akılsaldır.
7- Merak ve hayret sonucu ortaya çıkar.
8-Yığılan ve ilerleyen bir bilgidir.

f) Felsefi Bilgi : Felsefi düşünce ile genel geçer ve kesinlikten uzak ama önyargısız, iyi temellendirilmiş, güvenli ve tutarlı olarak ortaya konan bilgidir.

Özellikleri:

1- Her sorunu aklın süzgecinden geçirir.
2- Açıklamalarında bitmişlik ya da kesinlik yoktur.
3-Filozofun kişiliği önemli rol oynar.
4- Sistemli, düzenli ve birleştirilmiş bir bilgidir.
——————————————————————————–

Bilgi Kuramı

Doğrudan doğruya bilgi olgusu’yla bilme olayı’nı inceleyen genel bilim dalını adlandıran bilgi kuramı deyimi, Al. Erkenntnistheorie deyiminin çevirisidir ve başka dillerde de yerleşmiştir. Gerçekte gnoseoloji ve epistemoloji deyimlerinin Türkçe karşılığı bilgibilim’dir.

Bilgi kuramı terimi, doğrudan doğruya bilgi’nin ne olduğunu inceleyen bir bilim dalını adlandırır ve şu sorunun karşılığını araştırır: Bilgi olgusu nasıl gerçekleşiyor?.. Bu soru bilgi’nin özü, kaynakları ve sınırı sorunlarını kapsar. Hint-Avrupa dil grubuna bağlı Batı dillerinde birbirlerine pek yakın anlamlarda kullanılan epistemologie, gnoseologie ve theorie de la connaissance terimlerinin Türkçeye bilgi kuramı terimiyle çevrilmiş olması karışıklıklar doğurmaktadır.

Ne var ki bu karışıklık bir dereceye kadar Batı dillerinde de vardır. İngiliz düşünürü Baldwin, bu yüzden, bilgi olgusunun özü-kaynağı-sınırı sorunlarını inceleyen bilim dalının epistemologie ve bilgi olgusunun varlık değeri bakımından eleştirisinin gnoseologie terimleriyle dilegetirilmesini önermiştir. Gerçekte, bu iki terim arasındaki anlam ayrılığı, bilgi elde etmek için kullanılan yöntem ayrılığından doğmaktadır. Epistemologie terimi bilimsel bilginin ne olduğunu inceleyen bilim dalını, gnoseologie terimi sezgisel bilginin ne olduğunu inceleyen bilim dalını adlandırır.

Theorie de la connaissance ise bilen’le bilinen arasındaki ilişkilerin ne olduğunu inceler. Ayrıca bilgi kuramı deyimi, bilginin kaynağı üstünde savlar ileri süren usçuluk, duyumculuk, sezgicilik, deneycilik vb. gibi çeşitli bilgi öğretilerini de adlandırır. Bir yandan da bilginin değerini araştıran bir felsefe dalıdır. Ne var ki bütün bunlar metafizik felsefenin araştırma ve incelemeleridir. Eytişimsel özdekçi felsefenin bilgi kuramı, yansı kuramı’dır ki bilginin ne olduğunu, nasıl elde edildiğini, geçerliğini ve zorunluluğunu açık seçik sergiler.
——————————————————————————–

Bilginin İmkanı

Bilgi teorisinin ilk sorusu bilginin mümkün olup olmadığı sorusudur. Bu soruya olumlu cevap verenler genellikle felsefe tarihinde ‘dogmatik filozoflar’ olarak kabul edilir. Buradaki “dogmatik” kelimesi bir inancı körü körüne savunan , önyargılı bir insanın zihin tavrını ifade eden anlamdan farklı şekilde kullanılmıştır. Bilginin mümkün olmadığını düşünürlere de felsefe tarihinde ‘şüpheciler’ veya ‘septikler’ denir. Bu çeşit bilgi görüşünü savunmanın felsefi adı ise ‘Şüphecilik’ veya ‘Septisizm zorunlu olan yöntemlerle’dir.

Felsefi manada şüphecilik Kant’ın ifadesine göre gündelik, teknik olmayan anlamından farklı olarak ‘özel nedenlerden hareketle diğerlerinin bilgi diye kabul ettiği şeylerin geçerliliğinden ve kesinliğinden şüphe duyan ‘kişinin temsil ettiği akıma denir. Şüpheci bir filozof, dogmatik bir filozofun bilgi iddialarını, bu iddialarının temelinde bulunan dayanak ve ölçütlerini çürütmek suretiyle reddetmeye çalışır.

——————————————————————————–

Bilginin Kapsamı

Bilgi teorisinin bir diğer problemi de bilginin kapsamı ve sınırları sorunudur. Bilginin kaynağını akıl ve duyu organları olduğunu ifade eden filozoflar için bilginin alanı, ancak duyular veya algılarımızla kavrayabileceğimiz alanla sınırlıdır. Buna karşılık bazı filozoflar duyusal olmayan duyularla kavranılmayan bir alanın varlığını ve bilgisini kabul etmektedir.

Klasik anlamda filozoflar, insan bilgisine sınırlar konulmasına karşı çıkarlar. Nitekim bu anlamda bir Platon, bir Aristoteles, bir Farabi, bir Hegel‘e göre insan bilgisinin sınırları yoktur. Doğal veya fiziksel dünyayı ve olayları aşan konularda da bilgi elde etmek mümkündür. Kısaca tek cümleyle söylemek istersek metafizik mümkündür.

——————————————————————————–

Bilgi teorisinin veya bilgi felsefesinin diğer bir problemi, bilgi kaynağı ve araçları sorunudur. Acaba bilginin ortaya çıkarılmasında genel olarak zihnin payı mı daha önemli yoksa zihnin dışardan çevreden aldıkları mı? İnsanlar bilimi iki şekilde kazanırlar.

Bilginin Kaynağı

Birinci olarak akıl ve düşünme yeteneği ; ikinci olarak duyuları algılama, gözlemleme yeteneğidir. Bu arada bilginin elde edilmesinde bu yoların haricinde bir üçüncü yolun olduğu felsefe tarihçileri tarafından ileri sürülen sezgi yolu olduğu ifade edilmektedir. Sezgicilere göre sezgi, insanı “doğrudan bir seziş ve araçsız bir kavrayış” la eşyanın bilgisine vakıf kılan üstün bir yetidir. Felsefe tarihinde Yunan dünyasında Plotionos, İslam dünyasında İmamı Gazali ve diğer İslam mistikleri veya tasavvufçuları, çağdaş Batı felsefesinde Bergson, sezgiciliğin önemli temsilcileri arasındandır.

Sonuç olarak demekti bilginin kaynağı veya araçları probleminde başlıca görüşler deneyci ve akılcı pozisyonlar, bu iki pozisyonu birbirleriyle birleştirmeye çalışan sentezci pozisyonlar ile bu pozisyonları reddeden ve bilgide sezginin rolünü ön plana çıkaran görüşlerdir.

——————————————————————————–

Bilginin Ölçütü

Bilgi teorisi problemlerinden bir diğeri, bilginin veya doğru bilginin veya daha basit olarak doğrunun ölçütleri veya standartlarının ne olduğu sorunudur. Yani doğru bilginin doğru olduğunu hangi kıstasa göre değerlendireceğiz. En yaygın olan görüşe göre doğru, düşüncenin gerçekle uyuşmasından ibarettir. Eğer bir nesne hakkında oluşturulan görüş nesnenin kendisine uyuyorsa doğru, ona uymuyorsa yanlıştır. Buna doğru hakkında “uyuşma kuramı” (correspondence) adı verilir.

Doğruyu ölçme ile ilgili bir başka kuram ortaya çıkmıştır. Bilgi ile nesne arasında bir uyuşma değil bir tasarım ile bir başka tasarım , bir bilgi ile bir başka bilgi arasındaki uyuşma sözkonusu olduğu için bu kurama “ tutarlılık (coherence) kuramı “ adı verilir. Doğruyu, zihindeki tasarımın dış dünyada bulunan nesneye veya olguya uyması olarak değil de yine zihindeki bir başka tasarıma, bu tasarımdan önce gelen ve daha asli olan bir tasarıma uyması , onunla uyuşması olarak tanımlanmaktadır.

Pragmatist denilen filozoflar doğruyu bir başka şekilde tanımlamaya çalışmışlardır. Doğru, pragmatik olarak işe yarayan, pragmatik olarak doğrulanabilendir. Burada “pragmatik” kelimesinin anlamı farklı pragmatik filozoflar tarafından farklı şekillerde ele almışlardır. Pragmatist filozof W.James’e göre doğru, bizim için yararlı faydalı olandır. Diğer pragmatist filozof J.Dewey ise problemlerimizin çözümünde bir araç rolünü oynayabilen şey olarak tanımlamaktadır. Felsefe açısından önem taşıyan ve sık sık birbirine karıştırılan iki kavram üzerinde duralım.

DOĞRULUK – GERÇEKLİK

Doğruluk zihinle, zihinde bulunan veya zihnin ürettiği bir şeyle, teknik bir deyişle “önerme” ile ilgilidir. Bu önerme doğru veya yanlış olabilir. Buna mukabil gerçeklik veya gerçek – olmama, önermenin konusu olan şeyle özneye göre “ dıştan “ olan şeyle ilgilidir. Örneğin “ yağmurun yağması” bir gerçektir. Ama dışarıda yağmur yağdığını ifade etmemiz “doğru “ dur. ( Eğer dışarıda yağmur yağmıyorsa “ yanlış” tır.)

DOĞRULUK – ANLAMLILIK

Anlamla ilgili olarak herkes tarafından kabul edilen bir ölçüt vardır. Bir dilin sözdizim kurallarına uygun olmayan bir biçimde düzenlenen bir önermenin anlamlı olmasının asla mümkün olmadığıdır. Çünkü insanlar arasında anlaşma, yani birbirlerini anlama aracı dillerdir. Her dil de ancak gramer, sözdizim kurallarına uygun olarak cümleler veya beyanlar oluşturulduğunda anlam ortaya çıkar. Örneğin “ ben dün senden bir elma vereceğim” cümlesi anlamsızdır. Buna karşı şöyle bir cümle anlamlı olup , ne doğru ne de yanlıştır. “ Dünyayı zaman zaman uzaydan gelen varlıklar ziyaret etmektedir. “ Bu cümlenin anlamı açık ve bellidir; ama ne doğru olduğu ne de yanlış olduğu söylenebilir.

——————————————————————————–

Bilginin Tanımı

İnsanın, toplumsal emeğiyle meydana çıkardığı nesnel dünyanın yasalı ilişkilerinin, düşüncesinde yeniden üretimi. İnsanla çevresi arasında kurulan ilişki, eşanlamda bilgi, ilk düşüncelerden bu yana çeşitli açılardan değerlendirilmiştir. Kimileri bu ilişkinin asla kurulamayacağını, kimileri kısmen kurulabileceğini, kimileri ancak Tanrısal düzeyde kurulabileceğini, kimileri de bağıntılı olarak her an kurulmakta olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Bilginin kaynağı, özü ve sınırı üstündeki araştırmalar çeşitli öğretiler doğurmuştur. Usçuluk, görgücülük, deneyselcilik, sezgicilik, eleştiricilik, kuşkuculuk, bilinemezcilik, olguculuk, uygulayıcılık, inakçılık, inancılık, olasıcılık, anlıkçılık, iradecilik, doğuştancılık, bilgicilik vb. bilginin insan için olanaklı olup olmadığı yolunda savlar ileri sürmüş öğretilerdir. Antikçağ Yunan düşüncesinde bilgiciler ve şüpheciler bilginin olanaksız bulunduğu kanısındaydılar. Sokrates de fizik bilginin kesin olmadığını, kesin bilginin ancak törebilimsel alanda gerçekleşebileceğini ileri sürmüştür.

Bilinemezcilik genel adı altında toplanan Kant idealizmi, Comte pozitivizmi, Spencer evrimciliği, Heidegger ve Sartre egzistansiyalizmi, Camus saçmacılığı aynı kanıyı sürdürüp cağımıza kadar getirmişlerdir. Bunlara karsı bilginin olanaklı bulunduğunu ileri süren öğretiler, bilginin nasıl elde edileceği konusunda iki büyük kampa ayrılırlar.

Usçular genel adı altında toplananlar bilginin doğusundan beri insan usunda varolduğu mı. duyurucular genel adı altına toplanan lar bilginin ancak duyularımızla elde edilebileceğim savunurlar. Bilginin insandan bağımsızlığını ve kendini kendisiyle belirlediğini ileri süren, Platon ve Hegel’in nesnel düşüncecilikleri gibi öğretiler de vardır. İngiliz düşünürü Spencer’in üç türlü bilgi bulunduğu yolundaki savı bir bilgi sınıflamasına yolaçmıştır.

Spencere’a göre bu üç türlü bilgiden biri halksal bilgidir ki dağınık ve günlük bilgilerdir. İkincisi bilimsel bilgidir ki bu dağınık bilgilerin kendilerine özgü bilim dallarında birleştirilip yasalara bağlanışından elde edilmiş bilgilerdir, üçüncüsü felsefesel bilgidir ki bilimsel bilgileri evrensel bir yasada birleştirmiş olan bilgidir. Sanat kuramcıları Spencer’in bu savına dördüncü bir bilgi sınıfı olarak heyecansal bilgiyi katmışlardır ki bu deyimle sanatsal kavrayışı dilegetirirler. Ruhbilimsel açıdan bilgi, ruhsal bir işlev olarak nitelenir ve duygululuk’la etkinlik’e, karşıt tutulur. Duyularla ya da anlıkça bilinip tanınmış olandır.

Türk Dil Kurumunca yayımlanan Ruhbilim Terimleri Sözlüğü’nde information (haber alma) karşılığı olarak da önerilmiş ve öğrenme, araştırma ya da gözlem yoluyla edinilen gerçekler deyişiyle tanımlanmıştır. Ayrıca davranış ruhbiliminde bir uyaranın ipucu görevini yapan yönü de bilgi deyimiyle dilegetirilmektedir. Bundan başka ruhbilim dilinde sınıflandırılmaya elverişli nesneler topluluğunun niceliksel yönü bu deyimle adlandırılır. Mantık açısından bilgi, önermelerin ve yargıların gerçekliğe uygunluğunu dilegetirir.

Örneğin “bir dörtken, dört kenarlıdır” önermesi ve yargısı bilgi’dir, çünkü gerçeğe uygundur; buna karşı “bir dörtken, üç kenarlıdır” önermesi bilgidışıdır, çünkü gerçeğe uygun değildir. “Doğa hiç bir makine, lokomotif, demiryolu, elektrikli telgraf vb. yapmaz. Bunlar, insan çalışmasının ürünleridir. Bu çalışmayla doğal özdekler, insanın doğaya egemen olması ya da doğa üstündeki çalışması için gerekli araçlara dönüştürülmüşlerdir.

Bunlar insan eliyle yaratılmış olup insan zihninin araçlarıdır, eşdeyişle bilgi’nln maddeleşmiş gücüdürler. Anamalın gelişmesi, genel toplumsal bilgi’nin ne ölçüde bir üretim gücü olduğunu ve böylece toplumsal yaşam süreci koşullarının ne ölçüde genel zekanın denetimi altına alındığını ve ona uygun olarak kurulduğunu göstermektedir. Bu gelişme, aynı zamanda, üretimin toplumsal koşullarının sadece bilgi biçiminde değil, toplumsal yaşam sürecinin doğrudan araçları olarak da ne ölçüde üretildiklerini göstermektedir”. Daha açık bir deyişle bilgi, doğada hazır değildir, doğada nesneler ve olaylar vardır ama bilgi yoktur, bilgiyi yaratan ve üreten doğa üstündeki çalışması ve bu çalışmaya düşüncesinin katkısıyla bizzat insanın kendisidir.

Metafizik, idealist ve Tanrıbilimsel varsayımlar bir yana, bilimselliğe pek yaklaşmış olan duyumculuk bilgi’yi bireysel deneyin ürünü olarak tanımlıyordu. Ne var ki bu bireysel deneyin algılarını düzenlerken kullanmak zorunda bulunduğu kavram ve ulamları nerede bulduğu açıklanamıyordu. Çünkü bu kavram ve ulamlar, bireysel deneyin değil toplumsal deney’in binlerce yıl işleye işleye oluşturup hazırladığı ürünlerdi. İnsan pratiğinin toplumsal karakteri belirtilmeden hiç bir bilgi açıklanamaz. İnsanın toplumsal çalışmasıyla elde ettiği bilgi, doğanın bilinçte yansıtılmasıdır. Oysa bu, aynanın doğayı yansıtması gibi basit bir fiziksel yansıtma değil, birtakım karmaşık işlevleri gerektiren bilinçsel bir yansıtmadır.

Bilgi, nesnenin kendisinden başlar. Duyularla algılanır. İnsan bilincinde çeşitli soyutlamalara ve bireşimlere uğrar. Kavramlaşır, ulamlaşır, yasalaşır. Sonra yeniden doğaya, nesneye döner ve kendini pratikle denetler, doğrular. İnsan bilincinde kavramlaşan, ulamlaşan, yasalaşan yansı yeniden doğaya dönerek pratikle doğrulanmadıkça bilgi olmaz. Bilgi, somuttan gelir soyuttan geçer ve yeniden somutta gerçekleşir. Duyulur veriler sınırlıdır, örneğin ışığın saniyede üç yüz bin kilometre hızla koştuğunu bildirmezler.

Bunu biz düşüncemizde tasarımlarız. Ama bu, bilginin ancak soyut düşüncemizde ve tasarımlarımızda olduğu anlamına gelmez. Çünkü soyut düşüncemizin tasarımlarını hem duyularla algıladığımız nesnelerden esinlemiş, hem de yaptığımız aletlerle bu tasarımımızı nesnel dünyaya aktararak pratikle doğrulamışızdır. Bu doğrulamayı gerçekleştirememiş olsaydık, ışığın tasarladığımız hızı bir bilgi değil bir boşsöz olurdu. Nitekim nesnel dünyada insanın tasarımını aşan gerçeklikler de vardır.

Örneğin mezonlar gibi kimi elemanter zerrelerin varlık süreleri saniyenin yüz milyonda biri kadar tahmin edilmektedir ki hiç bir insan bu niceliği tasarımlayamaz. İnsanın pratik eylemi olan bilimler bu duyudışı ve tasarımdışı olgulardan eylemsel sonuçlar çıkarırlar ve onları pratikte kullanırlar. Bilgi, her zaman tam’lığın doğrultusunda ilerleyen eksik ve tamamlanmamış bir süreçtir, her zaman da böyle kalacaktır. Ama bu da, hiç bir zaman tam (kesin, bitmiş, saltık) bilgiye erişilemeyecektir anlamına gelmez. Çünkü her eksik bilgi tamlığını, başka bir deyişle her göreli bilgi saltıklığını içermektedir. Tamlık eksikliğin, saltıklık göreliliğin içindedir.

Örneğin ışık konusunda dalga kuramı, yirminci yüzyılın başlarında ışığın aynı zamanda zerreli oluşunun anlaşılması üzerine, yetersizliğinden ötürü bırakıldı. Ne var ki bu göreli ve eksik bilgi, bırakılıncaya kadar işe yaramış ve birçok bilimsel gerçeklerin meydana çıkarılmasını sağlamıştı. Çünkü kendi saltıklığını da içermekteydi. Bunun gibi, evrenin ilk yapısını araştıran ilk düşünceler bunu sırasıyla su, hava, ateş vb. özdeklerinde görmüşlerdi. Zamanla birbirlerine yerlerini bırakan bütün bu göreli bilgiler evrenin özdeksel bir yapısı bulunduğu saltık bilgisini taşımaktaydılar. Saltık bilgi, göreli bilgilerin; eşdeyişle tam bilgi, eksik bilgilerin bu süregiden içeriğidir.

Göreli bilgiyle saltık bilgi, birbirleriyle bağımlıdır ve biri olmadan öbürü de olamaz. Doğa sonsuz olduğu içindir ki bilgi süreci de sonsuzdur. Daha açık bir deyişle bilgi, hiç bir zaman ve hiç bir yerde bitmeyecek ve metafizikçilerin hayal ettikleri gibi hiç bir zaman ve hiç bir yerde bir son bilgi’ye varılamayacaktır. “Bilginin sona ermesi, sonsuzun sona ermesi demek olur ki olanaksızdır”, sayıların dizisini sonuna kadar saymak nasıl olanaksızsa doğanın bilgisini tüketmek de öylece olanaksızdır.

Özetlersek, bilgi, ne idealist usçuların sandıkları gibi tek başına usla, ne de materyalist duyumcuların sandıkları gibi tek başına duyumla elde edilebilir. İlkin o, insan pratik’iyle üretilir. Bu üretme iki aşamada gerçekleşir: Her ikisi de pratikte temellenmiş olarak birinci aşama duyumsal aşama, ikinci aşama mantıksal aşama’dır.

Bilgi üretiminin denetimi de gene pratiğe dönüp bilgiyi doğrulamakla yapılır. Bilgi süreci böylelikle tamamlanır. “Canlı algılamadan soyut düşünceye ve buradan da pratiğe; İşte gerçeği tanımanın, bilgi edinmenin diyalektik yolu budur”. Pratik, bilginin hem çıkış noktası, hem de doğruluğunun ölçütüdür. “Yaşamın, eşdeyişle pratiğin bilgi kuramının temeli olduğu görüşü bizi kaçınılmaz olarak özdekçiliğe götürür”.
——————————————————————————–

Doğru Bilginin İmkanı

Doğru bilginin olamıyacağını, savunan septisizme karşı, ilkçağdan başlamak üzere karşı çıkan akım “Dogmatizm” olmuştur.

Dogmatizm, insan bilgisinin gerçeğe ulaşabileceğini, aklın mutlak bir değeri olduğunu, bilgi ve varlık bakımından gerçeğe ulaşılabileceğini savunan felsefe görüşüdür.
Doğru bilginin imkanı konusunda olumlu cevap veren felsefe akımları şunlardır.

- Rasyonalizm (Akılcılık)
- Empirizm (Deneycilik)
- Kritisizm (Eleştiricilik)
- Entüisvonizm (Sezgicilik)
- Pozitivim (Olguculuk)
- Analitik Felsefe (Çözümleyicilik)
- Pragmatizm (Uygulayıcılık)
- Fenomenoloji (Öz Felsefesi)

——————————————————————————–

Doğru Bilginin İmkansızlığı

İnsan aklının (ya da yetilerinin) gerçeği bilemeyeceğini, herkes için genel geçer bilginin imkansız olduğunu ileri süren görüşlerdir. İlkçağ felsefesinin ilk dönemi bir doğa felsefesi niteliği gösterir.O dönemin filozofları sadece duyularla evrenin açıklamasını yapmaya çalışmışlardır. Yani naiv (yöntemsiz, sistemsiz) bir empirizm (deneycilik) ile evren hakkında kesin bilgilere varılabileceğini sanmışlardır.

Evrenin oluşumu ve varlıkların kökeni ile ilgili sorulara cevap verilirken çelişkili görüşlerin ortaya çıkması, her filozofun kendi görüşlerinin doğru,diğerinin yanlış olduğunu iddia etmeleri,bu tür görüşleri şüphe(kuşku) ile karşılayan sofist denilen yeni bir grup düşünürün ortaya çıkmasına neden olmuştur.Sofistler genel-geçer doğru bir bilginin varlığından ilk kez şüphe edenlerdir.

a.SOFİSTLER : İnsanın doğru bilgiye herkes için geçerli olabilecek bilgiye ulaşılamayacağını, bilginin kişiden kişiye değiştiğini ileri süren filozoflardır.

Yunan sofistleri olarak bildiğiniz insanlar hem yetenek hem de görüşler açısından birbirlerinden büyük ölçüde ayrılıyorlardı; bir eğilimi ya da hareketi temsil etmektedirler, bir okulu değil.) böylece ilgilendiği konuyla -insan uygarlık ve töreleri- eski Yunan felsefesinden ayrılıyordu: büyük -evrenden çok küçük- evreni ele alıyordu. Böylece görüş ve inanç ayrımları üzerine toplamış oldukları olgular yığınından herhangi bir pekin bilgiye ulaşmanın olanaksız olduğu vargısını çıkarabiliyorlardı. Ya da değişik uluslara ve yaşam yollarına ilişkin bilgilerinden uygarlığın kökenine ya da dilin başlangıcına ilişkin bir kuram oluşturabiliyorlardı. Ya da yine kılgısal vargılar çıkarabiliyorlardı, örneğin toplum şu ya da bu yolda örgütlenmiş olsaydı en etkili bir biçimde örgütlenmiş olurdu gibi. Sofizmin yöntemi, böylece, görgücü-tümevarımcı bir yöntemdi.

b. SEPTİKLER : Doğru bilginin imkansızlığını benimseyen filozoflara SEPTİK (Şüpheci), bu düşünce akımına ise SEPTİSİZM (Şüphecilik) denir. DOĞMATİZM (Genel geçerli, kesin bilgilere ulaşılabilir, gürüşünü kabul eden düşünce akımını)’e karşıdır.Herhangi bir konu hakkında doğru ya da yanlış şeklinde yargıda bulunulamayacağını ileri süren görüştür. Septiklerin bu görüşleri günlük olaylar ve pratik işlerle ilgili değil, felsefi gerçekler ve ilkeler hakkındadır.

Septisizm gerçeği bütünüyle inkar etmek değildir. Çünkü inkar da bir yargıdır. Oysa Septikler hiçbir konuda kesin yargıda bulunmazlar. Bu görüşü savunan felsefe okulları ve temsilcileri şunlardır.

- Sofistler: Protagoras ve Gorgias
- İlkçağ Septisizmi: Pyrrhon ve Timon
- Akademi Şüpheciliği: Arkasilaos, Karneades
- İskenderiye Ekolü: Ainesidemos (sansualist) – Sekstos Emprikos
- Elea Ekolü: Parmenides, Zenon, Demokritos
- Rönesans Sonrası: Hume, Descartes (Metodik şüphe)
- Gazzali:(Metoduk şüphe)

kaynak:http://www.maximumbilgi.com/default.asp?sx=skat&ID=438

Bilgi felsefesi ile ilgili başka bir yorum…

BİLGİ FELSEFESİ

Doğayı meydana getiren ana öğe (arkhe)’nin ne olduğunun merak edilip araştırılmasından itibaren ortaya çıkan felsefeye önceleri İlkçağ Felsefesi daha sonra Metafizik denilmiştir.Metafiziğin başlıca problemlerinin (Varlık,Tanrı,Ruh) duyu organlarımızın sağladığı bilgilerle çözümlenemeyeceği anlaşılınca;bu problemlerin akıl ve sezgiye başvurularak çözülebileceği görüşü ortaya çıkmıştır.
O halde bu yetiler (akıl ve sezgi ) gerçekten insan zihninde var mıdır? Varsa,varlığın gerisindekileri bilmemizi sağlar mı? Türünden sorular ortaya çıkmıştır.Bu ve buna benzer soruların cevaplarının araştırılması,bilgi felsefesini ortaya çıkaran en önemli gelişme olmuştur.Çünkü bu tür problemler bilgi felsefesini ilgilendirmektedir.

Bilgi Felsefesi;
1-Bilgi Kuramı(Epistemoloji)
2-Mantık alanlarından oluşur.

1-BİLGİ KURAMI (Epistemoloji):
Bilgi Kuramının Konusu:
Bilginin; kaynağı,yapısı,metodları,imkanı,sınırları ve değeri (doğruluğu) ile ilgili problemlerin eleştirici bir gözle araştırılmasıdır.
Bilgi Kuramının Temel Kavramları:
Bilgi kuramının temel kavramları“suje”,”obje”, ve “bilgi” kavramlarının yanında; “doğruluk(hakikat,verite)”, ”gerçeklik(realite)”,”temellendirme” dir.

Doğruluk(hakikat,verite):
Algılar,kavramlar,bilimsel kuramlarla nesnel gerçek arasındaki uygunluktur.Yani bir ifadenin nesnesine uygunluğudur.Dünyadaki şeylerin ve olayların (olup bitenlerin)doğru ya da yanlış olması söz konusu değildir.Doğruluk, sadece düşüncelerin, yargıların,önermelerin özelliğidir.

Gerçeklik (realite):
Zamanda ve mekanda var olanların tümüdür.Gerçeklikle hakikati (doğruluğu) birbiriyle karıştırmamak gerekir.Çünkü gerçeklik, somut olarak var olanların bütünüdür.Hakikat (doğruluk)ise, var olana (ister gerçek var olana ister düşünsel var olana) ilişkin bilginin özelliğidir.
Örneğin;Pamuğun yumuşaklığı-Gerçeklik
Yer çekimi kanunu-Hakikat(doğruluk) tur.
Matematik ve mantık kurallarıda bir hakikattir.

Temellendirme:
Bir düşüncenin, bir yargının,önermenin doğruluğunu gösterme,bu doğruluğun dayanaklarını gerekçelerini ortaya koyma demektir.
Doğrulama daha çok deneysel bilimlerin,Temellendirme ise formel bilimler ile felsefenin başvurduğu bir yoldur.

Örneğin:Felsefede önermelerin yargıların deney ve gözlem yoluyla doğrulanması söz konusu olmadığından gerekçe ve dayanak göstererek temellendirme yoluna gidilir.Bilgi Kuramı temellendirmek istediği kavram ya da soruları derinliğine,genişliğine araştırır ve aydınlatmaya çalışır.Bunu da genellikle çözümleme (analiz) ve betimleme (tasvir etme) yoluyla yapar.

Bilgi Kuramının Temel Soruları:
1-Bilginin değeri ile ilgili sorular;Varlığın doğru bilgisi var mıdır?Varsa bu bilgiler gerçek midir?
Elde edilen bilgiler kesin midir? Kesin ve doğru bilgilerin ölçütü nedir? Hakikat var mıdır? Zihnimiz hakikate erişebilir mi?
2-Bilginin kaynağı ile ilgili sorular:
İnsanın elde ettiği bilgilerin kaynağı nedir?Bilgilerimizin kaynağı akıl mıdır?
Bilgilerimiz,duyuma ve deneye mi dayanır?Bilgilerimiz doğuştan mıdır?
Bilgilerimiz sezgiye mi dayanır?
Bilgi kuramının problemleri arasında,genel-geçer doğru bilgi var mıdır? Sorusunun önemli bir yeri vardır.
Bu soru birbirinden farklı cevapların verilmesine yol açmıştır.Bu cevaplar şunlardır:
Akla dayanan bilgi doğru bilgidir (Rasyonalizm,İnneizm(doğuştancılık),A Priorizm)
Deneye,tecrübeye dayanan bilgi doğrudur.(Empirizm)
Fayda ve başarı sağlayan bilgi doğrudur (Pragmatizm)
Olgulara dayanan bilgi doğrudur. (Pozitivizm)
Duyulara dayanan bilgi doğrudur. (Sensüalizm)
Sezgiye dayanan bilgi doğrudur. (Entüisyonizm)
İnsanın iç tecrübesinden elde ettiği bilgi doğrudur.(Mistisizm,Egzistansiyalizm)
Vahye ve İmana dayanan bilgi doğrudur. (Fideizm)
Saf fenomenlere dayanan bilgi doğrudur. (Fenomenoloji)

2-MANTIK
Mantık;insan aklının kendi hakkındaki bilgisidir.Dar anlamda doğru düşünme kurallarını öğreten bilgidir.
Bilgi Kuramı–Mantık ilişkisi;
-Bilgi Kuramu bilginin objesi ile uygunluğunu temellendirirken mantığın kural ve ilkelerine dayanır.
-Mantık,düşüncenin akıl yürütme yoluyla ilgilenir,yargılar arası ilişkilerin doğruluğu önemlidir,
Bilgi kuramı için ise, içeriklerin doğruluğu önemlidir.

BİLGİ KURAMININ TEMEL PROBLEMLERİ
Bilgi Kuramının temel problemi Doğru bilginin imkanı (mümkün olup olmadığı) problemidir.
İlkçağ filozofları bilginin kaynağını sorgulamadan önce,bilginin değeri yani kesin doğru bilginin olup olmadığı üzerinde durmuşlardır.Bu soruya iki şekilde cevap verilmiştir:

1-Doğru Bilginin İmkansızlığı :
İlkçağ felsefesinin ilk dönemi bir doğa felsefesi niteliği gösterir.O dönemin filozofları sadece duyularla evrenin açıklamasını yapmaya çalışmışlardır.Yani naiv(yöntemsiz,sistemsiz) bir empirizm (deneycilik) ile evren hakkında kesin bilgilere varılabileceğini sanmışlardır.
Evrenin oluşumu ve varlıkların kökeni ile ilgili sorulara cevap verilirken çelişkili görüşlerin ortaya çıkması,her filozofun kendi görüşlerinin doğru,diğerinin yanlış olduğunu iddia etmeleri,bu tür görüşleri şüphe(kuşku) ile karşılayan sofist denilen yeni bir grup düşünürün ortaya çıkmasına neden olmuştur.Sofistler genel-geçer doğru bir bilginin varlığından ilk kez şüphe edenlerdir.
SOFİZM (Sofistler)
SEPTİSİZM(Şüphecilik)

2- Doğru bilginin İmkanı
Doğru Bilginin mümkün olduğunu ileri sürenlerdir.Burada bilginin değeri ve kaynağı konusu birleştirilmiştir.Bunlara Dogmatikler de denilebilir. Dogmatizm: Bir takım ilkelerle insan bilgisinin mutlak hakikate ulaşabileceğini iddia eden anlayışa denir.Septisizmin tam zıddıdır.
RASYONALİZM- (Genel geçerli doğru bilgi vardır ve kaynağı akıldır)
EMPİRİZM- (Genel geçerli doğru bilginin kaynağı deneydir)
KRİTİSİZM-(Hiçbir bilgiyi tartışmadan tenkit süzgecinden geçirmeden kabul etmek doğru değildir.)
ENTÜİSYONİZM-(Sezgicilik) ( Doğru bilgiye sezgilerimizle ulaşırız)
POZİTİVİZM-(Olguculuk)(Bilgilerimiz olgulara dayanır)
ANALİTİK FELSEFE-(Doğru bilgiye olayların bilgisini ifade ettiğimiz önermeleri çözümleyerek ulaşabiliriz.Çünkü dilin yapısı mantıksaldır.)
PRAGMATİZM-(Gerçekler insan yaşamında işe yarayan ve faydalı olan şeylerdir.Doğru bilgi fayda sağlayan bilgidir.)
FENOMENOLOJİ-(Olaylar ve nesneler bilincin kavradığı kadar vardır.Bu nedenle nesnelerin bilgisine varlığın görünüşü(öz) ile ulaşırız.)

Epistemoloji, bilgi elde etmenin ve bilgilerin doğruluğunu tahkik etmenin yöntemlerini araştıran felsefe dalıdır.
Ne(yi) biliyorum? Nasıl biliyorum? Epistemolojinin konusu, bu meseledir. Felsefenin diğer bütün dalları, bu meseleye bağlıdır; çünkü, nasıl bildiğimizi bilmeksizin, neyi kesin olarak bildiğimizi söyleyemeyiz. Bir şeyi kesin olarak bilmek yeteneğinden yoksun olmak: akıl yürütme, seçme ve davranma kapasitesinden yoksun olmak demektir. İşte; epistemoloji, “Nasıl?” sorusuna cevap vererek, “Ne?” sorusuna cevap veren özel bilimleri mümkün kılar.
İnsan, ne Alim-i Mutlak, ne de yanılmazdır. (Alim-i Mutlak: herşeyi bildiği varsayılan ilahi varlık.) Öyle olsaydı, epistemolojiye (bilgi teorisine) gerek olmazdı. Yani; insan bilgisi, otomatikman kazanılabilse, doğruluğu otomatikman kesin olabilse, içeriği otomatikman tam olabilse; bilgilenme yöntemlerinin keşfi diye bir zaruret olmazdı. Oysa, insan tabiatı böyle değildir. Algılama yeteneği otomatiktir; fakat, bu yetenek, hayatta insanca varkalmak için yetersizdir. Algılama düzeyinin ötesinde; insan bilinci, iradidir: bilgiyi, gayret göstererek edinir (gayret göstermezse edinmez); bilgiyi, doğru yürütmeyi öğrendiği bir akıl süreciyle elde eder (doğru yürütmeyi öğrenmemişse elde etmez). Tabiat, insana, zihni etkinlik konusunda hiçbir garanti vermez; insan, hata yapmaya, görmezden gelmeye, realite hakkındaki bilgisinde psikolojik tahrifat yapmaya muktedirdir. İnsan; doğuştan sahip olmadığı, tabiatınca kendisine otomatikman verilmiş olmayan bir bilgilenme yöntemini, kendisi keşfetmek zorundadır; yani, akli yeteneğini nasıl kullanacağını, muhakemesiyle vardığı sonuçların doğruluğunu nasıl tahkik edeceğini, hakikati yalandan nasıl ayırt edeceğini, neyi bilgi olarak kabul edebileceği kriterini nasıl tesbit edeceğini, kendisi keşfetmelidir. Yani, insan, bilgi dediği şeyi keşfetmek ve bu bilgilerin realiteye tekabül ettiğini isbat etmek zorundadır. Burada bazı sorular ortaya çıkmaktadır:
İnsan; bilgiyi, bir akıl süreciyle mi elde eder; yoksa, tabiat-üstü bir kuvvet, bilgiyi, ona, ani bir vahiyle mi bahşeder?
Akıl, insan duyularının sağladığı malzemeyi teşhis edip (kimliklendirip) bütünleştiren bir yetenek midir; yoksa, daha doğmadan önce insan zihnine ekilmiş fıtri (tabiattan, doğuştan) fikirlerle dolu bir depo mudur?
Akıl, realiteyi kavramakta tamamen yeterli midir; yoksa, insan, akıldan daha üstün herhangi bir kavrama yeteneğine mi sahiptir?
İnsan, bildiklerinden emin olabilir mi; yoksa, sürekli bir şüphe içinde bulunmaya mı mahkumdur?
Bu sorulara verilecek cevapların niteliği; bir insanın, kendine güven derecesini -dolayısiyle, realiteyle alışverişte bulunma işindeki başarısını- belirler. Rasyonel bir insan, bu soru setlerinden sadece birincilere olumlu cevap verecek ve neden böyle cevap verdiğini bilecektir. Epistemolojinin temel konusu, bu bölümde incelenecek olan kavramlardır. Epistemolojinin alanında olan önermeler ve lisan konuları, gerektiğinde değinilmiş olmakla birlikte, esasen epistemolojiye giriş mahiyetinde olan bu bölümün kapsamı dışında bırakılmıştır.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

KAFKAS BAHADIRLARI
Karaçay Türklerinin Nart Destanı, 112 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün866
mod_vvisit_counterDün5366
mod_vvisit_counterBu Hafta24105
mod_vvisit_counterGeçen Hafta36008
mod_vvisit_counterBu Ay169007
mod_vvisit_counterGeçen Ay196053
mod_vvisit_counterToplam18620869

Şimdi: 59 misafir var.
IP: 34.204.200.74