Oruç Baba Der ki:

Konuşmak bilgili olmanın göstergesi midir, bilinmez; ama susmak bilgelik gerektirir.


UNUTKANLIK - Sabri CON

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

‘’ YAŞLILAR HAFTASI ‘’ nı, sadece bir haftaya sığdırabilir miyiz? Sevgi, saygı, bir gün, bir hafta, bir ay olur mu? Bizim şefkatli annelerimiz, babalarımız, bizim için nelerden vazgeçip, güzel yarınlarımız için kendilerini seferber etmediler mi? O melek annelerin, o aziz babaların, ömürlerinin son faslını huzurlu, mutlu yaşamaları için elimizden geleni yapmalıyız…

Saygıyla büyüklerimin ellerinden öperken, genç kuşaklara ibret olacak bir öyküyü paylaşıyorum;

 

UNUTKANLIK  /SABRİ CON

 

                                                                  

Nem kokulu mahzende, havasız ve loş bir odada hareketsizce yatıyordu. Yapayalnızdı. Bitkindi. Tıraşı çoktan uzamıştı. Düşünüyor, düşünüyor ve kendini avutuyordu:

“ Gelecekler. Evet,  gelecekler ve beni buradan alıp yün yorganlarda, kuş tüyü yastıklarda yatıracaklar. Bakacaklar bana kuzu gibi. Evet, benim yavrularım beni buradan alıp büyük, büyük şehirlere götürecekler. Yaşlılığımın tadını çıkaracağım, Allah’ım! Bunu nasip eyle bana...”

Karnı aç mıydı, susuz muydu? Bunu anlamak istedi sonra da. Yattığı yerden doğruldu ve karyolanın bir ucuna yerleşti. Yakınındaki su şişesine uzandı, uzandı, almaktan vazgeçti. “Susuz değilim galiba” dedikten sonra  ekmek torbasına döndü gözleri. Uzandı, aldı. Torbada bayat bir ekmek parçası, biraz da kuru soğan vardı. Yemeyi denedi, olmadı. Kuru ekmek boğazından geçmiyordu. Bir yudum suyla boğazını ıslatarak tekrar yatağına uzandı. Yapabileceği başka hiçbir şey yoktu. Baba yadigârı bir radyosu vardı başı ucunda. Ama susmuştu çoktan. Tamir edeni yoktu. Televizyon dersen, aklının işi bile değildi. Zaten, olsa bile, bu haliyle onu çalıştıramazdı ki!  Radyosuz, türküsüz, habersiz, telefonsuz, karanlık bir mezarda gibiydi diri, diri...

“Gelecekler, beni buradan alacaklar... Beni buradan alıp götürecekler... İhtiyarlığımın keyfini çıkaracağım...”

Bu düşüncelerle bir kere daha avuttu kendini. Sonra geçmişini geçirdi aklından. Şöyle ki: gençti, çalışkandı, varlıklıydı, saygınlıydı... Tarlaları vardı, ormanları vardı, çeyiz sandığında bir şeyleri vardı. Bahçesinde yemişleri, ambarında ürünleri vardı. Komşular, dostlar ve muhtarlık yönetimi her şeyi ayarlamış, yoluna koymuşlardı. Sağ olsunlar! Elleri dert görmesin!..

Bastonuna dayanarak, ağır ve sessiz adımlarla kapıya dayanan komşusu Ömer dede,  kapıyı araladı ve içeri girdi.

“Selâmün aleyküm Memet ağa! Nassın bakim? İi misin?”.

Mehmet ağa, içeri, onu almaya gelen oğlu giriyor zannederek şaşkınlıkla yorganı açtı ve karyolaya oturdu. Ömer’i tanıyınca biraz sevindi, biraz gücendi.

 “İyim, iyim Ömer. Sen nassın bakiim?”

İki yaşlı bir arada dertleşip konuşurken dışarıda düdük sesi duyuldu. Bir yük arabasının çıkarttığı düdük sesiydi bu. Gelmişlerdi. Oğlu, gelini,  torunları... Önce eğilip boyası yıllar önce silinmiş alçak pencereden içeriye baktılar. Sonra kapıyı aralayıp seslendiler:

“Biz geldik, biz. Çocukların, torunların, gelinlerin...”

Ve içeri giren olmadı hiç.

Bahçeye, sayvana, dama, ambara, evin üst katına, girip çıktılar; tavana binip indiler bire kadar. Hepsi de ellerine bir şeyler bulup almışlardı: çanak, çömlek, halı, balta, keser, bıçkı, dikiş makinesi, elektrik aletleri, mobilyalar, yedek parçalar... Araba dolup taşmıştı bir anda.

Nihayet, yorgun olduğu nefesinden belli olan oğlu girdi loş mahzene. Babasının elini tuttu ve hoş-beşten sonra bir şehir ekmeği ile bir kilo domates bıraktıktan sonra:

“Baba, dedi, sen burada iyisin maşallah! Bak, komşu Ömer dede bile yanında. Ekmeğin var, suyun var... Bu rahatı sen hiçbir şehirde bulamazsın. Burada bir şeyini çalarlar diye de üzülme sakın!... Biz her şeyi toplayıp arabaya yerleştirdik”.

Mehmet dedenin bükük boynu bir kere daha eğilmişti. Sorucu gözlerle gelinini,  torunlarını araştırdı.

“Dışarıdalar” dedi oğlu. “Gitmek için acele ediyorlar. Onları görmek istiyorsan, dışarı çıkabilirsin”.

Hep beraber dışarı çıktılar. Görüştüler. Kısaca hal-hatır ettiler.

Araba, yola koyulmak için horladı. Hepsi, koltuklarda yerlerini aldıktan sonra birbirlerine sordular:

“Bir şeyler unutmadık mı acaba?”

Mehmet dede sustu.  Yanındaki komşu Ömer dede cevapladı:

“Unuttunuz yavrularım! Unuttunuz! Babanızı almayı unuttunuz!..”

Patlayan bir kahkahadan sonra, kamyon, homurdanarak oralardan uzaklaştı... 

 

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 28 Mart 2012 20:01

 

Yorumlar  

 
#1 Galip Sertel 29-03-2012 23:14
“Unuttunuz yavrularım! Unuttunuz! Babanızı..." Yaşlılar Haftası'nda yaşlıları unutmayan
Mercan Hanım'a teşekkürler...
Alıntı
 
 
#2 Ömer Faruk Hüsmüllü 30-03-2012 01:21
Maalesef...
Acı, ama gerçek!
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

SİHİRLİ DÜRBÜN
Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluş Destanı, 92 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün3559
mod_vvisit_counterDün5239
mod_vvisit_counterBu Hafta19004
mod_vvisit_counterGeçen Hafta38588
mod_vvisit_counterBu Ay80978
mod_vvisit_counterGeçen Ay236082
mod_vvisit_counterToplam18179544

Şimdi: 44 misafir, 4 bots var.
IP: 35.175.180.108