Kızılderili Atasözü:

Sular yükselince, balıklar karıncaları yer. Sular çekilince de karıncalar balıkları. Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir. Çünkü kimin kimi yiyeceğine, "suyun akışı" karar verir.


“ATIYORUM” MASUMLUĞUNDAN ŞIZOFRENIK DILE DOĞRU.

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

Konuya belki birçoğunuzun duymuş olabileceği küçük bir hikâye ile başlamak istiyorum:

Bir gün psikiyatri veya psikoloji alanında doktorasını yapmış bir uzman akıl ve ruh sağlığı hastanesindeki hastaları gözlemlemek, onların davranışlarını incelemek üzere hastaneye gelmiş. Hastanenin çeşitli bölümlerini dolaşmış, gerekli bilgileri toplamaya çalışmış. Doktor, kitap okuyarak veya yazı yazarak yapılan bir tedavi metodu olan “bibliyoterapi”nin nasıl ve ne şekilde uygulandığını görmek için son olarak da hastanenin kütüphanesine uğramış. Bakmış ki burada kimi hastalar kitap okuyor, bazıları yazı yazıyor. Görünüşte olağandışı hiçbir şey yok. Merak edip hastalardan birinin yanına yaklaşmış. İçerde böyle kitap okuyup, yazı yazan kaç kişi olduğu anlamında bir soruyu “içeride kaç kişisiniz?” şeklinde sormuş. Hastadan aldığı cevap gayet anlamlı olmuş. Hasta demiş ki “Doktor Bey, biz içerdekileri boş veriniz, siz dışarıda kaç kişisiniz?”

Bu hikâye bana bazılarının konuşmalarında sık sık kullandığı “atıyorum” kelimesini hatırlatıyor nedense? Daha çok bağlantısız, kopuk kopuk yapılan konuşmalarda bu kelime araya sokuşturuluveriyor. Belki sizlerin de dikkatini çektiği gibi “atıyorum” kelimesi konuşmalarda sıkça kullanılmaya başlamıştır. Neredeyse “şey”lerden, “hıı”lardan sonra en fazla bu “atma” merakı bir virüs gibi yayılma istidadı (!) göstermektedir. Öyle ki sokaktaki vatandaştan televizyonda kültür programlarına katılan eğitimli olduğu bilinen kişilere kadar “atıyorum” kelimesi masum bir şekilde, hatta yerli yersiz kullanılmaktadır.

Çok iyi bilindiği gibi dil ile düşünce arasında, dolayısıyla dil ile davranış arasında doğrudan bir ilişki olduğu gerçeği hiçbir zaman göz ardı edilemez.

Son yıllarda bazılarının konuşmalarında, hatta yazılarında bir “atma” merakının giderek artmakta olduğunu muhakkak sizler de fark etmişsinizdir. Eğer fark etmemişseniz aynı hatayı sizler de yapıyorsunuz demektir. Koca koca diplomalar almış, üniversiteler bitirmiş, ülkenin idaresinde belirli bir yerlere gelmiş bazı kişiler de bu “atma” merakı çeşitli konuşmalarında ortaya çıkmaktadır. Bu beyler, bayanlar konuşmalarında herhalde “mesela” ya da “örnek” diyecekleri yerde “atıyorum” diye konuşma yapmayı, sözlerini sürdürmeyi gözümüzün içine baka baka yapıyorlar. Hadi bu durumu –olmaz ya-  konuşma dilinde duymazdan gelelim ama bu “atma” durumu giderek yazı dilimize de bulaşmaya başlamıştır. Yani “atıyorum” kelimesinin “mesela” ya da “örnek” yerine kullanılması sanıldığı kadar masum bir anlayış olarak yorumlanamaz. Çünkü bu bulaşıcılık hiç de hayra alamet değildir. En azından böyle bir düşünce şahsımda giderek yer etmeye başlamıştır.

Malum olduğu üzere algıda, düşünce süreçlerinde, dil ve iletişimde, davranış kontrolünde, duygularda, konuşma ve çevreye yönelik tepkilerde gözlenen bariz kusurlar şizofreni tanısı konulan hastaların belirtileri arasında yer alır. Elbette kişinin sağlık bütünlüğünün korunmasında hepsi de önemlidir ancak burada özellikle dil ve iletişim dikkat çekmektedir. Duyguları ile düşünceleri arasında bağıntı olmayanların konuşmalarında, yazdıklarında da bu bağıntısızlık açıkça kendini göstermektedir. Ancak “şizofrenik dil” adı verilen bu anlayış internet yayıncılığı arttığından beri basılı alanda da kendine yer edinmeye başladığı söylenebilir. Dil ile düşünce, duygu arasında ilgisizlikleri sergileyen, hiç anlamı olmayan kelimeler ve anlamsız simgeleri kullanmayı yaymaya çalışanları okuyanlardan bazıları bunları “kerameti kendinden menkul” fikirler sanma, ne kadar anlaşılmıyorsa o kadar değer verme sanısına kapılmaları da mümkün olmaktadır. Oysa bu yazılanlar yazarına sorulduğunda gayet mantıklı gelen savunmalar yapıldığı görülecektir. Çünkü bu tür yazarlar hiçbir manası olmayan,  cümleleri arasında bağlantı bulunmayan fakat kendisi için manalı bir takım yeni kelimeler uyduran, kullanan, hatta onlara göre yeni bir gramer de icat eden kişilerdir…

Elbette problem sadece dil-düşünce arasında kopukluklar, ilgisizlikler olan yazılara dikkat çekmek değildir. Ancak böyle bir yayılmacılığın çeşitli ideolojiler, düşünceler, görüşler ve hatta demokrasi (!) ve gelişmişlik (!) adına moda haline getirilme gayretleri kültürlere ve o kültürlerden beslenenlere şizofreniyi bulaştırmak ve yaymak demektir. Oysa “kültür” bir geçmişi, geleceği ve ikisi arasında anlamlı bağlantıyı, devamlılığı içerirken şizofrence yazma girişimleri özelliğinin gereği olarak bunları tamamen ortadan kaldırır. Mesela insanlık değerlerinin birikimini inkâr etmekten, yok saymaktan da öte o zenginlikle hiçbir bağlantı kuramayacağından cehaletin en büyük destekçisi olacaktır. Düşünce, kültür, sanat ve hatta insanlığın hafızası adına bu konu incelenmeye, değerlendirilmeye ve üzerinde tartışılmaya değmez mi acaba? Çünkü yanlış veya maksatlı dil ile başlayan görünürde masum yayılmalar bir toplumda sadece anlaşmazlıklar sebebi olmakla kalmaz abide ve kendine münhasır eser üretimini engelleyerek toplumu ancak bir kabile anlayışıyla yerinde saydırır. Öyle medeniyet, bilim, teknoloji vb. kelimeleri sıklıkla kullanmak da işaret edilen hastalıklı ve sakat anlayışı kurtaramaz, kurtaramayacaktır. Şizofren dil şizofren bir kültür de oluşturamaz. Çünkü devamlılıktan, hem bağlantıdan hem de irtibat sağlamaktan çok uzaktır. Dil konusunda hassasiyetini kaybeden bir toplum hangi problemlerini nasıl ve ne şekilde, nasıl bir iletişimle çözebilmeyi amaçlar ki? Ya yazı dilinde giderek yaygınlaştırılmaya çalışılan bölük pörçük, kopuk cümleler, ilgisiz ve bağlantısız kelimelerin yan yana sıralanışı kültürel şizofreninin temellerini atarsa, gibi bir kaygı karşısında toplumu nasıl bir gelecek beklediğini düşünmek bile insanı sarsıyor.

Şizofrenik yazarlık kadar bu ve benzer “atıyorum” anlayışına pirim veren, göz yuman, ya da tebessüm edip geçen bu tür yazıları, kitapları reklam yaparak insanları etkilemeye çalışan anlayışlar da ya art niyetli ya da şizofrenliğin bulaştığı kişi veya kuruluşlar olarak değerlendirilebilir. “Atıyorum”u sıkça kullananlar kadar bu atanlara meyledenler de kendilerini sorgulayabilirlerse lisan adına, iletişim adına ne yapmış olduklarını fark edeceklerdir. Çünkü bu millet “atanları” pek sevmez (!) Türk dili ise hiç affetmez.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

YA BEN İSTANBUL’U ALACAĞIM
Türkiye Türklerinin İstanbul’un Fethi Destanı, 125 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün8264
mod_vvisit_counterDün4180
mod_vvisit_counterBu Hafta21182
mod_vvisit_counterGeçen Hafta33683
mod_vvisit_counterBu Ay129957
mod_vvisit_counterGeçen Ay161449
mod_vvisit_counterToplam20653460

Şimdi: 71 misafir var.
IP: 3.210.201.170