Bernard Shaw Diyor ki :

Aptallar, utanılacak bir şey yaptıkları zaman mazeret diye o işi her zaman yaptıklarını söylerler.


İNSAN İÇIN “DOĞAL”I SAVUNMAK...

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

Birçoğumuzun dikkatini çekmiştir. Medyada çeşitli vesilelerle insanın beslenmesinde, yiyecekleri seçiminde doğal olarak yetiştirilenleri, üretilenleri seçmek gerektiği vurgulanmaktadır. Hatta bu konularda yazılan yazıların dışında çeşitli programların da sıklıkla yapılmaya başlandığı dikkatlerden kaçmamaktadır. Özellikle yirminci yüzyılın yarısından sonra artış hızı bütün insanlığı tehdit eder boyutlara ulaşan, sebebi de genelde sağlıksız suni gıdalara dayandırılan hastalıklar insanlığı bazı tedbirler almaya yöneltmiştir. Bu tedbirlerin başında da “doğal”ı savunmak, “doğal” olarak üretilenleri önermek gelmektedir… Buraya kadar yapılan ve yapılmakta olan girişimlerde elbette bir çarpıklık görülmemektedir. Belki geç kalınmış olsa da en azından bundan sonrası için bütün insanlık bu uyarılardan ders almasını, yaşama tarzlarında yer alan beslenmelerine dikkat etmeleri gerektiği dersini çıkarmaya başlamışlardır.

Bütün bunları onaylıyoruz. Ancak insanın sadece “biyolojik” bir varlık olmadığını da akıldan çıkarmamız gerektiğini de unutmamamız gerekmiyor mu?

İnsan, sadece “biyolojik” olarak beslenerek mi hayatını devam ettiriyor? İnsanın psikolojik, sosyal gıdalarının da “doğal” olması gerekmez mi diye benzer soruları peşpeşe sıralamak mümkün. “doğalcılar” eğer samimiyseler bu konuda da medyanın bütün alanlarında “neler yapılabilirliği” ortaya koyan, insanlara dayatmacı değil rehberlik yapan programları da yayına sokmaları gerekmiyor mu? Gıda alanında “doğal”ın savunulduğu kadar değil ama hiç değilse bu konuda yapılanların yüzde beşi, onu kadar medyada insanın psikolojik ve sosyal beslenmesine yer verildiği söylenebilir mi?

İnsanın doğallığı deyince “yaratılış nedeni”, “yaratılış gayesi” akla gelir. Bu nedene ve gayeye müdahale, insanı işgal demektir. Bu konu sadece felsefenin, ilahiyatın, psikolojinin sınırları içine hapsedilecek bir konu değildir. İnsanı ilgilendiriyorsa, insanlığı ilgilendiriyorsa ve gelecek zamanlarda da insanı etkileyecekse bu konu “insanın” konusudur. Kafalar izmler kuyusuna, politizm çuvalına sokularak ya da at gözlüğü takarak, Ahbeşin keçileri gibi her yazılana ve her söylenene baş sallayarak insanın doğal olmasına ve doğal kalmasına çare üretilemeyecektir. Tam tersine insan doğal olmaktan uzaklaştırıldıkça, kendi olmaktan da uzaklaşacak. Sonra da, bugünkü GDO’lı gıdalar konusunda feryat edildiği gibi bir yararı da olamayacaktır. Artık bıçak kemiğe dayanmadan problem üzerinde sağaltıcı çareler üretmek ve uygulamaya koymak gerekmektedir.

Hep doğalı, tabii olanı savunduğunu ileri sürenler neden insanın doğallığına, yani yaratılış gayesine ve yaratılma nedenine müdahale etmeyi görev sayarlar? Bu soru da doğru cevaplar bulunması gereken ayrı bir sorudur.

Çevreciler gerçekten düşünüyor, gerçekten doğallığı savunuyorlarsa önce ve öncelikle insanın doğallığı, yani yaratılış gayesinin korunması yönünde fikirler, eylemler geliştirmelidirler her halükarda… Ya da tabiatı korumayı amaçlayan çevreciler kadar insanı bir bütün olarak geliştirmeyi, onun gelişmesine sağlıklı ortamlar hazırlamayı gaye edinen insani çevrecilere de daha çok ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.

Hep doğalı savunuyor görünürken konu insan olduğunda doğal olmayan dayatılarak ne yapılmak isteniyor dersiniz?

Çağ insanın işgalini o kadar had safhaya çıkarmıştır ki artık onun hasta (veya bazen sağlıklı) olmasına, geleceğinin karartılmasına bile müdahale söz konusudur. GDO’lu ürünler bu durumun en açık örneklerinden biridir. Burada işgal noktası zorlanmakta insanın süründürülme ve imha edilmesi açıkça ortaya konulmaktadır. İnsanın insanı işgaline önce aldırılmaması, sonra seyirci kalınması, bir direnç gösterilmemesi işgalin boyutunu bu noktaya kadar getirmiştir.

İnsanın yiyeceklerine, gıdalarına, biyolojik beslenmesindeki hassasiyetlerinde öncelikli olarak “doğal” olanı önerenler eğer dünya çapındaki şirketlerin, reklam ajanslarının ve benzerlerinin araçları değil iseler insanın “doğal” olmasına müdahaleleri de gündeme getirmelidirler. İnsan kasıtlı olarak doğru bilgilendirilmiyorsa insanın “doğallığına” çıkarma yapılıyor demektir. İnsanlık topyekûn dünya çapındaki beş on kuruluşun amaçlarına göre dizayn ediliyorsa durum çok vahim bir hale gelmiş demektir. Bu tehlike sınırı aştığında acaba yazarlar, düşünürler, bilim adamları, sanatkârlar kendileri işgal edilmekten kurtulsalar bile EY İNSAN İŞGAL EDİLİYORSUN! Diye artık hangi kulaklara seslenecekler? Ya da seslerini duyuracak kulaklar bulabilecekler mi?

İhsan Kurt

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

YARDIMSEVER AVCI
Kazak Türklerinin Kambar Batır Destanı, 96 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün56
mod_vvisit_counterDün8405
mod_vvisit_counterBu Hafta25921
mod_vvisit_counterGeçen Hafta55647
mod_vvisit_counterBu Ay130154
mod_vvisit_counterGeçen Ay161449
mod_vvisit_counterToplam20653657

Şimdi: 44 misafir var.
IP: 3.210.201.170