Oruç Baba Der ki:

Ellerimin ne kadar soğuk olduğunu söylediğinde onun beni, benim de onu sevmediğimi anladım. Çünkü eğer ortada bir kusur varsa; yanmayan ateş kadar, ateşi yakamayan da kusurludur.


ONURLU BİR YAŞAM

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

 

Kalem dostum Perihan Hanımın yazılarını, paylaşımlarını okumak, takip etmek benim vazgeçilmezlerimdendir. Hiç aklıma gelmeyen konuları gündeme taşıması benim ufkumu genişletmiştir hep. Bugün onun, beni ziyadesiyle etkileyen, aslında Nuriye ÖZDİNÇER'e ait gerçek bir yaşam öyküsü olduğu dip notunun yer aldığı, sonunda gözyaşlarıma hükmedemediğim paylaşımlarından birini size aktarmak istiyorum. Eminim ki bu tür duygulara yoğunlaşmamızın, böylesi yaşam öykülerinden ibret almamızın gerektiği bu günlerde sizleri de etkileyecektir.

 


***

Yaşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu. 88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu. Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkı'na bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti. Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın "Günaydın Anne, Günaydın Baba!" dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. "Günaydın Kocacığım!" dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftakilerden biri erkek diğeri kız çocuğuydu. Çocuklara bakıp " Günaydın Evlatlarım!" dedi. Tüm çerçevelere kısaca göz atıp "Sizleri, hepinizi çok özledim." dedi. Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini.

 

Ağır ağır doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama "Bir taksi istiyorum." dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı, ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu. Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. "Patlama be adam!" dedi. Nihayet taksiye binebildi.

 

"Teyze hoş geldin" dedi, 25-30 yaşlarındaki şoför. "Nereye gidiyoruz?"

Kadın kısa bir sessizliğin sonunda "Tüm bir gün beni taşır mısın?" diye sordu. "Sana 500 lira veririm."

Adam küçümser bir gülümseme ile "Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze." dedi.

Kadın gülümsedi. "O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?"

"Kurtarmaz, ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?"

"Anıtkabir'e"

"Anıtkabir'e mi ?"

"Evet"

"Tamam teyzeciğim. Yaş kaç teyzeciğim?"

"Seksen sekiz"

"Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim."

"Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum."

"Haklısın teyzeciğim."

 

Taksi Anıtkabir'in kapısına gelmişti. Şoför "Teyzeciğim geldik." dedi. Dalgın görünen kadın "Evladım burada yardımına ihtiyacım var. Benimle gel." dedi. Adam şaşırmıştı. "Tabii teyze." dedi. Kuşkulu gözlerle "Bizi buraya alırlar mı?" diye sordu. O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak:

"Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?" dedi.

"Hayır" dedi, adam.

"Kaç yıldır Ankara'da yaşıyorsun?"

"Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme."

"Ee o zaman..."

"Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben."

Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı. Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde:

"Nasıl çıkacaksın Teyze?" diye sordu.

"Her ay nasıl çıkıyorsam öyle."

"Her ay geliyor musun?"

"Evet."

 

Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi.

Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı.

Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti. "Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım." Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra "Hadi gidelim!" dedi.

Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı. "Yoruldun mu Teyze?" dedi. Kadın sustu. Bir süre suskunluktan sonra ''Evet hem de çok yoruldum.'' diye cevapladı.

"Nereye gidiyoruz?"

"Bankaya."

 

Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk'e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.

''Teyzeciğim bir şey sorabilir miyim?''

''Sor bakalım evladım.''

''Anıtkabir'de Atatürk'e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?''

''Uzun hikâye evladım.''

''Olsun be teyze anlat ne olur.''

''Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Ben de ‘Adalet' dedim. Bunun üzerine ‘Ne güzel ismin varmış. Okulu bitirince ne olacaksın?' diye sordu bana. ‘Hemşire' dedim. O da ‘Güzel meslek, ama bence sen hakim ol, ismine çok yakışır.' dedi. Ben ‘kadından hakim olmaz ki.' dedim. Kaşlarını çattı ‘Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın.' dedi .''

''Sen ne dedin peki?''

''Mustafa Kemal emretmiş, ne denir? Söz verdim.''

''Peki olabildin mi Adalet teyze?''

''Evet ben Cumhuriyet'in ilk kadın hakimlerindenim.''

''Vay be, sende ne hikâye varmış Adalet teyze.''

''Herkesin bir hikâyesi vardır evladım. Herkesin hikâyesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikâyelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin.''

''Haklısın Adalet teyze. Bu banka mı gelmek istediğin?''

''Evet''

''Yardım edeyim mi? Ben de geleyim mi?''

''Hayır. Sen burada bekle lütfen. Bu arada adın neydi evladım?''

''Osman teyzeciğim''

''Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?''

''Tamam teyzeciğim.''

 

Adalet Hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca ''Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür.'' diye Adalet Hanımı düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet Hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.

''Hoş geldin hakim teyze''

''Çok uzun zamandır bana hakim denmemişti.''

''Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?''

''Yok aksine hoşuma gitti. Sağ ol''

''Nereye gidiyoruz?''

''Seyranbağları'na''

''Tabii''

''Hakim teyze çok yer gezmişsindir sen.''

''Tüm Anadolu'yu karış karış gezdik rahmetli kocamla''

''Ne iş yapardı amca?''

''Subaydı.''

''Ne zaman vefat etti?''

''1952′de''

''Çok olmuş. Gençmiş''

''Kore savaşında şehit oldu.''

''Allah rahmet eylesin hakim teyze''

'' Sağ ol''

''Seyranbağları'na geldik nereye gideceğiz?''

''Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.''

''Tamam. Buyur hakim teyze. Geleyim mi ben?''

''Yok, bekle burada!''

 

Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. ''Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu'' yazısını okudu. Anlam veremedi. ''Bu kadın burada ne yapar ki?'' diye düşündü. Yarım saat sonra Adalet Hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet Hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın ''Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlar da sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin.'' dedi. Adalet Hanım, buğulu gözlerle ''İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Ben de onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın!'' dedi.

 

Araba hareket etti.

''Nereye hakim teyze?''

''Hemen iki sokak öteye''

 

Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti. Bu binada da ''Ankara Seyranbağları Huzurevi'' yazıyordu.

''Bekle beni!''

''Tabii hakim teyze.''

 

Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında birçok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanımın gözlerinden akan yaşları fark etti.

''İyi misin hakim teyze?''

''İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor.''

''Nereye gidiyoruz?''

''Cebeci Asri Mezarlığı'na.''

''Tamam''

''Teyze nerelisin sen?''

''Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke'ye döndük. Allah'a Şükür babam da sağ salim döndü savaştan.''

''Sonra ne oldu?''

''Liseye Aydın'a gönderdi babam. Orada Atatürk'le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul'a gittim. Hukuk Fakültesi'ne girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye'de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik.''

''Çocuğunuz var mı?''

''Bir kızım bir oğlum vardı.''

''Neredeler şimdi?''

''Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.''

''Ne güzel''

''1978′de Fransa'da Ermeniler öldürdüler.''

''Üzüldüm hakim teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani.''

'' Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.''

''Amin. Ya kızın?''

''O eşi ve çocukları ile İzmit'te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999'da depremde hepsi vefat ettiler.''

''Allah rahmet eylesin. Boş boğazlığımla üzdüm seni hakim teyze kusura bakma.''

''Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım. Sen üzülme sağ ol''

''Geldik teyze.''

''Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.''

''Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.''

''Yok, beni alacaklar buradan.''

''Hakim teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350‘yi ona veririm. Gerisi kalsın. Ben de para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.''

''Çocukların var mı?''

''İki tane ellerinden öperler.'' Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.

''Adları nedir?''

''Kemal ve Ayşe''

''Oğlumun adı da Kemal'di.'' Sessizliğin ardından Osman'ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım.

''Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut. Atatürk'ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.'' Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi. Adalet Hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu. Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı. Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.

 

Ertesi gün Ankara'da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti. Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi.

Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı.

 

Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti:

 

Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk kadın hakimlerinden Adalet YILMAZ'a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ'ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ'ın vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları'ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ'ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.

 

Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar.

Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman'ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında ''Gökler bile sana ağlıyor.'' diyerek ağladığıydı.

 

***

Bu ulusun, bu devletin böylesine vatan ve Atatürk sevgisiyle yoğrulmuş yürekleri olan her meslekten insanlara, özellikle siyasetçilere ihtiyacı var. Herkes üstüne düşeni layığıyla yapsa bu vatanı ve ulusu bölmeye kimse cesaret edemez. Bırakın cesaret etmeyi akıllarından bile geçiremezler. Silah zoruyla yıkılamayan bir ulusu yıkmanın en basit yolu millî değerlerini dumura uğratmaktan, yok etmekten geçmektedir. Bunu bilip bu pis oyunlara düşmeden birlik ve beraberlik içerisinde, kardeşliğin hüküm sürdüğü cennet vatanımızın değerini bilmemiz ve ona göre davranmamız dileklerimle.

 

Tahsin MELAN  

 

Yorumlar  

 
#1 Hasan ÖZÇELİK 11-11-2012 19:34
Kaleminize sağlık, klevyeye düşen iki damla yaş, bana çok şey anlatıyor ve bu günkü halimizi düşündürüyor.
Adalet Hanım, ışıklar içinde yatsın. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.
Alıntı
 
 
#2 Ömer Faruk Hüsmüllü 11-11-2012 19:50
Aminnnn....
Tahsin beye de teşekkürler...
Hasan bey hoş geldiniz...
Selam ve saygılar...
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

ÇANAKKALE İÇİNDE
Türkiye Türklerinin Çanakkale Destanı, 128 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 
 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün528
mod_vvisit_counterDün4500
mod_vvisit_counterBu Hafta12101
mod_vvisit_counterGeçen Hafta32083
mod_vvisit_counterBu Ay101189
mod_vvisit_counterGeçen Ay236082
mod_vvisit_counterToplam18199755

Şimdi: 92 misafir, 3 bots var.
IP: 35.172.195.49