Alain Diyor ki :

Büyük başarılar kişiyi aptallaştırmadığı takdirde kişi alçakgönüllü olur.


KAÇAK YOLCU

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

Büyük bir gürültüye uyandığımda, evimin başıma yıkılmış olduğunu gördüm. Aman Allah’ım! Ne korkunç… Neyse ki bana pek bir şey olmamıştı ama bu yıkıntılar arasından çıkmak çok zordu. Adım, hırsıza, arsıza çıkmış ya, kimin umurundaydım? Güç de olsa o harabeden çıkmayı başarmıştım. Enkazın kuytu bir köşesinde biraz soluklanıp kendime geldim. Karnım acıktı. Her zaman gittiğim çöplerin yanına gittim, pek dişe dokunur bir şey yoktu birkaç parça küflenmeye yüz tutmuş ekmek kırıntısından başka. Yedim. Açlığın ne zor olduğunu bir bilseniz!

İyi kötü boğazımdan küflü de olsa ekmek geçmişti ama kendime yeni bir barınak bulmalıydım. Yoksa bu ayazda nasıl yatacaktım sokakta. Hemen arayışa başladım. Kimselere görünmemeye çalışarak gizlice girip çıkacağım sahipsiz bir baraka yeterdi bana. Onca aramamdan sonra istasyon civarında böyle bir ev buldum. Ev bana yatmaktan yatmağa lazımdı. Bir köşede kıvrılıp yatacağım bir yatağımın olması bana yeterdi. Nasıl olsa bütün gün yiyecek peşinde olacaktım.

Ev, iç içe iki odadan ibaret, çok eskiydi. Evin bu kadar eski olması beni çok sevindirdi. Bu demek oluyordu ki; bu evde beni pek rahatsız eden olmayacak, istediğim zaman girip çıkabilecektim. Hiç kimse, pis yaratık deyip peşime düşmeyecekti. İç odada birkaç parça partal vardı. Ya oyun oynamak için çocuklar bırakmıştı, ya da evi barkı olmayan berduşların işiydi. Her kimin olursa olsun, o partallar çok işime yarayacaktı. Onları bir güzel tiftip kendime yumuşacık bir yatak yaptım. Yatağım çok güzel oldu. Biraz olsun ısınmak için yatağıma girip yattım.

Enkazdan çıkmak ve yeni ev aramak beni öyle yormuştu ki, ısınmak için girdiğim yatakta hiç kalkmadan uyumuşum, ta ki o sese kadar. Çığlık çığlığa öten tren düdüğü, beni derin uykumdan uyandırmıştı. Yattığım yataktan, trenin geçişini görebiliyordum. Hava henüz ağarmamış olmasına rağmen, karanlığı yarıp gelen treni seyretmek çok hoştu. Yatağımda gerinip doyasıya esnedim. Canım kalkmak istemiyordu ama şu kör boğaz olmasa… Vücudumun dinlenmiş olması bana yetmiyordu. Bir şeyler yemeliydim. Midemden gelen gurultular, tren düdüğüyle yarışıyordu sanki.

Yeni mahallemde ortalıkta çöp falan yoktu. Ne yiyecektim ben. Kimse bana acıyıp da bir lokma ekmek vermezdi ki, ellerinden gelse bir kaşık suda boğacaklar beni. Bütün gün yiyecek bir şeyler aradım durdum. Yalnız, evimi kolay bulmak için demir yolunu takip ediyordum sürekli. Kısa aralıklarla zikzaklar yapıyordum ama hemen yine demir yoluna geliyordum. Evimi kaybetmek en büyük korkumdu. Artık böyle terk edilmiş ev bulmak çok kolay değildi. Ne kadar gittim, kaç kilometre yürüdüm hiç farkında değildim. Sonunda büyük bir lokantanın çöplüğünde buldum kendimi. Burası çok güzeldi ama benim yatağım da güzel. Karnımı tıka basa doyurduktan sonra demiryolunu takip ederek geriye döndüm. Evimi bulmak güç olmadı ama çok yorucu oldu. Ben rayların üzerinde yürürken tren yine geldi. Hemen kendimi geriye atıp canımı zor kurtardım. O an aklıma harika bir fikir geldi. Ne evimden vazgeçebiliyorum, ne bu güzel yemeklerden. Ama her gün bu yolu yürümekte işkence! Etrafıma iyice baktım. Burasını ezberlemeliydim. Çünkü artık yürümek istemiyordum. Bu tren sabahın köründe benim evin önünden geçiyor, akşama doğruda geri dönmüyor mu? Dönüyor. O zaman ben niye yaya yürüyorum? Aptal mıyım ben! Hiç de aptal falan değilim, yarın bu trene kaçak olarak bineceğim ve bu lokantanın önünde ineceğim. Evet evet! Tam burada ineceğim.

Evime geldiğimde akşam olmuş, hava iyice kararmıştı. O trene binmiş olsaydım hava kararmadan evimde olacaktım. Havanın soğukluğu umurumda değil, karnım tok, yatacak bir de yatağım var ya, bana yeter. Hemen yatağıma girip yattım. Ta ki trenin ilk düdüğüne kadar… Trenin düdüğünü duyar duymaz yatağımdan fırladığım gibi kalabalık arasından trene bindim. Kimseye görünmemek için tuvaletlerle arka vagonlarda gizli gizli dolaştım durdum. Gözümü de yoldan ayırmıyordum. İşte o koca lokanta göründü ama tren durmuyordu. Üç, dört yüz metre gitmiştik ki tren durdu. Yine bindiğim gibi kimseye görünmeden trenden indim. Geride kalan lokanta çöplüğüne doğru koşarcasına yürüdüm. Aman Tanrım bu ne mutluluk… Ömrümde görmediğim kadar yiyecek…

Karnımı yine tıka basa doyurdum. Trenin dönüş vaktine kadar kimselere görünmeden kuytu köşelerde oyalandım durdum. Güneş alçalmaya başlayınca istasyona doğru yürüdüm, treni kaçırıp yine yaya yürümek istemiyordum. Artık keyfim yerindeydi. Yatacak yatağım, yiyecek yemeğim vardı. Üç durak arasında günlerim geçiyordu. Mutluydum. Canımı sıkan tek şey, gizli köşelerde saklanmak, yakalanma korkusuydu.

Bu sabah trene bindiğimde, trende kimseler yoktu. Ben de, bir koltuğa oturup sırtımı arkaya yasladım. Etrafı seyre daldım. Ne güzel oturuyordum ki, ikinci durakta binen yaramaz çocuğun biri beni göstererek;

—Anne! Fareye bak fareye!

Demesiyle bütün başlar bana döndü ve o alışık olduğum kovalamaca yine başladı. Ne olurdu sanki bir gün de ben otursaydım o koltuklarda.

29. 11. 2012. Emine UYSAL 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

KAYADAKİ KURT
Göktürklerin Ergenekon Destanı, 80 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün1287
mod_vvisit_counterDün7328
mod_vvisit_counterBu Hafta24060
mod_vvisit_counterGeçen Hafta38588
mod_vvisit_counterBu Ay86034
mod_vvisit_counterGeçen Ay236082
mod_vvisit_counterToplam18184600

Şimdi: 50 misafir, 2 bots var.
IP: 35.175.191.72