Oruç Baba Der ki:

Konuşmak bilgili olmanın göstergesi midir, bilinmez; ama susmak bilgelik gerektirir.


Günlük'ten de bir sayfa:17 Ocak 1997

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

Günlük'ten de bir sayfa:

17 Ocak 1997, Cuma / Antalya: (Saat: 21.42)

Oldukça yoğun iki gün yaşadım: Hürrüyet’in “Küçük İlanlar”  sayfasında çıkan bir ilanımıza (135 m2. Zerdalilik’te, mecburiyetten. 0242.241 95 05) onlarca telefon trafiği yağdı. 8 – 10 müşteri götürdüm Zerdalilik’e. Büyük çoğunluğu: “Ben beğendim. Bir de hanımı getireyim de o görsün!...” diyerek ayrıldı büromuzdan... Sonraları hanımlarını getirip gösterenleri bile oldu.  Gelgelelim sonuç: Kocaman bir HİÇ!... Bir çuval yorgunluktan başka elle tuıtulur somut bir şey yok. Tam üç aydır bu böyle. Hani , neredeyse: “Bir uğursuzluk mu var bu bizim ocakta? Gelip bir Susurluk Kamyonu bile çarpmadı Burdur’da, Bucak’ta!..” diye hayıflanası geliyor insanın. Bunları yaşadıkça da iş yapma tarzımızın yanlışlığından kuşkulanmaya başlıyorum. Tam üç aydır bu böyle.  

Müşteriye karşı aşırıca konuşma, hem malını basasacak bana izlenimini bırakıyor, hem de bıktırıyor müşteriyi. Faydacı çırpınışlar olarak yorumluyor müşteri bu çok konuşmaları. Hazır almaya niyetli olsa bile bu kuşku o niyeti olumsuz uca doğru assılıyor; vazgeçiriyor alıcıyı. Söz gümüş ise sükut altındır sözünü boşa söylememiş atalarımız.   

                   

  Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Otuz Beş Yaş” yapıtı var elimde. Can Yayınlarından 8.nci baskı, 1993. Kapak kompozisyonu: “Ağlarım hatırıma geldikçe gülüştüklerimiz!” dizelerini anımsatırcasına bir hüzün yükledi yüreğime. Güz güneşinin sisleri arasında, dallarında tutunmaya çalışan, damarları çıkmış üç beş sarı yaprak ve yerde bir yığın pas rengi kuru gazel... bulutlarda bile ağlaşan bir gülüş güzelliği var. Orhan Veli var o gazellerde.. Sait Faik var. Sabahattin Eyuboğlular var. Ya Cahit Sıtkı’ya, Cemal Süreya’ya ne demeli?.. Ötekilerle geçmişten gelen yakınlık içinde merhabalaşmakla yetinmek zorunda kalsam da, işte Tarancı yanıbaşımda. Bir cılız dalın dibine düşen pas-rengi gazelleri arasından yeni bir süygün gibi gülümsüyor beynimin derinliklerine...

"Şiir –diyor- sözcüklerle güzel biçimler  kurma sanatıdır!” Pek iyi, pek güzel: şiirin ne olduğunu anladık Cahit’çiğim; ya sözcük nedir? 

-Sözcük mü? “Sözcük: Annedir.. dosttur.. kadehtir.. hasrettir.. hayaldir!.. Yani bir anlamı, çağrışımı, bir gölgesi, hatta bir rengi, bir adı olan nesnedir. Sözcük insanoğlundan haber verir.” Diyerek toprağı dürtüp taptaze bir süygün gibi çıkıp geliyor düş-evrenimizden. Çoğalıveriyorum bu kutsal  17 Ocak Cumasının yalnızlığında... Mutlu geceleri kucaklıyorum yalnız yatağımda. Burada bir parantez açıp okumamı, yazmamı, düşünme sanatını, dinlengilerimi tümüyle “Başaran Apatmanı”nın iki kişilik dip odasındaki sınırlı özgürlük san’atımın korumalığı altında yaptığım, yaşadığım ruh halimi fısıldamalıyım kulaklarınıza. Belki o zaman daha duruca anlatabilirim sizlere, yatağıma aldığım “Mutlu Geceler”imin yalnızlığını. Çoğalıverirsiniz sizler de benimle birlikte bu ortak mutluluklarımızla...  Unutursunuz Fadimeleri.. Müslümleri.. Ağarları.. Uğurları.. uğursuzlukları.. Cinci Ali Hocaları. Aklanırsınız mal-varlıklarınızdan.. TEDAŞ’lartdan.. TOFAŞ’lardan.. TURBAN’lardan.. MERCÜMEKLER’den!... Kurtulursunuz Amerika’daki otellerinizin, okullarınızın, Türkiye’deki yatlarınızın, yalılarınızın, çiftliklerinizin, Sinop kıyılarının ve de 158 okka has altınınızın ezici ağırlıklarından... Susturursunuz, hiç olmazsa  bir süreliğine vicdanınızın haykıran “Söylenmezlerini” Susurluklarını, Yeşil-Sakallılarını, Çatlılarını, Çakıcılarını... Başa-baş kalırsınız Madonnalarınızın boyunlarına taktığınız takıların şiiriyle bir süreliğine. Cahit’in şiirinden daha görkemli ışıltılar saçan servetinizin Madonnalarıyla. Cahit’in: “Adı hatırımda kalmamış” dediği bir divan şairinden aktardığı : “Men taa senin yanında dahi hasretim sana!”  çığlığıyla hasretinizi haykırırsınız. Elinizin altındaki Otuz Beş Yaş şiirlerinin tadına vara vara... Şiirler, donsuz birer bakire kız gibi biner biner girer  sessizce yalnız yatağınıza... Eğilir öpersiniz birer birer o tertemiz öpülmemiş dudaklarından... Ve : “Alemde gündüz gönlüme işkencedir; / Bence bayram, ufukta gün bitincedir!...” dersiniz. Bir daha, bir daha seversiniz dertsiz gecelerinizi. Karanlık gündüzlerden daha mı kötüdür acaba karanlık geceler? Hiç olmazsa bir mum ışıkçağazı yakarsınız kendi karanlık gecelerinize kendi ellerinizle. Ya karanlık gündüzleri ne yapmalı?!..  Düşünürsünüz, didinirsiniz, yapacak bir şey bulamazsınız, basarsınız bol bol sunturlu küfürlerinizi... Küfür deyip burun kıvırmayın, küfür her şeyden iyidir gerektiği yerlerde. Boşalır, rahatlayıverirsiniz...  İsterse darılsın, kızsın 2500 yıl öncesinin büyük “Bilgesi” size. İsterse bugün  o da çıksın gelsin gömütünden dipdiri, karışsın aramıza. Görsün bizim gördüklerimizi, yaşasın bizim yaşadıklarımızı da diksin dudaklarını birbirine mumlu iplik ile. Durabilsin bakalım küfür etmeden de yiğit diyeyim ben o Bilgeye...  Ne yapayım, yiğit değilim ben; ya küfredeceğim, ya müzikal bir geceliğin ipeksi kıvrımları arasına sığınacağım. Ya aklım ermeyecek, ya da aklımın erdiğine elim de erecek; düzelteceğim. Hayal gücümü bu yüzden seviyorum işte. Başımızın dara sıkıldığı yerde sıradan bir sarışın Venüs çağırırım  yalnız gecelerime. Alırım dudaklarımın arasına, lavanta değil,  şiir kokan dört dudağını, kıvranırım bal şişesine düşmüş arı gibi şiirin camında.. şişesinde... İşte, asıl o vakit unuturum o elkitliğimi, “eli-ermezliğimi!” Tanrının Aslanı kesilirim Sıffin Çöllerinde... Kuş kafesten uçar. Zehir damlar Harici Kılıçlarının uçlarından. Kararır, bir daha kararır aydınlık dünyam. Vurur “kong”unu gece. Ve ben, Hazreti Ali’yim kendi halimce!...

“Bana da yolculuk göründüğü gün,

Bulunmasına bulunur sanırım

Tabutumu taşıyacak üç beş dost;

Arkamdan ağlayacak bir kızcağız.

Fakat zamanla dostlar unuturlar

Sevgiliyi bir başkası avutur...

“İşte insan hali budur!”

diyen Tarancı’yı buluruz yanıbaşımızda!...  Seni, beni, bizi, bütün insanlığı anlatmıyor mu bu dizeler?!...

**

 

 
 
  Mustafa Aslan Aksungur

Eğitimci-Araştırmacı-Yazar

Memurevleri Mah. Tonguç Cad. 205 Sok.

Göksoy Apt. Kat:7  No: 2 / 44 ANTALYA

Tel: (0242) 345 90 32 + (0535) 445 55 11

  Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir   

 

Destan Romanlar

BARIŞÇI ALP
Saka Türklerinin Alp Er Tonga Destanı, 116 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 
 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün2346
mod_vvisit_counterDün6868
mod_vvisit_counterBu Hafta36784
mod_vvisit_counterGeçen Hafta24443
mod_vvisit_counterBu Ay26174
mod_vvisit_counterGeçen Ay149815
mod_vvisit_counterToplam19895552

Şimdi: 66 misafir var.
IP: 18.232.186.117