Kızılderili Atasözü:

Sular yükselince, balıklar karıncaları yer. Sular çekilince de karıncalar balıkları. Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir. Çünkü kimin kimi yiyeceğine, "suyun akışı" karar verir.


KÖY ENSTİTÜLERİ DOSYASI: EĞİTİM FACİAMIZ VE KÖY ENSTİTÜLERİ

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

 

"Muğla’da, üniversite sınavlarında başarılı olabilmelerini sağlamak amacıyla iki çocuğunu Özel Dershaneye yazdıran anne, dershane ücretini ödeyemediği için icra ve alacak davası kovalamacaları yoluyla cezaevine kapatılıyor. Bu yüzkarası duruma isyan eden onurlu öğrenci oğul, çıkış yolunu intihar etmekte buluyor. Bu acı intihar, ilgililerin ilgisini çekecek boyutlarda büyük iletişim ve yayın organlarında (medyada) haber olunca, Özel Dershaneye olan borç ilgililerce ödeniyor. Dört aydır cezaevinde yatırılan anne, oğlunun ölümü pahasına özgürlüğüne kavuşuyor. 

                                                               (Star Televizyonun’dan:. 5 Nisan 2010)

 

Sevinsin mi bu Anne, ağlasın mı!? Daha doğrusu, sorumlu-sorumsuz; geride kalan bizler, “Aydınım!” diyen bizler) ne yapmalıyız?  Sevinmeli miyiz, ağlaşmalı mı?...

Bu acı olay, bugünkü “Eğitim Faciamızı” anlamamıza ve önlemlerini almamıza yetmezse, bundan daha acı olayların kapımızı zangır zangır çalması, belki yarın, belki “yarından da yakındır!”  

Okullarımızın açıldığı bu günlerde, başta “Yurdun Efendisi, sahibi hakikisi Köylülerimiz” (M.K.) gelmek üzere tüm eğitim kurum ve kuruluşlarımızı, yurtsever aydınlarımızı,  ülkesini seven; insanı, insanlığı, çocukları seven her insanı, çözüm üretmeye çağırıyorum...

Bu zor, zor olduğu ölçülerde de onurlu çözümün ilk düğümleri, zaten taa Mustafa Necati’nin ilk Milli Eğitim Bakanı olduğu 20 Aralık 1925 tarihinde çözülmeye konuldu: Yalnızca köylere “Köy Öğretmeni” yetiştirmek amacıyla “Denizli ve Kayseri’de birer Köy Öğretmen Okulu” açıldı. Bu uğurlu eğitim arayış seferberliği dolu dizgin, aralıksız taa 17 Nisan 1940 kurtuluşuna değin sürdürüldü. Bu kurtuluş basamaklarını biraz daha somutlaştıralım isterseniz:

1932’lerde Dr. Reşid Galip’in Milli Eğitim Bakanlığı günlerinde “Köylünün Eğitilmesi”çalışmaları yoğunlaştırıldı. O günlerin devlet yöneticileri ve sorumlu makamları, 18 milyonluk nüfusumuzun % 82’sini oluşturan köylü insanımızı Ortaçağ karanlıklarından kurtarıp, (Turgut Özal’ın ünlendirdiği deyimle): Çağ atlayacak” boyutlarda eğitmek için nasıl bir yol tutacaklarını derin derin düşünmeye, Avrupalarda ve ileri ülkelerde ne gibi yöntem ve uygulamalar yapıldığını ciddi ciddi araştırıp incelemeye koyuldular. 3 Ağustos 1935’te, büyük eğitimci Sayın İsmail Hakkı Tonguç’un “İlköğretim Genel Müdürlüğü görevine vekâleten de olsa getirilişi ile ilk adım atıldı:

Sayın Tonguç, Zamanının Milli Eğitim Bakanı olan Sayın Saffet Arıkan’a, Türk köylüsünü kültürde, sanatta, tarımda en ileri uygulamalarla donatacak, köylüyü“Muasır medeniyet seviyesinin” de üstüne çıkartacak, köylüyü uyandıracak olan gerçekçi projeni sundu.

Sunulan bu rapor, sonradan biraz daha işlenip genişletilerek kitaplaştırdı. Sayın İsmail Hakkı TONGUÇ’un: “CANLANDIRILACAK KÖY”adlı anıt yapıtının karkasını oluşturdu o rapor. İşte “Köy Enstitüleri” bu ana temeller üzerinde kurulup yükseltildi.  

O günlerin koşullarıyla tüm olanaklar seferber edildi. 1936 Temmuzunda, Köy Enstitülerinin ön denemeleri niteliğindeki ilk “Eğitmen Kursu,” Eskişehir-Mahmudiye’de açıldı. Önceleri, askerde okuma-yazma öğrenmiş, onbaşı ve çavuş olmuş yetenekli köy delikanlılarını pek kısa (altı aylık) kurslardan geçirerek eğitim etkinlikleri kazandırmayı amaçlıyordu bu Eğitmen Kursları.1936’daki bu ilk cesur uygulama tez vakitte ürününü verdi; 1937 yılında, Türk köylüsünü asırların kucakladığı koyu karanlıklardan kurtaracak olan ilk ışık yakılmış oldu. Yetiştirilen bu yeni eğitimcilere “Köy Eğitmeni” adı verildi.

Köylerde göreve başlayan eğitmenlere bir miktar toprak, tohumluk ürün, tarım alet ve araçları, arı, damızlık hayvan, gibi köylüye örnek olacak çalışma araç ve gereçleri verildi. Bu uygulama ile hem devletin maaş ödeme yükü hemen hemen sıfıra indiriliyor hem de Eğitmenlerin ekonomik ve toplumsal gereksinimleri karşılanmış oluyordu. Aynı zamanda, taa Osmanlı Devleti zamanından kalma, taa 1824 yılından beri sözde uygulanması gereken zorunlu ilköğretim yasasının, yasalaşmasından tam 112 yıl sonra ilk uygulanmasına başlanmış oldu. Hemen arkasından, Eskişehir-Mahmudiye, İzmir-Kızılçullu ve Kastamonu-Gölköy’de birer “Köy Öğretmen Okulu” açıldı. (Yıl: 1937.)

 Artık “Köy Görünmüştü.”

28 Aralık 1938’de Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanlığı görevine getirilince, Köy Enstitülerinin gerçek mimarı olan İsmail Hakkı Toguç’u,  vekâleten baktığı “İlköğretim Genel Müdürlüğü”ne asaleten atadı. Bu iki aydın yurtsever şevkle işe koyuldular.

17 Nisan 1940 gün ve 3803 sayılı yasa ile, “Köy Enstitüleri”, adıyla, sanıyla resmen kuruldu. Dur durak olmazdı artık Elinde demir asa, ayağında demir çarıkları, altında bir külüstür “Cip” ile Edirne’den  Van’a kadar  Türkiye’yi adım adım gezdi yüce Tonguç Baba. Bu aşk dolu çalışmadan bir (anekdot) hikayecik sunmadan geçemeyeceğim. Olayı, Sayın Sabahattin Eyuboğlu’ndan dilemiştim:

 

“Tonguç Baba ile Sabahattin Eyuboğlu, 1943 yılında, Diyarbakır–Dicle Köy Enstitüsü’nün kuruluş alanını saptama çalışmalarından  dönüyorlarmış. Mevsim kış, aylardan mart-nisan ayları. Gece karanlığı bastırmış; sabah oldu, olcak. Ankara’ya 20 – 30 Km. kalaraktan  altlarındaki “Jeep”in benzini bitmiş. O yıllarda, petrol istasyonları çok seyrek. İnmişler jeepten. Bakınmışlar çevreye şööyle bir, ne istasyon vaar, ne petrol. Şaşalamış Sayın Eyuboğlu. Şimdi ne olacak; bu gece yarısı ne yapacağız. Tonguç Baba, şöförü çağırmış:

“Haydi oğlum demiş, al şu yirmi lirayı, bagajdan benzin bidonunu da al eline, nerede bir benzinlik bulursan oradan al benzinini, doldur depoyu, arkamızdan yetişebildiğin yerde bizi alırsın.”

Sonra Eyuboğluna dönmüş:

 

“Olaylar en büyük öğretmendir dost. Otura otura bacaklarımız tutulmuştu. Yorulmuştuk. Bizi dinlendirmek için bir gece yürüyüşü kotardı bu öğretmenimiz bize. Biz yürüyelim; şöför arkamızdan nerede yetişirse orada biner, yolıumuza devam ederiz!...”  demiş. Yürümüşler...Bir GENEL MÜDÜR yapıyor bunu! Cumhuriyetin gerçek Genel Müdürü...

   

 Ülkemizin en uygun 21 yerinde 21 tane Köy Enstitüsününün  kurulması işte böyle, bu koşullar içinde  başardı. Bunları kuruluş yıllarına göre sıralayacak olursak:

 

1)      Eskişehir – Çifteler Köy Enstitüsü            : 1937.

2)      İzmir – Kızılçullu Köy Enstitüsü              : 1937.

3)      Kırklareli – Kepirtepe Köy Enstitüsü        : 1938.

4)      Kastamonu – Gölköy Köy Enstitüsü        : 1939.

5)      Sakarya – Arifiye Köy Enstitüsü              : 1940.

6)      Trabzon – Beşikdüzü Köy Enstitüsü        : 1940.

7)      Malatya – Akçadağ Köy Enstitüsü           : 1940.

8)      Antalya – Aksu Köy Enstitüsü                 : 1940.

9)      Samsun – Lâdik Köy Enstitüsü                : 1940.

10)  Kars – Cılavuz Köy Enstitüsü                  : 1940.

11)  Adana – Düziçi Köy Enstitüsü                 : 1940.

12)  Isparta – Gönen Köy Enstitüsü                 : 1940.

13)  Balıkesir – Savaştepe Köy Enstitüsü        : 1940.

14)  Kayseri – Pazarören Köy Enstitüsü          : 1940.

15)  Ankara – Hasanoğlan Köy Enstitüsü        : 1941.

16)  Konya – İvriz Köy Enstitüsü                    : 1941.

17)  Sivas – Pamukpınar Köy Enstitüsü           : 1941.

18)  Erzurum – Pulur Köy Enstitüsü                : 1942.

19)  Aydın – Ortaklar Köy Enstitüsü               : 1944.

20)  Diyarbakır – Dicle Köy Enstitüsü : 1944.

21)  Van – Erciş Köy Enstitüsü                       : 1948.

 

Olduklarını görürüz. Dünyada bir benzeri daha olmayan, yüzde yüz Türkiye koşullarına uygun bulunan bu eğitim yuvalarında, sadece BEŞ yıllık bir çalışmayla: 1.408’ i bayan,  15. 943’ü erkek olmak üzere toplam 17.351 kültür eri köy öğretmeni yetişmiştir. Ne yazık ki oy kaygısı, makam ve çıkar tutkusu yüzünden, dünyada hiç eşi-benzeri bulunmayan, tam Türkiye’ye özgü bu özgün kuruluşları yine onun Başkurucularından olan, ve:

Köy Enstitülerini Cumhuriyetin eserleri içinde en değerlisi ve en sevgilisi sayıyorum. Köy Enstitülerinden yetişen evlatlarımızın başarılarını ömrüm oldukça yakından ve candan takip edeceğim!” (9 Mayıs 1941)  diyen ikinci cumhurbaşkanımız Sayın İsmet İnönü’nün keskin dönemeçleri göze alamayan yılgınlığı yüzünden yıktırıldı. Köylüyü sömüren toprak ağaları (Emin Sazak)ların hışmına kurban edildi…

 

Büyük Tonguç, 25 Eylül 1946’da İlköğretim Genel Müdürlüğünden alınarak, edimsiz bir görev olan Talim Terbiye Kurulu üyeliğine kaydırıldı. Daha sonra da, Türkiye’nin değişik yerlerine sürülerek 1954 yılına kadar  “Cezalı-Eğitimci” olarak öğretmenlik görevini sürdürdü. 1954 yılında kendi isteğiyle emekli oldu.   

Köy Enstitüleri, ilkokuldan sonra beş yıl süreli bir eğitim kurumu idiler. Ancak, ders yılı süresi klasik okullardaki gibi sekiz ay değil, on buçuk ay idi. Yıllık bir buçuk aylık izinleri dışında öğrenciler, tam on buçuk ay okuldaydılar ; eğitim ve üretim içinde idiler. Böylece klasik okullara göre öğrenin süreleri beş yıl değildi. Altı buçuk yılı aşkın bir eğitim yapmış oluyorlardı. Ayrıca, günün 24 saatinde de okulda, dersliklerde, işliklerde, tarlalarda ve bahçalarde idiler... Bu eğitim tamamen üretime dayalı, uygulamalı, iş içinde üreterek öğrenilen, öğrenirken üreten, üretirken öğrenen bir yöntemle yapılırdı. Öğrenciler yalnız kuru bilgi alan boş beyin çalışmalarıyla değil, elle de yaparak, yoğurarak bedenleriyle de yaratarak ve yaşayarak öğreniyorlardı. Çalışmaları: Araştırmalar, incelemeler, deneyler, gözlemlemeler ve bütün bunların topluca tartışılmaları yoluyla yapılırdı. Ezbercilikle hiç ilgisi olmayan, tamamıyla doğal bir kendiliğindenlik içinde sürer giderdi. Bu yöntem onları gerçekçiliğe, düşünmeye, sorunları hem akıl yoluyla, hem kol gücüyle çözümlemelere ağızlayan zorsuz, zahmetsiz bir eğitim ve öğretim yöntemiydi.

Yüzyıllardır unutulan, uyutulan, ilkel kaderiyle başbaşa bırakılan, toprak gönüllü kıymet-bilir  Köylü Halkımız, İmparatorluk ve Cumhuriyet yönetimlerinin kendisine yönelik bu tek hizmetini hiç unutmadı. Köy Enstitüleri’nin kuruluşunu yaşamıyla özdeşleştiren yüce eğitimci İsmail Hakkı TONGUÇ’u, kılıcının-kaleminin-özverili yaşamının, çağcıl  kültürünün ödülü olarak: “Tonguç Baba” katına yüceltti, Baba yaptı...

 

Köy Enstitüleri,  1940’tan 1945’e kadar yaşadığı dört buçuk yılda, kişilikli, kulluk bilmez, çıkar tanımaz, el değmedik oğul balı gibice tertemiz bir   “Eğitim Ordusu” yarattı.  17.351 bal arısı saldı ülkenin her dört bir yöresine; uçurdu. Acı olanı da bu ki, köylü Halkımızın on binlerce yıllık görüp-göreceği tek hizmet de bu oldu...

Aklıma geldikçe, bir köylü çocuğu olarak utanıyorum kasıtlı-kasıtsız bu unutulmuşluk aymazlığından...

 

 

Mustafa Aslan Aksungur

Eğitimci-Araştırmacı-Yazar

 (242) 345 90 32 / 0535 445 55 11

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir                                    

                       ANTALYA

 

Destan Romanlar

GÖK BAYRAK AŞKINA
Uygur Türklerinin Abdurrahman Han Destanı, 112 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün397
mod_vvisit_counterDün5162
mod_vvisit_counterBu Hafta5559
mod_vvisit_counterGeçen Hafta35592
mod_vvisit_counterBu Ay70389
mod_vvisit_counterGeçen Ay149815
mod_vvisit_counterToplam19939767

Şimdi: 68 misafir var.
IP: 3.236.15.142