Cenap Şehabettin Diyor ki :

Gençlik çabuk geçer derler, malesef ihtiyarlık da öyle!


ŞİİR DÜNYASI -V-

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

 

 

Şiirde Uyak (kafiye)

Öncelikle bu konuda karşımıza sık sık çıkacak olan iki sözcükten söz etmek istiyorum: Uyak ve redif.

 

Şiir ister serbest tarzda isterse ölçülü tarzda, nasıl yazılırsa yazılsın; ses ve uyak şiirin vazgeçilmezlerinin başında yer alır. Şiirde mısra sonlarındaki ses benzerliklerine uyak denir. Uyakları oluşturan eklerin ya da sözcüklerin yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri farklı olmalıdır. Bunu ilerleyen satırlarda örneklemeye çalışacağım. Uyakların yanı sıra bir de redif dediğimiz sözcükler, ekler vardır. Bunların uyaklardan farkı, gerek ek olarak gerek sözcük olarak yazılışları, okunuşları, anlamları ve görevlerinin aynı olmasıdır.  Bu tür eklerin, sözcüklerin ve sözcük gruplarının tekrar edilmesine “redif” denir.

 

Şiir yazmak, şairlik genelde bir yetenek işi olup aslında bir eğitim gerektirmez. Elbette bilinçlenmek, eğitim almak gelişmemize yardımcı olacak, bize yol gösterecektir, ama doğuştan gelen yetenek çok farklıdır. Kimileri plansız, programsız doğaçlama olarak dizelerini sıralayabilir. Bu bir Allah vergisidir. Öyle ozanlarımız vardır ki okuryazarlığı bile söz konusu değilken eserleri tüm kurallar çerçevesinde hayran kalınacak bir şekilde yansımaktadır. Bu bilerek yapılan bir iş değildir. Bu beceri, ruhen yaşanan o duyguların düzenli yansımasını hissediştir.  İşte halk edebiyatının özelliği ve güzelliği de burada yatmaktadır.

 

Bugün burada kendimizi geliştirme adına, küçük teknik bilgiler vererek ışık tutmaya çalışacağım. Ölçülü şiir yazarken nelere dikkat etmeliyiz, nasıl bir plan yapmalıyız? İlk aşamada bunlar çok önem arz etmektedir. Zamanla bu tekniği benimsedikten sonra -eğer yetenek varsa- pek çok şeyin kendiliğinden düzene girdiğini görebiliriz. Çalışmalar öyle bir aşamaya gelecektir ki dizeler kendiliğinden daha kaleme dökmeden iç ritmin hissedilişiyle ölçülerine, kalıplarına bürünecektir. Ölçüyü aksatan dizelerin hecelerini saymaya gerek görmeden kusurumuzu anında hissedebileceğiz. İşte o duyguları yaşamak şairliğe adım atıldığının en büyük işareti olacaktır. Ne zaman ki adımlarınızı atarken, bir merdiven çıkarken, bir duvar saatinin genellikle kulakları tırmalayan “çıt, çıt, çıt” seslerinden bir ritim yakalayıp sözcüklere dökebildiğimizi göreceğiz, hissedeceğiz, işte o zaman bu yolda epeyce yol aldığımızı anlamış olacağız.

 

Şiir yazmanın yeri ve zamanı olmaz. Bu bir hissediştir. Hadi bir şiir yazayım demekle şiir yazılmaz. Şiir sizi yönlendirir  “Hadi, beni yaz!” der adeta. Sözcükler öylesine dökülür ki zaman zaman kendiniz bile şaşırırsınız bu duyguya ve yansımaya. Belki bir ormanda, belki bir dere kenarında ya da boş bir odada olabilirsiniz, kendinizle baş başa. Ya da yatmışsınızdır ve günün muhasebesini yapamaya başlamışsınızdır gecenin bir yarısında. O anda dizeler dökülmeye başlar. “Hadi kalk beni yaz!” demektedir âdeta. O anı iyi değerlendirmemiz ve üşenmememiz gerekir. Yataktan kalkmak zor gelir, ama şiir için değer. İlham geldi derler ya, işte o adı geçen ilham odur. Sabah kalkınca yazarım, unutmam nasıl olsa diye kendinizi kandırmaya başlarsınız. Oysa onu anında değerlendiremezseniz kafesinden uçan kuş gibi bir daha geri dönmesini boşuna beklersiniz. O anki duygular karanlıkta uçuşup yok olmaya mahkûmdur.

 

Duygulara hükmedebilmek ya da duyguların esaretinde kaleme sarılarak onları aktarabilmek, dizelere dökebilmek bizim aynamız olacaktır. Bu aşamaya erebilmek için, daha önce de söylediğim gibi bol bol şiir okumak ve bol bol deneme yapmak gerekir. “Şairim” demekle şair olunmadığını bilmek en büyük erdemdir. Siz gerekeni yapın, ama “şairim” demeyin. Sizin şairliğinizi önce okuyucularınız size yakıştırmalı. Aksi halde o makamın yükünü taşımakta çok zorlanırsınız.

 

Şimdi ilk çalışmalarımıza başlayalım. İlk defa şiir yazacakmışız gibi düşünelim. Şiire başlamak için bir ayak kelime veya cümle gereklidir. Öncelikle bunu belirlememiz gerekir ki uygunluğuna karar verdiğimizde bu ayak üzerinden yola çıkabilelim.  Daha doğrusu bu ayak uyarınca şiirin konusu belirlenmelidir. İkinci aşamada ise uyak (kafiye) dizgisi ayarlanmalıdır. Ayak olarak belirlenen sözcük ile ilk dizemizi oluşturarak şiirimize başlamış oluruz. Belirlenen ayak adı verilen sözcüğe uyaklı (kafiyeli) sözcükleri ya önceden bulup sıralamalıyız ya da eğer yetenek denen nasiplenme söz konusu ise kendiliğinden yazarken sıralanmalıdır. Örneğin “yorgun” sözcüğünü ayak olarak ele alalım. Buna uyaklı bulacağımız “vurgun, durgun” gibi… sözcükleri diğer dizelerde konu bütünlüğü içinde anlamlı bir şekilde sıralayabiliriz. Bu uyaklı sözcüklerde önemli olan sözcüğün kökündeki benzerliktir. Sözcüğün arkasına gelen ekler uyak olmayıp redif adıyla anılır. Örneğin ilk dizemizdeki sözcüğümüz “taşlar” olsun. Diğer dizelerde buna uygun olarak sıralanan sözcüklere bakalım. Buna uyaklı olarak “başlar, yaşlar, kaşlar, taşlar, işler, düşler, dişler, kışlar” gibi pek çok sözcük bulabiliriz. Bu uyaklı sözcüklerin köklerine baktığımızda tümündeki ortak ses “ş” harfidir. İlk beşinde “aş” son dördünde ise “iş” harfleri uyak oluşturur. Sözcüklerin tümünde yer alan “-ler” çoğul eki ise aynı görevi üstlenmiş bir ek olması nedeniyle redif adıyla anılır ve uyak sayılmaz. Şairim diyebilen, kendisini bu aşamada hissedebilen birinin zorunlu haller dışında rediflere sığınması söz konusu olamaz. Kısacası redifle şiir yazılmaz.

 

Bu anlattıklarımızı örneklerle göstermeye çalışalım:

figân” bizim çıkış sözcüğümüz olsun. Buna uygun olarak kullanabileceğimiz uyaklı sözcükleri bulmaya çalışalım: “figan, yağan, bakan, divan, tavan, kağan, urgan…” gibi örnekler uzar gider. Bu da bizim kelime dağarcığımızın zenginliğine bağlıdır elbette. Bu nedenledir ki sık sık çok okumaktan söz ediyorum. Şimdi sıra bu sözcüklerden duygularımıza en uygun olanları sıralamaya geliyor. Anlam bütünlüğüne dikkat ederek dizelerimizi yazıyoruz:

 

Duyun gönlümdeki feryat figan-ı  ………..  a

Gönlümün âhıdır saran cihan-ı  …………... a

Hesaplar görülür mahşer divan -ı  ………… a

Kor olup sevdanla yanmaya geldim…….…. b

 

Böylece dörtlüğümüzü oluşturmuş oluyoruz. Bu örnekte ilk üç dizenin kendi arasında uyaklı, son dizenin ise serbest olduğu görülür. Dizelerin sonunda yer alan “figan / cihan / divan” (kök olarak) sözcükleri uyaklıdır. Bu uyakların oluşması ise “-an” sesleri ile gerçekleşmiştir.  Üç dizenin de sonunda yer alan “-ı” eki aynı görevle kullanılmış bir ek olduğundan redif olarak değerlendirilmektedir.

 

Bir başka örnek:

 

Doksan dokuz nedir birini an-mazsan …….. a

Dönmez olur diller lâl olur kelâm-ın ……… b

Edep ya hu deyip geçmişe yan-mazsan …… a

Ol mahşer gününde kim alır selâm-ın ……... b

 

Bu örnek dörtlükte uyak düzeninin (kafiye örgüsü) “a - b - a - b” olduğunu görüyoruz. Bu demektir ki 1. ve 3. dize kendi arasında, 2. ve 4. dize de kendi arasında uyaklı.

 

a” dizelerindeki uyaklara baktığımızda “an- ve yan-” sözcüklerini görüyoruz. Uyak “an, -an” seslerindedir. Geri kalan “-mazsan” geniş zaman olumsuzluk eki ve şart kavramlarını yansıtan aynı görevli eklerdir. Dolayısıyla “redif” olarak değerlendirilir.

 

b” dizelerindeki uyaklara baktığımızda “kelâm ve selâm” sözcüklerini görüyoruz. Uyak “-elâm” seslerindedir. Geri kalan “-ın” eki ise bir şeyin kime ait olduğunu gösteren ek olup aynı görevdedir. Dolayısıyla onlar da rediftir.

 

Örnekleri çoğaltmak elbette mümkün. Konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum. Zaten eğer bu işe gönül veren biri varsa mutlaka bu konuları daha da derinlemesine araştıracak, kafiye çeşitlerini ve işin daha da ayrıntılarına ulaşacaktır. Benim yapmak istediğim sadece yol açmak, yol göstermek. İsterseniz bu yola devam edersiniz, isterseniz bildiğiniz yoldan kendinizce devam edersiniz. Kimse sizi zorlayamaz. Unutulmaması gereken nokta ise aklın yolunun bir olduğudur.

 

Kötü bir örnekle yazımı bitirmek istiyorum. Aslında dörtlük yazmak isterdim ama kötü örnek için bile elim varmıyor. Bu dize sonlarında uyak söz konusu değildir. Sadece şimdiki zaman kavramını yansıtan aynı görevdeki ekleri yani redifleri görüyoruz.

 

……….   …….  …… bakıyor

….. …… ……. …..   koşuyor

…. ……. ……… ….  açıyor

…. …….. ……. ……  uyuyor

 

Eğer hâlâ böyle dörtlükleri zevk alarak yazıyorsanız ve “ben şairim” diyebiliyorsanız lütfen bu yazı dizimi unutun. Beş bölümde verdiğim emeklerim boşa gitti demektir.

En içten saygılarımı sunuyorum. Günleriniz şiir tadında, düzeninde ve huzurunda geçsin.

Saygılarımla

 

Tahsin MELAN

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

DEDE KORKUT’UN DİLİNDEN
Oğuz Türklerinin Korkut Ata Destanı, 172 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün555
mod_vvisit_counterDün2117
mod_vvisit_counterBu Hafta25445
mod_vvisit_counterGeçen Hafta38588
mod_vvisit_counterBu Ay87419
mod_vvisit_counterGeçen Ay236082
mod_vvisit_counterToplam18185985

Şimdi: 28 misafir, 4 bots var.
IP: 35.172.150.239