Alphonse Daudet Diyor ki:

Birini sevindiren iş, diğerini ağlatır, yaşamak işte böyledir.


YUNUS EMRE VE ÜMMİLİK ÜSTÜNE

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

 

 

Arapça’daki  “Umm” sözcüğü ile Türkçemizdeki  “Ana” sözcüğü anlam bakımından birbirlerinin  tıpa tıp aynısı olan iki ayrı dilde oluşmuş iki ayrı sözcüktür. Her ikisi de üç harften oluşmuştur. Her iki sözcük te, çok çeşitli “Anlam zenginlikleriyle” doludur. Bu zenginlikler, paranın o  soğuk, üşüten zenginlikleri değil, “ANA”ya yakışacak kadar yakın, sıcacık, ısıtan ve kutsal zenginliklerdir... 

Aklımıza geliveren karşılıklarını sıralayarak  bu zenginliğe: “Ana Kutsallığına” girebildiğimiz ölçülerde beraberce girmeye çalışalım isterseniz; ne dersiniz?

ANA sözcüğü, salt canlılar için söylenmiş bir sözcük te değildir, cansızları da kapsar; kucaklar, kolları arasına alır, bağrına basar...

Şimdi burada:

 

a)       “Cansız varlıklar için “ANA” sözcüğünün kullanıdığı yerlere”  şööyle bir bakalım:

 Cansız varlıkları tam kıvamında anlatabilmemiz için: “Asıl + temel + esas + kök” gibi  belirleyici ANA yapılarıkullanırız. Ana sözcüğü, yardımcı sözcüklerle kullanıldıkları zaman  çok daha renkli, çok daha geniş anlamlı zenginlikler sunarlar ulaştıkları beyinlere...  Bakınız, buracıkta bile “ANA yapı = yapının anası” sözcüğünü kullanma gereksinimini duyuverdik işte...

Ana-yasa, ana dil, ana konu, ana metin, ana adı, ana niteliği, ana para, ana gedevet, ana yatak, ana kanal, ana aşı, ana yol, ana kerpiç.. vd. vd.. vd... ciltlere sığmaz zenginlikler sunar bu “Ana”lar beynimize...

Buracıkta Halkımızın “Ana” ya duyduğu saygıyı somutça göstermesi bakımından “Ana Kerpiç – Kuzu kerpiç” deyimleri üzerinde azıcık duralım isterseniz; ne dersiniz?...

Bizim Anadolu’da evler-binalar, dağlık bölgelerimizde genellikle taştan yapılırlar. Taşları kıt olan ova köylerimizde ise,kerpiçlerle örülür. Kerpiç, toprakla saman karışımı kokuşmuş balçığın kalıplara dökülerek güneş sıcağında kurutulmalarıyla elde edilir. Bu kalıplar genellikle üç gözlü olurlar. Bu  Gözlerden birisi büyük ikisi küçük olur. Büyük göz kerpicini Ana kerpiç”  öteki iki küçük göz kerpiçlerini de  ”Kuzu kerpiç”  diye adlandırmış Halkımız.

Ölçülü ve uyumludur bu ana kerpiçlerle kuzu kerpiçler birbirleriyle: İki kuzu kerpicin büyüklüğü, bir ana kerpiç kadardır. Kuzu kerpiçlerin boyları ile yükseklikleri ana kerpiçle aynı boyda, aynı boyutta olup, sadece enleri ana kerpicin yarı hacmindedir. Bir  Ana Kerpici, iki kuzu kerpice bedel tutmuş  Halkımız. Bu çok basit adlandırma bile, Halkımızın “ANA” ya  karşı  duyduğu yüce duygularını apaçık anlatmıyor mu bizlere? Halkımızın, Ana sözcüğüne duyduğu saygısının, sevgisinin, tutkusunun ve ananın ululanışının Halk dilinde onaylanmış,  mühürlü bir belgesi sayılmaz mı bu deyimlendirme? Ben böyle görüyor, böyle sayıyorum ve mühürümü basıyorum!...

 b)      Canlı varlıklar için “ ANA” sözcüğünün kullanılış yerleri ve biçimleri:

İstanbul ağzıyla konuşursak ana sözcüğü “Anne” anlamının eşdeşidir. Doğuran, üretren, emziren, besleyen,  büyüten, koruyan, kollayan,  yarılgayan, yemeyip yediren, içmeyip içiren, kendi yaşamını ve özünü çocuklarına adayan, evi ve ailesi için saçını süpürge eden, vd. vd.. vd... anlamlarını içerirler. Ayrıca saygınlık, kutsallık, tertemizlik anlamlarıyla da donangılıdırlar. “Meryem Ana, Hatice Anamız, Ayşe Anamız, Fatma Anamız..”  sanlarında görüldüğü gibi...

Karşılaştığımız tüm tehlikeli durumlarda da, içgüdüsel olarak ilk sığınağımız “ANA” kucağı olmaktadır. Ayağımız kaysa, bir yerlerden düşsek, bir yerimiz incinse ağzımızdan ilk dökülen sözcükler: “Vay anaam...! Ah anacığııım!...” çığlıkları olur.

İşte ana: Bu kertede kapsamlı, bu kertede koruyucu, kollayıcı, kucaklayıcı, güvenli, bu kertede kutsal, sım-sıcak, bir ulu sığınaktır...

c)     Atasözlerimizde Ana:

 Son , 2011 yılında yayımlanan “Türk dilinin en kapsamlı, (içinde 21 533 Atasözü bulunmaktadır.) en  dolgun derleme yapıtı  olan “Atasözleri ve Atasözü Nitelikli Deyimler kitabımızdaki “Ana” ile ilgili sözcükleri saydım. Tam(162) Atasözü buldum kitapta. Bu Atasözlerinin her biri, ana sözcüğüne sığınan erdemleri sayıp döküyor biiir, bir. İlgi duyanlar, bu “ANA KİTAP”a başvurabilirler... (*)

Ben bu kitabı derlediğim, bu yapıtı oluşturduğun yıllar boyunca, “ANA” sözü üzerine söylenmiş olan, ama o zamanlar benim  ulaşamadığım bir Atasözümüze daha ulaştım. Şimdi burada, bu (163) üncü Atasözümüzü ele alıp, açıklayacağım. Böylece hem bir Atasözü daha kazandırmış olacağım o büyük yapıta,  hem de bu Atasözümüzün bir açımlamasını  yaparak ANALIK ERDEMİNİN akla pek gelmeyen, ama en çok gereksinim duyduğumuz ana sevecenliği üzerindeki  bir  ana konuya değinmeye çalışacağım.

Kitap yayınlandıktan sonra bulunan o Ana ile ilgili son Atasözü:  “Anan yoksa, aynan da mı yoktu?”   diyenAtasözümüzdür.

Kime diyor bu eleştiri kokan taşlamalı deyimi Halkımız?

Üstüne, başına, kılığına, kıyafetine gerekli özeni göstermeden sokağa çıkan, toplum içine karışan, pejmürde, kılıksız, dağınık, bakımsız, beceriksiz, pantolonunun fermuarını çekemeyen insanlara söylüyor...

Bu uyarıda, ANANIN özenini, kıymetini, yavrularına eğilişini, çocuklarını gözetişini, fedakarlığını  vbg. vbg...  aklımıza gelen, gelmeyen pek çok erdemlerini, gökkuşağı gibi renklice gözümüzün önüne seren bir ‘büyülü gerçeklik ’görülmüyor mu?

Konuyu birazcık dağıttık galibaAna konumuz, “Yunus Emre’nin Ümmiliği” idi. Ama söz anadan açılınca ne denli dağıtırsak dağıtalım, her dağılışta “ananın” aklımıza bile getiremediğimiz bir erdemi, gönlümüzü ana sıcaklığıyla ısıtıyor, ışıtıyor; kalaylı tasa çeviriyor. O yüzden, böylesi  dağılışları, o Büyük Yunus Emre’miz de “Hoş görürdü” kuşkusuz...Şu benim çorak gönlüm de, “ANA” konusu üzerindeki  bütün dağılışlara  can feda deyip,  bunların daha  da çoğaltılmalarını, artmalarını, zenginleşmelerini ister...  Hoş görsün okurlarımız bu ışıklı dağınıklığımızı...

 

d)      Ümmi sözcüğüne gelince:

Ümmi sözcüğü de dilimize Arapçadan geçme bir sözcüktür. Ana anlamı: “Anasından doğduğu gibi kalmış, bozulmamış, hiç bir dış etkilenmelerle çandırlaşmamış olan;  özgün,  orijinal, kendine özgü erdemlerle donangılı.. dupduru....” gibi anlamlar taşır. Tıpkı Hz. Muhammed’e sunulan “Ümmilik” sıfatı gibi.

Ümmilik, anasından doğduğu gibi kalmış, hiç bozulmamış, sütbebği temizliğiyle yaşını başını almış tertemiz insanlar için söylenen bir sıfat iken, Osmanlıcadaki, “ümmi” sözcüğüne  sonradan, “Cahil, okuyup yazma bilmez” anlamları  da yükletilmiş. İşe bakın ki siz, bu sözcük, genellikle demesek bile, çoğunlukla bu anlamlarda kullanılır olmuş.  TDK.’nun  “Büyük Türkçe Sözlük” yapıtında bile:[“Ümmi: Ar. Umm. Sf.(Ümmi:)esk. Okuyup yazması olmayan:]  diye verilmiş.

Öyle olur zaten: “Vur deyince, öldürürüz!” Bir dilden bir başaka dile geçen her sözcük, hemen hemen az-çok aykırıca anlamlarla özürlenir. Alınış amacından sapıtılır, şifşiti anlamlarla nakışlanır. İşte şu bizim büyük Yunus Emremiz ile O’na takılan ümmilik sıfatı arasına, bu anlamda şifşiti bir nakışlı yakıştırma konmuş. “Yunus Emre Ümmi idi” denmiş. Evet!  Yunus Emre’miz gerçek bir ümmi idi. Gel bil ki o büyük Dünya Ozanının ÜMMÎLİĞİ”, tamamen birinci anlamlardaki gerçek ümmilik idi: Tertemizlik idi.  Anasından doğduğu kadar saf ve temiz kalmış olan,  yaşamın hiçbir pisliğine bulaşmamış olan, tertemiz olma nitelikleriyle donangılı olan  ümmilik idi. “Okuyup yazması olmayan.” üç çelimsiz sözcüğün anlattığı anlamda “Ümmi” değildi o Dünya Ozanı Büyük Yunus Emremiz!.. En az, zamanının medreselerini, fakültelerini, üniversitelerini bitirmiş olan müderrisleri, prof.ları, en büyük bilginleri kadar dünya ve ahiret bilimlerini özümlemiş bir büyük “Bilge” idi.

“Biz sevdük aşık olduk/ Sevildük ma’şuk olduk/ Her dem yeni toğaruz/ Bizden kim usanası” (*) diyen   büyük Yunusumuz her dem yeniden doğmuş, her dem tazelenmiş, her dem Hz. Muhammed Ümmiliği ile onurlandırılmış, donangılı,  “Divan Sahibi”  bir “Ümmi” ozanımız idi. Nur içinde yatsın!..

                                                                                                                                                                m.a.a.

**

 

 

Mustafa Aslan Aksungur

Eğitimci-Asraştırmacı-Yazar

Memurevleri Mah. Tonguç Cad. 205 Sok.

Göksoy Apt. Kat:7  No: 2 / 44 ANTALYA

Tel: (0242) 345 90 32 + (0535) 445 55 11

[ Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir ]  

 

 

Destan Romanlar

SÜPERMARKETTEKİ SÜRPRİZ
Köroğlu Destanı'nın Türkmenistan varyantı. 96 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün2234
mod_vvisit_counterDün6868
mod_vvisit_counterBu Hafta36672
mod_vvisit_counterGeçen Hafta24443
mod_vvisit_counterBu Ay26062
mod_vvisit_counterGeçen Ay149815
mod_vvisit_counterToplam19895440

Şimdi: 50 misafir var.
IP: 18.232.186.117