Bailey Diyor ki :

Ne kadar yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımız önemlidir.


Bizim Ülkemizin Filozofa Gereksinimi Var mı?!.

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

alt

 

           Bizim Ülkemizin Filozofa Gereksinimi Var mı?!.

Değerli Hocamız ve Bilim İnsanımız Prof. Doğan Kuban,  15 Mart tarihli yazısında ilginç bir konuyu işlemişti; “Felsefe Okuyan Aydınımız Daha Fazla Olsaydı!” (Cumhuriyet Gazetesi Bilim ve Teknoloji Dergisi).

Bu makaleyi bir kaç kez okudum yeni baştan.  Doğan Hocamız haklı. Ülkemiz tarihinde, dünya üzerinde adını bırakmış bir tek filozofumuz dahi yoktur.  

"Acaba neden" sorusuna Sn Doğan Kuban kendince ve doğru bir yanıt bulmuş ve bizleri bilgilendirmek heyecanı ile yazısını kaleme almıştır.

Biz ise aynı konuyu AK-ŞAKA üslubumuzla kendimizce irdelemek sevdasına kapılarak masa başına oturduk.  Bizim de kendimizce yanıtımız vardır. Kanımca önemli nokta "ülkemiz koşullarında filozoflara ihtiyaç var mıdır" sorusuna yanıt bulmaktan geçiyor.

Felsefe; kişinin kendisini ve çevresini anlama, yorumlama, açıklama ve gerçeği aramak çabasıdır.  Bu nedenle de, varlık, bilgi, adalet, demokrasi, güzellik, doğruluk, akıl ve dil çevresinde dolanıp durur.

Sözcük, eski Yunanca temellidir.  Phileo (seviyorum, peşinden koşuyorum) ve sophia (erdem ve bilgelik) kelimelerinden türetilmiştir.  Felsefe ile uğraşan insanlar ise filozof (bilgeliğe ulaşmaya çalışan) adı ile tanımlanır (İngilizce; philosopher, thinker).

Felsefe, bilgi edinmek değil, bilgiyi aramak üzerine kurgulanmıştır. Yanıtlardan çok, ilgilenilen konu ile ilgili sorular öne çıkar.  Temelinde ise insanı ve evreni tanımlamak ilkesi yer alır.  İnsanoğlunu bilinçli, ilkeli ve sistemli düşünmek üzere yönlendirir.  Bir tür düşünmek sanatı olarak da kabul edilebilir. Ki, bazılarına göre felsefe bir bilim olmaktan öteye, gereksinim duyulan bilimleri yaratan ve öncülük eden bir yöntemdir.

Felsefe, kişilerin merak duymasını ve olgulardan kuşku duyarak yanıtlarını aramasını ilke edinir.  Bir anlamı ile insanoğlunu bilinçlendirmek ve görüş açılarını genişletmekten kendisini sorumlu tutar.

Felsefe, insanların kendileri ve evren hakkında oldu-bitti şeklinde kabullenmelerini değil, gelişmeler konusunda akıl yürütmelerinin yolunu işaret eder. Gerçeklere ulaşabilmek için yeni bilim dallarının kurulmasına öncülük eder.

İnsanların hem kendileri ve hem de evrenle barış içinde ve mutlu yaşamaları için adalet duygusuna ve demokratik yönetim biçimine öncülük eder. Daha adil davranmak ve daha iyi yönetilmek için, insanları yeni yöntemler yaratmak için meraklandırmak ve sorular sorarak gerçekleri araştırmak üzere düşünmeye davet eder.

Peki, kendimizce ilgi alanını ve klasik anlatımı ile temel ilkelerini çizdiğimiz felsefe kavramını böyle kabul edersek, bu özellikleri benimseyecek insanlara, yani filozoflara ihtiyacımız var mıdır sorusuna yanıt bulmak zorundayız. Tabii ülkemiz ve toplumumuz koşularında.

Felsefenin temel koşuları bunlar ise, ülkemizin ve toplumumuzun felsefe ile uğraşacak ve adına filozof denecek aydın insanlara hem gereksinimi yoktur ve hem de bizim koşullarımız bir filozof yetişmesi için bereketli topraklar sayılamaz!

Yüzyıllar boyunca eğitim sistemi tamamen dogmatik temele oturmuş ülkemiz insanlarının, kendisi ve yaşadığı evren için soru sormak hakkı elinden alınmıştır. Çünkü dogmatik düzen, her konuyu inanç kıstasına bağlamış ve dini kitapların yazdıklarını kuşku duymadan ve sorgulamadan kabul ettirmeye bizleri koşullandırmıştır. Değil kuşku duyabilmek, dogmatik öğreti doğrultusunda ‘acaba’ denecek bir soru sorabilmek bile olası değildir. Dimağlarımız böyle koşullandırılmıştır.

Tabii bu iklim koşullarında, felsefe ile uğraşmak ve filozof olabilmek hassasiyetleri gelişemez!

Üstelik ülkemiz koşullarında bilgi aramak da gereksizdir. Zira adları Ünlü Türk Büyükleri arasına kazınmış büyük ve yetkin siyasilerimiz vardır. Ki, bu insanlarımız bilginin ve uzmanlık dallarının hemen her türüne yanıt hatta emir verecek dirayette kişilerdir!

Demokrasiyi uygun bir durakta inilecek bir tramvay olarak tanımlama bilgeliğine sahiptirler!

Adalet kavramları kendi doğruları boyutunda gelişmiş olup, adına "şark kurnazlığı" denebilecek egoist zekâ ürünüdür. Ki, keser gibidir; hep bana diye yontmaya ve kendi egemenliklerini devam ettirmeye koşullandırılmıştır!

Bazıları en yetkin ressamdırlar. Picasso’nun eserlerine dudak bükerek bakar ve ben daha iyisini yaparım diyebilirler. Üstelik bir resme bakarak boyadıkları tuvalleri, dönemin yalakaları tarafından uçuk fiyatlarla satın alınarak, tavan arasına atılmak üzere paketlenir.

Ne yalan söyleyelim, birçoğu heykelden de iyi anlarlar. Bir kısmı kendilerince anlamını çözümleyemedikleri yontuların içine tükürmek konusunda ünlenmişlerdir. Bazıları ise anıtsal bir heykele ucube demekte asla sakınca görmezler!

Evren ve insan yaradılışı konusunda da uzmandırlar. Darwin adlı bilim insanının kuramlarına bile tahammülleri yoktur. Ülkenin en birinciye gelen bilim kurumları, bu isimli bir ünlü araştırmacının adını kendi dergilerinden kazımakta sakınca dahi görmez!

Güncel yaklaşımları tıp bilimine şekil verecek boyutta kendi bilimsel doğruları ile teçhiz edilmiştir. Gün gelir kürtaja ve sezaryene yeni kıstaslar koyarlar. Günü gelince de insanların yatak odasına sızarak bazen üç, bazen de beş çocuk sipariş edebilirler!

Örneğin; nükleer enerjinin yararlarını en iyi onlar bilirler ve zararsız olduğuna emindirler!

Bu örnekleri sizler kafanızla çoğaltabilirsiniz.  Ben burada durmak zorundayım, çünkü bana ayrılan köşenin sınırlarını zorlamamakla yükümlüyüm. Şimdi bana söyleyin lütfen, bu koşullarda felsefeye yer kalmış mıdır ve ülkemizin filozoflara gereksinimi var mıdır?!.

                                                                   Erdal Akalın ( 23. 03. 2013 / Mersin İmece)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

alt

 

Felsefe benim de ilgi alanımda yoğun şekilde yer aldığı için Dr. Erdal Beyin yazısına bazı eklemeler yapmak gereğini duydum. Bilinenlerden yola çıkarak ve öncelikle kanıtlanmış gerçekleri esas alarak aklın, bilimin ışığında bilinmeyenlere (her koşulda doğrulanabilir) yanıtlar arama yöntemidir felsefe. Bu tanımlama, İslam ülkelerinden niçin filozof çıkmadığını da açıklamaktadır. Gerekli tüm bilgilerin, mutlak ve değişmez şekilde kuranda bulunduğunu kabul etmiyorsanız sizi müslümandan saymazlar. Kutsal kitaptakilerin doğruluğundan kuşku duyup “acaba” diyerek aklınızı özgürce kullanmaya kalkarsanız, (yani “filozofluğa” heveslenirseniz) günahkar olur, hele dinin yasakladığı (tabu saydığı) sorulara yanıt ararsanız cehennemde sonsuza dek yanma cezasına kendinizi mahkum edersiniz. Bu şartlarda, bizim gibi “dindarlaştırılmış” toplumlardan yürekli bir kimse çıkıp da örneğin “Allah var mıdır, varsa özellikleri, nitelik ve nicelikler, etki alanları nedir?” diye asla soramaz. Aslında, tüm yasaklama ve korkutmalara rağmen, adı Kemal Atatürk olan büyük bir milli filozof yetişebilmiştir. Büyüklüğü dünyaca kabullenmiş olarak, yüce devlet adamı, asker, devrimci gibi tanımlamalar yanında, en çok O’nun filozofluk yönünü önemserim. Atatürk’ten sonra O’nun üstün niteliklerinin pek azına bile sahip olmayanlar, hatta ilkelerine, ideallerine ihanet edenler, eserlerini yıkmaya çalışanlar devletimizin başına geçebilmiştir. Günümüzde ise, neredeyse  tek özelliği “Müslüman” görünmek (yani kafaların içi değil, dışındaki türbanı kutsamak) olan birisi Cumhurbaşkanı, şeriata uygun yaşam tarzını her alana inatla empoze etmeye, tüm eğitim kademelerini dindarlaştırmaya çalışan kindar bir imam da başbakan olabilmiştir.

Cumhuriyet’in 8 Mart tarihli “Bilim Teknoloji” ekinde “İnsanlar giderek aptallaşıyor mu?” sorusuna özetle şöyle bir yanıt verilmiştir: “İnsan zekasının 2.000 yıl önce en üst seviyeye ulaştığı ve sonra hızla inişe geçtiği ileri sürülüyor.”  İşte o söz konusu dönem, özgür, eleştirel düşünceyi yasaklayıp, katı dogmaları egemen kılan iki büyük semavi dinin dünya sahnesine çıkıp yayılmasına denk gelmektedir. Bu mutlak egemenlik ancak 16. yüzyıldan sonra reform, rönesans, aydınlanma sürecinin başlamasıyla yalnız batı uygarlığında büyük ölçüde kırılabilmiş, İslam alemi ise bilimsel gelişmelerden, felsefi, eleştirel bakış ve düşüncenin nimetlerinden nasibini alamamıştır. Aynı derginin 15 mart 2013 tarihli sayısında Doğan Kuban’ın “Felsefe okuyan aydınımız daha fazla olsaydı” başlıklı bir makalesi yer almış. Başta Turan Dursun, Aziz Nesin olmak üzere, felsefeyi önemseyen Uğur Mumcu, Taner Kışlalı, M. Aksoy gibi idealist aydınlarımız, düşünürlerimiz, bir dönem toplumu aydınlatmaya çalışmışsa da, kalleşçe saldırıya uğramışlar, fanatik dinciler o değerli insanların çoğunu yaşatmamıştır.

Assos’ta düzenlenen ve dini, imanı,  Tanrıyı konu alan felsefe toplantısının izlenimlerini, 8 şubat tarihli Cumhuriyette,  Işıl Özgentürk’ün kaleminden okuyabilirsiniz. Ne yazık ki, felsefi tartışmalar, o alandaki araştırmalar geniş halk kitlelerine ulaşamamakta, yüzlerce, binlerce yıllık katılaşmış batıl itikatlara, hurafelere bağımlılıktan, tutsaklıktan insanları kurtaramamaktadır. Hızla gelişen bilimin, teknolojinin aydınlattığı alanlar genişledikçe, felsefenin işlevi, hizmet alanı daralmakta ve en çok inanç konusunda yarar sağlayabilecek hale gelmektedir. Örneğin, insan vücudunun tüm hücreleri molekül düzeyinde incelenmekte, bedenin kontrol ve kumanda merkezi olan beynin haritası çıkarılmakta, onun değişik kısımlarının ne şekilde çalıştığı, düşünce ve davranışlarımızı nasıl belirlediği anlaşılmaktadır. Ruhun varlığına inanmayı haklı kılacak hiçbir bilimsel bulguya rastlanmamıştır. “Öbür dünya”larla ilgili olarak da,  teleskop ve uydular yardımıyla evrenin en uç noktalarına kadar cisimlerin yapıları, özellikleri araştırılmakta, kutsal kitaplardaki iddialara kesinlikle uymadığı artık bilinmektedir. Öldükten sonra bir canlının asla dirilemeyeceği konusunda elde edilen bilimsel  gözlem ve verilere rağmen, insanlar acı ölüm gerçeğini kabul etmek istememekte,  dinlerin vaat ettiği, ölümden sonraki ölümsüzlük (hele fettan huriler) için her sıkıntıya, saçmalığa katlanmaktadır. Ülkemizi dincilerin, şeriatçıların, bilim ve sanat düşmanlarının boyunduruğundan, oy peşindeki kültürsüz siyasetçilerin duygu sömürüsünden kurtarmak için önce halkımızı kör inancın etkisinden, baskısından kurtarmak gerekir, ki bunun yolu da büyük ölçüde felsefeden, gerçeklerin özgürce tartışıldığı toplantıları yaygınlaştırmaktan geçmektedir. Nitekim İçel Sanat Kulübü yıllar önce Gözne yaylasında ve diğer alanlarda geniş katılımlı toplantılar düzenlemişti. Dar alanlarda görülen “Felsefe Günleri” gibi etkinlikleri köylere, TV kanallarına, ve daha da önemlisi, tüm üniversite amfilerine taşıyabilecek dernekleri, yürekli aydınları, fedaileri bu zamanda nerede bulabiliriz acaba? Filozof ve gerçek bilim insanı alanındaki yoksunluğumuzdan, dolayısıyla geri kalmışlığımızdan kurtulmamız başka türlü mümkün müdür?!

27 Mart 2013                    Kemal Rastgeldi

NOT: BU İLETİYİ OKUDUKTAN SONRA, “BEN DE ARTIK TABULARI YIKMAK, DERİNLEMESİNE, ÖZGÜRCE, FİLOZOFÇA DÜŞÜNMEK İSTİYORUM” DİYEN KAÇ KİŞİNİN ÇIKACAĞINI DOĞRUSU MERAK EDİYORUM. YALVARIYORUM; NE OLUR, KOS KOCA TÜRKİYEDE BENİ YALNIZ BIRAKMAYIN!!. “BİZDEN FİLOZOF ÇIKMAZ” DİYEN DR. ERDAL BEYİ LÜTFEN HAKLI ÇIKARMAYALIM!!..

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

alt

“Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünü telaffuz etmekten (ırkçılıkla damgalanmamak için) artık çekinir olduk. (Atatürk’ün tanımladığı, birleştirici, tüm halkımızı yüceltici olanı da dahil) her türlü milliyetçilik ayaklar altına alınıp paspas edildi. Bu gibi durumlarda her zaman olduğu gibi, sıkıntı duyduğumda sanata, müziğe sığınırım. Türk olmaktan hala gururlanmamı sağlayan Mozart’a şükran duygularımla, onun “Türk Marşını” fırsat buldukça dinlemekteyim. Birini beğenmezseniz diğeriyle sizler de avunabilesiniz diye üç ayrı versiyonunu (çeşidini) altta sunuyorum.     K.R.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Subject: RUS GÜZELLERDEN MOZART TÜRK MARŞI
From:  Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Date: Tue, 19 Mar 2013 15:31:29 +0200
 
Mozart Turkish March with Pretty Russian girls..
.
http://www.youtube.com/watch_popup?v=cgJRlu3ws3w

Date: Tue, 12 Mar 2013 08:17:21 +0000
From:  Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Konu: Ya Mozart bu parcayı la minor yerine
           la major yazsaydı nasıl olurdu
 

   http://www.youtube.com/watch?v=MNtYYuWILNE
Subject: Fwd: Fazıl Say'dan T:C: sunumu- 1.5 dakikada
From:  Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Date: Mon, 25 Mar 2013 14:16:22 +0200
 
Fazıl Say'dan doğaçlama Mozart'ın Türk Marşı eşliğinde çok hızlı bir
T.C.tarihi sunumu...
_ ÇOK GÜZEL... 1,5 DAKİKA... SEYREDER MİSİNİZ?
_86 YILI BİR BUÇUK DAKİKAYA SIĞDIRMIŞ.
_ SONU ÇOK GÜZEL(!) LÜTFEN BİLGİSAYARINIZIN AYARI İLE OYNAMAYINIZ...!!!
AYARI BOZULAN BILGISAYARINIZ DEGIL, CUMHURIYET ANLAYIŞIMIZDIR . . .

http://www.vimeo.com/7404243
         
-------------------------------------------------------------------------------------------------------
Platon demiş ki...
(M.Ö.’den önce doğan ve ölen Platon'un binlerce sene önce tarifini verdiği demokrasi ilkesi )
''Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir.Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar.''
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Platon sadece felsefe değil, kehanet de yapmış; zamanla ülkemizin kimlerin (hangi despot ve diktatörlerin) eline geçeceğini taaa o zamandan görebilmiş, ama (Atatürk dışında) ne siyasetçilerimiz ne aydınlarımız burnunun ucunu bile görememiş!!..
Kemal Rastgeldi 
 

Son Güncelleme: Perşembe, 18 Temmuz 2013 21:23

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

BARIŞÇI ALP
Saka Türklerinin Alp Er Tonga Destanı, 116 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 
 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün3597
mod_vvisit_counterDün5239
mod_vvisit_counterBu Hafta19042
mod_vvisit_counterGeçen Hafta38588
mod_vvisit_counterBu Ay81016
mod_vvisit_counterGeçen Ay236082
mod_vvisit_counterToplam18179582

Şimdi: 70 misafir, 4 bots var.
IP: 35.175.180.108