Oruç Baba Der ki:

Ellerimin ne kadar soğuk olduğunu söylediğinde onun beni, benim de onu sevmediğimi anladım. Çünkü eğer ortada bir kusur varsa; yanmayan ateş kadar, ateşi yakamayan da kusurludur.


NE OLACAK BU TÜRK AYDINININ DURUMU?Ahmet Aykol

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

BU İNCELEME YAZISINI YANILMIYORSAM ALTI YIL KADAR ÖNCE TÜRK YURDU DERGİSİ İÇİN YAZMIŞTIM... BİRAZ UZUN. ANCAK AKİL ADAMLAR KONUSUNU ANLAMAK ADINA SİZE FARKLI BİR KAPI AÇAR DİYE DÜŞÜNÜYORUM...

NE OLACAK BU TÜRK AYDINININ DURUMU?
Aydın; meşru ve evrensel değerler temelinde toplum yararına düşünen, düşündüklerini her şeye rağmen ifade eden, hatalı anlayış ve uygulamaları eleştiren, toplum vicdanı, inandığı doğrularının fedaisi kişidir… Aydın; inandığı doğruda görüşlerini satmayan, yazarsa kalemini, ressamsa fırçasını, öğretim üyesiyse düşüncelerini belirli güçlere kiralamayan kişidir… Aydın kişi bulunduğu çağı ve yaşadığı ülkeyi, sorunlarını çok iyi bilen ve bu durumu değiştirmeye çalışandır…
Batılı “Aydın” kimliğini Orta Çağ'daki sisteme ve bu sistemi eleştirerek Orta Çağ'ın bilgi tekelini elinde tutan Clericus'a (rahip’e) karşı kazanmıştır. Bunu yaparken elbette bilgiden faydalanmıştır ancak günümüz Türkiye’sinde anlaşıldığı gibi bu bilgiyi sistem içerisindeki okullardan almamıştır. İletişimin oldukça zor olduğu bir dönemde, üstelik bilgi kaynağı durumundaki rahiplerin Latince gibi ölü bir dili kullandığı bir dönemde ilkçağ düşünürlerine kadar inerek bunu başarmıştır. Dahası batılı aydın ne zaman zorda kalsa ilkçağ düşünürlerine kadar inerek çıkış yolları aramış, yaşadığı çağa uygun çözümler üretmiştir. Bilgiye ulaşmada din, dil, ırk ayırımı yapmayan batılı aydın çözüm yollarını ortaya koyarken oldukça ketum davranmış, içinde yaşadığı halkın benimseyeceği onların kabul ettiği kişilere mal etmeyi de ihmal etmemiştir. Machiayel, Montaigne, Luter gibi düşünürlerin eserlerinde bunu açıkça görebiliriz. Batı Ortaçağda yine batılı aydınların deyimi ile “Adeta karanlık bir dönem yaşarken” doğu ise altın çağını yaşamaktadır. Batı bu karanlık dönemden çıkabilmek için doğunun Farabi, İbn-i Sina, Ali Kuşçu gibi altın çocuklarını derinlemesine incelemiş, onların düşüncelerini alıp Aristo, Hipokrat, Diyojen gibi kendi düşünürlerinin görüşleri ile harmanlamış ve kendi reçetelerini ortaya koymuştur. Bizde ise durum bana göre tam bir felâkettir. Bizde “Aydın” sıfatı kazanmak için adeta önce batılı gibi düşünme şartı koyulmuştur ki asıl hata da buradan kaynaklanmaktadır diye düşünüyorum. Batılının “Aydın” anlayışı ile bizim “Aydın” anlayışımız oldukça farklıdır. Bunun temel sebebi de Batıdaki aydın ile bizim aydınımızın çıkış noktalarının farklılığıdır. Bunun da kanaatimce belli başlı iki sebebi vardır. Devlet Yapımız ve İnançlarımız.
Bizim devlet yapımızda din tek taraflı olarak hiçbir zaman batıdaki gibi belirleyici olmamıştır. Batıda kilise ve rahipler bilgiyi kendi tekellerinde tutmak için çalışırken bizde bilgi paylaşılmaya çalışılmıştır. Dinimizin ilk emri “Oku!”dur. Peygamberimiz “İlim Çin’de bile olsa bulunuz!” buyurmuşlardır. Özellikle Osmanlı Devletinin kuruluş ve yükselme dönemlerinde bilime ve bilim adamına büyük önem verilmiştir. Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi sonrası dönüşünde yanında hocası Anadolu Kazaskeri İbn-i Kemal’in atının ayağından kaftanına sıçrayan çamuru onur olarak kabul etmiş “Hocam üzülmeyiniz. Sizin gibi bir alimin atının ayağından sıçrayan çamur bizim için bir ziynettir” ifadelerini kullandıktan sonra kaftanını çıkarıp “Vasiyetimdir, öldüğüm zaman bu kaftanı sandukamın üzerine sersinler” diyecek kadar alçak gönüllülük göstermiştir. Yaptığı fetih ile bir çağı kapatıp yeni bir çağ açan Fatih Sultan Mehmet, İstanbul fethi sonrası yanında Onu yetiştiren Akşemsettin, ile birlikte şehre girince yol boyunca dizilmiş şehir halkı ellerindeki çiçek demetlerini padişaha sunmak için yaklaşır. Beyaz sakalı ve duruşuyla Akşemseddin’i padişah sanan halk, çiçekleri ona sunmaya çalışırken, atını geri çeken Akşemsettin göz ucuyla Fatih Sultan Mehmet’i gösterir. Fatih Sultan Mehmet ise bunun üzerine, çiçeklerle kendisine doğru yürüyenlere, “Gidiniz çiçekleri gene ona veriniz. Sultan Mehmet benim, ama O benim hocamdır” ifadesiyle hocasına verdiği değerinin büyüklüğünü en iyi şekilde göstermiştir. Böyle bir ortamda “Aydın” kimliğini kazanmak için otorite ile ters düşmek anlamsızdır. Çünkü hem devlet hem de din insanları aydın olmaları için adeta zorlamaktadır.
1839 Tanzimat fermanı ile başlayan süreçte ise devlet yeniden yapılanmaya gitmiş, kurtuluşu batıda görmüş, münevver (aydın) insanlarını batıyı inceleyip, reform hareketlerini nasıl başardıklarını öğrenmek üzere batıya göndermiştir. Bu durum son dönemlere kadar da devam etmiştir. Kısaca aydınlanma daima devlet eliyle yapılmaya çalışılmıştır. Sonuç ise oldukça düşündürücüdür. Aydınlanmak için gönderdiğimiz insanların bir kısmı “Aydın” olmak yerine tam bir batı hayranı hatta eğitimini aldığı ülke hayranı, bir kısmı da eğitilmek için gittiği konu dışında edebiyat ya da siyaset öğrenerek geriye dönmüşlerdir. Geri dönenlerin büyük bir kısmı “Aydınlandıkları için olsa gerek” bu topraklarda yaşayan insanları hakir görmeye başlamışlar, halktan gittikçe uzaklaşmışlardır. Vergileri ile eğitim aldıkları, yabancı ülkelerde barındıkları Türk Milletini yok saymışlardır.
Bütün bunların doğal bir sonucu olarak bizim aydınımız “Aydın” olmanın kıymetini kanaatimce bilmemiş, bilememiştir. Aydınların üzerinden devlet desteğini çektiğinde ise bizim aydınlarımız belki de geçmişten gelen bir alışkanlıkla sığınacak liman aramışlardır. Bu da beraberinde birçok sorunlar üretmiştir. Ülkemize rejim ithal etmeye çalışanlar, yüzyıllardır gerçekleştiremedikleri hayallerini uygulamaya koyanlar, bölücüler, hatta bir takım terör örgütleri kendi amaçlarını gerçekleştirebilmek adına bazen aydınımızı kullanmayı denemekte bazen de kendi elemanlarını bizlere “Aydın” olarak yutturmaya çalışmaktadır.
Günümüz Türk Aydını korkarım ki batı düzeninin dünya üzerindeki savunucusu haline gelmiştir. Aydın olmak için yalnızca batı normlarını esas almak bana göre aydınlığın önündeki en büyük engeldir. Osmanlı'nın duraklama döneminden bu yana sorunlarımızın çözümü olacağı söylenen batılılaşmayı bir türlü gerçekleştiremedik. Demek ki çözüm yalnızca batıda değil, olmadı, olmamalı da. Hele hele batılı gibi düşünmekte asla! Biz tarihimizle, kültürümüzle, inançlarımızla farklıyız. Bakın bu konuda Mustafa Kemâl Atatürk 1922 yılında bu gerçeği nasıl dile getirmiş? “Başarılı olmak için aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında doğal bir uyum sağlamak lazımdır. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği idealler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalıdır.” Bizler, bırakın “Aydın” olmayı Mustafa Kemâl gibi gerçek anlamda bir aydını bile bana göre anlamayı henüz başaramadık. Hedef gösterdiği “Çağdaş uygarlık seviyesinin” sözde bilim ve teknoloji olduğunu hepimiz biliriz de bir aydınımız da çıkıp “Muasır medeniyet; giyim-kuşam, örf-adet, gelenek-görenek değildir. Bilgi üretmek, bilgiyi kullanma yollarını öğrenmektir. Tüketmek değil, üretmektir! Uzaya gitmek değil, uzayda yeni gezegenler keşfetmektir… demiyor, diyemiyor. Hele bir kısım kendisini “Aydın” ilan edenler bakın neler diyorlar!
“Halklara özgürlük! Barış istiyoruz!”… (Sanki savaş isteyen varmış gibi. Her gün askerlerimize haince saldırılar düzenleyip, şehit edenlerle mi?)
“İstiklal Marşını söylemeyelim!”…
“Andımızı okutmayalım!“…
“Fatih Terim ülkemizdeki milliyetçilik akımlarını körüklüyor!”…
“Hepimiz Ermeniyiz! ”... (Ben değilim. Ermeni vatandaşlarımıza saygı duyuyorum o kadar.)
“…Uluslararası vesayetten yanayım. Kopenhag Kriterlerini uluslararası vesayet TÜRKİYE’ye dayatacaksa, ben de bir biçimde bundan yanayım.”…
“Ben dünya vatandaşıyım!”… “Türkiye'nin çöküntüsü hızlanmazsa giremeyeceğiz AB sürecine!”…
“Bir çift kadın memesine vatanı satabilirim.”…
“Ben bir fikir orospusuyum… Bir orospu kim para verirse onunla yatmaz mı? İşte ben de onlardan biriyim. Yalnız parasını aldığım iştedir aradaki fark”… Hatta bazılarının bebek katillerine “terörist” demeye dilleri varmıyor. Böyle aydınlık mı olur? Aydın; içinde yaşadığı topluma iyiyi, doğruyu, güzeli göstermek durumunda olan kişidir. Bunu yaparken de hiçbir kişi ve kurumdan “Aferin” beklemez. Kendi doğruları uğruna gerekirse kendisini feda edebilir.
Kısaca günümüz Türk Aydını önce kendisini sorgulamalı, adam gibi öz eleştiri yapıp içindeki çürük elmaları ayıklamalıdır. Ülkemizin geleceğine ışık olmalı adına yakışır şekilde Çağdaş uygarlık seviyesine giden yolu güneş gibi aydınlatmalıdır. Türk Milletinin değerlerini tanımalı, benimsemiyorsa bile onları küçük düşürücü hareketlerden uzak durmalıdır. “Biz bir milyon Ermeni’yi, otuz bin kürdü öldürdük” diyerek aydınlığını euro ve dolarlara yeğleyenlerin kimin aydını olduğunu sorgulamaktan korkmamalıdır! Mustafa Kemâl Atatürk’e, Kahraman Türk Ordusuna saldırarak aydın olunmayacağını olunamayacağını anlamalıdır. Kişisel tercihlerinde dikkatli olmalı, toplumu yanlış yönlendirmemelidir. Uyuşturucu aleminde, fuhuş yuvalarında fink atıp “bu benim kişisel tercihim, kimseyi ilgilendirmez” gibi sakat bir mantıkta asla olmamalıdır...
Son olarak “Aydın” olmak için diplomaya ihtiyacımız olmadığını düşünüyorum. Dağdaki çoban, bilmem kaç üniversite bitirmiş bir kişiden daha “Aydın” olabilir. Mevlana’nın dediği gibi “Öyle adamlar vardır ki üzerinde elbise yoktur, Öyle elbiseler vardır ki içerisinde adam bulamazsın!” Aydın, üzerindeki elbise ile kabul gören değil, üzerindeki elbiseyi kabul ettirendir. Temennim Türk Aydınının sosyolojik olarak ifadesini nasıl bulur bilmiyorum ama bir an önce kendisini bulması, ülkemizin uzak ve güzel hedeflerine toplumu yönlendirmesi. Bu cennet vatanın geleceğine harç taşıması…
Bana gelince, Aydın mıyım? İnanın bu sorunun cevabını kendim de bilmiyorum. Bildiğim tek şey bu vatanın, içinde yaşayan güzel insanların geleceğine bir kürek harç koymaya çalıştığımdır. Başarılı olabiliyorsam ne mutlu bana. Aydınlık mı? Onu isteyene verin!

AHMET AYKOL

KAYNAKLAR:
1-Mehmet Ali KILIÇBAY, "Osmanlı Aydını", Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Türkiye Ansiklopedisi, C.I., İletişim Yayınları, s. 56-
2-Sabahattin Şen, Bağlam Yayınları, 1995, İstanbul
3-Yılmaz Dikbaş acikistihbarat.com 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

ANADOLU’DAN YÜKSELEN SES
Türkiye Türklerinin İstiklâl Destanı, 192 sayfa .
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün2468
mod_vvisit_counterDün11643
mod_vvisit_counterBu Hafta47632
mod_vvisit_counterGeçen Hafta38617
mod_vvisit_counterBu Ay136285
mod_vvisit_counterGeçen Ay249870
mod_vvisit_counterToplam21240703

Şimdi: 40 misafir var.
IP: 3.239.109.55