Oruç Baba Der ki:

Konuşmak bilgili olmanın göstergesi midir, bilinmez; ama susmak bilgelik gerektirir.


SERPİŞTİRİLEN NOTLAR

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

Aynı gazetenin aynı sayfasına düşülen notlara geçiyorum. Bunlar bir türÖZDEYİŞ  kıvamında notlar olmuş. Buyurun birlikte okuyalım:

 

1)    Eyy kahraman insan! Korkuyu yen ve dünyadayken cennetini yaratmaya çalış...! Eğer o cenneti, bu dünyada yaşarken yaratamamışsan, hiç bir zaman toprağın altındaki cennetlerden pay ummaya hakkın olamaz...!

2)    Duygu, görünmeyen bir iç enerjisidir!  O iç-enerji davranışa geçmeden kişi hiç bir zaman (Sevinemez, tasalanamaz, üzülemez, korkamaz, horozlanamaz.. vd.. vd..vd...) duygulanamaz...!

3)    Sır diye bir bilinmezlik yoktur bece. Sır bir insan icadıdır; bir başka insan kardeşi için düşünülen hin-oğu-hinliklerdir...! Ve de,bastırılmış, uyutulmuş, örtülü gerçeklerin yüreğe ve beyine yaptığı işkencelere bir süre daha katlanmak ezincidir...!

4)    Tanrı denilen kutsallık, içimizde unuttuğumuz, ya da bile bile, bilinçlice uyuttuğumuz “BEN”imiz olmalıdır. Ben nerdeysem Tanrı ordadır, Tanrı nerdeyse ben oradayım...! Hani yüce Peygamberimiz, O ulu insan Hz. Muhammed de: “Tanrıyı nerede anarsan Tanrı oradadır...!” demiyor muydu...?

5)    Diller, sözler, konuşmalar... üstü örtülü, ya da üstü açık seçik“Yalanlar”la, sahte davranışlarla özürlü ve yaralı olabilirler. Gel bil ki“Duygular”  öyle değildir. Duygular kesinlikle yalan bilmez, yalan söyleyemezler...! Yeter ki duyguları doğru okumayı bilelim...!

6)    “Hazlar ve Mutluluklar: Birbirlerinden doğan, birbirlerini yaratan ve biribirlerini yaşatan  eşdeş insan duygularıdırlar...!” dersek, bir gerçeğin üstündeki örtüyü azıcık aralamış olmaz mıyız ey mutlu Dostlar...?

7)    Hırs, yapıcı yolda kullanıldığı zaman ulaşılamaz yüceltilere yükseltir ulu kahramanını. Yıkıcı hırslar ise, insanlığın ulaşabidiği kesimini yakar, yıkar, yok eder; analarından doğduğuna pişman edecek engin çukurluklara gömer o  insanları...

8)    Duygular, her canda kesin-kes bulunan kıpırtılı, ya da uyku içinde uyuyan enerji atomlarıdırlar. İnsanlarda, özellikle bayan insanlarda bu atomların biraz daha aşkınca biçimleriyle ortaya çıktığını  her insan sezer, hatta açıkça görebilir...

9)    Utanmak, insanlara özgü bir duygudur. Utanç duyulacak işleri yapmak ise, yine insanlara özgü utanılası  davranışların tepiğiyle eyleme geçer. Ama gel bil ki bu ikisi arasında: 10.994 metre derinlğindeki Mariana çukuru ile, 8848 metre yüksltideki Everest Tepesi arasındaki çelişkili yükseltiler kadar ayırımlı zıtlıklar vardır....!

Bu ayırımı yapan yine insanlardır. Toplumdur. Toplumun koyduğu kurallardır.

10) İnsanız..! İstemediğimiz olayları istediğimiz kılıklarda sunma alçalışının ustalarıyız. Onları ortadan kaldıramasak bile, değişik kılıklara sokarak soysuzlaştırır, insan oluşumuzu yine kanıtlarız..! Bu hinoğlu-hinliklerimizi, insandan başka, havada, karada, denizde yaşayan canlardan hiçbirinde, hiç bir zamangöremeyiz,  bulamayız..! İnsanlığımızın eksi hanesine yazılan bir üstünlüğüdür bu çukurlaşmalar...

11) Bastırılan her duygu, bir süreliğine uyutulup saklanabilir. Ama hiç bir zaman kesinkes yok edilemez...! Yerini, zamanını, iklimini bulduğu an, irademizden izinsiz yine çıkar ortaya. Hem de bu sefer olduğundan daha gür, daha edepsizce çıkar...!

12) Duygu, bir diri enerjidir! O yüzden, yaşayan hiç bir insanın duygularından boş  düşmesini bekleyemeyiz...! Böyle bir beklenti, insanı hayvanlaştırmaktan da öte, öldürmek olur! Çünkü hayvanlarda da vardır duygu denen kutsallık; yalnızca “Ölüler” kurtulabilirler duygularından...

13) Şu “Çıkar denen Çirkefi” insan yaşamından çıkarıp yok etmedikçe,İNSANLIK  hiçbir zaman gerçek insanlığına ulaşamaz...! İnsanar, gerçek mutluluğu ne sömürmelerde bulabilirler, ne de sömürülmelerde bulabilirler. Bir adım daha atarak: “Sömüren insanlar, sömürülen insanlardan bir fırt daha mutsuz olurlar!” bile diyebiliriz...

14) Duygularımızı bastırmak, sorunlarımızı çözmek demek değildir. Sorunlar, duygularla değil, akılla çözülürler...!

15)Yaşamımız, somutça var olmamızın bize yansıyan soyut yanıdır. Soyutluğun, somuta sunduğu armağanıdır...!

16)Yaşamda başarılı olabilmek, kişilerin kendi ellerindedir. Mutlu olabilmek ise, mutluuğu gerçekten isteyip, istememelerine bağlıdır...

17)Kişilik, kişinin kendi yapısını en gerçekçi biçimde tanımasıyla oluşur. Ne horozlanmalarla ve ne de horozlananlara tavukluk yapmalarla gerçek kişiliğe ulaşmak olası değildir!...

18)Kişi kendii iyi tanımalı, doğru değerlendirmelidir! Gerçek kişiliğini kazanmanın en sağlam yolu budur!...

19)Kendisine saygısı olan her insan, başkalarına saygı duymakla yükümlüdür!

20) Başarının iki temel koşulu var: Birisi, kendine olan güveni; ötekisi de yeterli bilgilerle donangılı olması...

21)Kişi korkularından kurtulmadıkça, yanlışlarından kurtulamaz!...

22)Sezgi, en gerçekçi enerji kayağıdır; değerlendirmesini bidik mi, ulaşılması zor keşiflere götürür kahramanını; bilen insanı!

 

 **

 

Buracıkta, bir anlatı (kıssa) ile konuyu birazcık renklendirelim isterseniz:

 

“Bir ülkenin bir kralı varmış. Yediği önünde, yemediği ardındaymış kralın. Bir sözünü iki edecek can çıkmazmış; çıkamazmış! Ama böyleyken, yine de  mutlu değilmiş kral...

Bır gün toplamış bilgelerini makamına:

 

“Hay-deyin Erenler, demiş. Beni mutlu edecek bir yol bulmanızı istiyorum sizlerden. Size üç gün düşünme payı veriyorum. Hanginiz mutluluk sırrını bulur getirirse, ben de onu ödüllendirir, mutlu ederim!”

Bilgeler çıkmış kralın huzurundan. Kendi aralarında oturup durum yargılaması yapmışlar. İçlerinden Baş-bilge:

 

“-Arkadaşlar! Demiş, Ben bir yerlerde  okumuştum: Her-kim, mutlu bir insanın iç gömleğini sırtından çıkartır da o gömleği sırtına giyerse, giyen insan da, o andan itibaren mutlu olur! Diye yazıyordu kitaptaki anlatı.Toplanalım, anlatalım krala bunları; çaresine bakılsın...!”

 

Toplanmışlar divana, anlatmışlar durumu krala.

Kral sevinmiş...

Düzmüşler kervanlarını, ülkede köy köy, kent kent, bir baştab bir başa  mutlu adam aramaya çıkmışlar.

O köy senin, bu kent benim, kırk gün, kırk gece dolaşmışlar; koca ülkeyi kalbura koyup elemişler; ülkede tek, bir tek mutlu insan bulamamışlar. Artık umudu kesip krallığa (Saraya) dönmek üzereyken, bir suyun başında konaklamışlar.

Tam o sırada, dağlardan yanık yanık bir çobanın kaval sesleri gelmeye başlamış. Kral umutlanmış. Adamlarına:

 

“- Heeyy! Demiş, bu kavalı çalan çoban mutsuz olamaz! Bulduk derdimize deva olacak adamı! Çağırın, yakalayın çobanı, alın, getirin huzuruma..! Soyalım, sırtından gömleğini, geçirelim sırtımıza. Şu geniş dünyada, mutluluğun ne demek olduğunu bir de, bir eli yağda, bir eli balda, bir sözü iki edilemeyen Kralınız  görsüüün...!”

 

Koşup yakalamışlar çobanı; getirmişler kralın huzuruna. Kral:

 

“-Oğlum demiş; senin hiç derdin, tasan, üzüntün, gussan yok mu? Mutlu musun...?!”

“-Bre Efendi, benim ne derdim, ne tasam ola ki? Tasa, üzüntü de neymiş? Yaşam denilen, bizlere sunulan o  mucize bağış, değer mi hiç üzülmeye...? Geç efendim, geeeç! Üzülen üzülsün; sen üzülme...! “Üzüntüyü bırak, yaşamaya bak sen!” demiş.

“-Haydi, yallah...! Aradığımız mutlu adamı bulduk sonunda. Soyun şu mutlu çobanı, çıkarın sırtından gömleğini; giyelim...! Kırk yılın sonunda, mutluluk ne imiş bir de biz görelim...!”

 

Çullanmışlar çobanın üstüne; soymuşlar çırıl-çıplak çobanı...

Eyvaaah!...

Görmüşler ki ne görsünler: Çobanın sırtında bir iç gömlekçeğezi bile yokmuş...

Padişah sakalını avuçlarının arasına almış, üzüntülü bir inlemeyle:

 

“-Bırakın çobanı gitsin...! ‘Kuşa süt nasip olsaydı, anasından olurdu!’ Bize mutluluk nasip olmayacak artık...! ”demiş...

 

Demek, mutluluk insanın içinden gelirmiş..!

                                               (Yarınki konumuzda da, “Mutluluk Nedir?” yazısını bulacaksınız... Haydin davranın; iple çekin bakalım yarını...!)                                                             

                                                                                                                                             m.a.a.

_______________________________________________________________

 

   Mustafa Aslan Aksungur

Eğitimci-Araştırmacı-Yazar

Memurevleri Mah. Tonguç Cad. 205 Sok.

Göksoy Apt. Kat:7  No: 2 / 44 ANTALYA

Tel: (0242) 345 90 32 + (0535) 445 55 11

[ Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir ]  

 

Destan Romanlar

AVDA KAZANILAN DOST
Başkurt ve Kazak Türklerinin Kozı Körpeş Bayan Suluv Destanı, 120 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 
 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün2464
mod_vvisit_counterDün6868
mod_vvisit_counterBu Hafta36902
mod_vvisit_counterGeçen Hafta24443
mod_vvisit_counterBu Ay26292
mod_vvisit_counterGeçen Ay149815
mod_vvisit_counterToplam19895670

Şimdi: 55 misafir var.
IP: 18.232.186.117