Anthony Robbins Diyor ki:
 
Hayatta ne yapacağını pek çok insan bilir ama bildiğini yapan insanların sayısı çok azdır.


ALİ RIZA ATATÜRK'ÜN BABASI MI?(SİNAN MEYDAN'IN YAZISI)

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 


Atatürk’ü lekelemek isteyen çevreler öteden beri onun anne ve babasına saldırarak, “Mustafa Kemal’in soyu sopu belli olmayan biri olduğunu” iddia etmişlerdir.

Müslüman olmaktan dem vuran, fakat zerre kadar Allah korkusu taşımayan bu çevreler, iftiralarına Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’la başlamaktadırlar. Ki o Zübeyde Hanım, tam bir Allah dostu, gerçek bir mümin ve tam bir Müslüman, mübarek bir anadır. O Zübeyde Hanım, beş vakit namazını kılan sofu bir kadındır. Ömrü boyunca defalarca Kur’an-ı hıfz etmiş gerçek bir Kur’an dostudur. Ve O Zübeyde Hanım, sevgili oğlu Mustafa Kemal’e de Allah sevgisini aşılayan ilk kişidir. Çok daha önemlisi Zübeyde Hanım’ın doğurduğu o evlat bir ulusu esir olmaktan, köle olmaktan kurtarmıştır. O mübarek ananın doğurduğu evlat sayesinde bugün Türkiye’de camilerden ezan sesleri yankılanabilmekte, Müslümanlar gönül rahatlığıyla dini vecibelerini yerine getirebilmektedir.

İşte bu insafsızlar, böyle bir anaya bile hiç utanmadan “genelevde çalıştığı” iftirasını atmaktan çekinmemişlerdir. Hatta bu asılsız iftiralarını 1990 yılında sahte bir mahkeme kararı ile belgelemek istemişlerdir.(31) Bu sahte karara göre Atatürk’ün annesinin “kötü kadın” olduğu, babasının da “belli olmadığı” güya ispatlanmış ve bu sahte belge 1990 yılında üstelik Milli Eğitim Bakanlığı’nda Personel Genel Müdürlüğü’nün bir şefi tarafından çoğaltılarak Meclis’te milletvekillerinin posta kutularına kadar atılmıştır.(32) Zübeyde Hanım’ın genelevde çalıştığı iddiasını ilk ortaya atan Dr. Rıza Nur’dur.

Dr.Rıza Nur’un Ahlaksızlıklarına Ortak Olmak

Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’a “genelev kadını” diyen Rıza Nur, Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi hakkında da ipe sapa gelmez iddialar ileri sürmüştür.

Dr. Rıza Nur, Atatürk’ün babasının belli olmadığını, Atatürk’ün, Ali Rıza Efendi’nin üvey oğlu olduğunu ileri sürmüştür. Nur, Kendisinin Atatürk’ün yakın arkadaşı ve özel doktoru olduğunu bu nedenle Atatürk’ü çok iyi tanıdığını söyleyerek asılsız iddialarının doğru olduğunu kanıtlamak istemiştir. Bir de sözüm ona, Atatürk’ün, babası Ali Rıza Efendi’den hiç söz etmediğini ileri sürerek, kendince bir çıkarım yapmış ve “Demek ki Ali Rıza Efendi Atatürk’ün üvey babasıdır” iddiasını ortaya atmıştır. Rıza Nur, doğrudan Ali Rıza Efendi’ye de saldırmış ve “Ali Rıza Efendi’nin Türk olmadığını Sırp mı Bulgar mı olduğunun da belli olmadığını” iddia etmiştir!

Birincisi; Dr Rıza Nur Atatürk’ün yakın arkadaşı, hatta arkadaşı bile değildir.

İkincisi; Rıza Nur evet doktordur; ama Atatürk’ün doktoru, hele hele özel doktoru hiç değildir. Atatürk’ün 1931’den 1938’e kadar gün gün saat saat yanında bulunanların tam listesini “Atatürk’ün Nöbet Defterleri”nde bulmak mümkündür. Bu defterlerde gün gün, saat saat Atatürk’ün yanında bulunan doktorlar isim isim belirtilmiştir. Ancak ne hikmetse özel doktoru (!) Rıza Nur’dan eser bile yoktur.(33) Çünkü Rıza Nur, Atatürk’ün doktoru değildir. Bu, Rıza Nur’un uydurmalarından sadece biridir.

Atatürk hakkındaki iddialarının birer uydurmaca olduğunu bilen Rıza Nur, anılarını Atatürk’ün sağlığında yayınlatma cesareti gösterememiştir. Anılarını 1935 yılında Britişh Museum’a, 1960 yılına kadar yayınlanmamak üzere göndermiştir. Yani sevgili iftiracı doktorumuz Atatürk’ün ölmesini beklemiştir.

Peki, Rıza Nur’u bu kadar öfkelendiren nedir? Neden Atatürk’e bu çirkin iftiraları atmıştır? 

1927 yılında Atatürk Nutuk’ta, Rıza Nur’un Balkan Savaşı sırasında vatana ihanet etmiş olduğunu; herkes vatanı kurtarmaya çalışırken, Rıza Nur’un Arnavutları isyan ettirmeye çalıştığını açıklamıştır.(34) Rıza Nur, Nutuk’u okuduktan sonra 1928 yılında “Hayat ve Hatıratım” adlı anılarını yazmaya başlamıştır. Amacı, Nutuk’ta anlatılanları yalanlamak, Atatürk’ü lekelemek ve kendisini vatan hainliği ile suçlayan Atatürk’ten “acımasız iftiralarla” intikam almaktır.

Amacına da ulaşmıştır!

Rıza Nur’un anıları 1967/1968 yılında dört cilt halinde Türkiye’de yayımlamıştır. İşte bundan sonra Atatürk ve Türkiye düşmanları Rıza Nur’un anılarına dayanarak Atatürk’e saldırmaya başlamışlardır.

Rıza Nur’un “deli saçması” anıları akla hayale sığmayacak zırvalarla doludur. Örneğin,”Atatürk’ün eşcinsel olduğu, eşi Latife Hanım’ın kendisinden bu yüzden ayrıldığı ve Atatürk’ün onun bunun karısına sarkıntılık ettiği” şeklindeki saçmalıklar Rıza Nur’a aittir.(35)

Peki, ama kimdir bu Rıza Nur?

Cumhuriyet tarihinde onun adının geçtiği tek dişe dokunur olay Lozan Antlaşması’dır. Rıza Nur, Lozan’a giden heyette yer almıştır.


Rıza Nur anılarında, “Şüphesiz ki ben nevrastenik idim” diyerek bizzat kendisi akıl hastası olduğunu itiraf etmiştir.

Akıl almaz iftiraları, şaşırtan itirafları ve çelişkili anıları dikkate alındığında Dr. Rıza Nur’un gerçekten de akıl hastası olabileceği düşünülmüştür. 

Rıza Nur’un yüzlerce sayfalık anılarını bir doktor gözüyle okuyan Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasan Behçet Tokol’un Rıza Nur hakkındaki teşhisleri dikkat çekicidir:

“Bu kişide bir koğuş hastaya yetecek kadar hastalık var. Teşhisim: psikopatik bir zemin üzerinde paranoit reaksiyon, yani çok ağır bir ruhsal bozukluk tablosu. Bu tür hastalar, zekâ fakülteleri tamamen bozulmadığından kısa süreli de olsa olumlu işler yapabilirler. Anılarını, son duygu, düşünce ve yargılarına göre değiştirerek, geriye dönüp yeniden kurgulayarak, sanki gerçekmiş gibi nakletmiş ki, bu tutum bu tür hastalara özgü bir telafi ve tatmin yoludur.

Böyle bir hastanın anılarını ve tanıklığını ciddiye almak tıbben mümkün değildir.”(36) Doktorun, Rıza Nur’da belirlediği hastalıklar Şunlardır:

İzolasyon: (kendini çevreden soyutlama), depresyon: (ruhsal yavaşlama, içe kapanma, çöküntü), homoseksüel eğilimli, obsesif-kompülsiv sendrom: (toz, mikrop korkusu), depresonelizasyon: (aşağılık duygusu), agresif ve hostil: (saldırgan ve kızgın), psikopat: (kişilik bozukluğu), mitomoni: (yalan söyleme), fabulasyon: (masal uydurma), fanteziler: (hayal ettiği şeyleri gerçek sanma), megolomani: (büyüklük fikirleri), narsizm: (kendine hayran olma), paranoid reaksiyon: (takip edildiğinde sanma duygusu, öldürülme korkusu), egosantrizm: (kıskançlık, herkesi karalama, güvensizlik, devamlı övünme, sahte gurur) Görüldüğü gibi Rıza Nur, gerçekten de bir koğuş hastaya yetecek kadar hastalığa sahiptir.

Rıza Nur, devamlı bir uçtan bir uca gidip gelen bir kişidir. Balkan Savaşı’nda Arnavutları ayaklandırır. Kurtuluş Savaşı’nda milliyetçidir. Anılarını yazarken ırkçıdır. Anılarında, hem Hilafet ve saltanatı kaldırmış olmakla övünür, hem de hazırladığı parti programında Hilafet’i kurmak ister. “Türk Tarihi” adlı kitabında Mustafa Kemal’in hakkını teslim eder, onsuz zaferin olmayacağını belirtir, “Hayat ve Hatıratım” adlı anılarında ise olmayacak iftiralar atar.

Cinsi yönden de sağlıklı değildir. Kendi anlatımıyla gençliğinde bir kere cinsel tacize, bir kere de tecavüze uğramıştır. Sonrasında bir Harbiyeliye âşık olmuştur. Kadın olmak istemiş, cinsel organını aldırtmayı düşünmüştür.(37)

Dr. Rıza Nur’un Atatürk’e saldırdığı “Hayat ve Hatıratım” adlı kitabındaki bazı cümleler, onun nasıl bir ruh haline sahip olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır:

“Karımdan şu mektubu aldım: ‘Ben burada kendime bir hayat arkadaşı buldum. Bunu başkasından duyarak üzülmene imkân bırakmıyorum.’ Namussuz karı! Sonunda bana boynuz da taktı:(s.l785).Galiba bu işte M.Kemal’in ve İsmet’in (İnönü) de parmağı var.(s. 1786)”

“(Karımın) ahlakı da bozuldu. Evdeki kızları benden gizli çırılçıplak soyuyor, dans ettiriyor, (s.1346)”

“Bir Rus doktor, zampara mı zampara; karının sözüne göre de bizim karıya da sataşmış, (s. 1410)”

“Yataktan fırladım. Adam da derhal kaçtı. Baktım ki donum kesilmiş. Artık uyuyamadım, (s.78)”

“Yaşlı adam tabancasını çekti ve bana: ‘(Donunu)çöz, yoksa öldürürüm’ dedi... Boğuşma başladı... Nihayet bayılıp kalmışım... Gözümü açtığım vakit yanımda kimse yoktu, (s.84)”

“Bu çocuğu (Harbiyeli) herkesten ziyade sevmeye başladım... Görmesem aklımdan hiç çıkmıyor, görsem yüzüme bakmıyor, içimde heyecan duyuyordum... Anladım ki bu çocuğa âşık olmuşum... Böyle bir aşkın sonu livata (sapık cinsel ilişki) demektir. (s.22)”



“Kadın, erkekten aşağı bir mahlûktur, (s. 1530)”



“Arnavutları isyana teşvik ettiğimi ben kendi elimle yazdım. Bu kusur değil, iftiharım sebebidir. Bana büyük şereftir (s. 1305)”



“Ahlak ve temiz adetler ve faziletlerin bir kısmı kendiliğinden gitti, bir kısmını da bilerek ben terke mecbur oldum. Yalan da söyledim, (s. 105)”(38)

Rıza Nur’un anıları taranacak olursa daha pek çok bu gibi üstün özelliğe(!) rastlanabilir.

İşte Atatürk’e ve ailesine özellikle de ZÜBEYDE ANA’YA yönelik akla hayale sığmaz iftiraların sahibi Dr. Rıza Nur... Üzülerek söylemek gerekir ki, ülkemizde bilerek ya da bilmeyerek pek çok insan, hatta sözüm ona, araştırmacı-yazar sıfatını taşıyan pek çok aydın, Rıza Nur’u kaynak olarak kullanarak Atatürk’ü eleştirmiştir. Kuşkusuz bu tutum büyük bir hatadır. (Sinan Meydan, Atatürk İle Allah Arasında, “Bir Ömrün Öteki Hikayesi”, İnkılap Kitabevi, 3.bs, İstanbul,2009, s.51-67).

Zübeyde Hanım’dan Kim Rahatsız Olur?

Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi, Zübeyde Hanım’ın adının İzmir’ds kurulacak yeni bir üniversiteye verilmesinin AKP tarafından reddedilmesi, akla “AKP neden Zübeyde Hanım’dan rahatsız?” sorusunu getirdi.

O zaman bizde hemen soralım:

AKP’nin Zübeyde Hanım’dan rahatsız olmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir? 

a) Atatürk’ü ve Atatürk devrimlerini içine sindirememiş olması, 

b) Rıza Nur’a inanarak Zübeyde Hanım’ın “kötü kadın” olduğunu düşünmesi,

c) Zübeyde Hanım’ın vatana, millete zarar verecek şeyler yaptığına inanması,

d) Zübeyde Hanım’ın dindarlığından rahatsız olması,

e) Zübeyde Hanım’ın öz be öz, “Evladı Fatihan” Türklerinden olmasının “açılıma” zarar verebileceğini düşünmesi.

f) Hepsi.




Cevabı bulmaya çalışın!.. Bugün, o Zübeyde Hanım’ın oğlunun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten AKP hangi nedenle Zübeyde Hanım’ın adına bile tahammül edememektedir?


Dahası,çiftçisine “Ananı da al git diyen” Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP’si, bir gün, Zübeyde Anayı öz anası gibi seven biz Türklere de “Anınızı da alın gidin” der mi acaba?


1- Lord Kinross, Atatürk, İstanbul, 1994, s.21.

2- Evlad-ı Fatihan: Osmanlının yayılma, genişleme dönemlerinde vatan haline getirilen topraklara yerleştirilen yedi göbek Türklere verilen ad. Cemal Kutay, Türkçe İbadet, İstanbul 1998, s. 31.

3- Göksel, a.g.e, s.6.

4- Güler, a.g.e, s.32.

5- Şapolyo, a.g.e, s.22,23. 

6- Kutay, Türkçe İbadet, s.131.

7- Şapolyo, a.g.e, s.20.

8- Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, C.20, Ankara 2001, S.415.

9- A.g.e, s.414.

10- A.g.e, s.420.

11- A.g.e, s.421.

12- A.g.e, s.424.

13- Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, İstanbul 2005, s.508.

14- A.g.e, s.508.

15- Zübeyde Hanım’ın bu ikinci evliliğinden sonra Atatürk’ün Zübeyde Hanım’a kırıldığı, hatta öfkelendiği doğrudur; ancak bazı araştırmacıların iddia ettiği gibi Atatürk’ün annesine yönelik bu kırgınlığının ve kızgınlığının ömrünün sonuna kadar devem ettiği doğru değildir. Bu geçici bir durumdur ve Atatürk zaman içinde Ragıp Bey’e alışarak onunla dost olmuştur. Dolayısıyla zaman içinde annesine duyduğu kırgınlık da sona ermiştir. Bunu bizzat Atatürk ifade etmiştir.

16- Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, İstanbul, 1967 s.16. 

17- Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, s.508.

18- Turgut Gürer, Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer, İstanbul 2006, s.94.

19- A.g.e, s.95.

20- Murat Bardakçı, “Mustafa Kemal’in Mektuplarında Sözünü Ettiği Meçhul Akrabalar”, Hürriyet, 7 Ağustos 2005, s.27.

21- Abdurrahim Tunçok: Atatürk’ün manevi oğlu.

22- Cebesoy, a.g.e, s. 122.

23- Kinross, a.g.e. s.22.

24- Falih Rıfkı Atay, Çankaya, C.I, İstanbul 1958, s.269

25- Altan Deliorman, Atatürk’ün Hayatındaki Kadınlar, İstanbul 1999, s.29,30.

26- Kutay, Türkçe İbadet, s.131.

27- Ahmet Fuat Bulca’dan naklen, Kutay, a.g.e. s. 136.

28- Güler, a.g.e. s.43.

29- A.g.e, s.43,44.

30- ASD, C.II, s.131.

31- “Çirkin Tezgâhın Sahte Belgeleri”, Sabah Gazetesi, 21 Ocak 1990.

32- Erbil Tuşalp, Şeriat A.Ş, Bilgi Yayınevi, 1994, s. 103.

33- Atatürk’ün Nöbet Defteri, 1931-1938, Toplayan: Özel Şahin Giray, 1955.

34- Nutuk, s.599.

35- Rıza Nur’un tüm bu “deli saçması” iddiaları ve yanıtları için bkz. İsmet Görgülü, Atatürk’ün Özel Yaşamı, Uydurmalar, Saldırılar, Yalanlar, Bilgi Yayınevi, İstanbul 2003.

36- Turgut Özakman, Dr.Rıza Nur Dosyası, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1995.

37- A.g.e, s.25.

38- Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, İstanbul, 1968; Turgut Özakman, Dr. Rıza Nur Dosyası, 1995; Görgülü, a.g.e, s.26-29.

Sinan MEYDAN

 

2 Ağustos 2010

 

Son Güncelleme: Cumartesi, 03 Ağustos 2013 11:59

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

GENÇLİKTE VERİLEN SÖZ
Tuva Türklerinin Alday Buvçu Destanı, 104 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 
 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün6508
mod_vvisit_counterDün10158
mod_vvisit_counterBu Hafta16666
mod_vvisit_counterGeçen Hafta40196
mod_vvisit_counterBu Ay120870
mod_vvisit_counterGeçen Ay140824
mod_vvisit_counterToplam17455099

Şimdi: 128 misafir, 2 üye, 61 bots var.
IP: 54.145.38.157