Cenap Şehabettin Diyor ki :

Gençlik çabuk geçer derler, malesef ihtiyarlık da öyle!


UTANIYORUM -II-

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

Bu hafta yine utanmaya devam edeceğim. İlk defa bir magazin konusunda yazacağım. Pek ilgimi çeken konular olmamasına karşın UTANIYORUM sözümü bana yinelettikleri için kaleme alma gereği duydum. Aslında bu alanda utanılacak o kadar çok şey var ki anlatmakla, yazmakla bitmez. Bu hafta kıyısından şöylesine tuttuğum bir konuyu gündeme getirmek istedim. Bakalım benim gibi utananlar çıkacak mı?

***

BEKÂR ANNE(!)

Hadi hayırlı olsun. Sanırım cahilliğimden(!) olsa gerek ki yine ilk defa duyduğum bir söylem kafama takıldı: BEKÂR ANNE. Allah Allah… Annelik tamam, bekârlık da tamam. İkisi de bildiğim kavramlar. Oysa BEKÂR ANNE kavramını yeni duyuyorum. Dedim ya cahil ve kültür yoksunu olduğum için olsa gerek. Gerçi son zamanlarda kavramlar hep biri birine karışmış durumda. Herkes işine geldiğince, aklına estiğince istediği sözcüğe istediği anlamı yüklemeye çalışıyor. Sözcüklerin gerçek değerine dolayısıyla dile saygı kalmadı. Eskiden “dul kalma” durumu vardı. Bu her iki taraf için de geçerli idi. Meğer artık o durumdaki kişiler sadece “bekârım” diyormuş. Dolayısıyla bu durumdaki hanımlar, çocuğu varsa hem bekâr hem anne yani “bekâr anne” oluyor haliyle. Hadi buna eyvallah diyelim. Benim üstünde duracağım konu ise tamamen farklı bir boyutta.

Televizyonum açık, ben de kendi halimde yazıp çizmekle meşgulüm. O sırada kulağıma bir şeyler geliyor hafiften, hafiften. Ayşe Arman Hanım bir söyleşi yapmış. Meryem Uzelli denen kişi ile. Bu bayan da çok ünlü biriymiş. Çok ilgi çeken bir dizinin en önemli oyuncusuymuş meğer. Ne seyrettim ne de tanırım kendisini. Kişilerle değil işim. Genelleme yapmak istiyorum. Konu beni ilgilendirmediği için dikkatli dinlemiyordum (genellikle TV seyredilir, ama ben tersine genellikle dinlerim) ki ilgimi çekmeye başladı. Kulak kabartıyorum… "BEKÂR ANNELİK ona çok yakışacak." diyor. Bunu duyar duymaz hemen ekrana döndüm ve dikkatlice izlemeye başladım. Meğer bu meşhur bayan birlikte yaşadığı -bu kavrama da dikkatinizi çekerim- kişiden hamile kalmış. Fakat ne yazık ki ayrılmışlar. Olsun, biraz da başkasıyla çıkar. Ne olmuş yani? Piyasada erkek mi yok? Eeee zengin ve meşhur olunca sorun yok. Varsayımlar, yorumlar bu düzeyde. Normal sayılıyor artık bu tür yaşam tarzları. İstediğiyle istediği kadar düşüp kalkıyor ama kimse onlara aşağılayıcı lakaplar takmıyor. Aksine methiyeler düzülürcesine adeta gıpta ile izleniyor. Doğacak çocuğa da onun bunun çocuğu demeyecekler. Hatta bilmem ne bebek diye en havalı magazin programlarında küçük prens olarak kucaktan kucağa dolaşacaktır eminim. Şimdi bir de madalyonun öteki yüzünü çevirelim. Ya bu kadın maazallah sıradan biri olsaydı ne olurdu dersiniz? Zavallı kadın alnının tam ortasına öylesine bir damga yerdi ki ömür boyu o izi silemezdi. Orospu aşağı, orospu yukarı. Hadi bakalım ayıkla pirincin taşını. Salyaları aka aka peşinde dolaşanlardan kendini koruyabilmek için kim bilir ne çileler çekecek, yaşayacaktı? Allah korusun bir de istemeden çocuğu olsaydı ne olurdu dersiniz? Zavallı çocuk doğuştan kaderiyle ve lakabıyla doğacak, ömür boyu o meşhur 3 harfli sözcükle, hadi onu da açık yazalım "piç" olarak anılmaktan kurtulabilecek miydi acaba? İşte bütün mesele de burada. Kimsenin orospuluğu beni ilgilendirmez, ama çifte standart söz konusu olunca iş değişiyor.

Toplumun bireyleri olarak bu ayrımı iyi düşünmek gerekmez mi? Eğer bir değer yargısı varsa herkes için geçerli olmalı. Ya da kimse çifte standartlar çerçevesinde yargılamamalı? Aslında “Bunlardan bana ne?” diyesim var, ama olmuyor işte, diyemiyorum. Böyle derine inince de zıvanadan çıkıyorum. "Ya hu biz nasıl bir toplum olduk?" sorusunu kendime sormadan duramıyorum. Kendi gelenek ve göreneklerimize ne oldu? Bu geniş işkembelilik nereden kaynaklanıyor? Bunlar gözlerimizin önünde alenen yaşanırken bunların örnek olduğu genç kızlarımıza söz söylemeye kimin hakkı olabilir ki? Eee bu gidişle üzüm üzüme baka baka kararacak, kızlar Meryem'e baka baka BEKÂR ANNE olacak anlaşılan. Allah akıl, fikir daha önemlisi çatlama özelliğini yitirmeyen ar, namus damarları versin.

Batının (hani özeniriz ya...) ilmini, fennini almak söz konusu olunca sınıfta kalan bizler, maalesef yozlaşmış kültürünü almakta hatta onların bir gömlek daha üstüne çıkacak şekilde alıp benimsemekte hiç zorlanmıyoruz. Yazıklar olsun adı geçenlere ve onlara alkış tutan ellere.

Bu tür olayların en önemli sonuçlarından biri, Türk ve İslam toplumu olarak değer yargılarımızın başında gelen ve kutsal sayılan aile kurumunun yavaş yavaş değerini ve önemini yitirmeye başlamasıdır. Bunun sonucu olarak da son yıllarda gittikçe artan bir oranda boşanmaların arttığı, evlilik ve aile müessesesinin değerini yitirmeye başladığı görülmektedir. Kültürün bu denli yozlaşması özellikle özel TV kanallarının çoğalmasına paralel olarak ivme kazanmıştır. Bunu kimse yadsıyamaz. Göze, kulağa hoş gelen söylemler ve gittikçe artan dozuyla aile kavramı ikinci plana itilerek “birlikte yaşama” modası almış başını gitmektedir. Bunu marifet sayan sözüm ona sanatçı geçinenlerin kimlere, nasıl örnek olduğunu bilmeyen yoktur. Buna rağmen üç maymunu oynamaktan geri durmuyoruz. Kimin eli kimin cebinde, kimseyi, hele beni hiç ilgilendirmez. Benim eleştirim bu tür yaşam tarzının ortaya dökülüp tüm ayrıntılarıyla ifşa edilmesi. Kardeşim ne halt işlersen işle, kime ne? İbadet de kabahat de gizlidir derler. Olmaz, reklam ve gündemde kalma derdi başa bela. Ha, bir de moda sözcük tanımıyla “reyting” belası var. Esas canavar işte bu sözcüğün ardında gizli yatmakta. Kötü örnek olmuş, birileri onlara özenip evinden, yuvasından kaçmış, yuvası dağılmış, kötü yollara düşmüş kimin umurunda?

Şimdi bana "geri kafalı" diyenler de olacaktır. Varsın desinler. Bu rezillikleri kabul edip "entel" olacağıma kimliğimin temelini oluşturan geleneklerime ve inancıma uymayan bu tür olaylardan dolayı geri kafalı olmayı yeğlerim. Böylesi geri kalmışlık, geri kafalılık onurdur bana.

Tüm geri kafalılara selam olsun.

Utanması gerekenler utanmadığı sürece ben “UTANIYORUM” demeye devam edeceğim.

 

Tahsin MELAN

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

ANADOLU’DAN YÜKSELEN SES
Türkiye Türklerinin İstiklâl Destanı, 192 sayfa .
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün510
mod_vvisit_counterDün4500
mod_vvisit_counterBu Hafta12083
mod_vvisit_counterGeçen Hafta32083
mod_vvisit_counterBu Ay101171
mod_vvisit_counterGeçen Ay236082
mod_vvisit_counterToplam18199737

Şimdi: 82 misafir, 3 bots var.
IP: 35.172.195.49