Bernard Shaw Diyor ki :

Aptallar, utanılacak bir şey yaptıkları zaman mazeret diye o işi her zaman yaptıklarını söylerler.


NÜFUS VE ÇEVRE

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

NÜFUS VE ÇEVRE

Dünyayı yutsa da aç kalacak biri var : Açgözlü insan. Hz. Ali

 

Yerküremizi, diğer gezegenlerden ayıran en önemli özelliği, üzerinde ki yaşamın mevcudiyetidir. Bu yaşam türleri arasında, insan türünün var olması, belki de onu ayrıcalıklı yapan en önemli özelliğidir. Ancak, bu türün (İnsan) yerküre üzerinde insana yakışır tarzda yaşaması, sanırım herkesin üzerinde  hemfikir olduğu bir konudur. Günümüzde, tüm yeryüzünde yaşayan insanların, ne kadarınn insanca yaşadığı da hepimizce malûmdur. Bu konuda yapılan yayınlar sayılamayacak kadar çoktur. İşte bu yayınlardan biri olan “B’nin Öyküsü “ kitabının yazarı Daniel Quinn’ in[1], çarpıcı yaklaşımından alıntı yaparak  başladığım yazıma, bende, başka bir açıdan bakmak istedim.

Âdem ve Havva’nın dünyaya teşriflerinden bugüne kadar geçen süredeki nüfus artışı aşağıdaki gibidir.

200,000 yıl önce Homo Sapiens’ ler dünyada yaklaşık 10 bin kadar olduğunu varsayarsak,

 10,000 yıl önce (Tarım devrimi) nüfus 10 milyon  tahmin ediliyor.

------------------------------------------------------------------------------------

190,000 yıl    10 kat (10 bin den 10 milyona)

    5,000yıl       2 kat   20 milyon

    2,000yıl       2kat    50 milyon

    1,600yıl       2kat   100milyon

    1,400yıl       2kat   200milyon

    1,200yıl       2kat   400milyon(İ,S,1200 yılı)

       500yıl       2kat   800milyon(1700 )

       200yıl       2kat  1,5milyar(1900)

         60yıl       2kat   3milyar (1960)

         37yıl       2kat   6milyar(1997)

         23 yıl      2 kat 12milyar(2020)

 

 Ekoloji nin  temel prensibi

1-Yaşam yeşilliklerle  başlar. Yeşillikleri yiyen otçullar, otçullardan beslenen yırtıcılar, yırtıcılardan beslenen diğer yırtıcılar, oradan onların ölümüyle leş yiyenler,  oradan toprak ve tekrar yeşillikler. Bu döngü kesilmeksizin devam eder. O halde  yaşam eşittir beslenme diyebiliriz.

2-Toplulukların sayısı, beslenme ile  denge halindedir. Besin artarsa  nüfus artar. Nüfus artınca  besin  yetmez, azalır. Besin azalınca nüfus azalır. Beslenen nüfus azalınca besin artar. O halde insan nüfusundaki bu artış, besinlerin artmasından dolayıdır. Bu da 10 bin yıl önce yapılan tarım devrimi ile başlamıştır..

Örnekleme :

1-Genişleme özelliği olan bir kafese, 2 fare ve her gün 2 kilo besin koyalım. Tabiî ki , 2 kilo bu fareler için fazla. Ertesi gün artan besinleri alıyoruz ve tekrar 2 kilo besin koyuyoruz. Bunu her gün yapıyoruz. Kısa  sürede  fareler çoğalıyor 2-4-8-16-32...Sonunda, kafese konulan 2 kilo besinin tamamen bitirildiği gün geliyor. Biz gene, her gün 2 kilo besin koymaya devam ediyoruz. Fare nüfusundaki artış duruyor. Nufus 280-320 arasında  değişiyor. Yani ortalama 300 cıvarında nüfus  sabitleniyor.

 2-Bu sefer kafese gene  2 fare  ve 2 farenin doyabileceği bollukta yiyecek koyuyoruz. Ertesi gün , 2 fare ne yerse onun %50 fazlasını koyuyoruz. Kısa  sürede fare sayısı 4 -8-16-32-64.... olarak  çoğalmaya devam ediyor. Biz gene  her gün tüketilen  yiyeceklerin, % 50 fazlasını koymaya devam ediyoruz. Sayı inanılmaz rakamlara erişiyor. 2000-4000-8000-16000-32000-64000...gibi tam bir nüfus patlaması yaşandı.

Şimdi şu işlemi yapalı : 64000 fare,  günde, diyelim 500 kilo yiyecek tüketti. Ertesi gün %50 fazlasını, yani 750 kg yiyecek koymamız gerekirdi. Biz bu işlemi durduruyoruz ve gene kafese 500 kg yiyecek koyuyoruz. Dün 64000 fareye 500 kilo yettiğine göre, bugün de yetmesi gerek. Biz artık hep 500 kg yiyecek veriyoruz. Açlık çeken fare yok. İsyan çıkmıyor. Tabiî,  doğumlar ve de ölümler devam ediyor. Ama  fare  nüfusu artmıyor. Âdeta  sabitleniyor. Nüfus artışı, besin artışı ile deteklenmek zorundadır. Ekolojinin başında  kabul ettiğimiz temel prensibe  göre;  şimdi  labaratuvarda 64000 fare çok, bizim ihtiyacımızdan fazla. Masrafları çok fazla. Aile planlaması da fareler için yok her halde. Doğum kontrolüne  ihtiyacımız yok. Ekolojinin temel ikinci kuralını hatırlıyalım. Besin ile nüfus doğru orantılı. Yani besin kontrolüne ihtiyacımız var.

Birde, şöyle bir işlem yapalım. 64000 fare için günde, 500 kilo yiyecek koyuyorduk. Bu miktarı, ertesi gün 250 gram azaltalım,  yani, 499 kilo 750 gram yiyecek verelim. 64000 farenin her biri için, bu azalma, onların dişinin kovuğuna bile  gitmeyecek kadar az bir fark. Açlık yok, isyan yok. Bu işlem, her gün 250 gram azalma işlemi, devam ediyor. 1000 gün sonunda  besin miktarı 250 kg’ a iniyor. Besindeki azalma,  nüfusun da  azalmasına  neden oluyor hepsi bu. Kafeste  ise 64000 fare yerine 32000 fare yaşıyor. Ekolojik kural  çalışıyor. Beslenen nüfusun, besin miktarına gösterdiği tepki sadece.

Daniel Quinn’in nüfus hakkındaki bu ekolojik yaklaşımı oldukça ilginç. Bu yaklaşım göz  önünde tutularak dünyamızın geleceği hakkında biraz düşünce pratiği yapmak  kehanet sayılmaz sanırım.

Doğanın kuralı gereğince her varlık doğar, büyür ve ölür. Her canlı türü de varolur, gelişir ve de yok olur: Er veya geç. Bundan kaçış olanaksızdır; belki geciktirebilirsiniz, ama,  asla durduramazsınız. İnsanoğlu çok bencil. Kendi neslinin yok olma fikrini dahi kabullenemiyor. Ne yaparsak yapalım, insan nesli yok olma zorunda, zamanı geldiğinde. Şimdi hemen itiraz edeceksiniz. Ne yapalım yani  doğayı, çevreyi korumayalım mı? İster koruyun, ister korumayın olacağı engelleyemezsiniz. Sadece geciktirirsiniz. Jeolojik devirlerde, dünyamız,  insan nesli yok iken, bir çok defa küresel ısınma, soğumaya maruz  kaldı ( Birinci ve dördüncü zaman jeolojik devirlerde). Bir çok canlı türü yok oldu. O zaman insanoğlu “Küresel Isınmanın” nedeni değildi.  Şimdi belki süreci hızlandırdı, o kadar. Doğayı korumamız sadece kirliliği önlemekle mümkün görünmüyor. Aşırı nüfus artışını da önlemek gerek. Nasıl? Yukarıdaki örneklerde açıkça gözleniyor. Nüfusu sabitlemek. Çok acımasız geliyor bu yöntem. Bunu ya doğum kontrolü ile yapacaksınız; ya da beslenmeyi kısma yöntemi ile. Nüfusu sabitlemek de yetmez  azaltmamız gerek; azaltmak da  acı bir reçete. Şu anda, eğer adil bir paylaşım olsa, dünyamız bugünkü nufusunu rahatlıkla besleyebilecek kapasitede; ancak bu hiçbir zaman gerçekleşmesi mümkün olmayan bir ütopya. Dünyamızda her sene birçok canlı türü yaşam alanları gittikçe daraldığından dolayı yok olmaktadır. Belli bir süre sonra sıra insan nesline gelecektir. İster kabul edelim, ister etmeyelim.

Nüfusu sabitlesek veya  azaltsak bile, dünyadaki bu  değişimi durduramayız. Jeolojik açıdan ısınma dönemindeyiz. Buzullar/buzlar eriyecek, deniz seviyesi yükselecek- Jeolojik devirlerde  deniz seviyesi değişimi (östatik hareketler) 170 m olarak ölçülmüş-  iklimler kaymaya uğrayacak...vs.  yani denge bozulacak. İnsanlar göçetmek zorunda kalacak. Daha elverişli yerlere kitle  akınları olacak. Doğada sınır yoktur. Devletleri ayıran sun’î sınırlar parçalanacak. Belki gelişmiş ülkeler sınırlarını korumak için  nükleer silah kullanacaklar...vs. Daha bir çok senaryo yazılabilir ( manyetik kutup noktalarının yer değiştirmesi  gibi). Yaşam alanlarının daralması, kirlenmesi sonucu, insan nüfusu  büyük ölçüde azalacak; ya tedricen veya aniden ortadan kalkacaktır. Dinî açıdan bakarsak, bu görüşümüzü kutsal kitaplar  da desteklemektedir. Âdem’ in yaratılışı sırasında, meleklerin Allah ile konuşmaları,  Âdem neslinden önce, başka bir insan neslinin varlığını belirtir niteliktedir. O halde  bugünkü insan  nesli, ne ilk belki de, ne de sondur. Zamanı geldiğinde  - dini açıdan kıyametin kopması-  bugünkü insan nesli ortadan kalkacaktır.

Çevreyi korumakla daha sağlıklı ortamlarda yaşayacağız, buna şüphe yok. Her aklı başında insanın yapması gereken bir husus. Ancak, doğanın  dengesinin bozulmasının esas nedeni aşırı nüfuslanma, bunun sonucu,  aşırı kirlenme  ( bu artan nüfusu besliyebilmek için endüstri devrimi). Dünyamızın besleyebileceği nüfus miktarının bir sınırı olması gerek. Nüfusu bu sınırda tutmanın reçetesi de, yukarıda anlatıldığı üzere  oldukça acımasız görünüyor. Tabiî bu acımasız tabiri bizim değerlendirmemiz. Doğada  acıma diye bir olgu yoktur. Olması gereken ne ise, o olur. Şimdi hemen  itirazlar yükselecek. İnsanlar ile  diğer canlılar arasındaki fark, insanların düşünmesi ve insani değerlere sahip olmasıdır denecek. Unutmayalım ki kendi çıkarı için, kendi zevki için - kendini doyurmak için değil-  hemcinsini yok eden tek varlık insandır. Yedi milyara yaklaşan dünya nüfusunun çok büyük bir kısmı açlık ve safalet içerisinde acı çekmektedir  Bunun nedeni de kendini düşünen, değerli, ve insanî hasletlere sahip olduğunu ileri süren insanoğludur ( açgözlü, doymak bilmeyen hırsa sahip olan insan).

Tüm insanlar çevre bilincine sahip olsalar dahi,  sonuca etkisi olmayacak; sadece süreci geciktirecektir. Yanlış anlaşılmak istemem. Ben de doğanın korunması, temiz tutulması, her türlü israfın karşısındayım. Sadece olaya değişik bir açıdan yaklaşmak istedim.

­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­

 

 



[1] Daniel Quinn ; B’nin Öyküsü, Dharma yayınları.

Son Güncelleme: Pazar, 27 Mart 2016 21:23

 

Destan Romanlar

AVDA KAZANILAN DOST
Başkurt ve Kazak Türklerinin Kozı Körpeş Bayan Suluv Destanı, 120 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 
 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün7092
mod_vvisit_counterDün5083
mod_vvisit_counterBu Hafta27861
mod_vvisit_counterGeçen Hafta34293
mod_vvisit_counterBu Ay77897
mod_vvisit_counterGeçen Ay249870
mod_vvisit_counterToplam21182315

Şimdi: 184 misafir var.
IP: 3.227.247.17