Oruç Baba Der ki:

Ellerimin ne kadar soğuk olduğunu söylediğinde onun beni, benim de onu sevmediğimi anladım. Çünkü eğer ortada bir kusur varsa; yanmayan ateş kadar, ateşi yakamayan da kusurludur.


HAYATIN ANLAMI

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

                                                            Hayatın anlamı  

Hiç birsey insan kadar yükselemez ve onun kadar alçalamaz.

          Hayatın anlamını düşünmeye başladığımız  anda  gerçekten  doğuyoruz demektir. Bazılarımız belki  hiç  düşünmezler ; bazılarımız  ileri yaşlarda,  bazılarımız  ise orta yaşlarda , çok azımız ise  genç yaşlardabaşlarız düşünmeye. Hayatın anlamı nedir?  Sorusu  sayısız defa sorulmuştur insanların dünya  üzerinde belirmesiyle .Cevabını ise hala bekliyoruz.  Sizce  nedir hayatın anlamı? Doğmak mı? iyilik yapmak mı? Öğrenmek mi? Yaradana ibadet etmek mi?...

 

          Bir  Meksika yerlisinin dediği gibi bizler  bir ağaca baktığımız  zaman ondan bir  şeyler öğrenirdik. Ama  medeni  dünya  insanı ağaca  sadece  ekonomik açıdan bakmaktadır. Bu ağaçtan ne kadar kereste  çıkar? Ne kadar para  kazanırım? İşte  tüm ilişkilerimizin temel noktası bu tarz  düşünceler. Modern dünyada teknoloji bir çok kolaylıklar getirdi. Ama  mutluluğu , asla ! Hayatın anlamını kavramayı  bır kenara bıraktı ; hayatın gittikçe anlamsızlaştığı  vede içinin boşaldığı bir hiçliğe dönüştüğünü  gördü.

          Şimdi tamamen özgürce vede  samimiyetle şöyle bir yaşamımıza  bakalım. Sahip olmaktan ,  daha  fazlasına sahip olmaktan başka uğraşımız  var mı? Sahip olduğumuzu sandıklarımız  sadece  maddi unsurlar    değil. Eşimize, çocuklarımıza, arkadaşlarımıza da  sahipleniyoruz. Sahip olduklarımızla   güçlendiğimizi sanıyoruz. Âdeta sahip olunanlarla toplumda bir nevi kast sistemi oluştu. Ancak ne kadar çabalasak ta içimizdeki boşluğun  hiç bir zaman  dolmadığını hissediyoruz. Bu boşluğu  doldurmak için de sahip olduklarımızın bir kısmından vazgeçmeyi-okul, cami, hastahane, aşevi  vs  yaptırarak- göze  alıyoruz. Ama gene içimizdeki  kara delik kapanmıyor bir  türlü. Evrende her şeyi yutan kara delik benzeri bir hiçlik  duygusu benliğimizi sarmalıyor.

           Dünyaya  hepimiz tek olarak geldik  tek olarakta gideceğiz. O halde  her ne olursa  olsun tek başımıza  halletmemiz gerek. Ama insanoğlu daima yanında birilerini arar. Ve de  bu birilerinin sözlerinden medet umar.  Hayatın anlamını ancak  kendi  başımıza bulabiliriz. Az veya  çok, sadece ama  sadece, kendi  düşüncelerimizle bu soruyu cevaplandırabiliriz. Ne yazık ki iki kişi bir araya geldiği zaman hemen hiyararşik  düzen devreye girer. İşte o an kaybederiz . Hep başkalarının  düşüncelerini  papağan gibi tekrar etmeyi beceri sayarız.

           Hayatın anlamı belki de  sadece  nefes almaktır. Yaşam başlıbaşına bir anlamdır  zaten. Ama hepimiz  hayatı başkalaştırmada ustayızdır. Onu  çok karmaşık hale  getirmekle kendimizi daha da yücelttiğimizi sanırız. Düşünen  tek canlı biz insanoğludur diyoruz.  Bununla da  ovünüyoruz. Ne yazık ki bu düşünen  varlık yaşamı keşfetmekten çok , ama  çok uzak.  Küçümsediğimiz diğer  varlıkların  da düşünüyor  olduğunu insanoğlu  anlayamıyor  henüz. Belkide onlar hayatın anlamını bizden daha  once keşfettiler. Kimbilir?

         Hayatın anlamı belki de  mutlu olmaktır. Tüm yeryuvarlağında insanoğlunun mutluluğu araması da bu nedenle olabilir mi? Ama insanlık hayatın anlamını kavrayamadığı  gibi  aradığı mutluluğa da bir  türlü kavuşamamıştır. Hiç bir kültür, hiç bir gelenek, hiç bir  siyasal yapı , hiçbir felsefe , hiç bir din,  günümüzde insanoğlunun aradığı mutluluğu yakalamasına olanak vermemiştir  (Dünyamızda 200 ün üzerinde siyasi yapı mevcut olup çok çeşitli idare sistemleri ile yaşantı sürdürülmektedir. Her din mensubu  da  kendi dinin gerçekten yaşanması halinde mutluluğu yakalayacağını söylemekte.  Bu devletlerde yaşıyan  milyarlarca her dinden  insanın mutlu olduğunu söylemek gerçekçi olmaz sanırım.).

           Madem ki tüm bu sistemler faydalı olamamıştır. O halde yöntemi değiştirmek gereklidir . Yeni yöntem ferdiyetçi yaklaşım olmalıdır. Artık toplumsal davranışlardan vazgeçmeliyiz. Toplumsal davranışlarımız içten değil ; hep yapmacık, sahte, iki yüzlü.  Bu zihnimizin kendi kendini uyuşturmasından başka bir şey değil. Bu noktada çoçuklarla ilgili bir gözlemi yansıtmalıyım. Çocuklar  oyun oynarken ne kadar içtendir. Ancak büyüklerini taklit ederken, evcilik oynarken seyrederseniz aynı ebeveynleri gibi davrandıklarını görürsünüz. Yani yapmacık sahte davranışlar. İşte hepimizin toplumsal davranışlarımız böyle. Doğayı  gözlemlemeli ve de düşünmeliyiz. Evrenin bir parçası olduğumuzu ve bu   parçanın diğer parçalardan bir üstünlüğünün olmadığının bilincine varmalıyız. Evreni oluşturan tüm parçalarla bir uyum içinde akıp gittiğinin farkına varmasıyla hayat bir anlam kazanmaya başlar. Olanı kabul ettiğimiz zaman -olması gerekeni değil-  hayatın anlamını yakalarız sanırım. Ama zihnimiz çocukluk çağından itibaren toplum tarafından kurallar silsilesi ile doldurulmuştur .Her şeyi bu kurallara göre değerlendiren zihin olanı değil, olması gerekenin gerçekleşmesini beklemiştir hep. Tabii sonuçta hüsrana uğramıştır devamlı. Hayatın anlamı evrenseldir. Kişi ,evrende tek başına aslında bir evren olduğu bilincine varmalıdır. Sadece tek başına büyük bir evren . Toplum , adına bencillik diyerek insanoğlunu kendinden uzaklaştırmaya çalışmıştır herzaman. Gözlem yapan ve düşünen bir  beyin  evrendeki sonsuz güc ile beraber akmaya başladığı zaman hayatın anlamını yakalamış olacaktır.

           Dünyada şiddet, tecavüzler, haksızlıklar, savaşlar, terörizm, açlık,……. almış başını gidiyor. Kişiler eğer kendilerinin başkalarından farklılıkları/üstünlükleri olmadığını kavradıkları zaman bu olumsuzluklar da ortadan silinecektir.

            Bize  kimse yol gösteremez. Yolu her fert tek başına bulmak zorundadır. Yoksa başkalarının  çok kötü bir taklitçisi durumuna düşmekten kurtulamaz. Bir düşünürün (j.Krishnamurti) ifadesi ile “İkinci El İnsan” oluruz. Gerçeğin belli bir  yolu yoktur. Onu bize  kimse  tarif edemez. Onu kendimizin keşfetmesi gerek. İkinci el insan değil,orjinal insan olmak gerek.

 

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 27 Kasım 2013 09:51

 

Destan Romanlar

AVDA KAZANILAN DOST
Başkurt ve Kazak Türklerinin Kozı Körpeş Bayan Suluv Destanı, 120 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 
 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün399
mod_vvisit_counterDün10577
mod_vvisit_counterBu Hafta35604
mod_vvisit_counterGeçen Hafta33116
mod_vvisit_counterBu Ay114750
mod_vvisit_counterGeçen Ay249870
mod_vvisit_counterToplam21219168

Şimdi: 105 misafir var.
IP: 18.204.42.98