Bacon Diyor ki :

Okumak bir insanı doldurur, insanlarla konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır...


OSMANLI ADALETİNDE ABD'SİZ BİR DÜNYA --3--

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

alt

  ----------------------------  Lütfen ilk bölümleride okuyunuz ------------------------------------------

 

 

ABD’DE İLK GÜNLER

 

Saat 13:30 sıralarıydı öğlen şekerlemesi yapan Yavuz tok bir sesin kendisini kibarca uyandırması ile irkildi. Etrafına şaşkın gözler ile bakınıyordu. Burası bir saraydı ve kendisi sarayın bahçesinde çardakta bulunan bir koltukta oturur vaziyette uyuya kalmıştı. Bu koltuk sıradan bir koltuk değildi; ahşap oymalı ve altın işlemeli bir koltuktu. Çardakta aynı şekilde ihtişamlı duruyordu.

Pahalı bir köşkün bahçesinde uyuya kaldığını düşündü. Öğrencilik yıllarında zaman zaman bu tarz çılgınlıklar yaparlardı. Arkadaşları ile arada bir gözlerine kestirdikleri gösterişli zengin konaklarının bahçesinin keyfini çıkarır. Aynı zaman da fotoğraf ve kamera ile bu anı ölümsüzleştirirlerdi. Hatta çoğu zaman sosyal medyada paylaşarak hava atarlardı. İlk önce içinde bulunduğu anıda o çılgınlık zamanlarından birisi sandı ama kendisini uyandıran kişi gayet ihtişamlı resmi üniformaya benzer bir elbise giymişti. Adamı görünce heyecanı korku ile birleşti. Birden korkudan gözbebekleri büyümüştü. Fakat adam oldukça sakindi. Ayrıca bu adamın üzerindeki bu elbise hiç zengin konaklarının uşaklarını giydiği elbiselere benzemiyordu. Aslında bu üniformayı daha önce hiçbir yerde görmemişti. Bir an afalladı sonra kendisi uyandıran şahsa dönerek:

- “Buyurun, bir sorun mu vardı?” Dedi.

Yavuz’u uyandıran şahıs, sevecen bir tavırla:

-         “Sultanım.” Dedi.

-         “Yaklaşık yarım saat sonra misafirleriniz gelecek. Siz çardağa geçtiğinizde13;30 da

hatırlatmamızı istemiştiniz”

Yavuz iyice afallamıştı, bu olanlar bir rüya mı yoksa gerçek miydi? Şaşkın bir şekilde kendini baştan aşağıya iyice süzdü. Kendini neredeyse tanıyamayacaktı. Gerçekten bir sultan gibi giyinmişti. Bulunduğu konumda ve durumda bir anormallik vardı ama bir türlü çözemiyordu. Zaten yapacak fazlaca bir şeyde yoktu. Olayların seyrine kendisini kaptırıverdi.

Önde kendisini uyandıran adam arkada Yavuz her iki tarafı da güllerle kaplı yoldan ilerleyerek saraya doğru yürüyorlardı.

İlerdeki saray mimari açıdan kendisine tanıdık geliyordu. Fakat daha önce nerede gördüğünü bir türlü hatırlamıyordu. “Neresi, neresi” diye mırıldanarak gidiyordu. Önde giden adamın sesi ile tekrar kendisine geldi:

- “Sultanım Vezir-i Azam Selim Paşa Ortadoğu gezisine bugün çıkacak. İnşallah gidişi de dönüşü de hayırlı olur ve geri dönüşünde barış haberlerle gelir.”

 

- “Vezir-i Azam Selim Paşa(!), Ortadoğu gezisi, sultan neler oluyor Allah’ım?” Diye kendi kendine düşünmeye başlamıştı ki:

Birden aklına kardeşleri ile gittiği balık avı ve ekmeklerini isteyip yerine dilek yumurtası veren adam geldi. Sanırım dilekleri gerçek olmuştu. Evet, evet bu saray Amerika Birleşik Devletleri ‘nin meşhur Beyaz Sarayıydı ve muhtemelen kendiside buranın sultanıydı. Acaba vezir-i Azama Selim Paşa’da kardeşi Selim miydi?  Bütün bunları düşüne düşüne sarayın kapısına geldiler. Kapının hemen üzerinde yaldızlı ve büyük harflerle “KAN KIRMIZI BEYAZ ŞAHLAN SARAYI” yazılı bir tabela vardı. Her iki yanında da ihtişamıyla bir zamanlar dünyayı titreten iki yeniçeri eri duruyordu. Yeniçeriler Yavuz’u görünce hemen saygı duruşuna geçtiler ve kulakları patlatır bir ses tonu ile:

- “Sultanımız çok yaşa” diye ikisi bir ağızdan bağırdılar.

 

Bu karşılama seremonisi Yavuz’un çok hoşuna gitmişti. İşte şimdi kendisini gerçek bir sultan gibi hissetmeye başlamıştı. Başını biraz daha yukarı kaldırdı. Karnını içeriye çekti. Göğsünü şişirdi. Koltuklarını kabartarak ellerini arkasından kenetledi. Şimdi yürürken ayakkabılarının çıkardığı ses bile değişmişti. Tam ayakları yerden kesilecekti ki; önü sıra giden adam Yavuz’un ve yanındakilerin duyacağı ses tonu ile:

-         “Mağrur olma sultanım senden büyük Allah var.” Dedi.

 

Yavuz olduğu yerde dona kalmıştı. Artık ayaklarını zor atıyordu. Tekrar başı ve omuzları

aşağı düştü. Bu seremoniyi hatırlamıştı...

 Bu Osmanlı’nın güzel geleneklerinden biriydi. Yeni sultan olan şehzadenin ilk cülus merasiminde duyduğu ve her hafta düzenli olarak Cuma selamlığında tekrarlanan bir uyarıydı. Gaye
padişaha ölümlü bir insan olduğunu hatırlatmaktı. Çünkü kıtalar ve ülkeler üzerindeki tek yetkili olmanın yanı sıra, İslam dünyasının halifeliğini de üstlenmiş, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi haline gelmiş bir sultanın, elinde tuttuğu güç karşısında başının dönmemesi mümkün değildi. Aslında bu mutlak iktidar karşısında, “mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var” nidaları çok küçük kalıyordu. Kendi iktidarını düşündüğü zaman bir uçuruma bakıyormuş gibi olan padişaha, derinliklerden yükselen cılız bir çığlık gibi olsa dahi…

İşte bu yedi kelimeden oluşan kısacık cümle. Padişahlara faniliğini ve yüce Alah’ın huzurunda hesap vereceğini hatırlatıyordu.

Şimdi Yavuz da bunu hatırlamış oldu. Yaptığından utandı, yüzü kıpkırmızı olmuştu. Sanki başından aşağıya kayna sular boşaltılmıştı. Utandı hem karşısındaki görevlilerden, hem yüce Allah’dan. Sonra nefsinin kendisini düşürdüğü bu duruma içerlendi, üzüldü. 

 

İşte şimdi Kan Kırmızı Beyaz Şahlan Sarayının kapısından içeriye giriyorlardı. Önde sultan olarak Yavuz, arkasında emir subayı. Sarayda bir ölüm sessizliği vardı, her tarafta insanlar dolaşıyordu ama en ufak bir ses bile yoktu. Ne bir gülüş, ne tartışma, ne konuşma. Sanki her şey Yavuz’a endekslenmiş gibiydi. O konuşursa herkes konuşur, O gülerse herkes tebessüm eder ve O sorarsa sadece muhatabı cevap verirdi. Bu ne edep bu ne terbiyeydi böyle.

Birden Yavuz durdu. Arkasında yürüyen emir subayı durdu, herkes durdu, saray durdu sanki. Sağdaki duvarda asılı duran posterlere bakıyordu Yavuz. Türk büyüklerinin posterlerine. Sırası ile önlerinden geçiyorlardı. Sanki şimdi de ecdada saygı seremonisi başlamıştı…

 

-----------------------------İNŞALLAH DEVAM EDECEK------------------------------ 

 

Son Güncelleme: Cuma, 23 Mayıs 2014 20:50

 

Destan Romanlar

KAFKAS BAHADIRLARI
Karaçay Türklerinin Nart Destanı, 112 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün1271
mod_vvisit_counterDün3938
mod_vvisit_counterBu Hafta20024
mod_vvisit_counterGeçen Hafta32421
mod_vvisit_counterBu Ay118114
mod_vvisit_counterGeçen Ay201974
mod_vvisit_counterToplam20843591

Şimdi: 42 misafir var.
IP: 18.232.146.10