Oruç Baba Der ki:

Ellerimin ne kadar soğuk olduğunu söylediğinde onun beni, benim de onu sevmediğimi anladım. Çünkü eğer ortada bir kusur varsa; yanmayan ateş kadar, ateşi yakamayan da kusurludur.


OSMANLI ADALETİNDE ABD'SİZ BİR DÜNYA --5--

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

  alt

 

----------------------------  Lütfen ilk bölümlerini de okuyunuz ------------------------------------------

 
VEZİRLER VE İDARECİLERLE TOPLANTI

 

Ana koridordan geçerek ilerlediler. Arz Odası’nın revaklarında gayet sade görünümlü süslemeler dikkat çekiyordu. Ancak bu sadeliğe altın bezemeler eşlik edince sadeliğin asaleti, altının ihtişamıyla birleşmişti. Binanın etrafında revakları tutan mermer sütun ve bunların üzerinde altın renkli bir kuşak vardı. Direklerin üst kısımlarında altın kuşağın üstünde işlemeli mermerler dikkatten kaçmıyordu. Ayrıca iki kemerin oval olarak birleştirilmesi binaya medrese ya da camii avlusu görünümü katıyordu. Koridorda ilerlerken sanki her iki tarafta da bulunan işlemeli sütunla da onlara eşlik ediyordu.

Soldaki sürgülü kapının önüne geldiler. Kapının üzerinde büyük harflerle ve kabartmalı olarak Besmele-i Şerifli yazıyordu. Kapıdan geçenlerin gözü ister istemez bu yazıya iliştiği için, Besmele çekmeden içeriye giriş imkânsız gibiydi. Böyle onlunca da Yavuz ve yanındakilerde Besmele çekerek kapıdan içeri girdiler. Denilene göre sultanın odaya farklı olan bu kapıdan girmesi, hem teşrifat gereği padişahı üstün ve biricik kılmak hem de özellikle elçi kabullerinde padişahın büyüklüğünü ve esrarını da artırmak içinmiş. Yavuz bu mekâna ilk kez gelmişti ama sanki buraları avucunun içi gibi biliyor gibiydi. Girerken aklından Fatih Sultan Mehmet’in o zaman ki Arz Odasının inşası ile ilgili emri geldi aklına: 

- “Evvelâ bir Arz Odası yapılsın. Cenâb-ı şerîfîm pes-i perdede oturup, haftada dört gün vüzerâm ve kadıaskerlerim ve defterdarlarım rikâb-ı hümâyûnuma arza girsinler.”

 

Bir kez daha ecdadını yâd etme fırsatı bulmuştu. Kapıdan içeri girerken kalbi durmak üzereydi. İçeride kalabalık bir idareci topluluğu vardı. Vardı fakat Yavuz odanın ihtişamından içeridekileri tam seçemiyordu bile... Büyük bir ustalık eseri olarak yapılan odanın duvarlarının her bir tuğlasını, çinilerini, süslemesini, teker teker inceliyordu. Kendisinin oturması için kapıdan girer girmez bir koltuk ayrılmıştı. Koltuk vezir ve idareciler oturdukları U şeklinde tasarlanmış büyük masanın tam karşısındaydı. Koltuğun büyüklüğü ve işlemelerdeki zenginliği büyük bir ihtişam görüntüsü veriyordu. Koltuğun üstündeki mücevher işlemeler ve yazıların dışında hayvan motifleri de vardı. Muhtemelen bunlar gücü simgeliyor olabilirdi. Ayrıca koltuğun üzerinde seraser kumaş üzerine zümrüt ve yakutlu altın plakalar ve inciler işlenmiş, birkaç parçadan oluşan örtü vardır. Bu koltuğun arkası tam duvara dönüktü. Hemen üstünde duvara altın ve değerli taşlarla süslenmiş büyükçe bir tuğra vardı.  Odanın iç kısmının tavan süslemeleri gayet abartılı ve Osmanlı desenlerinden çok batılı saray ve konaklarının süslemelerini andıracak derecede batı havası esiyordu. Belki Osmanlıdan sonra devrin anlayışına denk düşecek şekilde batı sanatı taklit edilmiş olabilirdi.  Kendince:

- “Sanırım yabancı elçilerin ve konukların başını döndürmek için bu oda bu kadar ihtişamlı bir şekilde yapılmış” diye düşündü.

 

Yavuz iyice havaya girmiş, tekrar kibre kapılmak üzereydi ki; Karşı tarafta bulunan iki tane büyükçe kapıdan sağ taraftakinin üzerinde bulunan:

“La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyül Aziym”  yazan büyükçe bir yazıya gözü ilişti. Rengi bir anda kıpkırmızı kesilmişti. Sanki ölmüşte günahları önüne konmuş gibi oldu. Hakkın huzurunda tekrar utandı ve içinden defalarca tövbe etti. Edecekti tabi: O yazı güç ve kuvvetin ancak şanı yüce Allah’tan olduğunu hatırlatıyordu.

 Gözü bu kez de sol tarafta bulunan kapının üzerindeki “Hasbin Allah-ı ve ni’mel vekil” yazısına kaydı. Bu yazıda aslında mü'minin nasıl İlahi bir güvenceye sahip olduğunu ifade ediyordu.

- "Başımıza gelecek her türlü belâ ve musibete karşı Allah bize yeter. O, ne güzel dost ve ne güzel bir vekildir."

 

Nice sonra kendini toparlayarak odanın büyüsünden kutulabildi. Vezirler başta başvezir olmak üzere büyükçe bir masanın etrafında toplanmışlardı. Yavuz’un içeriye girmesi ile hepsi ayağı kalkmış beklemedeydiler. Yavuz selam verdikten sonra eli ile oturmalarını işaret ederek kendisi de koltuğuna oturdu.

Koltuğun her iki yanında da iki tane asker ayakta duruyordu. Yavuz ile gelen emir eri Yavuz oturduktan sonra her türlü dinlenmelere karşı sultan kapısından girince hemen sağda yani tahtın sol tarafında bulunan çeşmenin sularını açtı. Çeşme de konuşulanlar duyulmasın diye şırıltı sesi çıkartarak akmaya başladı.  Daha sonra karşı tarafa geçerek altın ve değerli taşlarla süslü olan gramofona Dede Efendiden bir tane plak koydu. Şimdi su sesine musiki besteleri eşlik ediyordu. Aslında sarayda her türlü müzik setinden vardı ama bu gramofonun sesi dinleyenlere daha bir haz veriyordu.

           Yavuz emir erinin tüm hazırlıkların tamam olduğunun işareti vermesi üzerine konuşmasına başladı:

 

“Vezirlerim, beylerim:

 

-----------------------------İNŞALLAH DEVAM EDECEK------------------------------ 
 

Son Güncelleme: Pazartesi, 26 Mayıs 2014 07:18

 

Destan Romanlar

ÇİZMEDEN ÇIKAN ÇOCUK
Tatar Türklerinin Edigey Destanı, 110 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün1410
mod_vvisit_counterDün3938
mod_vvisit_counterBu Hafta20163
mod_vvisit_counterGeçen Hafta32421
mod_vvisit_counterBu Ay118253
mod_vvisit_counterGeçen Ay201974
mod_vvisit_counterToplam20843730

Şimdi: 42 misafir var.
IP: 18.232.146.10