Oruç Baba Der ki:

Konuşmak bilgili olmanın göstergesi midir, bilinmez; ama susmak bilgelik gerektirir.


OSMANLI ADALETİNDE ABD'SİZ BİR DÜNYA -12-

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

----------------------------  Lütfen ilk bölümlerini de okuyunuz ------------------------------------------

 

EVİN İÇİNDEKİ BÜYÜLÜ DÜNYAalt

 

Çocuklar kapıdan içeriye girer girmez kehribar renkli ahşap basamaklardan yukarı doğru çıkmaya başladılar. Bu basamaklar ve tırabzanlar çok ince bir marangozluk desenleri ile birer sanat eseri gibiydi. Merdivenlerden çıkarak tam karşıdaki odaya yönelerek odanın kapısını tıklayarak odaya girdiler.

Hanım teyze çocukları güler yüzle karşıladı ve hepsinin yanaklarını ayrı ayrı öptü. Onları birer yetişkin misafir gibi koltuklara oturttu. Barbara ve Karla’ya oturma yeri olarak evin cumbası denk gelmişti. İkisi de buradan görülen manzaraya hayran kalmıştı. Oturdukları yerden sokağın üç köşesini de rahatlıkla görüyorlardı. Burası bir nevi evin gözetleme kulesi gibiydi.

Onlar cumbanın keyfini süre dursun Hanım teyze dolaptan çıkardığı gülabdan çocuklara kendi ellerinden gülsuyu döktü. Kısa bir süre sonra da kahveler geldi. Her kahve fincanının yanına bir bardak su konması Karla’nın dikkatini çekmiş olacak ki gözü kısa bir süreliğine bir fincana bir bardaktaki suya gidip geldi. İlk kez Türk kahvesi içecekti ama önce hangisinden başlayacağını bilmiyordu. Karla’nın bu şaşkın hali gön görmüş, bir ömür eksiltmiş olan Hanım teyzenin dikkatinden kaçmamış olacak ki:

- “Kızım sanırım ilk defa Türk kahvesi içiyorsun. Kahvenin yanında su getirmek bizim adetlerimizdendir. Eğer misafirin karnı aç ise önce suyu içer. Bizde ona göre ikramda bulunuruz. Güzel kızım benim, şimdi senin karnın aç ise önce sudan iç size güzel bir sofra hazırlayalım.” Bir anda odanın içi önce çocukların şaşkın bakışlarına sahne oldu sonrada kahkahalarına tanıklık etti. Cevap yine Dilek’ten geldi:

- “Yok, Hanım teyzem benim, biraz önce hepimiz birlikte kafedeydik. Orada tıka basa karnımızı doldurduk. Ama yinede senin o güzel yemeklerinden yiyecek olan arkadaş varsa, önce sudan içsin.” Kahkahalar tekrar havada uçuşurken çocuklar hep bir ağızdan tok olduklarını, el, baş hareketleri ile ve kelimelerle anlatınca kahveye devam edildi.  

        Çocuklar kahvelerini yudumlarken hepsinin gözleri ayrı ayrı odanın her bir tarafında dolaşıyordu. Oturdukları sedirin örtülerinden başladı gözler pencere, önünde bulunan yastık dantellerine kadar hepsini bir bir süzdü. Hepsinde ayrı bir incelik ayrı bir zarafet vardı. Hepsinin aklından geçen şey aynıydı:

- “Demek bu işlemelerle uğraştıkları için bu insanlar bu kadar zarif ve ince insanlardı.”

 

Ev sahibi hanım teyze çocukların hayranlık içerisinde işlemeleri incelediğini görünce izah etme gereği duydu:

- “Aslında bunların hemen hemen hepsi benim çeyizimden kalma. Çoğunu rahmetli annem kendi el emeği göz nuru ile işledi. Şimdi bunlarda, bunları yapanlarda azaldı. Zarafet azalınca zariflikte azaldı. Haliylede ”

 

Çocuklar tekrar bulundukları mekânı incelemeye koyuldular. Odanın duvarları baştanbaşa yüklüklerle kaplı idi. Yüklüklerin üst tarafında bulunan raflarda elma, ayva gibi meyveler bulunuyordu. Bunlar hem evi süslü göstermek hem de hoş kokular yaymak içindi. Koku doğal olduğu için hem devamlılığı vardı hem de hiç kimseye alerjisi yoktu.

Yüklüklerin içerisinde gusülhane, raf, dolap, ocak gibi bir ailenin tek bir odada tüm ihtiyaçlarını karşılayacağı her şey vardı. Ve bu oda gibi evde 3-4 hatta evin büyüklüğüne göre daha fazla oda vardı ve her oda bir kardeşin evi gibiydi. Böyle olunca da 5-6 katlı bir apartman yerine bir evde kalabiliyorlardı. Abdullah büyülenmiş gibiydi olup bitenleri anlamaya, bu gizemli yapıların sırrını çözmeye çalışıyordu. Aslında aynı evden kendilerinde de vardı ve yıllardır o evde oturuyorlardı. Ancak oturduğu eve hiç bu gözle bakmamıştı. Şimdi kendinden utanıyordu. Bu mahalleyi beğenmediği için utanıyordu. Babasına bu mahalleden taşınmadığı için, dedesine ve amcalarına bu mahalleye ev yaptıkları için kızdığından dolayı kendinden utanıyordu. Bu oda ve bu tarz bie ev Karla’yı pek memnun etmemişti:

 

- “Bence kardeşleri ile de insan rahat edemez. Ne zaman odaya kimin geleceği belli olmaz. Ya müsait olmadıkları bir anda birileri odaya girerse?” Diye tedirginliğini belirtti. Bu kez cevabı hanım teyze verdi:

- “Bak yavrum, kapıda bir mandal var. Gördün mü o mandalı? Bu kapı kapalı olduğu zaman o mandan hemen kapanır. Kapı dışarıdan açıldığı zaman da mandal üst tarafta bulunan parçaya vurarak –tık- diye bir ses çıkartır. Bu sesi duyan oda halkı toparlanıp gelecek olanı karşılamaya geçer. Zaten gördüğünüz gibi kapıdan da direk içeriye girilmiyor. Orada küçük bir avlu var ve önü de perde ile kapalı. Yani kapıdan girenlerle siz direk karşı karşıya gelmezsiniz.” Dedi ve ardında o gamzeli gülücüklerinden çocuklara birer tane gönderdi.

Vaktin epeyce geçtiğini görünce kalkmak için müsaade istediler ev sahibi Hanım teyze önce bırakmak istemedi. Ancak çocukların kararlı hallerini görünce daha fazla ısrar etmedi. Beraberce oda kapısından çıktılar. Oda kapısından çıkarken Barbara’nın gözü tavan işlemelerine takıldı. Tavandaki geometrik şekiller camdan yansıyan ışıkla bütünleşince bakılmaya doyulmaz bir manzara sergiliyordu. Bu manzaranın esiri olarak odadan ayrıldılar.

Hanım teyze dış avlu kapısına kadar çocuklara eşlik etti. Yine çocukları aynı sevecenlikle öperek yolcu etti. Yolcu ederken de her çocuğun eline hediye olarak birer el örmesi çorap verdi. Sonrada:

- “Bunlar bizden size ayak kirası olsun. Bizim buralarda adettir, gelen misafir eli boş gönderilmez.” Dedi ve çocuklar hediyelerini alarak gönülleri orada kaldığı şekilde ayrıldılar. Tam gitmek üzereydiler ki herkes gibi Adrian da geriye dönüp bu muntazam düzenin kurulu olan yapıya tekrar baktığı anda gözüne tekrar çatının duvarındaki minyatür ev ilişti. Kendi kendine hayıflandı. Güya çıkmadan hanım teyzeye bu minyatür evi soracaktı. O bu düşüncelerle gözleri minyatür evde yoluna devam ederken, minyatür evin pencere kısmına bir serçe yanaştı ve ağzında getirdiklerini sağı solu gözetleyerek evin penceresinden içeriye bırakıyordu. Sanırım bu minyatür evlerin ne işe yaradığını anlamıştı.

İçini tekrar bir huzur kaplamış vaziyette başını çevirdi ve diğer arkadaşları ile birlikte yola devam etti. 

 

-----------------------------İNŞALLAH DEVAM EDECEK------------------------------ 

Son Güncelleme: Pazar, 20 Temmuz 2014 16:28

 

Destan Romanlar

SİHİRLİ DÜRBÜN
Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluş Destanı, 92 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün2709
mod_vvisit_counterDün2528
mod_vvisit_counterBu Hafta16669
mod_vvisit_counterGeçen Hafta25224
mod_vvisit_counterBu Ay69797
mod_vvisit_counterGeçen Ay146124
mod_vvisit_counterToplam17550150

Şimdi: 773 misafir, 2 üye, 13 bots var.
IP: 54.81.220.239