Bailey Diyor ki :

Ne kadar yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımız önemlidir.


ARKA SOKAKLARIN SAZI

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

Yağmurlu, bungun bir son-güz günüydü. Yağmur dinmiş, hava yırtılıvermişti birden. Yarı bulutlu, yarı bulanık, çıra isi gibice bir sis donukluğu kapladı yanımızı, yöremizi...

Romatizmalarım, kösnümüş kancık köpek dişleri gibi zevkten dört köşe, çalımlı çalımlı başladılar dizlerimi ısırmaya. Oysa ben, sokağa çıkıp, yağmur suyuyla yıkanmış güz güneşini içime çeke çeke son-güz ile oynaşmak, çocuklaşmak istiyordum...

Ben böyle istedikçe, romatizmalarım kızışıyor, altına alıyordu beni. Ayının eniğini afkaladığı gibi, afkalayıp duruyordu durmadan, beynimi ve bedenimi...

Ama gel bil ki, gözüm hep dışarıda...

Yüz vermedim romatizmalarımın şımarıklıklıklarına. Çıktım sokağa...

 Yağmur, Belediyenin Temizlik İşçileri gibi,  hamarat elleriyle yumuş, yıkamış ana caddellerdeki asfaltın kirini,  pisini, pasını. Toz toprak bırakmamış, temizlemiş, tertemiz etmiş; ayna gibi geçirmiş caddeleri. Ne  çirk koymuş asfaltta, ne çirkef. Yağ dök, yala..!

Gönül bu ya, ot yemez de bok yer, canı çektikçe.. canı çektikçeee..!

 “Haydi bir de ara sokaklara dal bakalım Aslan Beğim!” dedi gönlüm o an bana.

Önüme çıkan ilk ara sokağa saptım. Sanırım işçilerin eve dönüş saatlerindeki gibi bir geçiş anını yaşamış yağamayan yağmurumuz da buralarda...

Yolların cukurcukları, tepeleme çamurla, çirkle, karılmış çirkefle dolu.  Çukur bir değil ki kaçıp kurtulasın. Birinden kaçayım derken, ötekine dalıyor yöntemsiz ayaklarım. İşte o  vakit de, bayram ediyorlar tefle dümbelekle, o  çukurcuklardaki, o pis, o cıvık birikintiler... Ne pantolonumda paça koyuyorlar çamura batmadık,  ne ayağımda edik... Palyaçoya çevirdiler o anda beni... Belediye Temizlik İşçileri'mizin (esamesi) adları okunmuyor buralarda...

 Geçiş anlarında her şey bıçak sırtındadır zaten: Utku kimden yana, yenilgi kime yakın, hiç belli olmaz. En beklenmedik anlarda, en entipüften bir etkencik, gidişi ters-yüz eder; tam yüz seksen derece tersine çeviriverir...

Tüm hesaplamalar, oranlamalar, planlamalar, proğramlamalar, tek, bir tek unutulmuş ayrıntının kurbanı olur, pabucumuzu elimize veriverirler...

 Minik bir kaplumbağa yavrusunun, dev bir  pire olup bir sıçrayışta elimizin altından uçup gittiğini göre-düşeriz aniden. Şaşkına döneriz...

Şaşmakla da kalmayız; Bağdat’tan dönen yanlış hesaplarımızın altında, bir Napolyon büyüklüğüyle eziliriz.

 

İşte böylesi durumlarda:

“Kişinin bir gözü de ensesinde olmalı!” derdi bizim rahmetli Öğretmen Ömer Aslan eniştemiz. Toprağı bol, yeri-yatağı ışıklı ve geniş olsun!...

 Bu ıslak, bu ara sokaklarda böylesine gezinirken ben, ıslak bir cezaevi kokusu çavdı burnuma...

Aynı tahta ranzada, altlı-üstlü yattığımız, altımızdaki “MİT. Ajanı Zühtü”nün, bu çukurgukları dolduran pislikleri değil de, o pisliklerden sakınan tertemiz insanları ispiyonladığını duyumsar gibi oldum... Nevrim döndü birden. O adi olayı ikinci kez yaşıyormuşum gibi sıkıntılandım...

 Böylesi anlarda şeytan keser yolunuzu. Tüm olaylar, insandan yana değil  de, şeytandan yana çevrilirler yüzlerini. Şeytana arka çıkar olurlar... Bizler de, ne yapacağınızı, ne edeceğinizi, yahut, ne etmeyeceğinizi kesince bilemez oluruz: Doğuramayan yeni gelinler gibi kıvranır dururuz...

 Ağırsamış nefes kokan, sırnaşık bir ses yapışır, zarı patlatılmış sağır kulaklarınıza. Cephe arkadaşınızın, cezaevindeki  o yatak komşunuzla değiş-tokuş ettiği bu ihbarcı sesi, şıp diye tanıyıveririz hemen.

Sinirlerimiz hallaç kirişi gibi gerilir. Duyarlılığımız, zemheride nöbete çıkmış, kule nöbetçisi, “Halk Mehmet’imiz” gibi, donma derecesindeki, doruklara çıkar...

 Sağır kulaklarımızdaki bu kokmuş, irinli sesin, hem hiç tanımadığınız, hem de bize şah-damrınız kadar yakın olan, her soluk alıp-verişinizde ciğerlerinize dek işleyen bu irinli sesin  “Zülfü”sünü, tanır gibi oluruz:

Uzaktan uzağa, bir üçüncü sınıf ses sanatçısının saz sesleri gelir, tırmalar beyin-zarlarınızı...

“Pardon efendim!” der, çekilirsiniz köşenize. Perde kapanır.

“Şundan-bundan” da, konuşamaz olursunuz artık. Bugünkü  yazınız da, böylece, burada biter...

                                                                                                                                             m.a.a.

**

Mustafa Aslan AKSUNGUR Egitimci- Araştırmacı-

Yazar.Memurevler MAh. Tonguç Cad. 205 Sok No 2/44

                 ANTALYA

Tel: 0535 445 55 11  Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Destan Romanlar

Ölümsüzlük Pınarı
Başkurt Türklerinin Ural Batur Destanı, 94 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün149
mod_vvisit_counterDün7712
mod_vvisit_counterBu Hafta37506
mod_vvisit_counterGeçen Hafta60661
mod_vvisit_counterBu Ay262584
mod_vvisit_counterGeçen Ay251938
mod_vvisit_counterToplam19691263

Şimdi: 95 misafir var.
IP: 3.235.172.213