ATSIZ DİYOR Kİ:

Taviz verene başkaları, kavga çıkarmadığı için belki "aferin" der ama kimse onu şerefli ve haysiyetli saymaz.


VEDA

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

 

Birisi size sevgi ve saygı ile davranmıyorsa, o kişinin sizden uzaklaşması, sizin için bir armağandır.

Don Miquel Ruiz

 

Vedalar hüzünlüdür, ayrılıkları temsil eder. Ancak yaşamın parçalarındandır, ayrılıklar. Kavuşma ve ayrılma, bir araya gelme, bir araya gelmeye son verme, ayrılmaz ikilidir. Dünya’ya yalnız geldik, yalnız gideceğiz. Ancak, toplu olarak yaşamayı seven insanoğlu için, ayrılıklar ve vedalaşmalar her zaman olagelmiştir. Hayatımız boyunca bir çok kez vedalaşmışızdır. Ben de, hayatımızda  karşılaştığımız bazı vedalaşma örneklerini sizlerle paylaşmak istedim.

Yetişkinlik ve yaşlılık  dönemlerinde, en çok, çocukluk ve gençlik  dönemlerine özlem duyarız. Ancak bu dönemlerin çok çabuk geçtiği;  çocukluktan, gençliğe, gençlikten yetişkinliğe nasıl geçtiğimizin farkına bile  varamayız. Bir bakarız, çocukluğa veda etmişiz. Gençlik dönemlerindeyizdir artık, hiç bitmeyecek gibi gelir bu deli dolu yaşam. Bir bakarız, gençliğe de veda etmişiz. Vay canına, nasılda hebersiz geçti tüm bu güzel günler derken, olgunluk, yetişkinlik dönemlerinin evlilik, çocuk yetiştirme gibi meşguliyetlerle de geçtiğinin, farkına bile varmayız. Artık yetişkinliğe de veda zamanıdır. Yaşlılar kategorisinde yerimizi almaya başlarız.  İç çekeriz, zaman nasıl da çabucacık geçmiştir. Bu tür vedalar asla hüzünlü değildir, çünkü veda ettiğimizin farkında bile değilizdir.

Vedalaşma denince aklımıza ilk gelen, yolculuklardır. Bir yakınımızın, bir dostumuzun, sevdiğimiz bir kişinin, kısa veya uzun bir seyahate çıkarken, bizlerle vedalaşması bizi hüzünlendirir. Fakat günümüzde, bu tür vedalaşmalarda artık  hüzünün yeri  yok denecek kadar azalmıştır. Çünkü, iletişim olanakları günümüzde o denli artmıştır ki, özleme olayı artık ortadan kalkmıştır denebilir. İnternet ile görüntülü sohbet edebilme, cep veya sabit telefonlarla her an, her yerden sesini duyabilme olanağı, özlem duygusunu en alt düzeye indirmiştir. Uçakla ulaşım olanaklarının artışı, mesafeleri kısaltmış gelip gitmeleri sıklaştırmıştır. Eskiden  tüm bu olanakların olmaması, vedalaşmaları daha hüzünlü kılardı: Çünkü bir daha ne zaman, görüşüleceği bilinmezdi.  Yolcular tren istasyonlarına, garlara, otogarlara götürülür, tüm yakınlarla,  ağlamaklı vedalaşmalar yaşanırdı. Tren, vapur, otobüs hareket eder,  araç gözden kaybalona kadar herkes el ve mendil sallamaya başlardı. Mendil sallamanın sebebi, daha uzun süre görülme olasılığına sahip olmasıydı, ele nazaran. Bu arada bir tas su dökülürdü  yolcunun ardından, “ su gibi git, su gibi gel” dileğinde bulunulurdu. Tüm bunlar vedalaşmanın birer parçasını oluştururdu. Bu vedalar ilhâm kaynağı olmuşlardır, şairlere, yazarlara: Şarkılarda, şiirlerde, roman ve hikayelerde bu vedalaşmalar tüm duygusallılıkları ile dile getirilmiştir.

İnsanlar  bir iş yaparak hayatlarını sürdürebilecek maddi olanaklara sahip olurlar, diğer bir deyişle hayatlarını kazanırlar. Bu işi biz meslek olarak adlandırıyoruz. Farklı  mesleklerle, uğraşmış  kişiler de oldukça fazladır. Uzunca bir süre bir mesleği yapanlar, yaşlanırlar veya yasalar nedeniyle o mesleği bırakmak zorunda kalırlar: Yani emekli olurlar. Eğer kişiler mesleğini seviyorlarsa, meslekleri ile vedalaşmak onlara hüzün verir.  Aktif çalışma hayatı sona eren bu kişiler, depresyona bile girebilirler.

Ayrılıklar içinde en acı veren, sevdiklerimizle olan veda anlarıdır. Daha çok  farklı cinsler arasında gözlemlenir bu  vedalar. Feodal düzenin hâkim olduğu yerlerde, veya dinsel baskılar, örf ve âdetlerin acımasız yasaları, sevgililerin ayrılmasına neden olurlar.  Bu tür vedalar eğer, zorunluluklar nedeni ile yapılıyorsa, gerçekten yürek yakarlar. Bazı  vedalar genelde kırgınlıkların ardından yaşanır. Bazen de sevgililer o kadar çok sık ayrılıp, birleşirler ki, vedaların hiçbir espirisi kalmaz; bu tür kırgınlıkların neden olduğu vedalar o kadar hüzünlü değildir. İki tarafta karşısındakinden intikâm alıyormuş havasındadırlar bu vedalarda. Bozulan ilişkilerde olay dargınlığa kadar varmışsa, veda falan yoktur zaten.

Bir de pek belli edilmese de, içten içe yürek sızlatan hoş vedalar vardır. Hoş veda da olur mu? demeyin. Çocuklar büyürler, iş güç sahibi olurlar. Artık onların evlenip, kendi hayatlarını kurmalarını arzularız. Bu istek gerçekleşir, evlenirler, tören sonrası yeni evliler evlerine gideceklerdir artık. Yıllarca aynı çatı altında yaşamış olan anne ve babaların yüreğinde, az veya çok bir burukluk hissi duyulur. Hele çocuklarından uzun bir süre hiç ayrı kalınmamış ise, bu his daha belirgindir. Düğün, nikâh töreni sonrası öpüşmeler, sarılıp kucaklaşmalar aslında bir çeşit vedalaşmadır; ama etrafa fark ettirilmez.  Bu arada annelerin, bazen de babaların gözlerinin yaşardığı dikkatlerden kaçmaz. İşte bunlar hoş vedalardır. Bu anlattıklarım bizim ülkemiz için geçerlidir. Zaten batı ülkelerinde gençler 17-18 yaşlarında evden ayrılmış olurlar. Bir de okumak için uzunca bir süre, başka ülkelere veya şehirlere giden gençler için de geçerli  değildir bu anlattıklarım.

Evimizde, bahçemizde beslediğimiz evcil hayvanlar, evin bir ferdi gibidir artık ( apartıman dairelerinde hayvan beslemek hayvan sevgisi değil, hayvana eziyettir. Bunlar hemcinslerinden ayrılmış, hücre cezasına çarptırılmış mahkûmlardır aslında. Bu konu “ İnsan Sevgisi “ isimli yazımızda daha kapsamlı ele alınmıştır.). Beslediğimiz kedi veya köpeğimiz dört, beş yavru doğurduğu zaman, onlara yeni sahipler aramaya başlarız. Yavruları verirken onların gerek anneleri ile, gerekse bizlerle vedalaşması yürek  sızlatır.

Bazı insanlar da uzunca süre kullandığı, evlerini, arabalarını, eşyalarını  verirken ya da satarken hüzünlenirler. Bunlarla duygusal bir bağlılık sözkonusudur. Gizli bir vedalaşma yaşanır onlarla. Arkasından üzülünür, bazen gözyaşı dökülür.  Bazen,  çok sevdiğiniz bir kıyafetinizi bile verirken yaşanır bu  hüzün ve gizli vedalaşma.

Hayatımızın her döneminde çeşitli vedalaşmalar yaşarız. Bunlar insanları etkiler. Ancak her yaş döneminde  vedaların etkileri de farklı farklı olur. Vedalaşmalardaki hüzün ve  vedanın etkisinin  en fazla hissedildiği dönemler, çocukluk ve yaşlılık dönemleridir. Çocuklar için ayrılık ve vedalaşma ( oyuncaklarından, arkadaşlarından, sevdiklerinden ) son derece zordur. Kabul edilemez bir şeydir onlar için. Çünkü, o şeyle o kadar içten, temiz, saf duygularla bağlanılmıştır ki, bu duyguda asla sahtecilik, riyakârlık, yalan, dolan bulunmaz. Onlar için çok değerlidir o şey. Vedalaşma çok zordur, üzüntü, haykırma, gözyaşı eşlik eder vedalaşmaya. Yaşlılar da böyle değil midir? Aşırı duygusallaştı deriz onlar için. Veda onlar için de çok zordur, çoğu kez istemdışı olarak gözyaşları dökülür gözlerinden. Her şeyin gerçek kıymetini, belki de, çocukluk ve yaşlılık dönemlerinde anlayabiliyoruz, özellikle de kaybettiklerimizin. Yetişkinlik dönemlerinde vedalar daha az etkiler bizleri. Bunda, hayata daha katı, daha acımasız bakmamızın da rolü var sanırım. Belkide kıymet bilmez durumdayızdır. Kıymet vermek, o şeye aynı zamanda saygı duymak demektir. Yetişkinlik dönemlerinde hayata bir çeşit meydan okuruz sanki. Kazanmak, kaybetmekten daha önemlidir o dönemlerde. İnsan kendini çok güçlü, dünyanın efendisi gibi hisseder. Kıymet bilmezlik had safhadadır o çağlarda. Halbuki yaşlılık dönemlerinde, kaybetmenin önemi daha belirgindir: Artık her şeyin değerli olduğunun farkındadır.

Bizi en çok korkutan, hayata  veda düşüncesidir. Bilinçaltımızda hiç kaybolmadan duran bu konu, asla unutulmaz.  “Her korkunun altında ölüm korkusu yatar “ der, İ.Yalom. Esasında, bu son noktanın zamanı asla belli  değildir. Düşündüğümüz bu vedayı asla yapamayız. Çünkü, aniden, habersiz gelir ölüm çoğu kez. Ölümcül hastalığa yakalananlar veya çok ileri yaştakiler için veda  bir ölçüde gerçekleştirilebilir. Bu vedalaşma bazen çok kısa, bazende oldukça uzun sürebilir. Aslında vedalaşmayı kimse ile değil, kendi kendimizle yapıyoruzdur.  Tüm açıklığı ile, yalansız, dolansız, riyâsız, kendimize karşı dürüstüzdür  artık. Tüm yaşantımızın muhasebesini yaparız bir anlamda. Yaptığımız hataları tamir etmeye, hakları bize geçenlerin haklarını iade etmeye çalışırız.  Kırgınlıklar önem taşımaz artık. Gönlümüz genişler, genişler her şeyi kucaklar  hâle gelir. İşte  hayatla vedalaşma bu olsa gerek. Ancak çok azımız bu vedalaşmayı hakkıyla yerine getirebiliriz. Hâlâ  egomuzu yenemeyip, kendi kendimizi kandırmaya devam ederiz.  Dilimizde mal, mülk, para, pul yoktur güyâ, ama hâlâ hırsımızı engelleyemeyiz, malımızı, paramızı artırma peşindeyizdir. Gösteriş yapmaktan, malımızla, mülkümüzle, evimizle, arabamızla, çocuklarımızla, torunlarımızla övünmekten vazgeçemeyiz.  Sahip olduklarımızla, herkesten ölene kadar,  sahte de olsa saygı bekleriz. Bu saygının ölümden sonra  da devam etmesini de isteriz. Bunun için, kendimize  anlı şanlı cenaze törenleri  düzenlenmesini vasiyet ederiz. Beni şuraya götürün, şuraya gömün diye isteklerde bulunuruz. Amacımız, ölümümüz sonrasında bir süre daha bizim dediğimizin olmasını, bizim düdüğümüzün ötmesini sağlamaktır. Görüleceği üzere hâlâ  önemsenme peşindeyizdir.

Cahit Sıtkı Tarancı’nın: “Otuzbeş Yaş “ şiirinde dediği gibi,” Bir namazlık saltanatın olacak, Taht misâli o musalla taşında.” Ama o kişiye bu saltanat yetmez, yedisi, kırkı, mevlidi, ile hep gündemde kalma telaşındadır nedense.

Son Güncelleme: Çarşamba, 17 Aralık 2014 19:15

 

Destan Romanlar

KÜÇÜK AVCI
Altay Türklerinin Mağday Kara destanı, 111 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün569
mod_vvisit_counterDün10577
mod_vvisit_counterBu Hafta35774
mod_vvisit_counterGeçen Hafta33116
mod_vvisit_counterBu Ay114920
mod_vvisit_counterGeçen Ay249870
mod_vvisit_counterToplam21219338

Şimdi: 97 misafir var.
IP: 18.204.42.98