Beethoven Diyor ki :

Hayatı sevmiyor musunuz..? Öyleyse zamanı israf etmeyiniz, çünkü hayat ondan yapılmıştır.


Sokrat İle Meraklı Eşek Arısı

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

 

 

 

 

 

                                                          Sokrat İle Meraklı Eşek Arısı

Ömer Faruk HÜSMÜLLÜ

1952 yılında Tekirdağ ilinin Çerkezköy ilçesinin Kızılpınar köyünde doğdu. İlkokulu Kırşehir’de, Ortaokul’u Ürgüp’te ve Liseyi Adana’da (Devlet hesabına Parasız Yatılı olarak) okudu. 1974 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümünü bitirdi. 13 yıl devlette felsefe öğretmenliği, müdür yardımcılığı, müdür başyardımcılığı ve okul müdürlüğü görevlerinde bulunduktan sonra istifa ederek özel sektöre geçip dershanelerde öğretmenlik, bölüm başkanlığı ve müdürlük yaptı.

Devlet okullarında ve özel sektörde toplam 36 yıl görev yaptıktan sonra emekliye ayrıldı. Emeklilik yaşamı sırasında Oruç Yıldırım adını kullanarak çeşitli forumlarda ve sitelerde çok sayıda yazı yazdı.

Halen İstanbul’da yaşamaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Basılı Eserleri:

Mağaranın Kamburu (Roman)

Memleketimin Delileri (Roman)

Nifak (Roman)

Oruç Baba’dan Aforizmalar (Deneme)

Bir Anı Defteri Buldum (Roman)

Sokrat İle Meraklı Eşek Arısı (Diyalog)

Daha çok deneme türü eser yazmaktan hoşlanmakta ve çalışmalarını bu doğrultuda sürdürmektedir. Bütün hayatı boyunca, “Sorgulamayan insan cahildir; sorgulatmayan ise zalim!” ilkesini benimsedi.


 

**


 

İLETİŞİM:

Mail: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Cep Tel: 0535 723 35 79

Ev Tel: 0216 466 42 28


 

ARKA KAPAK YAZISI

Özgürce düşünmenin yolu “FELSEFE”den nasibini almaktan geçer.Bu yolu deneyenler belli ölçüde düşünce gücünü artırarak hayata farklı bir biçimde bakabilirler.Bu gerçeklik temel alındığında “felsefe eğitimi”nin insan hayatındaki yeri ve önemi tartışılmazdır.İnsanoğlu çağlar boyu bu gerçeğin bilincinde “özgür düşünce”ye ulaşma çabası içindedir.

Sokrat İle Meraklı Eşek Arısı “felsefe”nin değişik bir tatla sunulmuş biçimidir. Çağımızda yaşayan Sokrat’ı Meraklı Eşek Arısı sayesinde aramızda buluveririz. Doğrulara ulaşmaktan çok düşünme yollarını gösteren bir anlayışla sizi felsefenin derinliklerine sürükleyiverir diyaloglar. Siz de konuyla ilgili düşünceler geliştirmeye başlarsınız.

Kimi zaman Meraklı Eşek Arısı’nın zekâsına kimi zaman Sokrat’ın çelebice tutumuna hayran olursunuz. Anlatım öylesine doğaldır ki Felsefe ile iç içe olduğunuzu fark etmezsiniz bile.

Okuyun “Sokrat İle Meraklı Eşek Arısı”nı. Özgür düşünceye bir adım daha yaklaşmış olacaksınız.

Rasim Yıldız-Edebiyat Öğretmeni


 


 


 

İÇİNDEKİLER

Meraklı Sokrat’ın Ruhunu Çağırıyor

Oyun ve Bir Damla Sohbet

Meraklı Eşek Arısı Geçmişini Anlatıyor

Meraklı Eşek Arısı Âşık olduğunu Bir Türlü İtiraf Edemiyor

Meraklı Eşek Arısı Hapishane Hayatını Anlatıyor

Eleştiriden Eleştiriye Geçen Düşünceler

Meraklı Eşek Arısı Mantık Öğreniyor

Sohbeti Meraklı Eşek Arısı Yönetiyor

Meraklı Eşek Arısı’nın Babası Ölüyor

Sokrat İle Meraklı Eşek Arısı Tartışıyorlar

Sokrat Neden Hiç Yazılı Eser Bırakmadı?

Aklın fendi, Kurnazlığı Yendi

Şüphe Üzerine Sorgulamalar

Düşünce Fırtınası

Meraklı Eşek Arısı’nda Önemli Değişmeler Gözleniyor

Aydınlığı Boğmak İsteyen Dogmatik Zihniyet

Karşılıklı Özdeyiş Söylüyorlar

Meraklı Eşek Arısı Yaptığı Kötülüklerden Pişmanlık Duyuyor

Tolstoy’un Görüşleri Sorgulanıyor

Meraklı Eşek Arısı Felsefe İle İlgili Sorular Soruyor

Sokrat Yargılanma Sürecini Anlatıyor

Ve Sokrat Ölüyor…

Sokrat Kendi Yoluna, Meraklı Kendi Yoluna


 


 


 


 

Meraklı Sokrat’ın Ruhunu Çağırıyor

Sokrat: Merhaba Meraklı! Israrla ruhumu çağırmana dayanamadım ve geldim. Gelmeden önce de seninle ilgili küçük bir araştırma yaptım. Gördüm ki bazen dilinle sokabiliyor ve zehrini akıttığın kişide önemli hasarlar bırakabiliyorsun. O nedenle, sana Eşek Arısı sıfatını uygun gördüm. Eğer sen de kabul edersen, bundan sonra sana Meraklı Eşek Arısı demek istiyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Merhaba sevgili Sokrat! Dilediğin şekilde hitap edebilirsin. Bir itirazım yok. Ancak bu sıfatı bana yakıştırmanın nedenini bilmek isterim. Kendini “At sineği” olarak tanımlarken, ben neden “Eşek arısı” oluyorum? At sineği bildiğim kadarıyla ufacık, boyu bir santim bile olmayan bir hayvan. İnsanları seyrek rahatsız eder. İnsanları en çok rahatsız edeni ise sadece sensin. Ayrıca eşek arısı, at sineğinden en az 3-4 kat daha büyüktür. Dişleriyle ısırır, kızdığında ya da tehlike hissettiğinde ise zehirli iğnesini batırıverir. Çocukluğumdan hatırlıyorum, bal arısı soktuğunda acısı birkaç saat sonra geçerken, bunun verdiği acı 3-4 gün sürerdi. Büyüklerimiz alerjisi olan insanlarda ölüme bile neden olduğunu söylerlerdi. Bal arıları bir kilo bal yapmak için milyonlarca çiçeğe bıkmadan, usanmadan dalış yaparken bu tembel yaratığın böyle bir çabası da yoktur. Çiçeklerden beslendiği gibi bal arılarını da yiyerek beslenen bir etoburdur.

Sokrat: Uzun uzadıya anlattığın bu özelliklerinden dolayı değil de, az önce de söylediğim gibi saldırgan olman nedeniyle ve bazen sokabilen dilinden dolayı bu adı sana verdim. Konuşmamızın başında bazı ilkeler üzerinde de anlaşalım: Benim adımın önüne sayın, sevgili gibi sıfatların getirilmesinden ve sizli-bizli konuşmalardan hoşlanmam. Yapaylıktan kaçınalım ve samimi bir ortamda sohbetimizi sürdürelim.

Meraklı Eşek Arısı: Sen nasıl istersen öyle olsun. Benim kötü bir insan olduğumu yüzüme vururken ne kadar samimi olduğunu da göstermiş oluyorsun! Oysa “Hiç kimse bile bile kötülük işlemez. Kötülük bilginin eksikliğinden ileri gelir.(s)”, “Sadece bir iyi vardır: Bilgi. Bir kötü vardır: Cehalet. (s)” diyen sen değil misin? Öyleyse bilgili bir insan hatta bir bilge olarak bana öğreteceklerin olmalı.

Sokrat: “Bilge, nesnel olan “bilgi” ile öznel sayılabilen “erdem”in birleşmesinden oluşan olgunluğa ve insanın öz varlığının bilinmesinden oluşan içsel aydınlığa ulaşabilendir. (s)” Ben bilge değilim ve de “Kimseye hiçbir şey öğretemem, sadece onların düşünmelerini sağlayabilirim. (s)” Ama bilmediğimi biliyorum. O nedenle de hep “Tek bir şey biliyorum, o da hiçbir şey bilmediğimdir.(s)” dedim. Oysa bu kanaate ulaşmadan önce, içimdeki İlahi ses bana; "Sokrates’ten daha bilge kişi yoktur" demişti, ben bunun doğruluğunu uzun süre araştırdım ve çok çeşitli insanlarla uzun uzun görüşmelerde bulundum. Sonunda şöyle bir kanaate vardım: "Her şeyi bilen yalnızca Allah’tır, gerçek bilge O’dur."

Meraklı Eşek Arısı: Öyleyse benim de düşünmemi sağla! Böylece ben de bu yoldan bilgiye ulaşabileyim. İstersen önce bilginin ne olduğunu bana anlat.

Sokrat: Bilginin olabilmesi için, düşünen bir varlık ve bu varlığın ilişki kurduğu bir objenin bulunması gerekir. Bilgi doğuştandır. Yani doğan her insanın aklında bilgi vardır. Önemli olan bu var olanı ortaya çıkarmaktır.

Meraklı Eşek Arısı: Bunu yapabilmenin bir yöntemi var mı?

Sokrat: Evet var. Benim yöntemim iki aşamalı bir uygulamadır. Birinci aşamada ironi yapıyorum, yani karşımdaki kişi ile alay ediyorum. Ona insanların çok şey bildiklerini sandığını, ama gerçekte pek az şey bildiklerini basitten başlayan sorular sorarak göstermeye çalışıyorum. Sonraki aşamada ise doğurtma var. Kişinin aklında doğuştan bulunan bilgileri, bu aşamada ortaya çıkarmasına yardım ederek ona gösteriyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Bu yöntemi kullanmanda annenin ebe olmasının bir rolü var mı?

Sokrat: Tabii var. Annem nasıl annesinin karnındaki bebeği doğurtuyorsa, ben de konuştuğum insanın aklındaki bilgileri doğurtuyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Babandan, çocukluğundan ve gençliğinden de bahseder misin?

Sokrat: Daha da geriye gideyim istersen. Bundan yaklaşık 2500 sene önce dünyaya gelmişim. Babam heykeltıraş, annem ise az önce senin de belirttiğin gibi ebeydi. Aydın fikirli insanlardı. Benim iyi yetişmem için çok çaba harcadılar. Ama bunu yaparken beni, tahsil yapmam için zorlamadılar ve özgürlüğümü kısıtlama yoluna gitmediler. Boş zamanlarımda babamın yanında çalıştım, ona yardım ettim. Kayaları yontan babamdan öğrendiğim en önemli şey sabırlı olmaktı. O nedenle insanlara karşı bu sayede tahammül edebiliyor ve anlayışlı davranabiliyordum. Diğer yandan zamanın temel bilgileriyle birlikte, geometri, müzik, astronomi üzerine eğitim görüyordum. Giyimime pek önem vermezdim; yaz-kış çıplak ayakla dolaşan, kaba görünüşlü, soğuğa, sıcağa, açlığa ve susuzluğa aldırmayan sağlam bir bünyeye sahip bir gençtim. Daima gösterişten uzak, mütevazı bir hayat yaşadım. Hayatım boyunca şaraptan ve her türlü nefis düşkünlüklerinden sakındım, sözüme ve borcuma sadık kaldım. En zor durumlarda bile iyimserliğimden, neşemden bir şey kaybetmemeye gayret ettim.

Meraklı Eşek Arısı: İlginç bir kişilik portresi çiziyorsun.

Sokrat: Evet öyle… Çünkü dostlarım ve öğrencilerim benim ilginç ve orijinal bir kişiliğim olduğundan bahsederlerdi. Uzun bir askerlik döneminden sonra, bir ara halk jürisinde bulundum ve yargıçlık da yaptım. Yargıçlığım sırasında daima hakkı gözettim, haksızlıklara –kim yaparsa yapsın- karşı çıktım. “En önemli şeyin yaşamak değil, iyi yaşamak, doğru yaşamak(s)” olduğunu ömrümün sonuna kadar savundum.

Meraklı Eşek Arısı: Başta Platon (Eflatun) olmak üzere çok sayıda öğrenci yetiştirdiğini de biliyorum. Öğrencilerinden bazıları kendi öğretilerini kurup, felsefe tarihinde önemli bir yer işgal etmişler. Öğrencilerine aktardığın fikirlerinin temelinde hangi felsefe okulu vardı?

Sokrat: Herhangi bir ekolün yani okulun mensubu olmadım. Kendimi belli bir düşünce sistemi ile sınırlandırmadım. Doğruyu kim ya da ne veriyorsa oradan aldım. Düşüncelerimi çarşı, pazar dolaşarak, beni dinleyebilecek olanlara anlattım. Memnuniyetle ifade edeyim ki düşünce ve görüşlerim çok sayıda insan, bilhassa gençler tarafından ilgi gördü. Gençlerin ahlâk ve bilgi bakımından en iyi şekilde yetiştirilmeleri gerektiğine inanıyordum. Çünkü sağlıklı bir toplum oluşturmak için "Doğru olan başlangıç, önce gençlerin iyi yetişmesini sağlamaktır(s)"

Meraklı Eşek Arısı: O dönemde verdikleri derslerin karşılığı olarak öğrencilerinden para alan filozoflar, öğreticiler vardı. Sen de geçimini bu yolla mı sağlıyordun?

Sokrat: Hayır. Ben derslerimi hiçbir ücret talep etmeden verirdim. Para kazanacak başka bir işim de olmadığından ekonomik yönden büyük sıkıntı çekiyordum ve hayatım büyük zorluklar içerisinde geçmekteydi. Bu sıkıntıları fazla umursamadım, insanları derinlemesine incelemek, aydınlatmak, öğrendiklerimi onlara aktarmak bana katlanma gücü veriyordu. "Doğru bir yaşayış nasıl olmalıdır?(s)" sorusuna cevabı bu yolla bulacağıma emindim.

Meraklı Eşek Arısı: Doğru, göreceli değil midir? Senin için doğru olan benim için olmayabilir. Senin seçtiğin yaşantı sana, benimki de bana, değil mi?

Sokrat: Haklısın. Ancak evrensel doğruların olduğunu da unutma. Yani herkesin doğru kabul edebileceği doğrular da vardır. Ben bunları aradım. Doğru bildiklerimi savunabilecek bir cesaretim hep oldu. Onu kaybetmedim. Cesur olduğumda özgür, özgür olduğumda da cesur olduğumu fark ettim. O nedenle de yılmadan bildiğim doğruları söyledim.

Meraklı Eşek Arısı: Ancak özgür insanın doğruyu bilebileceğini iddia eder gibisin. Köle de bazı gerçekleri ve doğruları bilemez mi?

Sokrat: Bilse ne faydası var, bunları dillendiremedikten sonra? O nedenle insanlığın özgür insana çok ihtiyacı var. Özgür insan, özgür eğiticiler tarafından özgür bir eğitim ortamında yetişir.

Meraklı Eşek Arısı: Özgürlüğü biraz abartmıyor musun? Bana göre, özgürlük parayla satılsaydı, çuvallar dolusu parası olup da almayanlar gene de bulunurdu.

Sokrat: Onlar da köle ruhlu insanlar olurdu. Bize gereken bunlar değildir. Kendi özgürlüğünü ve başkalarının özgürlüğünü sonuna kadar savunanlardır. Kölenin korkusu efendisinin gücüdür. Efendinin korkusu, kölesinin özgürlüğüdür. Rüzgâr bile özgürlüğü engellenince anında tepki verir, şiddetini artırır, önüne her çıkanı devirir. İnsan neden özgürlüğünün peşine düşmesin?

Meraklı Eşek Arısı: Özgürlüğü kötü yönde de kullanmak mümkündür.

Sokrat: Evet, doğru. En kötüsü de özgürlükleri yok etmek için kullanmaktır. O nedenle başkalarının özgürlüğünü yok etmek için özgürlüğü kullananlar en büyük özgürlük düşmanlarıdır.

Meraklı Eşek Arısı: Özgürlüğünden kendi rızasıyla vazgeçenler de olabilir. Özgürlüğünden kendi rızasıyla vazgeçebilen insan gerçekten özgür müdür?

Sokrat: Bunu bir ideal, sevgi ya da aşk için yapıyorsa evet!

Meraklı Eşek Arısı: Sevgiye önem verdiğin bu ifadenden de belli oluyor. Oysa bu kavram bana oldukça yabancı.

Sokrat: Sürekli insanları nasıl zehirleyeceğinin plânlarını yaparsan, ömrünün sonuna kadar da yabancı kalacaktır. Sevgi, öylesine güçlü bir değer ki bir damlası bile koskocaman dünya gölünü mayalamaya yeter. Zorlukları sevgiyle aşabilirsin, düşmanlıkları sevgiyle dostluğa dönüştürebilirsin. Sevgi, hem sevileni hem de seveni koruyucu bir kalkandır. Bu işlevi gerçekleştirmeyen duygunun sevgi olduğundan şüphe etmek gerekir.

Meraklı Eşek Arısı: Seninle ilgili olarak anlatılan daha doğrusu sana mal edilen çok sayıda hikâye var. Bugün de iki tane okudum. Sormak istiyorum: Bu hikâyelerin hepsi sana mı ait?

Sokrat: “Bana ait.” Desem, bana ait olmadığını düşünenler bana inanırlar mı?

Meraklı Eşek Arısı: Hayır inanmazlar.

Sokrat: Peki, “Bana ait değil.” Desem, bana ait olduğunu düşünenler bana inanırlar mı?

Meraklı Eşek Arısı: Hayır inanmazlar.

Sokrat: Öyleyse bu sorunu geri al da hikâyeleri anlat. Biz de bu hikâyelerden bir ders çıkarmaya çalışalım.

Meraklı Eşek Arısı: Yaptığın tartışmalar yüzünden seni sevmeyen insanlar varmış. Bunlardan biri, bir defasında sana tekme atmış ve sen de bunu sineye çekip sesini çıkarmamışsın. Neden böyle davrandığın sorulduğunda "Beni bir eşek çifteleseydi, onu dava mı edecektim?" diye cevap vermişsin.

Sokrat: Tekme atan adamın seviyesine inemezdim. Sabrederek insanlığımı kanıtlamış oldum. Bu olay bir kere daha bize gösterdi ki iyilik ve kötülük dilde, elde ve beldedir. Güzellik ve çirkinlik ise gözde, sözde ve özdedir. Diğerini de dinlemek isterim.

Meraklı Eşek Arısı: Birisi sana küfür ediyor ve bunları sen de duyuyorsun; ama gene sesini çıkarıp da bu küfürlere cevap vermiyorsun. Sana "Bu adam sana küfür ve hakaret etmiyor mu?" diye sorduklarında, "Hayır; çünkü onun söyledikleri bana uymuyor." cevabını veriyorsun.

Sokrat: Karşına bir deli çıksa, sana akla hayale gelmeyecek suçlamalarda ve hakarette bulunsa bunlara cevap verecek misin? Eğer söylediklerinin sana ait olmadığını biliyorsan, karşındaki deliye neden bunu kanıtlamak zahmetine katlanacaksın? Bu kişilere ağzını bozup cevap verirsen, kişiliğini kirletmiş olmaz mısın? Elin kirlenirse yıkarsın, elbisen kirlenirse değiştirirsin. Kişiliğin kirlenirse ne yapacaksın?

Meraklı Eşek Arısı: Demek ki bu hikâyelerden çıkarmamız gereken kıssadan hisseler var.

Sokrat: Kıssadan hisse çıkarmak yetmez; bunları yaşama da uygulamak gerekir. Dilersen bugünkü konuşmamızı burada sonlandıralım. Bir dahaki görüşmemize kadar hoşça kal.

Meraklı Eşek Arısı: Güle güle.


 

 

 

 

 

  ●   ●   ●    

Oyun ve Bir Damla Sohbet

Sokrat: Merhaba Meraklı Eşek Arısı! Bugün seninle bir oyun oynayalım mı?

Meraklı Eşek Arısı: Merhaba Sokrat! Oyun da nereden çıktı? Her şeyi hallettik, sıra oyuna mı geldi? Hem biz çocuk muyuz da oyun oynayarak vakit geçireceğiz?

Sokrat: İstemezsen oynamayız. Oyuna sadece çocukların değil, bazen büyüklerin de ihtiyacı vardır. Hem bu oyundan çıkarılan bir ders olacak. O da, insanın tanımıdır. Sanırım bunu öğrenmek istersin.

Meraklı Eşek Arısı: Doğrusu merak ettim. Haydi oynayalım. Ne yapacağımı söyle bana.

Sokrat: Önce bir kâğıt ve bir kurşun kalem al.

Meraklı Eşek Arısı: Tamam aldım. Sonra?

Sokrat: Acaba sen, daire içinde bir nokta mı, yoksa sadece nokta mı olmak istersin?

Meraklı Eşek Arısı: Bilmem. Hangisi olmalıyım?

Sokrat: Elindeki kalemle önce, içinde nokta olan bir daire çiz. Bu durumda noktayı daire sınırlandırıyor değil mi? Yani sen, belli sınırlar içinde hareket edebilirsin ve düşünebilirsin.

Meraklı Eşek Arısı: Evet. Dairenin dışına çıkma imkânım yok. Dairem ne kadar büyükse o kadar da özgürüm demektir. Tabii küçüldükçe de düşünce özgürlüğüm azalacaktır.

Sokrat: Daireyi sil.

Meraklı Eşek Arısı: Sildim.

Sokrat Sildiğine göre artık, dairenin büyük ya da küçük olmasının bir önemi yok. Çünkü geriye sadece bir nokta kaldı. Yani şimdi sen sınırı belli olmayan bir dairenin merkezindesin. İşte benim tanımım: İnsan, sınırı olmayan bir dairenin merkezidir. Çünkü sen(insan) daireyi silerek dünyanın sınırlarından kurtuldun ve düşüncenin sonsuz hayatına girdin. Yoksa sen hâlâ bu düşüncenin sonsuzluğunun farkına varamadın mı?

Meraklı Eşek Arısı: Dairenin içinde kalsaydım varamazdım, ama şu an gerçekten de bunun farkındayım. Teşekkür ederim bilgilendirmen nedeniyle.

Sokrat: Meraklı Eşek Arısı, gel şimdi de bir damla sohbet edelim.

Meraklı Eşek Arısı: Edelim de, ben önce “Neden bir damla?” diye sormak istiyorum. Bu ifadenle sohbetimizi küçümser gibisin.

Sokrat: Hayır, öyle bir düşünce aklımdan geçmedi. Bizim konuşmalarımız, diyeceklerimiz diğer üstadların yanında olsa olsa sadece bir damladır. Mesela, Mevlana gibi bir kocaman deniz varken, bizim düşünce okyanusuna katkımız bir damladan fazla olabilir mi? Lütfen alınganlık yapma!

Meraklı Eşek Arısı: Tamam, demek ki ben yanlış anlamışım. Öncelikle bir damla mutluluktan bahsedelim mi? Çünkü günümüzde çok sayıda insanın mutsuzluktan yakındığını görüyoruz. Örnek ararsan karşında duruyor.

Sokrat: Bu ifadenden mutsuz olduğun sonucunu çıkarıyorum. İstersen genel olarak konuşmaktansa biraz özele inelim ve senden bahsedelim. Ben de senin geçmiş yaşamını merak ediyorum. Bana çocukluğunla ilgili bir şeyler anlatarak başlayabilirsin.

Meraklı Eşek Arısı: Bugün kendimden bahsetmek istemiyorum. İleride belki…

Sokrat: Sen bilirsin… Konumuza dönersek: İnsanlar mutlu olmak mı istiyor, yoksa mutluluk mu arıyor? Eğer mutluluk arıyorlarsa buna erişmeleri belki de hiç mümkün olmayacaktır. Soyut bir hedefin peşinde koşarak ömürlerini heba edeceklerdir. Mutlu olmak istiyorlarsa bu her zaman için mümkündür.

Meraklı Eşek Arısı: Mutlu olmak isteyen bir insan ne yapmalı?

Sokrat: Öncelikle içinde bulunduğu ortamı çok iyi idrak etmeli. Şu anda bile mutlu olabilecekleri o kadar çok şey var ki… Bilgisayar ekranından veya kitaptan bu satırları okumaları bir mutluluktur. Gözleri görüyorsa, elleri tutuyorsa, sağlıkları yerindeyse bunlar da mutluluktur. Yediğinden içtiğinden zevk alıyorsa, yastığa başını koyduğunda uyuyorsa mutluluktur. Bir eşi, annesi babası, çocukları, kardeşleri, akrabaları, arkadaşları varsa mutluluktur. Görmeyi bilene, anlayana mutluluk verecek o kadar çok şey var ki bu dünyada.

Meraklı Eşek Arısı: Söylediklerine bakılırsa mutsuz olmak, hemen hemen imkânsız gibi bir şey.

Sokrat: Evet, mutlu olmak değil mutsuz olmak çok zor aslında. Ama biz insanlar nedense hep zoru başarmayı(!) severiz. Yanlış hedef seçme, tatminsizlik ve mutluluğun ne olduğunu bilmememiz  en başta gelen mutsuzluk nedenlerimizdir. “Şöyle olursa, şunu başarırsam, bu dileğim gerçekleşirse kendimi mutlu hissedeceğim.” deriz. Olur, başarırız, gerçekleşir; ama biz gene mutsuzuzdur. Tatmin edilen güdüler, daha fazla tatmin ihtiyacı yaratıyorsa gene mutsuz olabiliriz.

Meraklı Eşek Arısı: “Mutlaka evlen, karın iyiyse mutlu, kötüyse filozof olursun.(s)” demişsin. Senin bir filozof olduğun kesin; öyleyse karın kötüydü.

Sokrat: İstersen buna kötüydü demeyelim de birçok kadın gibi çok konuşurdu diyelim. Ben hayatımın önemli bir kısmında mutluydum. Çünkü sahip olduklarımdan dolayı hep şükrettim. Mutluluğun anahtarı şükürdedir. Şükrün arkasından da bolluk ve bereket gelir.

Meraklı Eşek Arısı: Bazı filozoflar, “ahlâkî eylemlerin amacının mutluluk olduğunu” söylemektedirler. Mesela Kant, “Mutlu olmak, bütün insanlar için geçerli ahlâk yasalarına uygun eylemlerde bulunmaktır. “ diyor.

Sokrat: Felsefe, mutluluk konusunda filozofların söylemleriyle doludur. Senin de işaret ettiğin gibi mutluluğu, ahlâkî eylemle açıklamaya çalışanlar olduğu gibi, bilgiye ulaşmak, ölçülü davranmak, haz duyarak yaşamak, Tanrı’ya yönelmek olarak kabul edenler de vardır.

Meraklı Eşek Arısı: Bu kadar farklı görüşün ortaya atılması mutluluğun tanımını da zorlaştırmıyor mu?

Sokrat: İllaki tüm insanların kabulleneceği bir tanım yapmak gerekmiyor. Felsefe’de doğru-yanlış diye bir şey söz konusu değildir. Çünkü kime göre, neye göre doğru veya yanlış? Önemli olan iddiaların doğruluğu yanlışlığı değil, kendi içerisinde tutarlı olup olmadığıdır.

Meraklı Eşek Arısı: Sen, bir insanın gerçekten mutlu olabileceğine ve hatta ömrünün sonuna kadar mutlu yaşayabileceğine inanıyor musunuz?

Sokrat: Belki her anı için buna evet diyemem; ancak çoğunlukla mümkün olabilir.

Meraklı Eşek Arısı: Kendini mutsuz hisseden insanlara basit bir mutluluk formülü verebilir misiniz?

Sokrat: Benim böyle bir becerim yok. Falcı olsaydım, moral verici yalanlarla karşımdakini kandırmaya çalışırdım. Varlıklı olsaydım maddi yokluklar nedeniyle hayatından memnun olmayanlara bir şeyler bağışlardım. Ancak gene de geçici bir mutluluk olurdu bu.

Meraklı Eşek Arısı: Sence en büyük mutluluk nedir?

Sokrat: Var olmaktır. Var olmanın bilincine varmaktır. Bir düşünsene: Sen ve onlar varsınız. Şu koskocaman evrenin bir parçasısınız. Evrene katılmışsınız. Evren denilen bu bütünün içindesiniz. Diğer bütün var olanlarla ilişki içerisindesiniz. Var olan her şeyi kendimde, kendimi de var olan her şeyin içinde olduğunu bilmekten daha büyük bir mutluluk olabilir mi? Kısacası “Ben evrenim; evren de ben… “ diyebilirsin.

Meraklı Eşek Arısı: Hani bir şair “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin?” diye soruyor ya; onun gibi bir şey mi?

Sokrat: Evet, aynen öyle: Gözlerini birkaç dakikalığına kapat ve evrenle olan bu iç içe ilişkini düşün, bunu yaşa, yaşa ki “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin?” diye soran şaire de bir cevap vermiş olasın: “Belki tuval üzerine mutluluğun resmini çizemem; ama zihnime evet!” diyebilmelisin.

Meraklı Eşek Arısı: Bir insan ne kadar mutlu olabilir? Ya da şöyle sorayım: Sahip olduğumuz mutlulukla yetinmeli mi yoksa daha fazlasını mı istemeliyiz?

Sokrat: Mutluluğun çoğu-azı olmaz. Mutluluk olduğu kadardır. Önemli olan şu gerçeğin farkına varmış olmaktır: Mutluluk binasının mimarını başka yerde arama; o sensin… Başkalarının yaptıklarıyla, sahip olduklarıyla aşırı bir şekilde meşgul olanların, diğer insanların mutluluklarını kıskananların kazancı mutsuzluktan başka bir şey olamaz.

Meraklı Eşek Arısı: Benden bahseder gibisin… Hem bu konudan sıkıldım da.

Sokrat: Farkındayım. İstersen konuyu değiştirelim.

Meraklı Eşek Arısı: İyi olur. Biraz da toplumsal yaşamla ilgili güncel olaylardan bahsedelim mi?

Sokrat: Nasıl istersen öyle olsun.

Meraklı Eşek Arısı: Günümüz toplumlarında şiddet olayları azalmıyor, aksine giderek artıyor. Bunu neye bağlıyorsun?

Sokrat: Şiddet olaylarının artmasının nedeni psikolojik, sosyal ve ekonomiktir. Psikolojik yani ruhsal yönden rahatsızlığı olanlar diğer insanlara karşı şiddet uygulayabilirler. Çeşitli yayın organları bilerek veya bilmeyerek şiddeti körükleyebilirler; şiddet uygulayan kişiler diğer insanlar tarafından örnek alınabilirler. Ya da ekonomik yetersizlikler bazı şiddet olaylarının nedenleri olarak karşımıza çıkabilir.

Meraklı Eşek Arısı: Şiddet olaylarını önlemenin bir yolu mutlaka olmalı.

Sokrat: Tabii ki var. Eğer sebep ruhsal bir bozukluksa tedavi edilebilir. Bu tip insanların toplumda elini kolunu sallayarak dolaşmasına engel olunabilir. Suç işlemiş olan kişiler, topluma kazandırılabilinir. Aslında suç işleyen bir insanın topluma kazandırılması ifadesini ben çok abartılmış bir iddia olarak kabul ediyorum. Çünkü çoğunlukla durum tam tersi olabiliyor. Mesela adam bir cinayet işliyor. İyi haldi, aftı derken birkaç senede dışarı salınıyor. Çıkar çıkmaz da tekrar bir başka insanın canını yakabiliyor.

Meraklı Eşek Arısı: O zaman ne yapmalıyız? Suç işleyen insanların hepsini ölünceye kadar hapishanelerde mi tutacağız?

Sokrat: Çok radikal bir öneri olacak; ama gerekirse evet. Olaya bir de mağdur açısından bakmak gerek. Suçluya özgürlük vereceğim derken, suçsuz günahsız insanların yaşama hakkı elinden alınıyor.

Meraklı Eşek Arısı: Toplumsal nedenlere gelirsek?

Sokrat: Senin yaşadığın bu devirde kitle iletişim araçları çok hızlı yayıldı. Üstelik bunların kontrolü de çok zorlaştı. Diziler, sinemalar, oyunlar şiddet içeren unsurlarla dolu. Çocuk oyuncakları üretilirken bile şiddet açısından mutlaka bir kontrol gerekirken, bazı eğitimsiz ebeveynler bırakın oyuncağı, silahın hakikisini çocukların eline tutuşturmayı bir marifet zannediyorlar. Bundan başka aile içinde, çevresinde şiddet uygulayan insanlarla birlikte yaşayan çocuklar, ileriki yaşamlarında onları taklit edebiliyorlar.

Meraklı Eşek Arısı: Ekonominin rolü ne bu konuda?

Sokrat: Ekonomik yönden yetersiz olan insanların ruh sağlıkları da bir müddet sonra bozuluyor. Aileler ekonomik nedenlerle yıkılıyor, suçlar işlenebiliyor. Evine ekmek götüremeyen bir insandan dürüst olmasını, ahlâklı bir kişi olmasını istemesine istersiniz de, o sizi ne kadar dinler, orası tartışma götürür doğrusu.

Meraklı Eşek Arısı: Eskiden de ekonomik yönden yetersiz insanlar yok muydu? Vardı. Peki, o zaman neden suçlar günümüzde ekonomiye bağlı olarak artsın?

Sokrat: Şöyle anıların ışığında geçmişten günümüze bir bakalım: Bundan 50 sene öncesine gidelim. 50 sene önce de zengin insanlar vardı. Bunlar konaklarında yaşarlardı; ama diğer insanların oturdukları semtlerde, mahallelerde otururlardı. Yani zengin-fakir bir aradaydı. Sonra ne oldu? Önce, zenginler mahallelerini değiştirdiler. Bu yetmedi kendilerine özel malikâneler yaptırıp etrafını yüksek duvarlarla çevirdiler. Bu da yetmedi, duvarların üzerine dikenli tel çektiler. Bu da yetmedi, özel korumalar tuttular ve malikânelerini kameralarla donattılar. Bugün birçok meşhur ya da zengin kişi adeta bir koruma ordusuyla dışarıya çıkıyor.

Meraklı Eşek Arısı: Güvenlik elemanlarıyla korunan siteler ve rezidanslar da anlattıklarına uyuyor sanırım.

Sokrat: Evet, onları da dahil edebiliriz. Bu günün devletlerinin çoğu özel mülkiyeti korumak için kanunlar çıkarmıştır. Bu kanunlarla bile sahip olduklarının korunacağına inanmayanlar, kendi imkânlarıyla da çare aramışlar ve özel korumalar tutmaya başlamışlardır. Senin ülkende bile bu özel korumaların sayısı yüz binlerle ifade ediliyor.

Meraklı Eşek Arısı: Fakirin zenginin malında gözü mü var ki, böyle bir çare arıyorlar?

Sokrat: Evet var. Nasıl olmasın ki? Açlıktan ölen insanlardan belki de daha fazla, çok yemekten ölen insanların bulunduğu bir dünyada yaşıyorsunuz. Kimi ayda bir otomobil değiştirirken kimi de belediye otobüsüne binmeye para bulamıyor. Kimi bir gecede yüz binlerce lira kazanırken, kimi ayda birkaç yüz lira gelir getiren işini bile kaybetme kaygısı yaşıyor. İnsanlar arasındaki gelir uçurumu her geçen gün biraz daha artıyor.

Meraklı Eşek Arısı: Sosyal devlet ilkesi bu eşitsizliği yok etmek için benimsenmemiş mi?

Sokrat: Sosyal devlet ilkesi, göstermelik… Uygulamada az sayıda insana yardım yapılıyor ve bu yapılanlar siyasi reklâm aracı olarak kullanılıyor.

Meraklı Eşek Arısı: Peki çözüm ne? Daha doğrusu bir çözüm var mı?

Sokrat: Kapitalist sistem “birey”i ön plâna çıkarıyorum, her şey bireye göre olacak iddiası ile geldi; ama en önemli unsur olan “insan”ı unuttu. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler anlayışı” Pragmatist felsefe ile birleşince adeta tanrısı para olan yeni bir din ortaya çıktı. Bu inanç sistemi çıkarcılığın dışında hiçbir değer tanımıyor. İnsanları sömürmek, öldürmek, ülkelere savaş ilan etmek, başka ülkelerin doğal zenginlik kaynaklarını gasp etmek, kısacası çıkarının gerektirdiği ne varsa onu yapmak mübah sayılıyor. Bunun sonucunda çok küçük bir zümre dünya kaynaklarını ele geçirirken, büyük insan kitleleri açlığa, yokluğa daha da ileri giderek söyleyeyim ölüme terk ediliyor.

Meraklı Eşek Arısı: Haksızlığa uğrayan toplum ya da kitleler bu duruma neden sessiz kalıyorlar?

Sokrat: Güçleri, paraları ve liderleri olmadığı için. Çünkü maalesef para ideali de satın aldı. Toplum önderi olabilecek insanlardan bazıları da saf değiştirip paranın yanında saf tuttular. Bu öylesine bir dinsel anlayış ki, tanrıları olan para için yapamayacakları şey yok. Dün kanka oldukları kişi bugün düşmanları olabiliyor, ya da tersi. Oysa insanların açgözlülüğü olmasa dünyanın nimetleri şimdilik herkese yetebilecek miktardadır.

Meraklı Eşek Arısı: Neden şimdilik?

Sokrat: Çünkü dünyadaki kaynaklar sınırsız değil. Bu hızla tüketmeye devam edilirse, nüfus da artmasını sürdürürse, yakın bir gelecekte kaynaklar tükenebilir. Şimdiki bilgi seviyenizle bir başka gezegene gitme imkânınız da bulunmadığına göre, insanlık çok ciddi felaketlerle karşı karşıya kalabilir.

Meraklı Eşek Arısı: Ekonomik sorunlarla ilgili çözüm arayışından uzaklaştık gibi.

Sokrat: Haklısın. Çözümü söylemek aslında çok kolay; çünkü herkesin bildiği bir şey! Ama uygulamak çok zor! Çözüm: Adil bölüşümdür.

Meraklı Eşek Arısı: Adil bölüşümden kastın, mal ve hizmetleri herkese eşit miktarda paylaştırmak mı?

Sokrat: Hayır. Herkesin liyakatine ve ihtiyacına göre dağıtmak. Eğer adil bir bölüşüm gerçekleştirilirse toplumsal problemlerin belki hepsi değil, ancak önemli bir kısmı çözülebilir.

Meraklı Eşek Arısı: Adil bölüşümü kim ve nasıl yapacak?

Sokrat: Uygulamanın çok zor olduğunu söylememin nedeni buydu. Zengin, sahip olduklarından hiçbirini yoksullara vermek istemiyor; yoksul da zenginlerin sahip olduklarının hepsini almak istiyor.

Meraklı Eşek Arısı: O zaman, çözümü gerçekleştirecek bir hakem gerekiyor.

Sokrat: Evet de, nasıl bir hakem? Taraflardan birinin çıkarını körü körüne savunan bir hakem olmaz; katı devlet geleneklerini uygulayacak bir hakem ise hiç olmaz. Hakemlik yapan kişi ya da kurumlar öyle adil bir bölüşüm gerçekleştirmeli ki, bugün sadece lafta kalan “toplumsal barış” sürekli olsun, hiç bozulmasın.

Meraklı Eşek Arısı: Bu mümkün mü?

Sokrat: Hacı Bektaş Veli ve Yunus gibi gönlü doğa ve insan sevgisiyle dolu, Mevlana gibi tüm insanlığı kuşatan bir felsefeye sahip ve Hz. Ömer gibi adaletli hakem veya hakemler var olursa tabii ki mümkün.

Meraklı Eşek Arısı: Sanırım bu belki bir dilek ya da bir ütopya oldu.

Sokrat: Evet; ama insanlığın geleceği de, bunun gibi ütopyaların gerçeğe dönüştürülmesine bağlı. Belki bir gün… Ben insanın bunu başaracağı umudumu korumak istiyorum. Çünkü umutsuzluk, yenilgiyi kabul etmektir, “pes” demektir, en azından çare ararken fren yapmaktır.


 

  ●   ●   ●    

Meraklı Eşek Arısı Geçmişini Anlatıyor

Sokrat: Merhaba. Keyifsiz gördüm seni!

Meraklı Eşek Arısı: Merhaba Sokrat! İyi ki bugün geldin. İçimde tarif edemeyeceğim bir sıkıntı var.

Sokrat: Anlatmak ister misin?

Meraklı Eşek Arısı: İsterim de… Söyledim ya tarif edemiyorum.

Sokrat: Rastgele bir yerden başla. Konuştukça belki gerçek soruna yaklaşabiliriz.

Meraklı Eşek Arısı: Geçen konuşmamızda benim yaşamöykümü sormuştun. Çocukluğumdan başlayabilirim. Ancak alay etmeyeceğine ve eleştirmeyeceğine dair bana, söz vermelisin.

Sokrat: Benden neden çekindiğini anlıyorum. Çünkü ne ben hayatı ciddiye aldım, ne de hayat beni. O nedenle birbirimizle alay etmekle geçti zamanımız. Aptallara verilecek tek bir ceza vardır: Onlarla alay etmek. Ancak, bu cezanın bile onları yola getireceğini zannetmek de büyük bir aptallıktır. Eleştiriye gelince, bu da özgür kafaların işidir. Özgür olmayan insan hem eleştiremez hem de eleştiriye tahammül edemez. Eleştiri kültürüne sahip olmayan toplumlarda, baskıcı rejimlerin çok uzun yıllar hüküm sürmesinin nedeni de budur.

Meraklı Eşek Arısı: Söylediklerini üzerime alındım. Daha anlatmaya başlamadan beni aptal yerine koydun.

Sokrat: Amacım seni aptal yerine koymak değildi. Bunu yapmak istersem neden üstü örtülü bir şekilde anlatayım? Açıkça yüzüne söylerim. Bana koyduğun şartlara uymam çok zor olacağa benziyor, ama söz veriyorum gayret edeceğim.

Meraklı Eşek Arısı: Anlaştık. Başlıyorum: Küçük bir köyde dünyaya geldim. Babam köyün en zenginlerindendi. Köylüler ona karşı oldukça saygılı davranırlardı ve “Kâmil Ağa” derlerdi. Babamla olan ilişkimizi bir türlü çözümleyemedim. Çok otoriter bir adamdı. Beni bazen çok şımartır, bazen de döverdi. Ondan çekinirdim, onu gördüğüm zaman huzursuz olurdum. Sofraya o oturmadan oturamaz, yemeğe o başlamadan başlayamazdık. Tek çocuktum. Bunun avantajı da dezavantajı da vardı. Avantajı, maddi isteklerimin karşılanıyor olmasıydı. Dezavantajı ise her şeyin benden beklenmesi ve planların benim üzerime kurulmasıydı. Mesela babam beni korkusuz biri olarak yetiştirmek istiyordu. Ona göre erkek adam ağlamazdı. O yüzden dövdüğünde bile ağlamama çok sinirlenirdi. Çok küçük yaşta bana silah kullanmayı öğretmeye çalışmasından da bu anlaşılıyordu.

Sokrat: Büyükler, çocuklara doğru zannettikleri o kadar çok yanlış öğretiyorlar ki…

Meraklı Eşek Arısı: Babamın bana öğrettiklerinin doğru mu yanlış mı olduğunu o yaşlarda bilecek durumda değildim. Doğrusunu istersen şimdi de bilmiyorum. Beş yaşında yaşadığım ve hiç unutmadığım bir olay var. Bu olay sık sık rüyalarıma da giriyor. Bugüne kadar da kimseye anlatmadım. Nedense sana anlatmak istiyorum.

Sokrat: Doğrusu merak ettim. Seni dinliyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Bu olay ile ilk defa ölüme tanık oldum. Belki de beni çok etkilemesinin nedeni budur. Benim çok sevdiğim iri bir köpeğimiz vardı. Evimizin bahçesine tek bir yabancıyı bile sokmazken bana en ufak bir zarar vermezdi. Onu kovalamak, peşinden koşmak başlıca oyunlarımdan bir tanesiydi. O gün, gene köpeği kovalıyordum. Bahçeden dışarı çıktı, tarlalara doğru yöneldi. Çok hızlı olduğu için yetişemiyordum. Bunun farkında olmalı ki, arada bir durup arkasına bakıyor, biraz bekliyor, tam ona yaklaştığımda tekrar koşmaya başlıyordu. Uzatmayayım. Bu kovalamaca köpeğimin bir çatak içindeki çalılıkların arasına girmesiyle sonlandı. Çatağa ben de indim. Dili dışarıda derin derin soluyarak yatıyordu. Başını okşadım. Tam o sırada kavga eden insanların bağırışlarını duydum. Küfür ve hakaretlerin haddi hesabı yoktu. Çataktan yukarıya doğru biraz tırmanınca iki kişinin bir adamı dövdüklerini gördüm. Dövülen adam kendini savunmaya çalışmaktan başka bir şey yapamıyordu. Zaten bunda da başarısızdı. Derken bu iki kişi adamı yere yıktılar, ellerini ve ayaklarını bağladılar. Bir tanesi yerdeki adamın karnı üzerine otururken diğeri belinden çıkardığı bir bıçakla adamın boğazını kesmeye başlayınca feryatlar daha da arttı. Her taraf kan içindeydi. Boğazını kesmek yetmemiş olmalı ki vücudunun muhtelif yerlerine de bıçağı defalarca sapladı. Adamın öldüğünden emin olunca da bu kişiler arkalarını dönüp gitmeye başladılar. Ama 2-3 adım attıktan sonra elinde bıçak olan durdu ve geri dönüp cesedin yanına geldi. Diğeri de onu izledi. Bıçaklı adam cesedin kafasını kesti, saçlarından tutup havaya kaldırırken pis pis sırıttı arkadaşına. Sonra da kesik başı havada bir kere döndürüp fırlattı. Kesik baş vücuttan 3-4 metre uzağa düştü. İkisi de son bir kez yerdeki cesede bakıp hızlı adımlarla oradan uzaklaştılar.

Sokrat: Tam bir vahşet! O yaşta bir çocuğun buna tanık olması da büyük bir talihsizlik.

Meraklı Eşek Arısı: Evet öyle. Ölüm, demek ki böyle acı veren, kişiyi acıdan bağırttıran bir şeymiş diye düşündüm bir müddet. Sahi, ölüm nedir Sokrat?

Sokrat: Bana göre ölüm, bu evrenden başka bir evrene geçiştir.

Meraklı Eşek Arısı: Bu yaşadığımız evrenden başka bir evren mi var ki de ölüm başka bir evrene geçiş olsun? O zaman iki tane evren söz konusu demektir.

Sokrat: Belki ikiden de fazla… Hatta sonsuz sayıda bile evren var olabilir.

Meraklı Eşek Arısı: Henüz içinde yaşadığımız evreni bile anlayamamışken, ikincisini ve belki de sonsuz sayıdakini hiç anlayamam. Yani doğrusu, aklımı fena karıştırdın.

Sokrat: Ölüm, ruh ile bedenin birlikte var olmaktan vazgeçmeleridir. “Ruh, ölümden sonra varlığını sürdürecektir. Ruh ve gideceği yer gerçek, beden ise bir yanılsamadır. (s)”

Meraklı Eşek Arısı: Yanılsama da olsa bu hayatın hoş tarafları var. Hayattan yakınıp, ölümü bile isteyip de tekrar bu dünyaya gelmek istemeyen kaç kişi var? Ben etrafımda hiç göremedim de…

Sokrat: Ölüm üzerine daha sonra tekrar tartışırız. Hazır anlatmaya başlamışken, seni sonuna kadar dinlemek istiyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Anlatacağım; ama bu olay bana, ölümde bir haksızlık olduğunu da düşündürdü.

Sokrat: Hayır, yanılıyorsun. Çünkü ölümde eşitlik vardır; eşitsizlik doğumdan kaynaklanır. Senin tanık olduğun olayda da eşitsizliğin nedeni ölüm değil, doğumdur.

Meraklı Eşek Arısı: Öyle olsun. Bu vahşeti izlerken çok korktum desem, bu ifade hafif kalır. Adeta şok geçiriyordum. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu. Beni görmelerinden endişe ediyordum. Sanırım görselerdi, sağ bırakmazlardı.

Sokrat: Köpeğin tepkisi ne oldu? Çünkü sesleri mutlaka duymuştur. Huysuzlanmadı mı, ya da havlamadı mı?

Meraklı Eşek Arısı: Doğrusu o sırada köpeğin tepkilerinin ne olduğunu tam olarak bilemiyorum. Ama adamlar gittikten sonra, köpeği çalılar arasında hiçbir şey olmamış gibi yatarken gördüğüme göre demek ki olay sırasında sesini çıkarmamış. Adamlar gözden kaybolunca bir müddet daha orada kaldım. Kalmak zorundaydım, çünkü ayaklarımı hareket ettiremiyordum, sanki felç olmuştum. Köpeğin yerinden bir ok gibi fırlayıp cesedin bulunduğu tarafa doğru hamle yaptığını görünce üstüne atladım ve onu yakaladım. Anladım ki ayaklarımdaki o uyuşukluk bitmişti. Köpek, cesede doğru gitmek için direniyordu. Kan kokusu almış olmalıydı. Ben de bırakmamakta kararlıydım. Boynundaki tasmadan tutup sürükleyerek eve götürdüm. Evde de huysuzluğunu sürdürdüğünü görünce zincirini takmak zorunda kaldım.

Sokrat: Olayı büyüklerine anlatmış olmalısın.

Meraklı Eşek Arısı: Hayır anlatmadım, anlatamadım. Çünkü dilim tutulmuştu ve iki gün tek kelime bile konuşamadım. İşin ilginç yanı, ne ailemden ne de etrafımdaki diğer insanlardan hiçbiri benim bu suskun halimin farkına bile varmadı. O günün akşamı köy bu cinayet haberi ile çalkalandı. Öldürülen adam bizim iki ev aşağımızda oturuyormuş ve anlatılanlara bakılırsa kendi halinde, düşmanı da olmayan birisiymiş. Yakınlarının ağlamaları, yaktıkları ağıtlar o nedenle bizim evden de duyuluyordu. Jandarma arabaları köye gelmekte gecikmedi. Jandarma haftalarca köyde inceleme yaptı, ifade aldı. İfadesine başvurdukları ise hep yetişkin insanlardı. Çocuklarla konuşmak akıllarına bile gelmemişti. Tahkikat bittiğinde cinayeti aydınlatacak hiçbir şey bulunamamıştı.

Sokrat: Daha sonra babana gördüklerini anlatabilirdin.

Meraklı Eşek Arısı: Denedim. Maalesef denemem boşunaydı. Babama “Baba, öldürülen Akif amca…” diye söze başladığımda, el işareti ile beni susturdu ve azarlayan bir ses tonuyla “Bu konulara senin aklın ermez!” dedi. Böylece bu sır, bugüne kadar hep bende kaldı.

Sokrat: Sır saklamak çok zor olmalı.

Meraklı Eşek Arısı: Zor ve rahatsız edici. Bu olay benim ölümle ilk tanışmam olduğu gibi ilk hayat dersimdi de. Ölümle ikinci tanışmam ise bu olaydan bir sene sonra annemi kaybettiğimde oldu. Annem sessiz, sakin bir kadıncağızdı. Babamın baskısı altında ezildiği muhakkak. Babam ona çok bağırırdı. O ise bir kere bile sesini çıkarıp da cevap vermezdi. Ölümü de sessiz sedasız oldu. İki gün hasta yattı. Hasta yatağında hiç ah vah ettiğini duymadım. Hasta yatarken beni yanına çağırır, kafasını yastığın biraz ilerisine kaydırıp yatmam için bana yer açardı. Sonra da elleriyle saçlarımı okşardı. Bu okşama çok hoşuma gittiğinden hemencecik uyuyuverirdim. Hastalığının üçüncü gününde yanında uyandığımda etrafta telaşla koşuşan ve ağlayan insanlar görünce, kötü bir şeyler olduğunu anlamıştım. Evet, annem sessiz sedasız dünyasını değiştirmişti ya da senin deyiminle “Bu evrenden başka bir evrene geçiş” yapmıştı.

Sokrat: Annenin kaybı, ölüm hakkındaki görüşünü değiştirmedi mi? Çünkü öncekinin tam zıttı bir durum var ortada.

Meraklı Eşek Arısı: Sanmıyorum. Çünkü ilk olan hep zihnimde yaşadı.

Sokrat: Ders çıkardığından da bahsetmiştin.

Meraklı Eşek Arısı: Çıkardığım ders şu oldu: Gerekirse çıkarın için öldürebilirsin de…

Sokrat: Bu çıkarım, yani ders hiç de etik değil.

Meraklı Eşek Arısı: Etik metik, kısacası hiç bir değer beni bağlamaz!

Sokrat: İçsel değerlerini kaybeden kişi, kaybı oranında insanlıktan uzaklaşır ve hayvanlığa yaklaşır. Bazıları ise hayvanlığı bile geride bırakabilir.

Meraklı Eşek Arısı: Senden insanlık dersi istemedim. Beni dinlemen yeterdi.

Sokrat: Biliyorum. Buna rağmen gene de çenemi tutamıyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Böyle düşündüğüm için sana göre ben insan değil miyim? İnsan olmak o kadar da zor bir şey mi?

Sokrat: Hayır, değil. Çünkü herkes insan olarak doğuyor. O nedenle zor olan, insan olmak değil, insan olarak kalmaktır.

Meraklı Eşek Arısı: Böyle olmasını ben istemedim. Hayat beni bu hale getirmiş olamaz mı?

Sokrat: Bunda haklısın. Hayat, bazen insana yatağı kuru nehirde kulaç attırır. Yaralarımızın, berelerimizin nedeni budur.

Meraklı Eşek Arısı: Sana ve senin gibi düşünenlere göre ben büyük bir günahkârım. Günahkârlıkla suçladıkları insanları ateşe atıp yakan ve o yaktıkları insanın böylece günahlarından arındığını düşünen aptal günahkârlar, başkalarını cennete göndermek sizin işiniz mi?

Sokrat: Haksız bir suçlama ile karşı karşıya olduğumu görüyorum. Ben kimseyi günahkâr olarak görmem ve cezalandırılmasını istemem. Ama şunu da söylemeden geçemem: İnsanlıktan umudumu yitirmedim, insan içinse aynı iyimserlik içerisinde olamam.

Meraklı Eşek Arısı: Bu sohbetten beklediğimi bulamadım. O nedenle sana “Hoşça kal” demek istiyorum.

Sokrat: Hoşça kal Meraklı Eşek Arısı.

  ●   ●   ●    

Meraklı Eşek Arısı Âşık Olduğunu Bir Türlü İtiraf Edemiyor

Sokrat: Merhaba Meraklı Eşek Arısı! Öfken geçti mi? Belki de benimle konuşarak zamanını boşa harcadığını bile düşünüyor olabilirsin.

Meraklı Eşek Arısı: Merhaba Sokrat! Bu konuda kesin kararımı henüz vermiş değilim. Bazı kararları zamana bırakmakta fayda görüyorum.

Sokrat: Önceleri benimle görüşme konusunda çok istekli ve ısrarcı idin. Sonra ise hayal kırıklığı yaşadığını söyledin. İlk başlarda neden benimle konuşmayı çok arzuladın?

Meraklı Eşek Arısı: Fazla okuyan bir kişi değilim, ama buna rağmen bir yerde senin yaşam öykün dikkatimi çekti. Acaba gerçekte böyle bir insan olabilir mi, sorusu aklıma takıldı. Bir ideal uğruna hayatını bile hiçe sayabilen bir insan bana göre büyük bir aptaldır. Çünkü en baskın güdü daima yaşama güdüsüdür.

Sokrat: Bu şekilde bir yargı bizi yanıltır. O zaman vatanı için ya da kutsal saydığı değerler için gözünü kırpmadan ölüme giden insanların davranışlarını nasıl açıklayacağız?

Meraklı Eşek Arısı: Bu soruya da cevabım aynı olurdu. Ayrıca seninle ilgili dikkatimi çeken diğer bir konu da, hem sevenlerinin hem de düşmanlarının çok olmasıydı. Düşmanlarının çok olmasının nedenini de şu yaptığımız konuşmalardan çıkardım. Sen gerçekten de insanı çok rahatsız ediyorsun.

Sokrat: Bunu kabul edebilirim. Çünkü “Ben tanrının devletin başına sardığı bir at sineğiyim. Her yerde sürekli olarak üzerinize yapışır, sizi uyarır ve kınarım. (s)” Haksızlıklara, yolsuzluklara, yalanlara, yanlışlara karşı çıkarım. “Kral çıplak!” diye bağırırım.

Meraklı Eşek Arısı: Bu sözü günümüzde de çok duyar oldum.

Sokrat: Çok söylenmiş olması, çok etkili olduğunu göstermez. Sizin çağınızda bu sözü dillendirenlerin çığlığı duyulmuş olmasına rağmen duyulmamış gibi davranılıyor. O nedenle bu sözü başka türlü ifade etmelisiniz.

Meraklı Eşek Arısı: Nasıl?

Sokrat: “Kral çıplak!” demek yetmediğine göre “Kral donsuz!” diye hep bir ağızdan bağırmalısınız. Biraz müstehcen oldu ama… Bazı kişilerin beni sevmemelerinin bir nedeni de onların bilgisizliklerini yüzlerine vurmuş olmamdır.

Meraklı Eşek Arısı: Her şeyi sen bilirsin, iddiasında mısın?

Sokrat: Hayır. Her şeyi ben bilemem. Bildiğini iddia eden içlerinde şair, politikacı ve zanaatkâr da bulunan çok sayıda insanla konuştum. Bunların aslında hiçbir şey bilmediklerini anladım ve bunu da yüzlerine söyledim. İşin acıklı tarafı, onlar bilmediklerinin de farkında değillerdi. Ben ise bilmediğimin de farkındayım. Bana bu yüzden kızmış olmalılar. Oysa kişi kendisine bilgisiz olduğunu kanıtlayana kızmamalı. Yaptığı aslında büyük bir iyilik; yoksa daha uzun süre bir salak görüntüsü verecekti.

Meraklı Eşek Arısı: Hem bilgisiz, cahil diye hakaret edeceksin hem de sana kızmayacak! Olur şey değil!

Sokrat: Bunlara ”Kendini tanı!” diyorum. “Tanıyorum.” Cevabından sonra başlıyor kendini övmeye. Günahlarından, suçlarından, bilgisizliklerinden, eksikliklerinden, pişmanlıklarından ise tek kelime bile yok bu cevapta.

Meraklı Eşek Arısı: Belki de söylemeye cesaret edemiyor!

Sokrat: Doğru. Bu kabul de cesaret gerektiriyor. Bilgili insanın cesareti, cahilinkinden farklıdır. Önceki konuşmamızda senden bahsediyorduk, şimdi ise konu dışına çıkar gibi olduk. Anlatabilecek misin?

Meraklı Eşek Arısı: Evet, kaldığım yeri hatırlamaya çalışıyorum.

Sokrat: Sanırım, anneni kaybettiğini anlatmıştın en son.

Meraklı Eşek Arısı: Annem öldükten birkaç ay sonra, akrabalarımızın bizim eve sık sık gelip eşyaları götürdüklerini gördüm. Tabii babamın izniyle! En sonunda amcamın büyük oğlu, bir traktörle gelip evde ne varsa hepsini yükleyip götürdü ve ben de aynı gün kendimi şehirde yeni bir evde buldum. Babam, evlenmek için bir bayanla anlaşmış, ancak o bayan köyde yaşamayı kabul etmeyince şehirden bir ev tutup dayayıp döşemiş. Yani bir üvey annem vardı artık. Üvey anneyi kabullenmem kolay olmadı. Bu kadın iyi bir insandı. Bana tahammül edebildiğine göre çok da sabırlı sayılırdı. Ben babama karşı yapamadığım hareketleri üvey anneme yapabiliyordum. Oysa bu kadın babamın dayaklarından beni defalarca da korumuştu.

Sokrat: Babanın evleneceğinden önceden haberin yok muydu? Baban bu konuda sana bir şey söylemedi mi?

Meraklı Eşek Arısı: Kararları babam alırdı. Karar öncesi veya sonrası kimseye bir şey söylemezdi. Nitekim şehre taşındığımızdan on gün sonra bana gene herhangi bir açıklama yapmadan peşinden gelmemi söyledi. Kayıt için okula gidiyormuşuz. Okulu hiç sevmedim. Ne öğretmenleri ne de öğrencileri… Köyden geldiğim için konuşmam okuldaki ve mahalledeki çocuklara alay konusu oldu. Beni kızdırmaktan zevk alır gibiydiler. Ben de bedence onlardan daha güçlü olduğum için yakaladıklarımı döverek alay etmelerinin cezasını veriyordum. Bu yüzden beni babama şikâyet etmek için gelenler hiç eksik olmuyordu.

Sokrat: Uyumda zorlanman normal, çünkü köy ve şehir yaşantısı birçok bakımdan farklıdır. Bu konuda büyüklerinin ve öğretmenlerinin sana yardımcı olmaları gerekirdi. Oysa sen problemini kendin çözmek zorunda kalmışsın. Tabii yanlış bir yöntemle… Baban, başka çocuklarla kavga etmemen konusunda seni uyarmadı mı, ya da sana kızmadı mı?

Meraklı Eşek Arısı: Bu konuda ne uyardı ne de kızdı. Hatta gizli gizli gurur da duydu diyebilirim. Okuldan ve mahalleden bir-iki kişinin dışında arkadaşım hiç olmadı. Dostum diyebileceğim insana ise bugüne kadar rastlamadım.

Sokrat: Rastlamışsındır da dostun ne olduğunu kendince tanımlayamadığın için böyle düşünüyorsundur.

Meraklı Eşek Arısı: Dost nedir, ya da kimdir Sokrat?

Sokrat: Çok basit: Selam verdiğin kişilerin yüzlerine dikkatlice bak. Selamını alan kişinin yüzünde bir gülümseme varsa bil ki o; arkadaştır, dosttur, canının bir parçasıdır.

Meraklı Eşek Arısı: Bu kadar basit mi?

Sokrat: Evet, bu kadar basit! Sadece bu da değil, hayatta birçok şey bu kadar basittir, ama maalesef biz görmeyi bilemeyiz.

Meraklı Eşek Arısı: Hayattan çok şikâyetim var. Beni bitirdi…

Sokrat: Hayat mı seni bitirdi, sen mi hayatı? Yakınacağına hayatı anlamaya çalış. Hayat, bir deniz dalgasıdır. Bazen sahile yaklaşır, bazen de sahilden uzaklaşır. Hayatı bir çiçek bahçesine de bir bataklığa da dönüştürebilirsin. Bataklığa dönüştürdüysen işin zor demektir. Çünkü bataklık içine düşenleri bir daha geri vermemek üzere kendine alır. Hayat bataklığında saplanıp kalmanın nedeni de budur.

Meraklı Eşek Arısı: Lafla çözüm üretmek kolay; zor olan uygulamak.

Sokrat: En iyi öğretmen hayattır. Ondan ders çıkaramayan bir kişinin benim anlattıklarımdan ders çıkaracağını zannetmem doğrusu aptallık değilse nedir? Hayat yumruğunu vurmadan önce, belki aklın başına gelir diye çimdikler. Bunu da mı fark etmiyorsun?

Meraklı Eşek Arısı: Durmadan nasihat ediyorsun Sokrat! Nasihatlerine karşı çıkınca da hemen kızıyorsun. Senin her söylediğini onaylamak zorunda mıyım?

Sokrat: Birbirimize karşı daha fazla kırıcı olmadan bu bahsi kapatalım da sana, yani senin hikâyene dönelim.

Meraklı Eşek Arısı: Tamam, okul yıllarımda anlatacağım önemli bir şey pek yok. Zaten ilkokulu, ortaokulu zor bitirdim. Lise birinci sınıfı iki senede geçtim. Lise ikinci sınıfta da kalınca babam okuldan kaydımı sildirdi. Bir dükkân açtı ve başına beni oturttu. Kendisi de arada sırada uğruyordu. On sekiz yaşına gelmiştim. Bir baltaya sap olamamıştım henüz. Babam bunu bildiği için çareyi dükkân açmakta görmüş olmalıydı. İşten de pek anladığım yoktu, ama idare ediyordum işte. O yıllarda çok önemli bir olay yaşadım.

Sokrat: Doğrusu ne olduğunu merak ettim.

Meraklı Eşek Arısı: Acele etme anlatıyorum. Bir gün benim dükkânın yanındaki mağazada güzel bir tezgâhtar kız gördüm. Daha önce görmediğime göre işe yeni başlamış olmalıydı. Kendinden oldukça emin, biraz da ters bir kişiliğe sahip bir görüntüsü vardı. Bu kızdan çok hoşlanmıştım. Onunla konuşmak için çalıştığı dükkândan bir gömlek aldım. Alışveriş sırasında kız, sorduğum sorulara kısa cevaplar veriyor ve beni bir an önce savmaya çalışıyordu. Daha sonraki günlerde de konuşmaya çalıştım, her defasında aynı tepkilerle karşılaştım. İşten çıkış saatini öğrenip takip ettim ve ıssız bir yerde elinden tutup onunla arkadaş olmak istediğimi söyledim. Elini çekti ve kocaman bir “Hayır!” cevabı çıktı ağzından.

Sokrat: Galiba bu kıza âşık oldun!

Meraklı Eşek Arısı: Ne aşkı? Aşk nedir? Öyle şeylerden ben anlamam! Ben ondan sadece hoşlandım ve onun benim olmasını şiddetle arzu ettim. Sahi, senin şu aşk dediğin şey nedir Sokrat? Yoksa bu örnekte olduğu gibi her hoşlanmaya hemencecik “aşk” mı diyorsun?

Sokrat: Aşkın tanımını yapmayayım da istersen sana aşkın matematiğini söyleyeyim.

Meraklı Eşek Arısı: Şuna aslında böyle bir şey yok, ben de bilmiyorum desene!

Sokrat: Aşkın matematiği çok basittir: 1+1=1 eder. Yani ayrı ayrı iki tane 1, tek bir tane 1 olmayı kabul ederse bu gerçek aşktır.

Meraklı Eşek Arısı: Sana göre benimki nasıl bir aşktı? Umutsuz mu?

Sokrat: Evet, umutsuz olan aşkın kendisidir. Âşıklar umutlarını hiçbir zaman yitirmezler. Aksi olsaydı, ortada bir aşktan da söz edilemezdi. Aşk sınıf farkı tanımaz, yoksulluktan korkmaz, zorluklardan yılmaz; gerekirse tüm insanları karşısına alır. Ölüme bile kafa tutabildiğine göre, bu saydıklarımız ne ki…

Meraklı Eşek Arısı: Sokrat’tan aşk üzerine edebî palavralar…

Sokrat: Bir dostum bana ”Aşka hazırlıksız yakalandım.” diye dert yanıyordu. Ona, “Sadece sen değil her âşık olan öyle yakalanıyor. Önceden istenilen, planlanan, uygulamaya konulan bir şey değil ki aşk. Eğer öyle olduğunu düşünüyorsan, bu seni aşka değil; ama iyi bir işe götürür.” dedim.

Meraklı Eşek Arısı: Neyse… Senin anlattıkların benimle ilgili değil. Ben kendi konuma döneyim: Bir gün bu kızı bir başkasıyla gördüm. Yaptığım araştırma sonucuna göre yanındaki delikanlı sevgilisiydi. Tabii bu benim şansımı azalttığı gibi işimi zorlaştırıyordu da…

Sokrat: Aşk iki kişilik bir oyundur. Fazla oyuncu, oyunu bozar.

Meraklı Eşek Arısı: Sen hâlâ aynı yerde misin? Aşk maşk yok diyorum! Yok, yok, yokkk! Sadece onu canım çekti…

Sokrat: Yani tamamıyla cinsel bir arzu…

Meraklı Eşek Arısı: Evet… Onu istiyordum. Benim olmalıydı.

Sokrat: Senin gibi çoğunlukla fizyolojik güdüleri sosyal güdülerine baskın çıkan birinden zaten başka türlü bir cevap da beklenmezdi. İnsan kılığındaki zavallıcıklara güzel bir örneksin!

Meraklı Eşek Arısı: Benim insan olmadığımı mı söylemek istiyorsun.

Sokrat: Bir kez daha tekrarlayayım: İnsan olmak kolaydır. Çünkü herkes insan olarak doğar. Zor olan, insan olarak kalmaktır. Bozulan aleti onaracak bir tamirci bulabilirsin. Ya bozulan insanı?

Meraklı Eşek Arısı: İnsanlık dersi dinleyebilecek durumda da değilim. Konuyu saptırmazsan daha doğrusu konuşmama izin verirsen…

Sokrat: Tamam, tamam! Kusura bakma, bugün nedense gevezeliğim üstümde! Aptal Sokrat! Dünya yanıyormuş. Boş ver; nasılsa bir söndüren bulunur. Lütfen devam et!

Meraklı Eşek Arısı: Kusursuz bir plân yaptım ve uyguladım. Lafı uzatmadan söyleyeyim: Bu kızı kaçırdım.

Sokrat: Olayı çok genel hatlarıyla ifade ettin. Oysa asıl önemli olan noktalar sanırım detayda! Kaçırma olayını ve sonrasını biraz daha açabilir misin?

Meraklı Eşek Arısı: Bir arkadaşımın da yardımıyla kızı kiraladığım arabaya bindirip kaçırdım. Yolda arkadaşımı indirip arabayı ormana doğru sürdüm. Uygun bir yerde durdum. Kızı arabadan indirdim. Önce onu ikna etmeye çalıştım. Onu sevdiğimi, evlenmek istediğimi söyledim. Benim söylediklerime hakaretle cevap verdi. Bana vurmaya teşebbüs etti. Ne pahasına olursa olsun bu kıza sahip olmaya kararlıydım. Başına gelecekleri anlayınca o isyankâr kız gitti, yerine kötü bir şey yapmamam için rica eden hatta yalvaran bir kız geldi…

Sokrat: Kızın çaresizliğine acıyıp vazgeçmiş olduğunu duymak isterdim.

Meraklı Eşek Arısı: Maalesef istediğini duyamayacaksın. Çünkü kıza orada tecavüz ettim. Yani şeytana uydum…

Sokrat: İyi ki şeytan var. Yoksa yaptığımız kötülüklerin suçunu kendimize yüklemek zorunda kalırdık.

Meraklı Eşek Arısı: Yaptıklarımın kötü olduğunu düşünmüyordum.

Sokrat: Sonra?

Meraklı Eşek Arısı: Evinin kapısına götürüp bıraktım. Olayı çok kısa sürede duymayan kalmadı.

Sokrat: İyi haber daha adım atmadan, kötü haber dünyayı dolaşır.

Meraklı Eşek Arısı: Kız yaşadıklarını ailesine anlatmış. Kız tarafının akrabaları bizim eve akın etti.

Sokrat: Ciddi bir olay! Bu yüzden çok sayıda cinayet bile işleniyor. Bir davranışı yapmadan önce doğuracağı sonuçları da görebilmek gerekir.

Meraklı Eşek Arısı: Evet, doğru… Bu olayın devamında da çok kötü şeyler olabilirdi, ancak aracılar meselenin çözümünde önemli katkılar sağladılar. Babam, olayın örtbas edilmesi için maddi hiçbir fedakârlıktan kaçınmadı. Aracılar da kızın ailesini zor da olsa bir şekilde ikna ettiler ve evlenmemize karar verdiler. Gösterişli bir düğünle evlendik.

Sokrat: İnsan tecavüz ettiği bir kişiyle aynı evi paylaşırken neler hissediyor? Karı koca ilişkisi normal bir şekilde sürüyor mu?

Meraklı Eşek Arısı: Bilmem. Çünkü benim bu evliliğim sadece bir hafta sürdü. Evlendiğim kadın daha ilk günden itibaren odaya kapandı ve beni içeri sokmadı.

Sokrat: Başka bir şey mi bekliyordun ki? Hak ettiğin cevabı vermiş sana!

Meraklı Eşek Arısı: Hatta bana dedi ki “Sen bir alçaksın. Benim hayatımı mahvettin. Evlendik diye sakın umutlanma. Bu evliliği ailemin baskısıyla, namus belasına kabul ettim. Sen, bundan sonra benim ne dirime ne de ölüme elini bile süremeyeceksin!” Bu tür konuşmasını kızgınlığına bağladım ve öfkesi geçince ilişkimizin normale döneceğini düşündüm. Fakat o, bu sözünü kanıtladı. Çünkü evliliğimizin sekizinci günü evi terk edip gitti. Ailesi de ben de çok aradık. Aradan on yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen ne dirisine ne de ölüsüne rastladık.

Sokrat: Acıklı bir hikâye… Onu bulsaydın ne yapacaktın?

Meraklı Eşek Arısı: Kaçtığının ilk günleri mi, şimdi mi?

Sokrat: Bunu sorduğuna göre, demek ki onunla ilgili düşüncelerinde değişiklik var.

Meraklı Eşek Arısı: Evet var. İlk günler bulsaydım, onu cezalandırırdım. Şimdi ise böyle bir şey yapamam. Zaten ona karşı yeterince haksızlık yaptım.

Sokrat: Pişman gibisin…

Meraklı Eşek Arısı: Evet, sevinebilirsin. Teşhisin doğru ve ben bu güne kadar yaptıklarımdan sadece bu olay nedeniyle şu anda pişmanlık duyuyorum.

Sokrat: Bir kaşık zevkin karşılığı, bir kazan dolusu pişmanlıktır. Vicdan azabı da çekiyor musun? Vicdanının sesini de dinlemelisin.

Meraklı Eşek Arısı: Vicdan nedir? Bende yok böyle bir şey! Bunu da geçelim.

Sokrat: Benimki de laf mı yani? Vicdansıza, “Vicdanlı ol!” demek, safdillik değilse, nedir? Vicdan, yaptıklarımızı iyi ve kötü olarak değerlendiren bir iç sestir. İçimizdeki mahkemedir, yargıçtır. İşlediğimiz bir suç nedeniyle yasalardan, toplumdan kaçabiliriz; ama vicdan asla yakamızı bırakmaz. Vicdanın mahkûm ettiğini çoğu zaman akıl affeder. İşte insanı en çok bu çatışma hali rahatsız eder. Senin gibilere “Şeytan aklını mı vicdanını aldığında daha çok üzülürsün?” diye sorulduğunda verecekleri cevap bellidir. Akıllarıyla kendilerini kolayca temize çıkardıklarından ondan vazgeçemezler. Ben, hep içimdeki tanrısal sesin yani vicdanın sesiyle hareket ettim.(s)

Meraklı Eşek Arısı: Bu açıklamalarından sonra içimi bir sıkıntı kapladı. Kalbimde bir sızı hissetmeye başladım. Rahatsız edici bir durum…

Sokrat: Evet, işte vicdanın harekete geçti. Demek ki sende de vicdan varmış.

 

  ●   ●   ●    

 

Meraklı Eşek Arısı Hapishane Hayatını Anlatıyor

Meraklı Eşek Arısı: Sokrat, beni o kandırdığın saf, aptal, bilgisiz Atinalılar gibi görmekten vazgeç! “Demek ki sende de vicdan varmış.” gibi cümlelerinle beni yola getiremezsin.

Sokrat: Önce bir merhaba demeni beklerdim Meraklı Eşek Arısı, ama olsun! Gene zehrini akıtmaya başladın. O nedenle kendi kendime diyorum ki: “Bırak zehrini akıtsın, aksi halde çok tehlikeli bir varlık haline gelecektir.” Ancak bu gibi durumlarda kullanılmak üzere çok etkili bir panzehre sahip olduğumu da bilmelisin. Sonra, şurasını da öncelikle düzelteyim ki, Atinalılar öyle senin zannettiğin gibi saf, aptal ve bilgisiz değillerdi. Bu insanların düşünce ve bilim tarihinde oldukça saygın bir yerleri vardır. Onların ortaya attıkları soruların binlerce yıl tartışılıyor olması söylediklerimin kanıtıdır. Hele onları kandırdığım iddiana hiç katılamam… Ben insanlara akıllarını doğru kullanmayı öğretmeye çalıştım. Sorgulayan bir kafaya sahip olmalarını istedim. Aklını doğru kullanan, sorgulayan bir insanı ise değil ben, hiç kimse kandıramaz.

Meraklı Eşek Arısı: Bende olmayan özellikleri bana yüklemeye çalışırsan daha şiddetli saldırılara hazır olmalısın.

Sokrat: Uyuyanları uyandırmak istedim. Uyanması için her insana bir şans verilir. Birden fazla şans verilenler kesin aptaldır. Öyleleri ile de ben zaten ilgilenmem. Bir komşum vardı, geçimsiz mi geçimsiz. Adam etrafıyla hırlaşmayı o kadar çok seviyordu ki, sırf kendisine rakip olmasın diye bahçesini bekleyecek bir köpek almaktan bile kaçınıyordu. Umarım senin de böyle bir beğenilmeyen tarafın yoktur!

Meraklı Eşek Arısı: Benzetmeni beğenmedim. Buna rağmen seninle bir tartışmaya girmeyeceğim. Ancak şu soruyu da sormadan edemeyeceğim: Başkalarına doğru yolu göstermeye çalışanlara, doğru yolu gösterecek yok mu? Tecrübelerime dayanarak bir şeyler söylemeye çalışıyorum. Mesela hapishanede saf insanları kandıran, onlara doğruyu öğrettiklerini iddia eden uyanıklara çok rastladım. İyi, kötü her türlü işlerini bunlara yaptırtıyorlardı. Yemek, çay, yatak düzeltme hatta birini şişleme…

Sokrat: Ufkunun genişlemesini istiyorsan, aşağıdan dağa bakma; dağdan aşağıya bak.

Meraklı Eşek Arısı: Şimdi bu söz de ne demek?

Sokrat: Boş ver! Öylesine söyledim işte.

Meraklı Eşek Arısı: Bilgelere “kaçık” diyenler galiba haklılar. Baksana olur olmaz bir yerde aklına bir şeyler geliveriyor…

Sokrat: O sözü unut! Ve şu soruma cevap ver: Sen hapse de mi düştün?

Meraklı Eşek Arısı: Evet, askerden geldikten bir ay sonra asılsız bir dedikodu yüzünden… Oradaki hayatı anlatmaya kalksam saatler alır. Ne ararsan var! Hırsızı, huysuzu, katili, sapığı… Bu insanlarla küçücük bir koğuşu tam altı ay paylaştım. Orada kazanımlarım da oldu, ama gene de bir kez daha hapse girmek asla istemem.

Sokrat: Ne suç işledin?

Meraklı Eşek Arısı: Birini bıçakladım. Halbuki suçsuzmuş. Benim aleyhimde kötü şeyler söylediği dedikodusunu duyunca çok sinirlendim, doğru mu değil mi araştırmadan gidip onu bıçakla 3-4 yerinden yaraladım.

Sokrat: Bu dedikoduyu duyduğunda benim “üç filtre sistemi” yöntemimi uygulasaydın hayatının bir bölümünü hapiste geçirmek zorunda kalmazdın.

Meraklı Eşek Arısı: Nasıl bir yöntemmiş bu bahsettiğin?

Sokrat: Sana dedikoduyu ulaştıracak olan kişiye daha o anlatmaya başlamadan önce üç tane soru soracaktın: 1- Bana birazdan söyleyeceğin şeyin doğru olduğundan yüzde yüz emin misin? (Gerçeklik filtresi.) 2- Bana söyleyeceğin şey iyi bir şey mi? (İyilik filtresi.) 3-Söyleyeceğin şey benim işime yarar mı? (Yararlılık filtresi)

Meraklı Eşek Arısı: Diyelim ki bu soruları sordum. Sonra?

Sokrat: Eğer o kişi bu soruların üçüne de “hayır” cevabını verdiyse ona diyeceksin ki “Eğer söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse, işe yarar ve faydalı değilse, bana neden söyleyesin ki?” Zaten bunu dedikten sonra da o kişi, duyduğunu söylemekten vazgeçip oradan ayrılacaktır.

Meraklı Eşek Arısı: Üç filtre sistemini tuttum. Bundan sonra benzeri bir durumla karşılaşırsam uygulayacağım.

Sokrat: Mutlaka uygula. İşine yarayacağından eminim.

Meraklı Eşek Arısı: Konuştuklarımızla ilgili olmayabilir; ancak şimdi zihnimi meşgul eden bir konu var. Bir tartışma programında duymuştum: Felsefenin ele aldığı önemli konulardan biri de varlık problemiymiş. Varlık nedir Sokrat?

Sokrat: Sorunun cevabını ben değil de sen versen!

Meraklı Eşek Arısı: Cevabı bilsem neden sorayım?

Sokrat: Biliyorsun, biliyorsun… Bana şunu söyle: Sen bir varlık mısın?

Meraklı Eşek Arısı: Evet, ben bir varlığım.

Sokrat: Neden sen bir varlıksın?

Meraklı Eşek Arısı: Çünkü varım ve var olduğumu da biliyorum.

Sokrat: Söylediklerinden bir çıkarım yaparak, varlığı tanımlayabilirsin.

Meraklı Eşek Arısı: Varlık, var olan şeydir, desem doğru bir tanım yapmış olur muyum?

Sokrat: Evet, doğru bir tanım yaptın.

Meraklı Eşek Arısı: Var olan bu şeyler yani varlıklar yok olduklarında ne olacak? Yani var olan her şey belli bir zaman süreci içinde yok olunca, varlıktan söz edemeyecek miyiz?

Sokrat: Varlık yani var olan hiçbir şey yok olmaz. Sadece şekil değiştirir.

Meraklı Eşek Arısı: Aksini sana kanıtlayacağım: Bak, şu elimdeki kâğıdı yakıyorum. Alev ve duman çıkararak küle dönüşüyor. Külü de rüzgâr alıp götürüyor. İşte, yok oldu…

Sokrat: Hayır, yok olmadığını sen kendi ağzınla söylüyorsun. Diyorsun ki alev ve duman çıkararak küle dönüştü. Yani şekil değiştirdi. Önceden de vardı, şimdi de var.

Meraklı Eşek Arısı: Peki, bu şekil değiştiren varlık tekrar eski haline döner mi? Yani bu duman, alev ve kül tekrar az önceki kâğıt olur mu?

Sokrat: Hayır olmaz. Çünkü değişme ileriye ve yeniye doğrudur. Geriye doğru değişme geçekleşmez. Kâğıt alev, duman ve kül oldu; alev, kül ve duman da daha sonra bir başka şeye dönüşecektir.

Meraklı Eşek Arısı: Var olan her şey değişir mi?

Sokrat: Evet var olan her şey değişir. Değişmeyen hiçbir şey yoktur. Öyle ki evrende bir saniye içerisinde bile sayısız değişme meydana gelir.

Meraklı Eşek Arısı: Ben bir varlık olduğuma göre, öyleyse değişmem de kaçınılmaz. Değiştiğimi fark etmiyorum ama…

Sokrat: Evet, sen de değişiyorsun. Mesela, şimdiki sen ile biraz önceki sen aynı değil.

Meraklı Eşek Arısı: Bana bu açıklaman saçma geliyor. Çünkü az önceki ben de şimdiki ben de aynı şey. Değişen ne? Doğrusu kafam iyice karıştı.

Sokrat: Kafanı karıştırmadan, aynı konuda biraz değişik bir açıdan düşünmeye çalışalım: Sen var olduğun için mutlu musun?

Meraklı Eşek Arısı: Olmam mı gerekiyor? Var olduğum için neden mutlu olacakmışım? Beni mutlu edebilecek başka o kadar çok şey var ki…

Sokrat: Şayet var olduğunun tam anlamıyla bilincine varırsan bundan hiçbir şeyden duyamayacağın bir mutluluk tadabilirsin. Bir düşünsene, bu devasa evrende var olan “varlık”ın bir parçasısın.

Meraklı Eşek Arısı: Sadece var olan ben değilim ki! Sonsuz sayıda var olan şey söz konusu. Hepsi de bundan mutluluk mu duyacak?

Sokrat: Evet, bu var olanlardan bilinç sahibi olanlar mutluluğu tadacak. Var olan her şeye hayranlıkla bak! Ne görüyorsun, ne hissediyorsun?

Meraklı Eşek Arısı: Saçmalık… Çünkü hiçbir şey hissetmiyorum. Üstelik hayran da olamam. Neden olayım ki?

Sokrat: Çünkü evrende var olan her şey aynı zamanda bir mucize… İnsanlara bu güne kadar kim bilir ne kadar çok mucize anlatılmıştır. Oysa bu anlatılanların hiçbiri bir masal olmaktan öteye gidemez. Gerçek mucize her yerde, yanı başımızda, gözlerimizin önünde… Ben, evrende var olan her şeyden başka mucize kabul etmiyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Gene lafı döndürüp dolaştırıp kendime getireceğim: Ben de mi bir mucizeyim?

Sokrat: Evet, sen de gerçek bir mucizesin. O nedenle evrende var olan her şeye önce hayretle sonra da hayranlıkla bakıyorum ve saygı duyuyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Sıkıldım, dersem kızar mısın?

Sokrat: Neden kızayım? Senin hoşuna gidecek bir kıssadan hisse anlatıp sıkıntını hafifletmek istiyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Dinliyorum.

Sokrat: Hintli bir yaşlı ustanın her şeyden şikâyet eden bir çırağı varmış. Onun bu davranışları ustayı bıktırmış. Bir gün çırağına bir avuç tuz verip bunu bir bardak suya atıp içmesini söylemiş. Çırak denileni yapmış ve içer içmez de tükürmeye başlamış. Usta: “Tadı nasıl?” diye sorunca öfkeyle “Acı!” diye cevap vermiş. Bunun üzerine usta her şeyden mutsuz olan çırağının elinden tutup onu bir gölün kenarına götürmüş. Bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söylemiş. Çırak bir bardak suyu bir dikişte içip, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken usta, aynı soruyu sormuş: “Tadı nasıl?”, “Ferahlatıcı” diye cevap vermiş genç çırak. Yaşlı usta tekrar sormuş: “Tuzun tadını aldın mı?” “Hayır” diye cevaplamış çırağı.

Meraklı Eşek Arısı: Bu kıssadan hissenin sonunu merak etmeye başladım.

Sokrat: Sabırlı olursan anlatacağım. Zaten sonuna geldik.

Meraklı Eşek Arısı: Tamam, sustum.

Sokrat: Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturmuş ve şöyle demiş: “Yaşamdaki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Istırabın miktarı hep aynıdır. Ancak bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey ıstırap veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.”

Meraklı Eşek Arısı: Sonra?

Sokrat: Ustanın söylediğini hayattaki birçok olaya uygulayıp göl olmaya çalışmalıyız. Şimdi sana bir sorum var: Meraklı Eşek Arısı, bardak mı yoksa göl mü olacaksın?

Meraklı Eşek Arısı: Daha bardak olmayı bile becerememişken, göl nasıl olabilirim? Sohbeti burada bitirelim.

Sokrat: Tamam. Hoşça kal.

  ●   ●   ●

 

Eleştiriden Eleştiriye Geçen Düşünceler

Sokrat: Merhaba Meraklı Eşek Arısı! Bugün farklı bir konu üzerinde durmamızı sana teklif ediyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Merhaba Sokrat! Farklıdan kastın nedir?

Sokrat: Bu çalışmanın sonunda hem beyin jimnastiği yapmış olacağız, hem bir şeyler öğreneceğiz, hem de yeni yeni düşünceler üreteceğiz.

Meraklı Eşek Arısı: Merak ettiğimi itiraf ediyorum. Biraz daha açar mısın?

Sokrat: Konumuzun başlığı: Eleştiriden eleştiriye. Çeşitli alıntı sözleri eleştiren karşıtı sözlerden oluşuyor. Tabii söyleyenler bu amaçla söylememiş olabilirler, hatta bu sözlerden haberdar bile olmayabilirler. Böylece yapılan bir eleştiriye de eleştiri yöneltebileceğimizi görebileceğiz. Çünkü aynı yere baktığımız halde gördüklerimiz birbirinden farklı olabilir.

Meraklı Eşek Arısı: Sözler kimin, senin mi?

Sokrat: Bana ait olanlar da vardır, olmayanlar da. Hem bunun ne önemi var? Diyelim ki, canlı bir balığı denize attın. O kocaman denizde bu balık kimin, senin mi, benim mi yoksa bir başkasının mı? Düşünce denizindekiler için de bu geçerlidir.

Meraklı Eşek Arısı: Anladım. Başlayalım öyleyse!

Sokrat: Ben düşünceleri söyleyeceğim. Bu konuda benden yorum bekleme. Senden ricam söylenenle ilgili çıkardığın bir sonuç varsa açıklamandır.

Meraklı Eşek Arısı: Tamam.

Sokrat: “-Bu sözlerinle büyük adam mı olmak istiyorsun?-Ben zaten büyük adamım.
-Öyleyse daha da büyük adam olmak istiyorsun!-Büyük adamlar daha büyümezler; eğer büyüyorlarsa demek ki büyük adam değillermiş…”

Meraklı Eşek Arısı: Büyüğün daha da büyümeye ihtiyacı yoktur.

Sokrat: “-Sen benden çaldın!-Hayır, senden çalmadım; senin atalarımdan çaldıklarını geri aldım.”

Meraklı Eşek Arısı: Bugün senin olan belki de dün benimdi.

Sokrat: “-Ne kadar da güzel!-Ne kadar da çirkin!-Demek ki geldi ve geçti…”

Meraklı Eşek Arısı: Güzel de çirkin de, iyi de kötü de kısacası her şey gelip geçicidir.

Sokrat: “-Haksız yere suçlanmam sağlığımı da olumsuz yönde etkiledi, bir türlü iyileşememeyi buna bağlıyorum.-Haklısın. İftira, kılıçtan daha zalim bir silahtır, çünkü iftiranın açtığı yaralar hiçbir zaman kapanmaz.”

Meraklı Eşek Arısı: Senin bir sözün geldi aklıma: Haksızlığa uğramak, haksızlık yapmaktan iyidir. (s)

Sokrat: “-O, öldü ve kurtuldu: bense hâlâ acı çekiyorum.-Cesaretli olmalısın. Çünkü acı çekmek, ölmekten daha çok cesaret ister.”

Meraklı Eşek Arısı: Ölümün dindiremeyeceği acı yoktur.

Sokrat: “-Bu nasıl adalet? Olmaz olsun böylesi!-Adalet dünyadan kalkarsa, insan hayatına değer verecek bir şey kalmaz.”

Meraklı Eşek Arısı: “Adalet toplumun koruyucu kalkanıdır. Delinirse vay ki o toplumun haline vay…”

Sokrat: “-Çaldığı nedir ki, ama hâkim hiç acımadan verdi cezayı.– Adalet nerede hesap sorarsa, merhamet orada haklarını kaybeder.”

Meraklı Eşek Arısı: Adalet her suç için bir ceza belirlemiştir. İşlenen hiçbir suç cezasız kalmaz.

Sokrat: “-Birisi adamlar gördüğünü ama içinde giysi olmadığını, giysiler gördüğünü ama içinde adam olmadığın söylüyor. Ben şimdi şu pahalı elbisenin içinde var mıyım, yok muyum? -Adam adamdır olmasa da pulu, eşek yine eşektir atlastan da olsa çulu.” 

Meraklı Eşek Arısı: Pahalı giysi giymek, mal-mülk sahibi olmak adam olmak için yeterli değildir.

Sokrat: -Onu seviyorum, ama o bana işkence etmekten adeta zevk alıyor.  -Ağzında bal olan arının, kuyruğunda iğnesi olur.”

Meraklı Eşek Arısı: Gülü seven dikenine katlanır.

Sokrat: “-Kendisine büyük bir miras kaldı, ama o sonunda hapishaneye düştü ve yaşamını intiharla noktaladı. Para ona uğursuzluk getirdi. -Akılsızlara, zenginliğin iyiliği yerine kötülüğü dokunur. “

Meraklı Eşek Arısı: Yerinde kullanılamayan para kişiye fayda değil zarar getirir.

Sokrat: “-Bu dünyadan nefret ediyorum, onu yaşamaya değer bulmuyorum. - Ara sıra isyana yönelecek olursan: Hatırla ki, kâinatı yargılamak imkânsızdır. Onun için, kaygılarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya güzeldir...”

Meraklı Eşek Arısı: Dünyayı cennet ya da cehennem kılmak kişinin kendi elindedir.

Sokrat: “-O kadar çok istediğim şey var ki… Bunları gerçekleştirememekten ve fakirlik içinde ölmekten korkuyorum. -Arzularını ve korkularını ortadan kaldır; artık senin için hiçbir zalim kalmaz.” 

Meraklı Eşek Arısı: Arzularımızın esiri olmamalıyız.

Sokrat: “-Kendime çok güveniyordum, ama kendi hatam yüzünden her şeyimi kaybettim. - Üzülme, atın da dört ayağı vardır ama gene de tökezler. “

Meraklı Eşek Arısı: Hatasız kul olmaz.

Sokrat: “-İnsanlardan öğreneceğimiz çok şey var. -Söylediğin belki bazıları için doğru, ama terbiyesizlerden ne öğrenebiliriz ki? Ben terbiyesiz insanlara çok kızıyorum. -Hayır, onlara kızma! Çünkü ben terbiyeyi, terbiyesizlerden öğrendim. “

Meraklı Eşek Arısı: Görmeyi bilene her olaydan alınabilecek bir ders vardır.

Sokrat: “-O toplantı beni pek sarmadı. Hep bir an önce bitmesini istedim. -Bir resim sergisi, bir köre göre, can sıkıcı bir yerdir. “

Meraklı Eşek Arısı: Hakkında bilgi sahibi olmadığımız konular bize sıkıcı gelebilir.

Sokrat: “-Büyük adamlar, büyük anıt mı dikerler? - Büyük anıtları dikenlerde her zaman boş böbürlenme duygusu olmuştur. İnsanlar, o güzelim Bâbil Kulesi’ni de böbürlenmek için yapmışlar.”

Meraklı Eşek Arısı: Diktikleri piramitler firavunları büyük adam yapmaya yetmemiştir.

Sokrat: “-Kendi şiirlerim bence en güzeli. -Peki, ötekileri gördün mü? -Hayır. Buna neden gerek duyayım ki? - Bir ressam varmış, kötü horoz resimleri yapar ve uşaklarına, dükkâna hiç canlı horoz sokmamalarını sıkı sıkı tembih edermiş.” 

Meraklı Eşek Arısı: Bir insanın kendini kandırması, başkalarını kandırmaktan daha kolaydır.

Sokrat: “-Bilge olmanın koşullarından birini söyle bana! -Söyleyeyim: Bilge, kendini istek ve duygulardan uzak tutmalı, ihtiyaçlarını en aza indirmelidir.  -İhtiyaçlar azaltılamaz, duygulardan da uzak kalınamaz. Bunu başarabilmek için yaşamı hiçe saymak gerekir. -O zaman bilge olmak için uğraşma, git de o doymak bilmeyen mideni tıka basa doldur.”

Meraklı Eşek Arısı: Bilgeyim demekle bilge olunmaz. Bilge olabilmek için önce kendinden fedakârlık etmelisin.

Sokrat: “-Kendisine arkadaş olarak çalışkan bir çocuğu seçti ve bir müddet sonra o da çalışkan oldu. -Çünkü, erdem bulaşıcıdır.”

Meraklı Eşek Arısı: Doğru model seçen öğrenmede başarılı olur.

Sokrat: “-İyi zannettiklerimin “iyi” olmadığını anladım. - En üstün iyi, erdemdir, fazilettir. Bilim, şan, şeref, servet hor görülmesi gereken uydurma iyilerdir.”

Meraklı Eşek Arısı: İyinin ne olduğunu bilmeden erdemli bir insan olunamaz.

Sokrat: -Bir toplumdaki felaketlerde az çok herkesin bir kusuru olabilir, ama herkes suçu bir başkasının üzerine atmaya çalışır: Evlat babaya, iktidar muhalefete, fakir zengine, öğretmen öğrenciye…- Düşen bir çığda hiçbir kar tanesi kendisini olup bitenden sorumlu tutmaz. “

Meraklı Eşek Arısı: Suç, altın bilezik bile olsa kimse koluna takmaz.

Sokrat: -Bir arkadaşım, benim yanımda aldığı borcunu sonradan inkâr etti. Ben de sesimi çıkarmadım. -Neden bildiğin halde doğruyu söylemedin? -Çünkü ikisi de arkadaşımdı, birisinin tarafını tutmak istemedim. - Bir haksızlık karşısında tarafsızım diyen biri, artık bir taraf olmuştur. “

Meraklı Eşek Arısı: Şartlar ne olursa olsun kişi, sadece ve sadece doğrunun yanında olmalı, doğrunun tarafını tutmalıdır.

Sokrat: “-Eserleri şahane, ama gece gündüz çalışıyor. İnsan içine çıkmayı bile unuttu. - Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım. “

Meraklı Eşek Arısı: Alın teri dökmeden eser sahibi olunamaz.

Sokrat: “- Zorda kalan ülkeler hep kendilerini kurtaracak bir kahraman beklerler. Bu bazen gerçekleşir, ancak bazen de bekleyiş sürer gider asırlarca.  -Bu nedenle tarihten silinen toplumlar, bir kahramana bel bağlamak yerine herkes kendisinin bir kahraman olabileceğini bilseydi bu acı sonla karşılaşmazlardı. -İşte o yüzden yazık kahramanlara gerek duyan ülkeye.” 

Meraklı Eşek Arısı: Toplum içerisindeki her birey, üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmelidir.

Sokrat: Meraklı Eşek Arısı, bugün hiç yakınmadın. Hayret!

Meraklı Eşek Arısı: Memnunum da ondan… Hem vaktin nasıl geçtiğini anlamadım hem de birçok şey öğrendim.

Sokrat: Tespitlerin yerinde ve güzeldi. Akıl yürütmeni beğendim.

Meraklı Eşek Arısı: Benimle alay etmiyorsun değil mi? Yoksa beni pohpohlamak için mi böyle diyorsun? Bu konuda bir daha ne zaman konuşacağız?

Sokrat: İleride bir gün tekrar eleştiriden eleştiriye çalışması yaparız. Seninle alay ettiğim filan yok. Beğenmediğim bir taraf olsaydı yüzüne söylemekten çekinmezdim. Ama bu endişen nedeniyle sana hak da vermiyor değilim. Malûm ben bir at sineğiyim ya! Ben kaçıyorum Meraklı Eşek Arısı.

Meraklı Eşek Arısı: Güle güle Sokrat.

  ●   ●   ●


 

 

Meraklı Eşek Arısı Mantık Öğreniyor

Sokrat: Merhaba Meraklı Eşek Arısı! Mantık sorgulaması yapmak ister misin?

Meraklı Eşek Arısı: Hoş geldin Sokrat! Mantık okullarda okutulan bir ders değil mi? Ben öğrenci miyim de ders çalışacağız? Öğrenciliği sevmiş olsaydım liseyi bitirir ve de üniversiteye giderdim. Eleştiriden eleştiri yapmak varken, mantık hiç işime gelmez.

Sokrat: Korkma, ders ama biz okuldaki gibi yapmayacağız. İstiyorum ki hem hoşça vakit geçirelim hem de eğlenelim.

Meraklı Eşek Arısı: Tamam Sokrat, kaptan sensin… Ben ise kabul etmek zorundayım. Çünkü kayığını kendin yapmadıysan, yüzdürenin başkası olmasından dolayı şikâyet etmeye hakkın da yoktur.

Sokrat: Ne güzel bir söz! Bu ara sözlerinle beni şaşırttığını itiraf etmek zorundayım.

Meraklı Eşek Arısı: Aklıma geleni söylüyorum işte… Bu ve daha önceki söylediklerim benim gerçek düşüncelerim değil. Çoğunu onaylamıyorum, hatta önemli bir kısmının tam da tersini düşündüğümü ifade edebilirim.

Sokrat: Önemli değil! Şöyle veya böyle olması o sözlerin değerini azaltmaz. Başlayalım mı?

Meraklı Eşek Arısı: Başlayalım. Önce bana mantığın ne demek olduğunu açıklar mısın?

Sokrat: Doğru düşünmenin, doğru akıl yürütmenin yollarını gösteren bir bilim.

Meraklı Eşek Arısı: Mantık bilimini bilmeyen doğru düşünemez mi? Dünyada benim gibi mantıktan habersiz milyarlarca insan vardır. Bu insanlar doğru düşünemiyorlar mı?

Sokrat: Mantık bilimini bilmeyen insanlar da doğru düşünebilirler. Çünkü gündelik yaşamları sırasında farkına varmadan bu yolları öğrenmiş olabilirler. Ancak mantık bilirlerse daha sistemli bir düşünce ortaya koyabilirler.

Meraklı Eşek Arısı: Öyleyse başlayalım mantıklı, sistemli düşünmeye!

Sokrat: Doğru düşünmek için mantıkta 3 tane akıl yürütme yolu vardır. Bunları kullanmamız gerek.

Meraklı Eşek Arısı: Kullanalım öyleyse.

Sokrat: Birinci yolda, tümel bir önermeden hareket edilir. Tümel önerme bir sınıfın bireylerinin hepsini gösterir. Dışarıda kalan birey yoktur. Bütün, her, tüm, hiçbir kelimelerini içeriyorsa o cümle tümeldir. Hiçbir kelimesi tümel olumsuz, diğerleri tümel olumlu önermelerde vardır. Eğer bir önermenin sonunda “değildir” sözcüğü varsa, buradan da onun olumsuz olduğu sonucunu çıkarabilirsin. Bana bir tümel olumlu önerme söyleyebilir misin?

Meraklı Eşek Arısı: Bütün kuşlar uçar.

Sokrat: Bir tane de kuş söyle!

Meraklı Eşek Arısı: Serçe bir kuştur.

Sokrat: Birincisi tümel olumlu bir cümleydi, ikincisi ise tekil olumlu bir önermedir. Çünkü serçe bir kuştur, diyerek bir sınıfın sadece tek bir bireyine işaret etmiş oluyorsun. Akıl yürütmeyi tamamlamak için bu iki önermeye dayanarak bir çıkarım yapmanı istiyorum. Yani, 1-Bütün kuşlar uçar. 2-Serçe bir kuştur. Öyleyse…

Meraklı Eşek Arısı: Öyleyse, serçe de uçar.

Sokrat: Evet, kutlarım. Doğru bir akıl yürütme yaptın ve vargıya yani sonuca ulaştın.

Meraklı Eşek Arısı: “Öyleyse, serçe uçmaz.” Deseydim, ne olurdu?

Sokrat: Yanlış bir akıl yürütme yapmış olurdun. Çünkü olumlu önermelerden olumsuz bir sonuç çıkarmaya çalışıyorsun.

Meraklı Eşek Arısı: Olumsuz sonuç nasıl çıkaracağım?

Sokrat: Önermelerinden en az biri olumsuzsa sonuç(vargı) da mutlaka olumsuz olur.

Meraklı Eşek Arısı: Mesela, “Hiçbir insan dört ayaklı değildir. Ali bir insandır.” dediğimde sonuç(vargı) mutlaka olumsuz mu olacaktır?

Sokrat: Evet. Verdiğin örnekten zorunlu olarak çıkması gereken sonucu da söyle lütfen!

Meraklı Eşek Arısı: Öyleyse, Ali de dört ayaklı değildir.

Sokrat: Bu yaptığımız akıl yürütmeye mantıkta tümden gelim deniyor. Yani, bütünden parçaya geçiş.

Meraklı Eşek Arısı: Aklın ne kadar önemli olduğunu şimdi daha iyi anladım.

Sokrat: Evet öyle. Her insan akla önem verdiğini söyler. İnsanların çoğu da nedense hep kendi akıllarını beğenirlermiş. Hani, herkes ölmüş ve öteki dünyada akıllar çıkarılıp dizilmiş. Ve denmiş ki: “Herkes dilediği aklı alsın!” Ne mi olmuş? Herkes gitmiş gene kendi aklını almış.

Meraklı Eşek Arısı: Bir de akıl vergisiyle ilgili bir kıssadan hisse duymuştum, ancak şimdi tam olarak hatırlamıyorum.

Sokrat: Şu mu? Dostlarında biri, Fransız kralı 15. Lui’ ye “Majesteleri” demiş. “Akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü? Hiç kimse budalalığı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve seve öder.” Kral, alaylı alaylı gülerek demiş ki: “Hakikatten enteresan bir fikir, bu buluşunuza karşılık, sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum”

Meraklı Eşek Arısı: Evet bu.

Sokrat: Bir tane de Montaigne’den anlatayım: Diogenes, lahanalarını derede yıkarken yanından geçen Aristippos’a “Lahana ile yaşamayı bilseydin, bir zalime dalkavukluk etmezdin” demiş. (O dönemde Aristippos devrin hükümdarının yağcısı olduğundan ömrü saraylarda geçiyor. Bu gariban da dere kenarında bir fıçı içinde yaşamaya çalışıyor.) Aristippos da ona “İnsanlar arasında yaşamayı bilseydin, böyle lahana yıkamazdın!” diye cevap vermiş. Bakın akıl ayrı ayrı görüşleri insana nasıl kabul ettiriyor. İki kulplu bir çömlek; ister sağından tut, ister solundan... (Montaigne-Denemeler)

Meraklı Eşek Arısı: Galiba Nasrettin Hoca gibi “Sen de haklısın, sen de haklısın!” demek tek çıkar yol.

Sokrat: Evet, düşünce tarihi böyle örneklerle dolu. Bir düşünür diyor ki: “-Bilimle ahlakı birbirinden ayırmak gerekir. Bir bilim adamını ahlaksız olduğu için suçlamak yanlıştır.” Bu görüşe karşı çıkanın cevabı ise şu oluyor: “- Bilim, ahlaksız bir adamın elinde, kötülük yapmak için güçlü bir silahtır.” İşte Montaigne’nin deyimiyle, iki kulplu bir çömlek daha…

Meraklı Eşek Arısı: Galiba eleştiriden eleştiriye döndük gene?

Sokrat: Hayır, mantığa devam ediyoruz. Bu anlattığımız akıl yürütmede yani tümden gelimde bütünden parçaya geçiş vardır. İkincisinde yani tümevarımda ise tam tersi, dersem bu akıl yürütmeyi nasıl tanımlarsın?

Meraklı Eşek Arısı: Parçadan bütüne geçiştir.

Sokrat: Evet, tek tek parçalardan tümele, genele, bütüne geçiş yapılır. Pozitif bilimlerin kullandığı yöntem budur. Bilim adamı çok sayıda gözlem ve deney yapar. Bunlardan hareketle genellemelere, genel sonuçlara ulaşır. Örnek verecek olursak: Elime ağırlığı olan değişik cisimler alıyorum ve atıyorum. Mesela taşı attım yerçekiminin etkisiyle yere düştü. Demiri attım düştü, ağaçtan kopardığım dalı attım düştü v.b. Bu deneyden nasıl bir sonuca ulaşabilirsin?

Meraklı Eşek Arısı: Derim ki; ağırlığı olan bütün cisimler atıldığında yerçekiminin etkisiyle yere düşerler.

Sokrat: Doğru. Bu yaptığın tümevarıma dayanan bir akıl yürütmedir.

Meraklı Eşek Arısı: Geriye ne kaldı?

Sokrat: Bir akıl yürütme yolumuz daha var. Bilinen ve benzeşen özelliklerden hareketle bilinmeyen özellikleri bulmaya çalışmak. Buna analoji(andırma) deniliyor.

Meraklı Eşek Arısı: A’daki özellikler B’de de varsa A’da bulunduğunu bildiğim ama B’de bulunup bulunmadığını bilmediğim bir özelliğin B’de de olduğunu söylemem midir?

Sokrat: Çok yaklaştın. Şöyle düzelteyim: Olduğunu değil, olabileceğini söylemendir. Çünkü analojinin sonuçları kesin değil, ihtimallidir. Kesinlik kazanması için araştırma ve deneylerin sonucunda kanıtlanması gerekir. Bir analoji örneği verebilir misin?

Meraklı Eşek Arısı: Ben haylaz, okumayı sevmeyen bir öğrenciydim. Ailem de benim tahsil hayatımla pek ilgilenmezdi. Ve sonunda okulu bıraktım. Benim oğlum da okumaktan hoşlanmıyor, haylaz ve ben onun tahsili ile ilgilenmiyorum. Öyleyse benim oğlum da okulunu bırakabilir.

Sokrat: Bilinen özelliklerden hareketle bu ihtimalli sonuca varıyorsun. Gözlemde bulunup yaptığın analojinin sonucunun doğrulanıp doğrulanmadığını görebilirsin. Belki de oğlun senin bilmediğin bir özelliğin etkisiyle okulunu bırakmayacaktır. Eğer böyle olursa analojin yanlışlanmış olur.

Meraklı Eşek Arısı: Demek ki aklı kullanmak da bazı kurallara bağlı?

Sokrat: Evet. Kendi aklını kullanmayı bilirsen, kendini başkalarına kullandırtmamış olursun.

Meraklı Eşek Arısı: İnsan aklını kullanarak her türlü sorunun üstesinden gelebilir mi?

Sokrat: Hayır. Bazen bu mümkün olmayabilir. Aklını kullanarak üstesinden gelemediğin sorunlar varsa bir de sezgini denemelisin… Bir bilge şöyle nasihat ediyor: "Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Akıl insanı daima karara zorlar ve gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."

Meraklı Eşek Arısı: Bugün bana öğrettiklerin de çok değerli bilgilerdi. Teşekkür ederim.

Sokrat: Aaaa, sen teşekkür etmeyi de biliyormuşsun!

Meraklı Eşek Arısı: Alay etmenden hoşlanmıyorum.

Sokrat: Özür dilerim. Hem ben sana yeni bir şey öğretmiş değilim. Zaten sende var olanların ortaya çıkarılmasına yardımcı oldum.

Meraklı Eşek Arısı: Senin doğurtma yönteminin ne işe yaradığını şimdi daha iyi anladım.

Sokrat: Gelecek sohbette kaptan sensin. Hazırlığını öne göre yap!

Meraklı Eşek Arısı: İki şartım var: Birincisi hazırlanmam için bana on beş gün süre vereceksin. İkincisi ise beğenmezsen “Kılavuzu karga olanın…” gibi sözler söylemeyeceksin.

Sokrat: Tamam, anlaştık. Şimdi hoşça kal.

Meraklı Eşek Arısı: Güle güle Sokrat!

  ●   ●   ●


 

Sohbeti Meraklı Eşek Arısı Yönetiyor

Sokrat: Merhaba kaptan! Hazırlığını yapabildin mi? Konumuz ne?

Meraklı Eşek Arısı: Merhaba Sokrat! Bugün benim için oldukça önemli. O nedenle sataşmalarına cevap vermeyeceğim. Sana sabır ve hoşgörü ile tahammül edeceğim. Hazırlığımı tamamladığımı sanıyorum. Çok sayıda kitabı inceledim. Konumuz: Eleştiriden eleştiriye. Kaptanlık yakıştırmana gelince, istersen buna sohbetimizin sonunda karar ver! Bakalım, kaptanlığı hak ediyor muyum, etmiyor muyum? Kendime günlerdir şu telkini veriyorum: Rolünü iyi oyna. Beğenip beğenmemek başkalarının işi…

Sokrat: Bu konuyu seçeceğini tahmin etmeliydim. Başla artık, yoksa meraktan çatlayacağım!

Meraklı Eşek Arısı: Başlıyorum. Önce geçen bir zaman süreciyle ilgili kendime ait bir gözlemim oldu. Onu anlatayım: “Paralarını tek tek saydı, cüzdanına koydu. Kredi kartlarını gözden geçirdi, onları da cüzdanın başka bir bölümüne yerleştirdi. Arabasının anahtarını elinde çevirdi çevirdi, sonra cebine koydu. Cep telefonunun düğmelerine basarak bir müddet oyalandı. Bir kaç tane de mesaj yazdı. Eve geldi, TV’nin düğmesine basıp açtı. Uzaktan kumanda aleti ile kanalları dolaştı. Hoşuna giden kanal bulamayınca kapattı. Bilgisayarın başına geçti. Açar açmaz “8 tane iletiniz var” uyarısıyla karşılaştı. Messenger’a girip iletileri okudu, bazılarını sildi. Beğendiklerinden bazılarını da dostlarına gönderdi. Messenger’ı kapatıp internete geçti. Google arama motoruna “Yaşam nedir” yazıp “ara” bölümünü tıkladı. Yüz binlerce site çıktı karşısına. Sitelerde dolaşmaya başladı, ama doyurucu bir cevap bulamadı. Oysaki yaptıklarına bir baksaydı, belki yaşamın ne olduğunu anlayamazdı, ama ne olmadığını fark edebilirdi. “

Sokrat: Üzerinde kafa yorulmamış yaşam, yaşanmaya değer değildir(s) mi, demek istiyorsun? Çağınız insanına güzel bir örnek oldu bu anlattığın. Renklendirdiğinizi zannettiğiniz hayatınızı monotonlaştırmışsınız, ama bunun farkında değilsiniz. İnsanlardan ve hayattan sıkıldığında kendine kaçacak, sığınacak bir yer hazırla.

Meraklı Eşek Arısı: En uygun sığınak neresidir?

Sokrat: Tabii ki doğa… Neyse söz gene sende!

Meraklı Eşek Arısı: Bak Sokrat! Çeşitli düşünürlerden aldığım aynı konuda ama çoğunlukla karşıt olan görüşler var. Ben bunları söyleyeceğim, sen de sendeki çağrışımını dillendireceksin. Benden yorum bekleme, gerekli görürsen sen yap!

Sokrat: Dersine iyi çalıştığın belli! “Sonradan çıkan boynuz, kulağı geçermiş” sözünün doğruluğu galiba bir kez daha kanıtlanacak!

Meraklı Eşek Arısı: “-Bana verilen bu ceza, haksızlığın ta kendisidir.– Adalet, haksız olana haksızlık gibi gelir. Çünkü her insan kendi gözünde suçsuzdur.”

Sokrat: Bugünün kötülükleri, haksızlıkları, vahşetleri yarının çalışılması gereken dersleridir.

Meraklı Eşek Arısı: -Bana yaptıklarını fazlasıyla ödeyecek. Onun için çıkaracağım söylentilere herkes inanacak. -Çamur atma; hedefini şaşırır, kirli ellerinle kalıverirsin. “

Sokrat: Yalandan ve iftiradan hoşlanmadığını söyleyip de yalandan ve iftiradan bir türlü vazgeçemeyen insanları yalandan da olsa takdir ediyorum.

Meraklı Eşek Arısı: “-Aşılmaz bir duvarın önünde yaşamak köpekçe yaşamaktır. -O duvarı bulabilse, köpekliğe razı olacak o kadar çok insan var ki… “

Sokrat: Rezilliğin tutkularından kaynaklanıyorsa, işin zor demektir.

Meraklı Eşek Arısı: -Önceleri o benim tutsağımdı. Sonra ise ben de onun… -Bir tutsağın boynuna geçirdiğiniz zincirin öteki ucu, kendi boynunuza takılıverir.”

Sokrat: Kapitalizmin en iyi becerdiği şey, insanları önce yalnızlaştırmak, sonra da esir almaktır. İşin tuhafı insanlar da bu tutsaklığa alışmış görünüyorlar.

Meraklı Eşek Arısı: “-Yazdığın şiirlerini bir türlü anlayamıyorum. Yoksa onları anlaşılmasınlar diye mi yazdın? - Benim çaba göstererek yazdığım şiiri, okurun çaba göstermeden anlamasını istemem.”

Sokrat: Yazmayan kalemle yazdığım aşk şiirimi, konuşmayan dilimle okusam bir anlayan bulunur mu?

Meraklı Eşek Arısı: “-Onunla mücadele etmek benim tek amacım. Bir gün onu mutlaka öldüreceğim. - Onun ölmesi değil, yaşaması gerekir. Çünkü; bir düşmanla savaşarak yaşayan kişinin, düşmanını hayatta bırakmakta yararı vardır.” 

Sokrat: Anladım ki kendime en başta zarar veren benim. Ve bir gün gerçek düşmanla karşılaştık ve o biziz…

Meraklı Eşek Arısı: -Adam çok zengin, ama sık sık evine hırsız giriyor. - Arının evini yıkan, balın tatlılığıdır. “

Sokrat: Sahip olduğun şey ne kadar çoksa üzüntünün artma ihtimali de o kadar fazladır. Çünkü sahip oldukların nedeniyle kaybedebileceklerinin sayısı da çoğalacaktır. 0 nedenle ben “Kaybettiğim takdirde üzüntüsünü çekeceğim şeye sahip olmuyorum.(s)”

Meraklı Eşek Arısı: -Sende olanları neden başkalarına veriyorsun? Bilgilerin sende kalsa daha iyi olmaz mı? - Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla, ışığından bir şey kaybetmez. “

Sokrat: Başkalarına faydası dokunmayan bir bilginin sana fayda sağlayacağı da şüphelidir. Hem derler ki; bilgi paylaştıkça çoğalırmış.

Meraklı Eşek Arısı: -Görünüşü sıradan bir insan gibiydi, ama olağanüstü işler başardı.- Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen cevizin hepsini kabuk zanneder.” 

Sokrat: Bir garip dünyada bir garip insanlarız doğrusu. Yolun başındaki yolun sonuna doğru gitmeye çabalarken, yolun sonundaki de yolun başına dönmenin çarelerini aramakta.

Meraklı Eşek Arısı: “-Henüz yanıtlanamamış ve kadın ruhuyla ilgili otuz yıl süren araştırmalarıma karşın benim de yanıtlamayı başaramadığım çok önemli bir soru var: Kadın ne ister? -Kadınlar vasat erkek ister. Erkekler de vasat olmak için ellerinden geleni yapar. - Şu adam melek erdemleri olan bir hizmetçi arıyordu. Ama birdenbire bir kadının hizmetçisi oluverdi. Şimdi de melek olması kaldı.”

Sokrat: Bir elma için bir kadına kanana, ben erkek demem!

Meraklı Eşek Arısı: “-Her sabah kalktığım zaman kendi kendime şöyle söz veririm: Dünya üzerinde vicdanımdan başka kimseden korkmayacağım. Kimsenin haksızlığına boyun eğmeyeceğim. Adaletsizliği adaletle yıkacağım ve mukavemet etmekte ısrar ederse onu, bütün mevcudiyetimle karşılayacağım. - Eylem ve vicdan genellikle uyuşmazlar. Eylem, ağaçtan ham meyveleri toplamak isterken, vicdan onları gereğinden çok olgunlaşmaya bırakır, ta ki yere dökülüp ezilinceye kadar.”

Sokrat: Oruç Baba’dan bir alıntı yapacağım: Bir ülkede farklı düşünen insanlar sabaha karşı evlerinden alınıp, aylarca hâkim karşısına çıkarılmadan hapishanelerde tutulurlarmış. Bu uygulamaya bazıları karşı çıkarken, bazıları da “Bekleyelim, ne var bunda canım! Eğer suçsuzlarsa bir gün adalet yerini bulur” derlermiş. Oruç Baba da der ki: Bugün haksızlığa uğrayan insanların çığlıklarını duymayanlar, yarın kendi çığlıklarının duyulmadığından yakınmasınlar.

Meraklı Eşek Arısı: “-O cahil kişiyle arkadaşlık yapmasan daha iyi edersin. 
-O cahilse ben de cahilim. Hem biz birbirimize yardım ediyoruz, ne kötülük var bunda? -Çünkü bir kör bir köre yol gösterirse, ikisi de çukura yuvarlanır.”

Sokrat: Cahil insan kendinin bile düşmanıdır; başkasına dost olması nasıl beklenir?(s)

Meraklı Eşek Arısı: -O çirkin adamı, ne kadar da güzel çizmiş ressam! - Doğada tiksinerek baktığımız şeyler, bir sanat eseri haline gelince, onlara hoşlanarak bakarız.”

Sokrat: Bilimin atlattığı çağın(!) marifetlerini gördük. Çünkü acılarını çektik. Gerçek çağ atlama sanatla, sanatçıyla olacaktır. Sonunda da tüm insanlık huzura, mutluluğa kavuşacaktır. Tabii bilim dünyamızı tamamen yok etmezse…

Meraklı Eşek Arısı: -Yaşlanmak isteriz. Ama yaşlılıktan korkarız; bu hayatı ne kadar sevip, ölümden nasıl kaçmak istediğimizi gösterir. -Belaların en korkuncu sayılan ölüm, bizim için bir hiçtir: Biz var oldukça o yoktur, o varken de artık biz yoğuz, bunun sonucu olarak da o ne dirileri, ne ölüleri ilgilendirir. Çünkü birincilerin olduğu yerde o yoktur, ikincilerin de artık kendileri yoktur.”

Sokrat: Ölümü kabullendiğin an, ölümün sana en çok yaklaştığı andır. Öyle yaşa ki, geçmişte kalan günlerinin hiç birini özlemle aramayasın.

Meraklı Eşek Arısı: -Kadınlar, yaşlarını gerçekten önemserler mi? - Erkek yaşını saklamaya, kadın ise saklamamaya başladığı zaman yaşlanmıştır. - Gerçek yaşını söyleyen kadına inanmamalı. İnsana bunu söyleyen kadın, her şeyi söyler.”

Sokrat: Kadın ve erkeğin benzerliklerinin yanı sıra farklılıkları da vardır. Örneğin güzellik bir farktır. Bir erkeğe ”çok güzelsin” diyemezsiniz, ama bir kadına demelisiniz, hem de sık sık…

Meraklı Eşek Arısı: “-O arkadaşınla dargın mısınız? -Hiç sorma! Geçenlerde onun hakkında ileri geri konuştuğum için aramız bozuldu. - Az konuşmaktan pek az, çok konuşmaktan sık sık pişman olunur.”

Sokrat: Her yavan konuşmanın arkasında bir aptal ağız vardır.

Meraklı Eşek Arısı: “-Doğruları söylemiş olmama rağmen kimseyi inandıramadım. -Doğruyu söylemek değil, anlatmak güçtür.”

Sokrat: Başkalarının doğrularındansa kendi yanlışlarımı severim. İsterseniz yanlış düşünün, ama her durumda kendi kafanızla düşünün. 

Meraklı Eşek Arısı: “-Belgesellerde bir kaplan yabani bir hayvanı öldürdüğünde beslenme zincirinden bahsedenler, evcil bir hayvanı öldürdüğünde ise onu katil olarak tanımlıyorlar. - Bir adam bir kaplanı öldürürse bunun adı spordur, bir kaplan bir adamı öldürürse bunun adı da vahşettir. “

Sokrat: İşkence yapan ya da silahla öldüren bir hayvan var mı? Halbuki göklere çıkartarak yücelttiğimiz insandan böyleleri çok var.

Meraklı Eşek Arısı: “- Üç gerçek dost vardır: Yaşlı bir eş, yaşlı bir köpek, hazır para. - Sevgili dostlarım, bu dünyada dost yoktur… - Dünyada belki en geçici, en vefasız şey dostluktur. Bir elbise bile bir dosttan fazla dayanıklıdır.”

Sokrat: İhtirasını paylaşmaya, nefretini sevgiye, üzüntüsünü sevince, karamsarlığını iyimserliğe, düşmanlığını dostluğa, gaddarlığını merhamete, egoizmini diğerkâmlığa dönüştürebilene ben İNSAN derim. Ama bu İNSAN’dan yeryüzünde kaç tane bulabileceğimi bilemem.

Meraklı Eşek Arısı: Filozof Diyojen’e mal edilen bir kıssadan hisse ile bitirelim: Filozofa sormuşlar: ’Üstadım! Niçin iki kulağımız ama bir tek ağzımız var?’ Diyojen: ’Az konuşalım ama çok dinleyelim diye’ demiş.

Sokrat: Teşekkürler Meraklı Eşek Arısı. Anlattıkların sayesinde hem öğrendim, hem de yeni yeni düşünceler ürettim.

Meraklı Eşek Arısı: Doğru söylediğine inanmak isterdim.

Sokrat: Sadece senin değil, hiç kimsenin hatırına yalan söyleyemem. Beklediğimden daha iyi bir sohbet oldu. Hoşça kal.

Meraklı Eşek Arısı: Sevindim. Güle güle Sokrat!

  ●   ●   ●


 

Meraklı Eşek Arısı’nın Babası Ölüyor

Sokrat: Merhaba Meraklı Eşek Arısı! Seninle olan sohbetlerimizden her geçen gün biraz daha fazla zevk almaya başladım. Seni daha iyi tanımak isterdim. Gerçek duygularını zaman zaman gizliyormuşsun gibi geliyor bana…

Meraklı Eşek Arısı: Merhaba Sokrat! Sen de bana artık eskisi kadar itici gelmiyorsun. Kendimi senden gizlediğim filan yok. Ne isem oyum. Açıklamaktan çekineceğim herhangi bir şey olduğunu zannetmiyorum.

Sokrat: Dediğin gibi olsun… Ama gene de kendinden biraz daha etraflıca bahsetmeni istiyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Hayatımın önemli dönemlerinden bahsettim. Bu arada belki babamın ölümünü de anlatmam gerekiyordu.

Sokrat: Babanı da mı kaybettin? Ne zaman?

Meraklı Eşek Arısı: Evet, yirmili yaşlarımın ortalarına doğru… Bir gün babam gece oldukça geç geldi eve. Bu kadar geç kaldığı günler çok azdı. Üstelik içkiliydi de. İçkiyi de arada sırada içen bir insandı. Gündüzleri zamanının çok az bir kısmını evde geçirir, sonra dışarıya çıkardı. Tabii bize söylemediği için nereye gittiğini ve ne yaptığını bilemezdik. Hava karardıktan hemen sonra da eve dönerdi. Ne benimle ne de üvey annemle fazla konuşurdu. İsteklerini söylerdi sadece… Biz de bunları mecburen yerine getirirdik.

Sokrat: Tam bir ataerkil aile erkeği…

Meraklı Eşek Arısı: Evet öyle! Ailenin işlerini ve üyelerini o yönetirdi. Çocukluğu, delikanlılığı geride bıraktığım yıllarda bile üzerimdeki baskısını hep hissettim. O eve gelince içimi bir sıkıntı kaplardı. O gece de öyle oldu. Evin kapısından girer girmez burnuma gelen kokudan içkili olduğunu anladım. Hayret ettim. Herhalde arkadaşlarıyla bir yere takılıp içti diye düşündüm. Salonda televizyon izliyordum ve açık olan kapıdan babamın sallanarak yatak odasına doğru geçtiğini gördüm. Pijamalarını giymeye gitmiş olmalıydı. Mutfaktaki üvey annem de hemen arkasından koşturdu. Biraz sonra babam evin nadiren uğradığı bir bölümüne yani mutfağa girdi. Nadiren diyorum çünkü suyunu içmek için bile oraya pek girmezdi. Mutfak tarafından gelen bir gürültü ile yerimden fırladım.

Sokrat: Bir şeyleri devirmiş olmalı.

Meraklı Eşek Arısı: Daha da kötüsü… Çünkü mutfağa gittiğimde o kocaman adamın yerde hareketsiz bir şekilde yattığını, bazı eşyaların sağa sola saçıldığını gördüm. Kökünden kesilmiş bir ağaç gibi devrilmiş kalmıştı öylece…

Sokrat: Anladığım kadarıyla, galiba ölmüş olduğunu söylemek istiyorsun.

Meraklı Eşek Arısı: : Evet, ama ben onun öleceğine hiç inanmamıştım

Sokrat: Dünya, büyük bir tiyatro sahnesi gibidir. Herkes bu sahnede rolünü oynar, rolü bitince de sahneyi terk eder.

Meraklı Eşek Arısı: Senin deyiminle sahneyi terk eden bu adamı önce düştüğü yerden kaldırmayı denedim. Başaramadım. Göğsüne kulağımı dayayıp kalbini dinledim, nabzını kontrol ettim. En ufak bir canlılık belirtisi yoktu. Bu arada üvey annem gürültüyü duyunca hemen gelmiş ama ben onun varlığından haberdar değildim. Üvey annemi fark ettiğimde, şaşkın ve çaresiz bir şekilde bana bakıyordu. Yardım etmesini söyledim. İkimiz birlikte babamı salondaki kanepeye kadar götürdük. İki kişi olmamıza rağmen bir hayli zorlanmıştık.

Sokrat: Ambulans, doktor filan çağırsaydınız ya da bir hastaneye götürseydiniz.

Meraklı Eşek Arısı: Neden sonra bu dediğin çareler aklıma geldi ve telefonla bir ambulans çağırdım. Ambulansın gelmesi çok uzun sürmedi. Kontrolünü yapan sağlık elemanı babamın öldüğünü yapılacak bir şey olmadığını söyledi. Bunu söyleyen kişi doktor muydu, başka bir sağlık elemanı mıydı doğrusu bilmiyorum. Ama ne olursa olsun bir insanın sağ mı yoksa ölü mü olduğunu anlayabilecek birisi olmalıydı. Daha sonra bu kişi yanındaki görevliyi aşağıya ambulanstan bir ceset torbası getirmesi için gönderince olayın gerçekliğini tam olarak kavradım.

Sokrat: Zor bir durum. Neler hissettin? Çok acı çektin mi, ya da üzüldün mü?

Meraklı Eşek Arısı: İlk karşılaştığım ölümde yani o cinayet olayında korkmuştum. Annemin ölümünde yaşım küçük olmasına rağmen çok üzülmüştüm. Bunda ise daha farklı duygular yaşadım.

Sokrat: O farklılıkları anlatabilir misin?

Meraklı Eşek Arısı: Babam öldüğünde üzüldüm desem yalan olur. Daha doğrusu, üzülmeli miydim yoksa sevinmeli miydim bilemiyordum. Birbirinin zıttı iki duygu arasında gittim geldim. Birçok kişi böyle düşündüğüm için beni eleştirebilir, ama babamın ölmesi demek benim büyük bir baskıdan kurtulup özgürlüğüme kavuşmam demekti. Babamla birlikte yaşamayan birine bunu anlatmak çok zor.

Sokrat: Evet, bazı ölümlere üzülmemek gerekir. Ama bu anlattığın gibilere değil!

Meraklı Eşek Arısı: Nasıl?

Sokrat: Mesela, sonbahar ruhumuza tatlı bir hüzün verir. Sararan yapraklar düşerken biz, onların ölümüne üzülürüz. Üzülmemeliyiz, çünkü bilmeliyiz ki bu ölüm gelecek doğumlar içindir.

Meraklı Eşek Arısı: Demek ki insan da olsan, hayvan ya da bitki de olsan ölümden kaçış yokmuş.

Sokrat: Her insan önce ölümün edebiyatını yapar, sonra yaşlandıkça bedeni toprağa doğru yaklaştığından ölüm gerçeğini kavrar ve en sonunda da ölümü tadar.

Meraklı Eşek Arısı: Ölüm ve hayat birbirinden ne kadar da farklı şeyler!

Sokrat: Senin gibi düşünmeyenler de var. Mesela bir filozof demiş ki: “Hayat ile ölüm arasında hiçbir fark yoktur.” Bunun üzerine filozofa sormuşlar: O halde niçin ölmüyorsun? O da vermiş cevabı:” Hayat ile ölüm arasında bir fark olmadığı için.”

Meraklı Eşek Arısı: Bu işin felsefi tarafı olmalı. Birçok insan bu şekilde düşünmüyordur. Babamdan sonra günlerce kendime “Ölüm nedir?” diye sordum.

Sokrat: Bu sorunun cevabını verebildin mi?

Meraklı Eşek Arısı: Hayır veremedim. Her sorudan sonra aklıma bir cevap değil de tanık olduğum ölümlerin görüntüsü geldi.

Sokrat: Talebelerinden biri bilgeye “Ölüm nedir?” diye sorduğunda, aldığı cevap şu olmuş: “Hayat hakkında ne biliyorsun ki, sana ölümden bahsedeyim.”

Meraklı Eşek Arısı: İçim karardı. Sevmiyorum şu ölümü! Keşke hiç ölüm olmasa…

Sokrat: Tam da tersi bence… İyi ki ölüm var. Çünkü ölümü geciktirmek, bazen kişiye zarar verir. Bir düşünsene sonsuza kadar yaşandığını! Bıktırıcı olmaz mıydı? Ya her dünyaya gelen sonsuza kadar yaşarsa o kadar insanı bu dünyaya nasıl sığdırırdık? En önemlisi de doğa varlığını sürdürebilir miydi? Doğa ananın hem can vermesi hem de can alması boşuna değil. Her ölüm, yeni bir doğumla dünyaya gelecek olan başka bir cana yaşaması için fırsat yaratmaktır.

Meraklı Eşek Arısı: O kadarını ben düşünmemiştim. Geçen zamana bakıp bu yargıya ulaşmışımdır belki de…

Sokrat: “Yıllar akıp geçti. Ne kaldı elimde?” diye hayıflanana düşünür yapıştırıyor cevabı: “Hayat bozuk bir para gibidir. Dilediğinizce harcayabilirsiniz, ama sadece bir kez.” 

Meraklı Eşek Arısı: Onca zorluklarla bir hayatı götürmeye çalışıyoruz ve tüm bu zorluklara karşın gene de ondan ayrılmak istemiyoruz.

Sokrat: İnişi çıkışı olmayan hayatın tadı tuzu da yoktur. Ömür, hayat sahnesinde söylenen bir yalnızlık şarkısıdır. Yalnızlıktan dert yanacağımıza hayatı anlamaya çalışmalıyız. Bunun için de gene kendimize yönelmeliyiz. Çünkü yaşama gücü bir içsel yetenektir, insan boşu boşuna dışarıdan bir destek aramamalıdır.

Meraklı Eşek Arısı: Hayatımızda o kadar çok gereksiz insan var ki, ayıkla ayıkla bitmez. Babam öldükten sonra bu tipler etrafımda daha da çoğalmıştı. Bazen onların varlığından memnun olurken bazen de nefret ediyordum.

Sokrat: Tezatlarla birlikte yaşamayı bilmeyenin öyküsü de yavandır. Bu gibi durumlarla sık sık karşılaşırız. Bazen bu tür düşüncelerimizden dolayı utanç da duyarız. Neyse, konuyu fazla dağıtmayalım. Baban öldükten sonra ne yaptın?

Meraklı Eşek Arısı: Babam öldükten sonra, üvey annem oğlunun yanına taşındı. Evden ayrılırken özel eşyalarından başka hiçbir şey almadı. Dilediğini alabileceğini söylediğimde kabul etmedi. Kendisinin değil, benim bu eşyalara daha fazla ihtiyacım olacağını söyledi. Daha önce de belirtmiştim, üvey annem gerçekten bana karşı çok iyiydi. Benim üzerimde öz annemden çok daha fazla emeği vardır. O nedenle her bayram mutlaka gider, bir ihtiyacı olup olmadığını sorarım ve elini öperim.

Sokrat: Demek ki bizim Meraklı Eşek Arısı’nda vicdandan başka duygular da varmış!

Meraklı Eşek Arısı: Bakıyorum da çok sevindin! Gene ne yakaladın acaba?

Sokrat: Vefa.

Meraklı Eşek Arısı: Minnet, şükran desek daha doğru olmaz mı?

Sokrat: Evet de bu duyguların daha sonra vefaya dönüşmüş. Üstelik sen üvey anneni demek ki seviyormuşsun… Eğer üvey annene karşı içinde bir sevgi olmasaydı vefa da duyamazdın.

Meraklı Eşek Arısı: Sonraki günlerde veraset ilamı çıkartma, miras işleri v.s ile uğraştım. Babamdan kalan maldan üvey annemin hakkını verdikten sonra bana kalan miktar oldukça yüklüydü. Kendimi artık özgür hissediyordum. Ancak bu özgürlüğümü nasıl kullanacağımı bilmiyordum. Evet özgürdüm, param vardı, arkadaşım-dostum olduğunu söyleyen insanların sayısı da her geçen gün artıyordu, ama içimde bir boşluk hissediyordum. Yanımda kimse yokken de çok sayıda kişi varken de yalnızlığı yaşıyordum. Bunu anlatacak kimse de bulamıyordum. Kendime dedim ki; seni senden başka en iyi anlayabilecek, hiç kimse yoktur.

Sokrat: Yalnızlık şikâyet ettiğin kadar kötü bir şey değildir. Yalnızlığın tadını alıp da etrafında insan arayana hiç rastlamadım. Ama etrafındaki insanlardan usanıp da yalnızlığı arayanlarla sık sık karşılaştım.

Meraklı Eşek Arısı: Yalnızlığın iyi bir şey olduğunu mu söylemek istiyorsun?

Sokrat: İyi mi kötü mü bilmem, ama bildiğim şu ki, yalnızlığın şarkısını bir kere dinleyen ondan asla vazgeçemez.

Meraklı Eşek Arısı: Saçma!

Sokrat: Senin açından saçma olabilir. Kendini arıyorsan, yalnızlıktır ancak seni sana bulduracak olan.

Meraklı Eşek Arısı: Ben kendimi aramıyorum, sıkıldığımı söylüyorum sana sadece.

Sokrat: Anlaşıldı… Yalnızlık iki çeşittir: Üretken yalnızlık ve çıldırtan yalnızlık olmak üzere. Demek ki seninki ikinci şıktaki yalnızlıktanmış. İstersen bir kıssadan hisse ile bu sohbeti bitirelim: Bir bilge evinde çalışırken bir asil kapıyı vurmadan içeri girer. Kitapları üzerine eğilmiş olan bilgeye "Böyle yapayalnız nasıl oturabiliyorsun" der. Bilge başını kaldırır, "Ben yalnız falan değildim" der, "ama sen içeriye girdiğin andan itibaren ne kadar yalnız olduğumu anladım." Hoşça kal Meraklı Eşek Arısı!

Meraklı Eşek Arısı: Demek ki beni yalnızlığımla baş başa bırakıp gidiyorsun; olsun. Güle güle Sokrat!

  ●   ●   ●

Sokrat İle Meraklı Eşek Arısı Tartışıyorlar

Sokrat: Merhaba Meraklı Eşek Arısı! Nasılsın? Diyorum ki bugün konumuz…

Meraklı Eşek Arısı: Merhaba Sokrat! Teşekkür ederim, iyiyim. Sözünü kestiğim için kusura bakma. Mecbur kaldım. Çünkü oldukça kurnazsın. Dikkat ettim de ne yapıp ediyorsun konuyu bana getiriyorsun. Üstelik de sanki bunu seçen benmişim gibi bir hava yaratıyorsun. Ben kendimi tanıyorum, benim tanımadığım sensin. O nedenle de esas konumuz sen olmalısın.

Sokrat: Bana hak etmediğim sıfatları yükleme! Hele “kurnaz” hiç deme.

Meraklı Eşek Arısı: Öyleyse “Şeytan gibi bir adamsın! diyeyim.

Sokrat: Benim şeytanla işim olmaz; ama sanırım onun benimle işi var. Belki de ortaklık teklif etmeyi düşünüyordur!

Meraklı Eşek Arısı: Doğrusu iyi bir ikili oluştururdunuz…

Sokrat: Bir kadın kendisini aldatan erkeğe diyor ki: “Şeytana kalbini sattığını söylüyorlar. İnanmıyorum. O kalp şeytanın parasıyla bile beş para etmez.” Zavallı şeytan! Acaba sen bu kadar çok suçlanmayı hak ettin mi? “Vur abalıya!” değil, artık neredeyse “Vur şeytana!” denmeye başlanacak.

Meraklı Eşek Arısı: Şeytanla dost olduğun ona acımandan da belli.

Sokrat: Öyle insanlar tanıdım ki; içlerinde şeytanı utandıranlar da, melekleri kıskandıranlar da vardı.

Meraklı Eşek Arısı: Sen galiba birinci gruptakilerdensin!

Sokrat: Bugün oldukça hırçınsın. Ayrıca kaba ve saldırgansın… Neden? Ben karşımdaki kişiyle konuşurken hep şu ilkeyi gözettim: Sohbet ettiğin insana ne verdiğine değil, ondan ne aldığına bak. Eğer hep sen veriyorsan bu ilişkide bir anormallik var demektir.

Meraklı Eşek Arısı: Hep alıyorsan, o zaman anormallik yok mudur?

Sokrat: Vardır elbet. Ayrıca ben, nankör insandan önce, onu nankör yapanı suçlarım. Bu da çoğunlukla kendimdir. Ve de bilirim ki müptezel insanın, kişiliği de müphemdir.

Meraklı Eşek Arısı: Teşekkür ederim. Ne kadar güzel ne kadar büyük sözler bunlar böyle! Desene nankör de olduk müptezel de!

Sokrat: Söylediklerimden sana bu sıfatları yüklediğim anlamı çıkmaz. “Büyük söz söylemeyi değil, söylediklerinle insanları büyütmeyi amaçlamalısın.” Diyen birisi olarak sana karşı bu düşünceler içinde olmam mümkün değildir. Kuruntu yapıyorsun bence. Şimdi buna da kızarsın ve “Vay efendim bana kuruntulu, dedi” diye hırçınlaşırsın.

Meraklı Eşek Arısı: Karşılıklı atışmalarla geçti değerli zamanımız. Belki de ben yanlış anladım.

Sokrat: Sana karşı olan duygularım oldukça değişmişti Meraklı Eşek Arısı. Hatta sana ısındığımı bile söyleyebilirdim. Ama bu davranışlarından sonra anladım ki seninle aramdaki mesafeyi kapatmamaya yani sana karşı hep mesafeli durmaya mecburum. Belki sen de kendini tam olarak tanımıyor olabilirsin. Bir insanın kendini tanıması çok kolay değildir, ama gene de kişi bu konuda gayret göstermelidir. Çünkü “Bir insanın kendini tanıma uğraşı ömür boyu devam eder. “(s)

Meraklı Eşek Arısı: Tamam Sokrat, uzatma artık! Özür dilerim, yanlış anlamışım.

Sokrat: Şimdi oldu. Gelelim bana, sor bakalım benimle ilgili ne soracaksan!

Meraklı Eşek Arısı: Bir filozof seni, yaşayan bir insan olarak değil de salt akıl olarak ölen, ölüm korkusundan haberi dahi olmayan ve yaşamdan tamamen kopmuş bir “canavar” olarak nitelendirmektedir.

Sokrat: Bu filozofun kim olduğunu da söyleseydin!

Meraklı Eşek Arısı: Kim olduğunu bilmediğini sanmıyorum. Biliyorsun, buna rağmen gene de soruyorsun.

Sokrat: Nietzsche.

Meraklı Eşek Arısı: Evet Nietzsche. Bu görüşe katılıyor musun?

Sokrat: Nietzsche, benden önceki felsefi görüşü değerli bulurken benim dönemimi ve benden sonraki dönemi pek önemsemez. Akla önem vermem, öteki dünya görüşünü kabul etmem, tutkularımı arka plana itmem onun eleştirdiği başlıca konulardır. Ona göre ben, mutsuz ve hayattan nefret eden bir adamım. Benim felsefi duruşum felsefeyi aklın zorbalığına hapsetmiş.

Meraklı Eşek Arısı: Nietzsche, akla karşı mı?

Sokrat: Öyle görünüyor, ama değil. Asıl karşı olduğu benim düşüncelerim. Tabii bu arada akıl da payına düşeni ister istemez alıyor ve bu yanlış anlama ortaya çıkıyor. Nietzsche’den sonra da bazı düşünürler onun etkisi altında kalarak aklı suçlamışlar ve sonunda 20. yüzyıl büyük ölçüde insanlığın akla isyan ettiği ve bunun sonucunda çok büyük acıların yaşandığı bir yüzyıl olarak karşımıza çıkmıştır.

Meraklı Eşek Arısı: Bunları bir suçlama olarak mı kabul ediyorsun?

Sokrat: Evet, üstelik sadece bu kadar da değil. Ben insanlığı doğanın gerçeklerinden kopararak ona yalancı bir iyimserlik, yalancı bir yaşam vermek istemişim. Beni bu şekilde suçlayan bu düşünürün kendisi de “üstün insan” hayalinin peşine düşmüştür.

Meraklı Eşek Arısı: Üstün insan ne demek?

Sokrat: Ona göre insanlar eşit değildir ve insan eksikli yani tamamlanmamış bir varlıktır. Yanılgılardan ve yücelttiği yanılsamalardan kurtulduğunda insan eksikli varlığını aşabilecek, kendisini tamamlayabilecektir. Nietzsche diyor ki: “İnsan hep kendini aşmaya çalışırsa, alt ederse üst-insan olma yolunda da ilerleyecektir. İnsanoğlu sadece kendini korumak ve yaşamak istemez, aksine asıl isteği daha da güçlü olmaktır. İnsanların çoğunluğu bir sürü gibidir, insanlığın ilerlemesi ancak güçlü insanların egemenliğinde mümkün olacaktır.”

Meraklı Eşek Arısı: İlginç görüşleri olan bir filozofmuş.

Sokrat: Evet öyle. Tanrıyı öldürmüş, umudu işkenceyi uzattığı için kötülüklerin en kötüsü olarak kabul etmiş, aykırı düşüncelere sahip bir filozof.

Meraklı Eşek Arısı: Sana sormayı düşündüğüm sorulardan biri de tam bu konu ile ilgiliydi. Diyecektim ki: Umut, Nietzsche’nin dediği gibi “İnsanların çektiği eziyeti uzattığı için kötülüklerin en kötüsü” müdür, yoksa çekilen eziyetleri azaltan bir teselli midir?

Sokrat: Bir üstada “Sana göre dünyada biricik devamlı olan şey nedir?” diye sormuşlar. O da “Umuttur, zira bizi en son bırakan budur.” diye cevaplamış. “Peki, öyleyse en kolay olan şey nedir? diye sorulunca da “Başkasına nasihat vermek” demiş. Umut istemek, beklemektir, duygusal bir inançtır. Yaşam gücünü artırır.

Meraklı Eşek Arısı: Ben kendimi ne kadar zorlarsam zorlayayım Nietzsche’nin felsefesini tam olarak anlayabileceğimi sanmıyorum. Zor bir düşünür olmalı…

Sokrat: Evet öyledir. Hayatı acılarla ve hastalıklarla doludur. Ömrünün son zamanlarında ise sık sık halüsinasyonlar görmeye başlamıştır. Hastalığının nedeni beynindeki bir rahatsızlık olduğu için bazen tutarsız düşünceler de ortaya koyabilmiştir. Kırbaçlanmakta olan bir atı kurtarmak için onun boynuna sarıldığı söylenen, bu yönüyle de duygusal tarafını gördüğümüz bir düşünür… Söylemleriyle eylemleri arasında büyük çelişkiler de vardı. Çünkü söylemlerini kendisine pek uygulayamıyordu. Yalnızca anlaşılması zor olan filozof Nietzsche değildir. Bunlardan felsefe tarihinde çok var. Mesela Kant da anlaşılması çok zor bir filozoftur. Hatta felsefe ile çok yakından ilgilenen bazı kişiler bile Kant’ı anlamakta çok zorlandıklarını itiraf etmişlerdir.

Meraklı Eşek Arısı: Kant’ın ilginç kişilik özellikleri de varmış.

Sokrat: Evet öyle, Kant muntazam bir hayatı olan, düzenli, plânlı ve son derece dakik bir insan. Öyle ki Kant dışarı çıktığında mahallede oturanlar ve esnaf saatlerini ayarlarlarmış. Çünkü her gün hiç aksatmadan aynı yerden ve aynı saatte geçermiş. Galiba ömrünün kırk yıllık bölümünde bu dakikliğini sadece bir-iki kere ihlal etmiş. Zamanını nasıl değerlendireceğini çok iyi planlar ve en ufak bir anını bile ziyan etmezmiş.

Meraklı Eşek Arısı: Nietzsche’nin seninle ilgili eleştiri ve suçlamalarına cevap vermeyi düşünüyor musun? Bu eleştiri ve suçlamaları doğru mu yanlış mı?

Sokrat: Hayır cevap vermeyeceğim. Felsefede doğru ve yanlıştan ziyade o düşüncenin tutarlı olup olmadığına bakılır. Tutarsızsa felsefi açıdan o görüşün bir önemi yoktur.

Meraklı Eşek Arısı: Nietzsche’ye cevap vermemenin nedeni bu mu?

Sokrat: Nietzsche önemli görüşleri olan bir filozof. Benim düşüncelerimi aynen benimsemesi ya da doğru kabul etmesi gerekmez. Beni eleştirebilir, görüşlerini özgürce söyleyebilir. Bu onun en doğal hakkı. O nasıl ki benim görüşlerime katılmak zorunda değilse aynı şekilde benim için de böyle bir zorunluluk yoktur. O nedenle görüşlerine saygı duymaktan başka yapabileceğim bir şey yok.

Meraklı Eşek Arısı: Bu açıklamandan, “Görüşlerinize katılmıyorum ama görüşlerinizi söyleme hakkınızı ölünceye kadar savunacağım.” diyen Voltaire’in sözünü benimsediğin sonucunu çıkardım. Biraz derinlere mi daldık dersin?

Sokrat: Olsun, derinlere dalmanın bir zararı dokunmaz. O nedenle, derinliğini göremediğin suya uzak, derinliğini göremediğin düşünceye ise yakın dur. Ağacın gücü kökünde, bilgenin ise düşüncesindedir. Kök de düşünce de derinliklere doğru indikçe daha da güçlenir.

Meraklı Eşek Arısı: Nereden başladık nereye geldik? Farkında olmadan derin mevzularda kendimizi bulduk, düşünceden düşünceye atladık.

Sokrat: Bir düşünce bir başka düşünceyi çağrıştırır; o da bir başkasını. İşte düşüncelerin bu birbirlerinden haberdar oluşlarını çok seviyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Bazen düşündüklerimi anlatmakta zorlanıyorum. Daha doğrusu onları ifade edebilecek kelimeler bulamıyorum.

Sokrat: Düşündüklerini anlatacak kelime bulamıyorsan, sakın düşünmekten vazgeçme. Çünkü düşüncenin zirvesindesin ya da zirveye çok yakınsın demektir.

Meraklı Eşek Arısı: Ben mi? Zirvedeyim ya da zirveye çok yakınım öyle mi? Ben gülerim buna!

Sokrat: İster gül ister ağla, beni ilgilendirmez. Ama bazı düşüncelerini değiştir. Düşüncelerini değiştirmediğin müddetçe üzüntülerini, acılarını sonlandıramazsın.

Meraklı Eşek Arısı: Bu dediğini nasıl yapacağım? Başkalarının düşünceleriyle mi? Çünkü bana ait olanlarla başarabildiğim sadece bu kadar.

Sokrat: Tabii ki hayır! Çünkü başkalarının düşünceleriyle hareket eden insanın kişiliği gelişemez. Tabii başkalarının düşüncelerinin ne olduğunu da bilmeliyiz ve bunlardan faydalanmalıyız. Ancak davranışlarımıza yön veren kendi düşüncelerimiz olmalıdır. Öğrencilerime sık sık söylediğim bir söz vardı: Kendini tanı. Yeteneklerinin ne olduğunu bil.(s)

Meraklı Eşek Arısı: Bir insanın kendini tanıması bu kadar önemli mi? Kendinden sıkılıp da başkası olan o kadar çok insan var ki…

Sokrat: Kendin olmayı beceremezken başkası nasıl olacaksın? Yalnız kaldığında kendine de ki: “Maskeni çıkarabilirsin, çünkü şu an kendinle baş başasın.” Bugün de buraya kadar. Hoşça kal. Kötü başladık ama…

Meraklı Eşek Arısı: İyi bitirdik. Güle güle Sokrat!

  ●   ●   ●

 

Sokrat Neden Hiç Yazılı Eser Bırakmadı?

Meraklı Eşek Arısı: Hoş geldin Sokrat! Seninle ilgili sormak istediğim, iki tane sorum var. Mutlaka şimdi sormalıyım, yoksa unutabilirim. İzin verir misin?

Sokrat: Merhaba Meraklı Eşek Arısı! Elbette, sorularını bekliyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Galiba sen hiç yazılı eser bırakmamışsın. Bu doğru mu?

Sokrat: Evet doğru, benim yazılı eserim hiç yok.

Meraklı Eşek Arısı: Neden kitap yazmadın? Düşünce ve görüşlerini yazılı eser olarak bıraksaydın daha iyi olmaz mıydı?

Sokrat: Yazmak yerine konuşmayı, söyleşmeyi seçtim. Böylelikle insanların düşüncelerinin açılacağını, olayları sorgulayacaklarını biliyordum.

Meraklı Eşek Arısı: Asıl neden tembelliğin olmasın! Çünkü çalıştığın herhangi bir iş de yokmuş. Bütün zamanını çarşıda, parklarda, sokaklarda, meydanlarda politika, şiir ve sosyal konularda konuşarak geçirmişsin.

Sokrat: Bu iddia kısmen doğru olabilir. Evet, aylarca belki de yıllarca bir odaya kapanıp kitap yazmak hoşuma gitmiyordu. Ancak çok da tembel biri değildim. Tembel bir insan olsaydım savaşlardan kaçardım. Ben ise savaşlara katıldım ve bütün gücümle çarpıştım. İnsanlarla yüz yüze yani birincil türden ilişkilerde daha başarılı olunduğunu kavramıştım. Konuşarak onlara doğruyu ve eğriyi anlatmaya çalıştım. Böylece bilgisizlikten kaynaklanan kötülüğün önüne geçmek istedim.

Meraklı Eşek Arısı: Yazılı eser bıraksaydın senden sonraki kuşaklar seni daha iyi anlamış olurlardı.

Sokrat: Fikirlerimin anlaşılmadığını zannetmiyorum. Çünkü aradan binlerce sene geçmiş olmasına rağmen benim görüş ve düşüncelerim sadece tartışılmakla kalmıyor, insanlara yol da gösteriyor. Bunca sene sonra düşüncelerimin sana da ulaşması ve senin de merak edip benimle ilişki kurman bunu kanıtlamıyor mu? Yazılı eser olmayınca kişinin görüş ve düşüncelerinin zamanla unutulabileceği iddiası ortaya atılabilir ama benim için bu da geçerli değildir. Çünkü benim felsefemi öğrencilerim gelecek nesillere aktarmışlardır.

Meraklı Eşek Arısı: Öğrencilerinin bu konuda başarılı oldukları bir gerçek, hatta bunların bazıları kendi felsefi sistemlerini kurmuşlar ve felsefe tarihinde önemli bir yer işgal etmişler. Ancak görüş ve düşüncelerin aktarılırken bazı hatalar da yapılmış olabilir. Mesela eksik ya da eklemeli aktarımlar da söz konusu edilebilir. Sana ait olmayan birçok söze felsefe kitaplarında rastlamak mümkündür. Eserlerin yazılı olsaydı bu sakıncadan bahsedilmezdi bile.

Sokrat: Eksik ya da eklemeli aktarım konusunda haklı olabilirsin. Ancak bunlar benim temel felsefi anlayışımı olumsuz yönde fazla etkilememiştir. Düşünce denizine bir katre ilave yapabilirsek ne mutlu bize! Bunu yapan ha Sokrat olmuş, ha Meraklı Eşek Arısı… Ne fark eder? Benim olan görüşler insanlara iyiyi, doğruyu öğrettiyse yani istenilen faydayı sağladıysa bunların altına benim değil başkasının adı yazılsa ne olur? Sonuç değişir mi? Hayır.

Meraklı Eşek Arısı: Anlaşıldı. İkinci sorumu soruyorum: Sokrat, sen Allaha inanır mısın?

Sokrat: Evet inanırım. Ya sen?

Meraklı Eşek Arısı: Bazen inanırım, bazen de inanmam.

Sokrat: Yani zorda kalınca inanırsın ve O’ndan seni kurtarması için yardım dilersin; diğer zamanlarda ise O’nu aklına bile getirmezsin.

Meraklı Eşek Arısı: Aynen öyle!

Sokrat: Pragmatistlerin Tanrı anlayışına benziyor. Çünkü Pragmatist anlayış Tanrıya inanmanın kişiye bir şey kaybettirmeyeceği; ama tanrı varsa inanmamanın çok şey kaybettireceği görüşünden hareket eder. Yani onlara göre Tanrıya inanmanın kişiye zararı değil, varsa yararı dokunacaktır.

Meraklı Eşek Arısı: Benim görüşümü tam olarak yansıtmasa da yakın sayılır… Sen Allahın olduğu fikrine nasıl ulaştın?

Sokrat: Atinalıların Tanrılarına karşı olan şüphem bana yardımcı oldu, bu konuda derinlemesine düşünmemi sağladı.

Meraklı Eşek Arısı: Nasıl?

Sokrat: Benim bir aklım, zihnim, bilincim vardı. Belleğimin içinde neler var, belleğime neler sığabilir diye bir soru sordum kendime. Baktım ki içinde bulunduğum odadaki tüm var olanları belleğime alabiliyorum. Yaşadığım kenti ve ülkeyi düşündüm. Bunlar da belleğime sığıyordu. Biraz daha genişlettim belleğime girmesini istediklerimi: Dünyanın tümünü sığdırmaya çalıştım. Bu da oldu. Sonra evreni hatta evrenleri de belleğime sığdırabildiğimi anladım. Ancak bütün bunların dışında belleğime sığmayan bir şey vardı ve O şey belleğim de dahil her şeyi kuşatıyordu. İşte O şeyin -Allah, Tanrı, İlah, Yaratıcı ne dersen de- İlahi bir güç olarak var olduğunu fark ettim. Yani bu sonuca aklım vasıtasıyla ulaştım. Tabii aldığım ilahi ilhamı da eklemeliyim. Kısacası bana göre Allah vardır ve birdir.

Meraklı Eşek Arısı: İlahi ilham mı dedin? Gaipten sesler mi duyuyordun, mesajlar mı alıyordun?

Sokrat: İçimde duyduğum bana hep doğru yolu gösteren ilahi bir ses vardı. Hayatımın önemli anlarında şöyle veya böyle davranmam konusunda bana yardımcı oluyordu. Bu ses yanlış yapmamam konusunda beni uyarır, iyiye yönelmemi sağlardı. Bence bu ses ilahi bir kaynaktan geliyordu.

Meraklı Eşek Arısı: Nasıl bir ses bu duyduğunu söylediğin? Bir insan sesi gibi mi? İnsan sesi gibiyse yumuşak mı sert mi?

Sokrat: Nasıl olduğunun tanımı yapılamaz, anlatılamaz. Yaşamak gerekir. Buna rağmen şöyle açıklamaya çalışayım: Benim duyduğum ses kesinlikle ilahi bir kaynaktan geliyordu, ama buradan çıkışı tabii ki bir insan sesi şeklinde değildir. Bu bir mesajdır ve benim anlamam için de benim algıma uygun bir hale getirilmiştir. Yani ses olarak bana aktarılmıştır.

Meraklı Eşek Arısı: Senin bir ayrıcalığın mı var? Ben niye senin gibi ilahi bir kaynaktan gelen böyle sesler duyamıyorum?

Sokrat: Her insanın sezgi yeteneği aynı değildir. Tabii diğer yetenekleri de… Mesela sende bulunan bazı yetenekler de bende olmayabilir. Bu kutsal ses çocukluğumdan beri beni izlemiştir. Yaptığımda yanlış sonuçlar doğuracak bir davranış olduğunda yapmamam için beni uyarmıştır. Bu ses beni hiçbir şey konusunda zorlamazdı, ama kendimi ve başkalarını tanımam konusunda görevlendirmişti. Montaigne, ”Kimse kimseyi değil, herkes kendi kendini adam eder, etmelidir. Adam olmaksa kendini bilmekle başlar.” der.

Meraklı Eşek Arısı: Bu görevi sen nasıl yerine getirdin?

Sokrat: Bilgiyi arayarak ve aramaktan asla vaz geçmeyerek… Bilgiyi arama görevini bırakmak savaş alanını bırakmak kadar utanç vericidir. Çünkü bana göre fazilet bir bilgidir. Yani insanların faziletli olmaları ancak bilgi ile ilim ile mümkün olacaktır.

Meraklı Eşek Arısı: Az önceki soruma verdiğin cevabı biraz daha açar mısın?

Sokrat: Beraber açalım. Bana şunun cevabını verir misin? İnanan insanların hepsinin Tanrısı aynı mıdır?

Meraklı Eşek Arısı: Evet öyledir, ya da öyle olmalıdır.

Sokrat: Ama öyle değil. Her insanın inandığı Tanrı diğerininkinden farklıdır. Yani ne kadar insan varsa o kadar da Tanrı var.

Meraklı Eşek Arısı: Bu olmadı işte… Kendinle çelişkiye düşüyorsun. Çünkü az önce Tanrı/Allah birdir dedin şimdi ise çok sayıda Tanrı/Allah’tan söz ediyorsun.

Sokrat: Çelişki yok, bilerek böyle söyledim. Her insanın Tanrıyı algılama şekli diğerinden farklıdır. İnsanlar en basit soyut kavramları bile düşünürken zorlanırlar. O yüzden soyut olan her şeyi somutlaştırarak anlama eğilimindedirler. Belleğe bile sığdırılamayan bu ilahi gücü nasıl anlasınlar? İlahi gücü de kendilerince somutlaştırarak zihinlerinde bir Tanrı algısı yaratırlar. İşte o yüzden kimisinin Tanrısı otoriter bir baba, kimisininki müşfik bir insan, kimisininki ise zalim bir diktatör görüntüsündedir. Bazılarının Tanrısı cezalandırırken bazılarınınki sevgi doludur. Tabii bütün bu farklı algılama şekilleri O ilahi gücün var ve bir olduğu gerçeğini değiştiremez.

Meraklı Eşek Arısı: Buradan nereye varmak istiyorsun?

Sokrat: Şuraya: Senin de bir ilahi ses duymayışının nedeni sezgilerdeki ve yeteneklerdeki farklılıklar olabilir. İnanırsan ve inandığın gibi bir yaşantı sürdürürsen bir gün sen de ilahi bir ses duyabilirsin. Ben hep inandığım gibi yaşadım. Daima doğrudan ve haktan yana oldum. Hak ve doğru olduğunu bildiğimi karşılık beklemeden ve cesaretle insanlara anlattım. Şiddete karşı çıktım, barışı destekledim ve bu nedenle de insanlara görüşlerimi zorla değil ikna yoluyla kabul ettirmeye çalıştım.

Meraklı Eşek Arısı: Üzerinde tartışmamıza rağmen henüz ne olduğunu açıklamadığımız için, “inanç nedir” diye sana sormak istiyorum Sokrat?

Sokrat: Bir düşünceye, kişiye, görüşe, öğretiye gönülden bağlılıktır. İnançta şüpheye yer yoktur.

Meraklı Eşek Arısı: İnanç, yararlı mıdır, zararlı mıdır? Ya da bunu saptamak için ölçümüz ne olmalı?

Sokrat: Başka insanları olumsuz etkileyip etkilemediğine, bilimsel düşünceye zarar verip vermediğine, gerçekleri tahrif edip etmediğine bakmak gerekir.

Meraklı Eşek Arısı: İnsanların hepsi bir dine ya da bir Tanrıya inanırlar mı?

Sokrat: Hayır. İnançsız, dinsiz, Tanrı tanımayan bireyler olabilir. Ancak tarihte inançsız bir topluma rastlamak söz konusu değildir.

Meraklı Eşek Arısı: İnanç çok güçlü bir duygu olmalı.

Sokrat: Evet öyle. İnançtan daha güçlüsü yoktur. Baksana binlerce yıldır somut olarak doğaüstü bir tek gücün varlığı dahi ispatlanamamışken, milyarca insan onların var olduğuna inanmış, inanmakta ve inanacaktır.

Meraklı Eşek Arısı: İnançlı olarak kabul ettiğimiz birçok insan diğer insanlara haksızlık etmiş, işkence yapmış hatta öldürmüştür. Tarih bunun örnekleriyle dolu.

Sokrat: Maalesef öyle. Bu tür muamelelere muhatap olan çok sayıda bilim adamı ve filozof da vardır. İnançtan kaynaklanan yanlışlıklar dogmatik kafalı insanları ortaya çıkarmış. Bunların zulmü sonunda kitaplar yakılmış, insanlar yok edilmiş.

Meraklı Eşek Arısı: Öyleyse dinler insanlara mutluluk değil, acı getirmiştir.

Sokrat: Bu yargıya katılmıyorum. Dinlerin böyle bir amacı yoktur. Dini yanlış anlayan, yorumlayan ve dinden çıkar elde eden insanların hatalarını dine yükleyemeyiz. Bu tür insanlara şöyle seslenmek istiyorum: Ey dogmatik kafa! Zindana attığın ya da öldürdüğün her filozof, her bilim adamı ve yaktığın her kitap eleştirel düşüncenin temeline çaktığın bir kazıktır.

Meraklı Eşek Arısı: Dinlerin değil de dincilerin, yobazların diyelim öyleyse.

Sokrat: Olabilir. Mesela bu konuda şöyle bir örnek var: Fetih hazırlıklarını tamamlayan Türk Hükümdarı Fatih, Bizans İmparatorluğu’na son darbeyi indirmek amacıyla ordusunu İstanbul surlarının önüne getirmişti. Bu sırada Ayasofya’da toplanan papazlar; ne yapıyorlardı dersin?

Meraklı Eşek Arısı: Ne yaptıklarını bilemem. Sen söyleyiver!

Sokrat: Onlar “Acaba gökyüzünde dolaşan melekler erkek mi dişi mi?” konusunu tartışıyorlardı.

Meraklı Eşek Arısı: Yani düşmanları kapılarına kadar dayanmış, ama bunun farkında bile değiller. Çünkü üzerinde tartıştıkları konu onlar için çok daha önemliydi! Melekler dişi olsa ne olur, erkek olsa ne olur?

Sokrat: Ortaçağ Avrupası yüzyıllar boyunca skolastik anlayışın etkisi altında kalmış. Bu dönemde skolastik anlayışın özgür düşünme, sorgulama üzerinde çok büyük tahribatları olmuştur.

Meraklı Eşek Arısı: Skolastik ne demek Sokrat?

Sokrat: Skolastik genel anlamda kiliseye bağlı olan okullarda ve kilisenin otoritesini tanıyan üniversitelerde okutulan konular, uygulanan yöntem ve hakim olan zihniyet demektir. Herhangi bir felsefe okuluna sımsıkı bağlanıp kendini her tür eleştiriye kapamış olan bir otoriteye bağlanma zihniyetine de skolastik denir. Skolastik felsefe tam anlamıyla Anselmus’un felsefesidir. Bu düşünür Hıristiyan dininin temel inançlarıyla yani dogmalarıyla Helen Felsefesi’ni uzlaştırmak için, eskilerin metinlerini kıyas yapa yapa genelleştirmekten ve tartışmaktan ibaret bir yöntem uygulamıştır. Bu yönteme de skolastik denir. Bu yöntemi kullananların imdadına benim takipçilerimden meşhur filozof Aristo’nun mantığı yetişmiş ve bilhassa bu mantıktaki tümdengelim yöntemine başvurmuşlardır.

Meraklı Eşek Arısı: Öyleyse dine dayanan düşüncelerin skolastik olduğunu söyleyebiliriz.

Sokrat: Söyleyebiliriz ama bu tam bir açıklama olmaz. Çünkü bir filozofu otorite olarak kabul edip, felsefi konuları onun düşünce ve görüşlerine dayanarak açıklama da skolastiktir. Hatta bilimde bile skolastisizme rastlanabilir.

Meraklı Eşek Arısı: Bilimde böyle bir anlayış olamaz! Ya da şöyle demeliyim; olsa da barınamaz.

Sokrat: Maalesef zaman zaman bilimde bile skolastik düşünceye rastlanılmıştır. Bilimde Skolastisizm, eskiden her şeyi bilen bilim adamlarının bulunduğunu kabul ederek onların kitaplarını okuyup öğrenerek, tüm bilim konularını bu doğrultuda değerlendirmektir.

Meraklı Eşek Arısı: Yani kendisi araştırma ve deney yapacağına bir bilim adamına sırtını dayayıp onun görüşleriyle bilimsel problemleri çözmeye çalışıyor. Aslında bu zihniyette olanlara bilim adamı da denmez ya…

Sokrat: Evet, öyle… Güzel özetledin.

Meraklı Eşek Arısı: Özetledim de konuyu tam olarak kavrayamadım. Örnek vererek anlatırsan daha kolay öğrenebileceğimi sanıyorum.

Sokrat: Konuyla ilgili örnekleri birlikte verelim.

Meraklı Eşek Arısı: Becerebileceğimden şüpheliyim. Bana anlattıklarını düşünmem için biraz zaman ver.

Sokrat: Acelemiz yok. Düşünmek için dilediğin kadar zaman kullanabilirsin. Ben seni sabırla beklerim. Çünkü çok önemli bir faaliyet gerçekleştiriyorsun, yani düşünüyorsun.

Meraklı Eşek Arısı: Tamam hazırım.

Sokrat: Bir tane skolastik düşünce örneği veriyorum: “Doğrular kutsal kitaplarda gösterilmiştir. Çeşitli yollarla doğruları aramaktan vazgeçip, kutsal kitaplarda bildirilenleri yorumlamalı. Gerçeklere ancak bu yolla ulaşılabilir.“ Şimdi sıra sende!

Meraklı Eşek Arısı: “Filanca bilim adamı, fizik konusunda bilinmesi gerekenlerin hepsini bulmuştur. Fizikle ilgili konulara onun bilgileri ışığında bakmalı.”

Sokrat: Doğru bir örnek verdin. Ben söylüyorum: “Falanca savaşı askerler değil, evliyalar kazanmıştır. Nitekim düşman askerleri “Bizi yenen savaş halinde olduğumuz ülkenin askeri değil, atlar üzerinde gelen, kılıçları çekili beyaz sarıklı, beyaz sakallı metrelerce boyları olan dedelerdir.” demektedirler.”

Meraklı Eşek Arısı: “Şunu şunu yaparsan dinden çıkarsın, cehenneme gidersin.”

Sokrat: “Aristo’nun tümdengelim yöntemi akıl yürütmelerimizde temel olarak alınmalıdır.”

Meraklı Eşek Arısı: “Bunu yaparsan çarpılırsın.”

Sokrat: “İbn-i Sina bütün hastalıkların tanı ve tedavisini bildirmiştir. Onun eserlerinden yararlanarak hastalıklara çare bulabiliriz. “

Meraklı Eşek Arısı: Başka bulamadım. Şu var aklımda, ama olur mu olmaz mı diye tereddüt ediyorum: “Sokrat her şeyi bilir. Onun düşüncelerinden faydalanarak biz de hayat ve felsefe hakkında her şeyi öğrenebiliriz.”

Sokrat: Neden olmasın? Doğru bir örnek verdin. Bir örnek daha: “Kilisenin gücü mutlaktır, bildirdikleri kesindir ve doğrudur. Tartışmasız kabul edilmelidir.”

Meraklı Eşek Arısı: Bu kadar! Maalesef başka bulamıyorum.

Sokrat: Yeterli zaten… Verdiğimiz örnekler bana bu konuda anlatılan ilginç bir hikâyeyi hatırlattı. Hikâye diyorum, çünkü gerçek değil. Ancak o dönemin zihniyetini çok iyi anlatıyor.

Meraklı Eşek Arısı: Dinlemek isterim.

Sokrat: Hikâye bu ya, Ortaçağ’da devrin ileri gelen papazları önemli bir konuyu tartışmak amacıyla bir kilisede toplanmışlar. Rahatsız edilmemek için kilisenin kapılarını sıkı sıkıya kapattırıp nöbetçiler dikmişler. Aradan birkaç gün geçmiş kapılar açılmamış, bir hafta geçmiş gene açılmamış. Çünkü hararetli hararetli tartıştıkları o önemli konuda bir türlü anlaşmaya varamamışlar. Bu kadar öneme sahip tartışma konuları acaba neymiş dersin?

Meraklı Eşek Arısı: Neymiş, diye bana sorma, sen söyle?

Sokrat: Lafın gelişi soruyorum canım. Söyleyeceğim tabii… Konu şu: Acaba bir atın ağzında kaç tane diş vardır? ( Skolastik anlayışa göre Tanrı bütün gerçekleri İncil’de bildirmiştir. O nedenle arayıp bulmak yerine Hıristiyanlık dininin doğmalarını yorumlayarak tüm gerçeklere ulaşabiliriz.) Haftalarca süren tartışmadan bıkan genç bir papaz nihayet dayanamayıp isyan etmiş ve demiş ki: “Arkadaşlar, bu tartışmalarla bir sonuca varamayacağımız artık belli oldu. Konunun çok kolay bir çözümü var: Gelin, dışarıya çıkalım. Bir at bulalım, ağzını açalım ve kaç tane dişi olduğunu sayalım!” Vay, bunları diyen sen misin? Dinsiz, imansız, kâfir! deyip genç papazın üzerine yürümüşler ve adamcağızı yaka paça kilisenin dışına atmışlar. Sonra da tartışmalarına devam etmişler.

Meraklı Eşek Arısı: Öyleyse skolastik anlayışta eleştiriye kesinlikle yer yoktur.

Sokrat: Evet. Skolastik anlayış asla eleştiriye yer vermez. Çünkü buna izin verirse otorite eleştirilecektir ve bu eleştiriler de otoritenin gücünün azalmasına hatta ortadan kalkmasına yol açabilecektir. Tabii böyle bir sonuç da, o skolastik anlayışın sonu demektir. Eleştirilmesine izin vermediği bu otorite; bazen bir dindir, bazen kilisedir, bazen bir din adamıdır, bazen bir filozoftur ve bazen de bir bilim adamıdır. Bir de şunu ilave edeyim: Skolastik anlayışlar dogmatiktir.

Meraklı Eşek Arısı: Bir düşüncenin dogmatik olup olmadığını nasıl anlayacağız?

Sokrat: Tüm dogmatik anlayışlar, bir düşünceyi tenkit süzgecinden, aklın tam kontrolünden geçirmeden olduğu gibi kabul ederler. Mesela otorite kabul edilen bir bilim adamının ortaya koyduğu düşünceleri tenkit etmek, bu zihniyet için mümkün değildir. Hele hele dinsel dogmaları oldukları gibi kabul etmenin dışında başka hiçbir seçenek yoktur.

Meraklı Eşek Arısı: Günümüzde de bu ya da benzeri bir anlayıştan söz edilebilir mi? Çünkü bilimsel düşünce çağımızda eskiye nazaran bir hayli ilerledi.

Sokrat: Skolastik anlayış bazılarının zannettiği gibi sadece Ortaçağ’da görülmemiştir. İlkçağ’da da vardı, sizin yaşadığınız bu çağda da var. Tabii en yaygın görüldüğü dönem Ortaçağ olmuştur.

Meraklı Eşek Arısı: Bilimsel ve özgür düşünce açısından bunun büyük bir tehdit olduğunu söyleyebilir miyiz?

Sokrat: Evet, söylenebilir. Bu anlayışın hakkını yememek için şunu da belirtelim yani bir faydasından da bahsedelim: Skolastik felsefe, insan zihnine “kılı kırk yaran” bir düşünme şeklini de kazandırmıştır.

Meraklı Eşek Arısı: Zararı faydasından kat be kat fazla. Mesela din uğruna yapılan savaşlarda da milyonlarca insan hayatını kaybetmedi mi?

Sokrat: Evet kaybetti. Bu savaşların görünürdeki nedenlerine değil, arkasında yatan gerçeklere bakmalıyız. O zaman yüzümüze karşı pis pis sırıtan “çıkar” ile karşılaşırız. Uzun bir konu… Tartışmaya saatler yetmez. Sohbetimizi burada bitirelim Meraklı Eşek Arısı!

Meraklı Eşek Arısı: Nasıl istersen! Güle güle Sokrat!

 

 

  ●   ●   ●

 

 

Aklın Fendi, Kurnazlığı Yendi

Sokrat: Meraklı Eşek Arısı merhaba! Bugün senden bahsedeceğiz. Kaçmak yok.

Meraklı Eşek Arısı: Hoş geldin Sokrat. Bahsedelim, bir yere kaçmıyorum. Ama ben senin yaptığın ‘iyi’ tanımına uymuyorum. Çünkü kötü bir insanım. O nedenle de bahsetmeye gerek olmamalı.

Sokrat: Olsun, uymaman seni dışlamamı gerektirmez. Kötü hakkında ne söylediğimi hatırlıyor musun?

Meraklı Eşek Arısı: Evet: “Hiç kimse bile bile kötülük yapmaz. Kötülük, bilgi eksikliğinden ileri gelir.(s)” Demiştin. Doğru mu hatırlıyorum.

Sokrat: Evet doğru, şimdi anlat bakalım hayatınla ilgili eksik kalan tarafları. Seni dinliyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Aslında benim hayatımda öyle anlatmaya değecek pek önemli bir olay yok. Senin bunları dinlemek istemene de şaşıyorum doğrusu. Dedim ya, ben kötü düşünen, kötü davranışlarda bulunan bir insanım.

Sokrat: Ben senin kötü düşüncelerinle ilgilenmiyorum. Çünkü eğer aklımızdan geçen kötülüklere, yani kötü düşüncelere hapis cezası verilmiş olsaydı, dünyada çocuklardan başka dışarıda bir tane insan kalmazdı. O nedenle bana kötü diye nitelendirdiğin davranışlarından söz et!

Meraklı Eşek Arısı: İstediklerini anlatmaya çalışacağım. Bana kalan mirası daha iyi değerlendirmek için işimi değiştirmeye karar verdim. Önce büyük bir market açtım. Kısa bir süre sonra burayı kapatmak zorunda kaldım. Çünkü marketçilik benim pek anladığım bir konu değildi. Sonra birkaç tane daha ufak tefek iş girişimim oldu. Bunların bazılarında da başkaları tarafından aldatıldım, zarara uğratıldım.

Sokrat: Ne kendini aldat, ne de başkalarını. Kendini aldatmazsan kendinle barışıksın, başkalarını aldatmazsan başkaları ile barışıksın demektir. Bundan daha büyük bir barış ve huzur olabilir mi?

Meraklı Eşek Arısı: Ticaret hayatından sen anlamazsın. Bu piyasada senin özdeyişlerinle iş yapamazsın, barınamazsın.

Sokrat: Ticaretten anlamadığım doğru. Eğer anlasaydım ben de Atina’da tanrı heykelcikleri satıp zengin olabilir ya da en azından evimi barkımı geçindirebilirdim. Gene de bu konuda bir söz daha söylemeden geçemeyeceğim: Bana göre aldatan, aldatılandan üstün demek değildir. Tam tersi.

Meraklı Eşek Arısı: Son söylediğin doğru mu değil mi bilemem ama hiç olmazsa teselli verici. Çünkü aptallığımı biraz örtüyor gibi… Zaten bunlardan sonra ben de aldatıla aldatıla aldatmayı öğrendim.

Sokrat: Nedense kötü davranışlar iyilere göre daha kolay öğreniliyor.

Meraklı Eşek Arısı: Ben işten anlamadığıma göre anlayan birini bulup ortak iş yapmaya karar verdim. Böyle birini buldum ve onunla, şirket kurup çeşitli alanlarda faaliyet göstermeye başladık. Kısa sürede umduğumuzdan daha fazlasını elde ettik. Ortaklığımızın üçüncü senesi bittiğinde kazanımlarımız zirve yaptı. Tam o dönemde tekrar aldatılabileceğim düşüncesi aklıma geldi. Bu nedenle o beni aldatmadan ben onu aldatmaya karar verdim. Bana çok güvendiği için bu çok kolay oldu.

Sokrat: Biri dert yanıyor: “Daha önceki hatalarına rağmen ona güvendim, ama o bir kere daha beni yanılttı.” Diye. Bilge cevap veriyor: “Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.”

Meraklı Eşek Arısı: Eğri cetvel ben mi oluyorum.

Sokrat: Yorum yok, nasıl istersen öyle kabul et.

Meraklı Eşek Arısı: Eğri, doğru her neyse sonunda ortağımı dolandırdım işte…

Sokrat: Senin yaptıklarına karşılık ortağın nasıl davrandı?

Meraklı Eşek Arısı: Önce direndi, sonra tehditle kaybettiklerini geri almaya çalıştı. Bu da olmayınca en sonunda yalvarmayı denedi. Tabii sonuç değişmedi.

Sokrat: Bu kadar mı?

Meraklı Eşek Arısı: Hayır değil. Çünkü alacaklılar kapısına dayanıp icralarda sürünmeye başlayınca bunalıma girdi ve bu duruma fazla dayanamayarak intihar etti.

Sokrat: Demek ki kötüler sadece masallarda olmuyor, gerçek hayatta da varmış! Bunu dedim diye sakın bana kızma. Çünkü ben aslında Oruç Baba’nın “Bu dünya iyilerin olduğu kadar kötülerindir de. Lütfen onlara da yer açınız.” Sözünü önemserim.

Meraklı Eşek Arısı: Masal deyince aklıma geldi. Sana geçen gün yazdığım bir masalı anlatsam dinler misin Sokrat?

Sokrat: Masal da mı yazmaya başladın? Bakalım seninle ilgili daha ne sürprizlerle karşılaşacağız?

Meraklı Eşek Arısı: Başlama gene! Yoksa anlatmam!

Sokrat: Sadece biraz takılmak istedim. Lütfen benim kusuruma bakma ve anlat!

Meraklı Eşek Arısı: Masalların başındaki “Bir varmış bir yokmuş…” diye başlayan klasik ifadeleri atlayarak anlatmaya başlıyorum: Ormandaki günlük hayat her zamanki gibi sürüp gidiyormuş. Orman kanunları bütün hayvanlara istisnasız uygulanıyor, kanunlardan yana şikâyetler varsa da bunlar kaale alınmıyormuş. Kısacası güçlü olan her zaman ve her şartta daima haklıymış. Hiyerarşik sıralamanın en üst basamağında en güçlü olan yani ormanlar kralı aslan varmış. Onun dilekleri kesinlikle yerine getirilmesi gereken kanunlarmış.

Sokrat: Bu anlattıkların aklıma şu soru ve cevabı getirdi: “Herkes için tüm şeyler aynı mıdır? Hayır. Çünkü birine göre adaletli olan şey, diğerine göre haksızlıktır; birine göre güzel olan, diğerine göre çirkindir; birine göre bilgelik olan, diğerine göre çılgınlıktır.” Keşke güçlünün daima haklı olduğu kuralı sadece ormanda geçerli olsaydı. Zaman zaman kendini modern olarak tanımlayan toplumlarda bile bu yanlış kural karşımıza çıkıveriyor. Lütfen devam et!

Meraklı Eşek Arısı: Kral zamanını yatarak, biraz da gezerek geçirir; acıktığında yemek istediği yiyeceği söyler ve bu dileği anında yerine getirilirmiş. Yemeği bazen bir ceylan, bazen bir zebra, bazen de bir manda yavrusu olabilirmiş. Karnı az acıktığı günlerde ise bir tavşanla idare edebilirmiş. Kısacası aslanımız ormanda bulunan yiyeceklerin hemen hemen hepsinin tadına bakmış. Son zamanlarda ise her gün aynı yemeği istiyormuş: Bir maymun. Kralın bu yemek tercihi diğer hayvanlar arasında hem sevinç hem de şaşkınlık yaratmış. Seviniyorlarmış, çünkü bu sayede hayatları kurtuluyormuş. Şaşırıyorlarmış, çünkü neden bu tercihi yaptığının nedenini bir türlü bulamamışken sonradan kralın tilki tarafından ikna edildiğini öğrenmişler. Acaba tilki bunu nasıl becermişti?

Sokrat: Tilki kümese girdiğinde seçme lüksüne sahip değildir. Ne bulursa onunla karnını doyuracaktır. Herhalde aslana da bu telkini vermiş değildir!

Meraklı Eşek Arısı: Tilkide o cesaret ne gezer? Tilki bakmış ki kral her gün yiyecek konusunda farklı şeyler istiyor. O nedenle “yakında sıra bana da gelebilir” düşüncesiyle bu ihtimali ortadan kaldıracak bir plân yapıp kralın huzuruna çıkmış. Ve demiş ki “Efendim, geçenlerde insanların bir toplantısını gizlice izledim ve oradaki konuşmaları dinledim. Bir büyücü, maymun etinin yararlarını anlattı. Maymun eti yemek genç kalmada, hastalıklara karşı dayanıklı olmada ve daha birçok konuda çok yararlıymış. Bu bilgiyi hizmetkârınız ve sağlığınız için duacınız olarak size iletmek istedim.” Bu yalan bilgi aslan tarafından kabul görmüş ve o günden sonra sofrasına her gün bir maymun ister olmuş. Maymunlar bu karardan hiç memnun kalmasalar da ellerinden gelen bir şey yokmuş. Her gün aralarından seçtikleri bir maymunu gözyaşları dökerek aslanın sofrasına göndermeye başlamışlar. Gönderilecek maymunlarla ilgili aralarında bir toplantı yapmışlar. İlk sırada gidecek olanlar yaşlılar olarak belirlenmiş. Daha doğrusu yaşlı maymunlar “Biz yaşadığımız kadar yaşadık, şurada kaç gün ömrümüz kaldı ki?” diyerek gönüllü olarak ölüme gitmeyi kendileri teklif etmişler. Onları hasta olanların, sakat olanların, annelerin teklifleri izlemiş.

Sokrat: Masalının sonunu merak etmeye başladım.

Meraklı Eşek Arısı: Biraz daha var. Ormanda günler, aylar hatta yıllar böyle geçmiş. Kral her gün maymun eti yemesine rağmen bedeni doğanın kanunlarına ister istemez yenik düşmüş yani o da yaşlılığı tatmış. Artık eskisi gibi dolaşamıyor, hemen yoruluyor ve dinlenme ihtiyacı hissediyormuş. Ancak buna rağmen gene de kükrediği zaman sesi ormanın ta öteki ucundan duyulabiliyor ve istediği hayvanı bir pençe darbesiyle öldürebiliyormuş.

Sokrat: Doğa bizimle konuşur. Üstelik çok da yalın bir dili vardır. Doğanın dilini anlayabilmek için ona dikkatle bakmak yeterlidir. Doğa ana biz canlılara verdiği canı o gün geldiğinde mutlaka geri alacaktır. Sen zenginsin, sen kralsın diye düşünmez ve hiçbir canlıya bu konuda iltimas geçmez.

Meraklı Eşek Arısı: Doğa anaysa biz de onun evlatları mıyız?

Sokrat: Evet, doğa cömert bir ana, tüm canlılar da evlatlarıdır. Evlatlarından bir tanesi yüzyıllardır ona ihanet içerisindedir. Bu evlat insanoğludur. İnsanoğlu, sınırsız ihtiyaçlarını bu ananın kıt imkânlarıyla karşılamakta o kadar aşırıya gitmiştir ki doğanın can çekiştiğini gördüğü halde görmezden gelmiştir.

Meraklı Eşek Arısı: İnsanoğlu doğaya ihanet etmiştir suçlaması biraz ağır kaçmadı mı?

Sokrat: Hayır kaçmadı. Keşke daha ağırı olsaydı da onu söyleseydim. İnsanoğlu, kaynakları tüketmekle kalmamış, doğayı telafisi mümkün olmayacak bir şekilde kirletmiştir. Benim yaşadığım zaman diliminde insanın doğaya verdiği zarar çok azdı. Daha önceleri ise hemen hemen hiç yoktu. Şimdi öyle mi? Çevre kirliliği had safhada, kutuplar eriyor, yakın bir gelecekte içmek için temiz su bile bulamayacaksınız. Bütün bunlara karşılık siz ne yapıyorsunuz sadece seyretmekten başka? Doğanın diğer evlatlarını acımasızca öldürüyorsunuz, hatta nesillerini tüketiyorsunuz. Buna hakkınız var mı? Nükleer santrallerden arta kalan atıkların radyoaktif etkisi 250 milyon yıl boyunca sürüyormuş. Dünyanın dört bir yanında bu atıklardan tonlarca var. Nükleer atıklar, bu kadar yıl bir tehlike yaratmadan nasıl korunacak? Hızla artan dünya nüfusunu bekleyen çok sayıdaki tehlikenin sorumlusu doğa ana değil, insanoğlunun kendisidir. Ben bu konuda elde edilen bilgiyi her yönden iyice irdelemeden uygulamaya koydukları için bilim adamlarını ve insan ömrünü uzatmak için çalışan tıp insanlarını da suçluyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Tıp adamları deyince sanırım öncelikle doktorlar aklımıza geliyor. Onları neden suçluyorsun? İnsanların dertlerine çare bulmaları, hastaları iyileştirmeleri suç mu?

Sokrat: Doktorları insan ömrünü uzatmaya çalıştıkları için suçluyorum. Çünkü uzayan ömür insan için faydalı olabilir, fakat doğanın da zararınadır.

Meraklı Eşek Arısı: Moral bozucu konular bunlar! İyisi mi ben masalıma devam edeyim: Tilki yağcılığı daha da ileriye götürmek amacıyla kralın bu durumuna bir çare üretmiş. Orman içinde yorulmadan dolaşabilmesi için üzerine binebileceği bir makam hayvanı fikriyle kralın karşısına çıkmış. Bu binilecek hayvanın seçilmesi için de bir hayvan akil komisyonu oluşturmasını söylemiş. Bu fikri de kabul görmüş ve kral bu komisyona güzel konuşan, ikna yeteneği olan bir başkan atamış. Tabii bu başkan, tilkiden başkası değilmiş. Üyeliklere ise çakal, domuz, karga, yılan ve sansarı getirmiş. Komisyon en kısa zamanda toplantıya çağırılmış ve daha ilk oturumda kralın binebileceği hayvanlar belirlenerek adları içlerinden birini seçmesi için krala götürülmüş. Seçilen ilk aday binek hayvanı olarak düşünülen zürafa, kralın karşısına çıkmış. “Sayın kralım, sizi taşımak benim için büyük bir onurdur, ama benim boyum çok yüksek. Ya benim üzerimden düşerseniz, maazallah sonunuz ne olur?” deyince aslan zürafayı gönderip ikinci adayı çağırmış. İkinci aday olan at huzura çıkıp, çok hızlı koştuğu için kralın üzerinde durmakta zorluk çekebileceği mazeretini öne sürmüş. Kral, mazereti kabul etmiş. Diğer adayı huzura istemiş. Bu sefer de keçi gelmiş. Keçi “Efendim, ben patikaları sekerek geçerim, dağlara tırmanırım hatta ağaçlara bile çıkabilirim. Ama bir benim bir de kendinizin cüssesine bakın. Sırtıma bindiğinizde ayaklarınız yerlerde sürünecek ve herkes bize gülecek.” Demiş. Bu gerekçeyi de aslan beğenmiş. Son aday gelsin diye emir vermiş.

Sokrat: Akil hayvanlar komisyonu bula bula dört tane mi aday bulmuş? Doğrusu biraz beceriksiz bir komisyonmuş! Mesela fili ve zebrayı da aday gösterebilirlerdi.

Meraklı Eşek Arısı: Komisyon üyeleri de senin yaptığın suçlamanın benzerini zihinlerinden geçirmişler ve krala binebileceği bir hayvan bulamadıkları için başlarına çok kötü şeyler gelebileceği endişesi içine düşmüşler. Kaderleri son adaya bağlıymış artık. Ya o da kralı ikna edici bir mazeret bulursa?

Sokrat: Son aday hangi hayvanmış?

Meraklı Eşek Arısı: Eşekmiş. Eskiden hor gördükleri, selam bile vermedikleri eşek şimdi, vereceği kararla onların hayatlarını etkileyebilecek bir pozisyondaymış. Kabul etmesi ve kralı ikna etmesi için neredeyse eşeğin ayaklarına kapanacaklarmış. Meğerse eşek ne kadar değerli, asil, düşünceli bir hayvanmış! Onlar bu özellikleri dolayısıyla eşeği hep takdir ederlermiş!

Sokrat: Öyle ya, yalandan kim ölmüş? Üstelik eşek de onlara göre aptal ya, nasıl olsa bu yalanlara ve yağcılığa kanar diye düşünmüşlerdir.

Meraklı Eşek Arısı: Cömertçe yalanlarını döktürmüşler.

Sokrat: Yalanın hazmı zor derler. İnanmıyorum. Öyle olsaydı en çok görülen hastalıkların başında hazımsızlık gelirdi.

Meraklı Eşek Arısı: Eşek bunlara inanmamış, ancak “Bu akil hayvan komisyonu üyelerinden tilkinin dışındakilere fazla kızgınlığım yok. Tilkiyi mahvedeceğim derken onları da yakmayayım. Aklımı kullanıp sadece tilkiye zarar verecek bir çözüm bulmalıyım. Hem kralın isteğine karşı çıkacak gücüm de yok benim. Kızarsa beni oracıkta öldürüverir. O nedenle kendime de zararı dokunmayacak bir yol bulmalıyım” Diye düşünmüş ve bulmuş. Aslanın huzurunu çıktığında “Saygı değer kralımız bu göreve beni lâyık gördüğünüz için teşekkür ederim. Size hizmet etmek benim için büyük bir onurdur. Görevimi en iyi şekilde yapacağımdan hiç şüpheniz olmasın. Yalnız sizden bir ricada bulunacağım. O da şu: Sizin güvenliğiniz her şeyden önce gelir. Dolaşmalarımız sırasında sırtımda siz varken ben bunu tam olarak sağlayamayabilirim. O nedenle biz dolaşırken zeki ve becerikli bir hayvanın öncü görevine getirilmesi ve bu öncünün geçeceğimiz yolları kontrol etmesi uygun olur. Tabii yine de takdir size ait, ama bana soracak olursanız bu işi en iyi yapacak olan da tilkidir.” demiş. Bu öneri aslanın çok hoşuna gitmiş, hemen öncü olarak tilkiyi görevlendirmiş ve görevini de çok iyi yapması konusunda uyarmış. Tilki bu durumdan hiç memnun olmadıysa da çaresiz kabul etmek zorunda kalmış.

Sokrat: Acaba tilki, eştiği kuyuya kendi mi düşecek? Eşeğin bulduğu çözüm ve akıl yürütmesi çok güzel. Ondan bu kadarını beklemezdim.

Meraklı Eşek Arısı: Demek ki hiçbir şey göründüğü gibi değilmiş. Eşeğin o aptal görüntüsü bizleri yanıltmış olabilir. Ne kadar akıllı olduğunu ya da olmadığını masalın sonunda göreceğiz.

Sokrat: Tilkiye iyi bir ders vermesini çok isterim.

Meraklı Eşek Arısı: Kahramanız bu işte başarılı olmak için öncelikle sabır gerektiğini çok iyi biliyormuş. O nedenle aslanın hizmetinde birkaç ay canını dişine takmış ve her zorluğa sabrederek katlanmış. Nihayet beklediği günler gelmiş. Uygun bir zamanda maymunları ziyarete giderek tilkiyi mahvetmek için hazırladığı planı onlara anlatmış. Kendisine yardımcı olup olmayacaklarını sormuş. Maymunlar başlarına bu felaketleri açan tilkiden intikam almak için çok istekli olduklarından eşeğin planını hemen kabul etmişler. Üç gün sonra eşek kralı gezdirirken tam tepeye geldiklerinde maymunlar öncü tilkiye saldıracaklar, tabii can korkusuyla tilki kaçacak ve kralı sırtından indiren eşek maymun ordusunun içine dalarak hepsini perişan edecek. Tepedeki kral da olan biteni çok iyi bir şekilde görebilecekti. Plan genel hatlarıyla böyleymiş.

Sokrat: Galiba tilkinin sonu yaklaşıyor.

Meraklı Eşek Arısı: O günün sabahı eşek erkenden uyanmış. Yapacaklarını bir kere daha gözden geçirmiş. Unuttuğu en ufak bir ayrıntı bile olmasın istiyormuş. Aslanı sırtına bindirmiş. Tilki önde, onlar arkada yola koyulmuşlar. Tam tepeye geldiklerinde maymunlar çığlık atarak saklandıkları yerden çıkmışlar ve önce tilkiye saldırmışlar. Görevi olabilecek bir tehlikeye karşı kralı uyarmak hatta korumak olan tilki, bu saldırı karşısında canının derdine düştüğünden oradan kaçmaktan başka bir şey düşünemiyormuş. Kralı uyarmak aklından bile geçmemiş. Nitekim tabanları yağlayarak, en hızlı koşuculara bile taş çıkartırcasına oradan uzaklaşmış. Tilkinin kaçtığını gören maymunlar, bu sefer kral ve eşeğe doğru yönelmişler. Bunun üzerine sırtındaki aslanı yere indiren eşek, hiç düşünmeden maymun ordusuna karşı tek başına saldırıya geçmiş. Cesaretle içlerine dalmış. Sağa sola çifteler savurmaya başlamış. Maymunlar önceden anlaştıkları gibi, çifteler isabet etmese bile kendilerini yere atmışlar, kısacası rollerini çok güzel oynamışlar. Sonunda bozguna uğramış bir ordu gibi oradan kaçmışlar. Kral bulunduğu yer itibariyle olan bitenleri çok iyi bir şekilde izleyebilmiş. Tilkinin yüreksizliğine kızarken eşeğin cesaretine hayran kalmış.

Sokrat: Gerçi buradaki cesaret yapmacık ama bu söylediklerin aklıma şu sözü getirdi: Aklı kullanmak için en başta gerekli olan cesarettir.

Meraklı Eşek Arısı: Evet, eşeğin aklını kullanma cesaretini gösterdiğini söyleyebiliriz. Kral bu olaydan sonra eşeği emekliye ayırmış. Akil hayvanlar komisyonu üyelerini de eşeğe hizmetle görevlendirmiş. Eşek istediği zaman taze ot ve temiz su getirme, barındığı yeri temiz tutma bu üyelerin başlıca görevleriymiş.

Sokrat: Tilkiye ne olmuş?

Meraklı Eşek Arısı: Emekliye ayrılan eşekten boşalan görev de ona verilmiş. Yani aslan artık her yere tilkinin sırtında gidiyormuş. Tilkinin kendi canını kurtarmak için maymun etinin yararlı olduğu yalanını uydurduğunu da eşek, aslana bir bir anlatmış. Kral o günden sonra maymun eti yemekten vazgeçmiş ve tüm maymunları affetmiş.

Sokrat: Olup bitenlere ormandaki diğer hayvanlar çok şaşırmış olmalı.

Meraklı Eşek Arısı: Evet, şaşırmışlar ve bütün bunları nasıl becerdiğini eşeğe sormuşlar. Eşek de onlara “Nasıl becerdiğimi boş verin. Siz asıl sonuca bakın. Yani: Aklın fendi, kurnazlığı yendi.” Demiş. Masal da burada bitmiş.

Sokrat: Ders dolu bir masaldı. Hem kutlarım hem de teşekkür ederim.

Meraklı Eşek Arısı: Anlatırken yoruldum Sokrat. Bu konuda senin kadar talimli değilim. Sen saatlerce, günlerce konuşabiliyorsundur. Bitirelim mi? Hoşça kal.

Sokrat: Sen de hoşça kal Meraklı Eşek Arısı!

  ●   ●   ●

Şüphe Üzerine Sorgulamalar

Sokrat: Merhaba! Seveceğin bir öneri getiriyorum: Bugün konumuz eleştiriden eleştiriye olsun.

Meraklı Eşek Arısı: Merhaba Sokrat! Sevindim.

Sokrat: Bu sorgulamada yönetici olmak ister misin?

Meraklı Eşek Arısı: Hayır istemem! Çünkü önceden hazırlık yapmam gerekiyordu.

Sokrat: Öyleyse yöneticilik bana kaldı. Uygulamadaki kuralları biliyorsun değil mi, yoksa hatırlatayım mı?

Meraklı Eşek Arısı: Hatırlatmana gerek yok. Bir an önce başlayalım.

Sokrat: Önce bir gözlem aktaracağım. Biraz uzundur. Dikkatle dinlemeni rica ediyorum: Erkek aslan, dişisinin avlanmasını uzaktan izliyordu. Dişi aslan otların arasından sürünerek ilerliyordu. İleride otlayan yaban öküzü sürüsüne iştahla baktı. Sürünün içerisinden bir tanesini gözüne kestirip, ona doğru koşunca, yüzlerce hayvan kendileri için de tehlike olabilir düşüncesiyle kaçmaya başladılar. Dişi aslan hedefine kilitlendiği için hemen yanı başında olan hayvanlara bakmıyordu bile. Yaratılan panik sonucu öküzlerden bir tanesi tökezleyip, tam aslanın önüne düştü. Hemen kalktı ve can havliyle boynuzlarını silah olarak kullanarak aslana karşı saldırıya geçti. Aslan önce durakladı, sonra ise çareyi kaçmakta buldu. Aslanın kaçtığını gören diğer öküzler de cesaretlenip saldırıya katıldılar. Uzaktan bu olayı izleyen erkek aslan kıs kıs gülüyordu!

Meraklı Eşek Arısı: Bir filozofa sormuşlar: “Şansa inanır mısın?” Filozof: “Evet, yoksa sevmediğim insanların başarılarını neyle açıklardım.” Demiş.

Sokrat: “-Onu neden öldürmek zorunda olasınız ki?-Çünkü o benim düşmanım. - O zaman, biraz bekleyin zaten ölecek.... “ 

Meraklı Eşek Arısı: Sorunları çözmenin en iyi bir yolu da beklemektir.

Sokrat: -Bazı güzel kadınlar kaprisleri nedeniyle çekilmez oluyorlar. -Allah’ın gülü dikenli yarattığına hayret edeceğiniz yerde, dikenler arasında gül yarattığına hayret ediniz. “

Meraklı Eşek Arısı: Dikeni değil gülü görmelisin.

Sokrat: -Hakimler, suçlulara ceza vermekten çekiniyorlar, çünkü onları koruyabilecek bir güç yok. – Adaletin kılıcı ile vuran kol, ne kadar zayıf olursa olsun, gene kuvvetlidir. Adaletin kuvvetli, kuvvetlilerin de adaletli olmaları gerekir.”

Meraklı Eşek Arısı: Güçsüz adalet, güçlü suçlular yaratır.

Sokrat: “-Ama ben zenginim… - Ben erdemden başka zenginlik tanımıyorum. “

Meraklı Eşek Arısı: Tükenmeyen tek zenginlik erdemdir.

Sokrat: “-Birisi bir şey çalıyorsa, bana göre ahlaksızdır. - Ben her türlü ahlaki hüküm vermeye, övmeye ve mahkûm etmeye karşı derin bir tepki duyarım. Alışılagelen ahlaki hükümlere karşı şunu sorarım: Hükmü veren hüküm vermeye esas itibarıyla haklı mıdır? O, onun yeterli derecede üstünde midir? Onun sağgörüsü, hayal gücü, yeterli deneyimi var mıdır, bir bütünü tasarlaması için… “

Meraklı Eşek Arısı: Bu sorgulama aklıma Hz. Ali’nin bir sözünü getirdi: “Her derde bir deva bulunur. Lakin ahlaksızlık illetine ilaç bulunmaz.”

Sokrat: “-O kadına karşı olan duygularımı anlatmaya çalıştım, ama o sadece bakmakla yetindi. -Kadınlar erkeklere söyleyeceklerini gözleriyle söylerler.”

Meraklı Eşek Arısı: Gözlerin anlattıkları, her zaman sözlerden daha fazladır.

Sokrat: “-O kadar iyi bir insan ki herkese iyilik yapmaya çalışıyor. Yüzündeki ışık tüm karanlığı aydınlatıyor. - Gül sunan bir elde daima bir miktar gül kokusu kalır. “

Meraklı Eşek Arısı: Gülle ilgili bir kıssadan hisse hatırladım: Asya’da eski zamanlarda bir genç, Tibet Rahipleri’ne katılmak ister. O zamanlar tapınaklardaki rahip sayısı sınırlı olduğundan rahipliğe kabul edilmek imkânsızdır. Genç her şeye rağmen şansını denemeye karar verir. Bir tapınağın kapısını çalar. Kapıyı açan görevliye dilinin döndüğünce tapınağa katılmak ve rahip olmak istediğini anlatır. Görevli kapıyı kapatır bir müddet sonra elinde tamamen su dolu bir kap ile geri döner ve bunu gence uzatır. Bu hareketin mesajı çok açıktır. Tapınaktaki rahip sayısının kalabalık olduğunu, onu kabul edemeyeceklerini ima etmektedir. Genç çok üzgündür ancak ümidini kaybetmez. Hemen bir gül yaprağı kopartır suyun üzerine koyar ve kapıyı çalarak su kabını geri verir. Ve bu kez onu içeri kabul ederler. Çünkü mesaj çok anlamlıdır: Bir gül yaprağı, suyu taşırmaz...

Sokrat: Öyleyse ben de güle dair bir yakınma ekleyeyim: “Hain gül, sen çıktıktan sonra aşka kan düştü...”

Meraklı Eşek Arısı: Bir tane de benden: “Papatya gülü nasıl kıskanmasın? Seviyor mu diye onun yapraklarını koparıp fal bakan âşık, gülü ise sevdiğine veriyor.”

Sokrat: “- Hem seviyorum diyorsun hem de dünyadan şikâyet ediyorsun. O sevgi de bu dünyada yaratılmadı mı?”

Meraklı Eşek Arısı: Martin Luther King demiş ki: "Karanlık karanlığı kovamaz, ancak ışık kovabilir karanlığı. Nefret nefreti kovamaz, ancak sevgi kovabilir nefreti."

Sokrat: “-Kötüden kaçtıkça kötülük buldum. - En kötü sonucu kabullenen, en iyi sonucu elde edecektir. Çünkü sorunla en yıkılmaz cesaretle boğuştuğunuz an, en kötü sonucu göze aldığınız andır. Hiç bir asker ölmekten korkmayan asker kadar korkutucu olamaz. “

Meraklı Eşek Arısı: Cenap Şehabettin’e göre "Canı sıkılınca hayvan uyur, insan kötü şeyler düşünür."müş.

Sokrat: “-O kadar çok acıkmıştım ki hiç doymayacağım sandım, ama biraz yiyince yanıldığımı anladım. - Deve yükü aş olsa, aça az görünür. “

Meraklı Eşek Arısı: Bu eleştirideki son cümleyi söyleyen tuzu kuru biri olmalı. Çünkü bir atasözünde der ki : “Tok açın halinden anlamaz.”

Sokrat: “- Doğa, boğalara boynuz; atlara sağlam tırnaklı ayak; tavşanlara hız; aslanlara dişlerle dikenli derin bir ağız; balıklara yüzgeç; kuşlara kanat ve erkeklere önlem alma özelliği verdi. Onun artık kadınlara verebileceği hiçbir şeyi yoktu. O halde onlara ne verdi? Güzellik… Güzellik demirden ve ateşten daha kuvvetlidir…-Bazı kadınlar bu güzellik kozunu bir müddet kullanabilirler, ama bunun da bir sonu yok mu? -Evet var. Çünkü güzellik, doğanın kadınlara verdiği ilk armağan, aynı zamanda geri aldığı ilk şeydir. “

Meraklı Eşek Arısı: Veren de alan da aynı olduktan sonra bunda tartışacak ne var?

Sokrat: Adam o gün çok yorulmuştu, biraz dinlenmek için bir ağacın gövdesine vücudunu yasladı. Bir süre o şekilde durdu kımıldamadan. Rahatladığını anlayınca birisiyle konuşmak ihtiyacı hissetti. Dostça olmasa bile birkaç dakika şuradan buradan konuşacak birini de buldu. İnsanlara karşı duyduğu sevgiyi göstermek için yardım edecek bir kişi aradı. O kişi hemen çıkıverdi karşısına. İçini kemiren sırrını paylaşacak gerçek bir dost aramaya başladı. Nedense hâlâ arıyor…

Meraklı Eşek Arısı: Bir ozan da aynı dertten mustarip olmalı ki “Bir dost bulamadım, gün akşam oldu.” diye duygularını dile getirmiş.

Sokrat: “Genç kız kendisini sevdiğini söyleyen delikanlıyı sınamak düşüncesindeydi. Bakalım kendisi için neler yapabilirdi. Sordu ve şu cevabı aldı: -Senin için ben ölürüm. Daha ne yapmamı istersin ki.. Bu cevap üzerine genç kız, o delikanlı ile bir daha konuşmak gereğini bile duymadı. “

Meraklı Eşek Arısı: Sevgi öldürmez; yaşatır.

Sokrat: “-Dilenci sadaka için yalvarıyor, o ise sevgi dileniyor. -Birisi bir insanı öldürmüş, o ise içindeki sevgiyi. -Hırsız eşya çalmış, o ise vergi kaçırmış. -Birisi korkuyor, o da korkuyor. -Birisi ağlıyor, o da…. -Yaşam yollarında kendimizle tekrar tekrar, bin bir kılıkta karşılaşırız. “

Meraklı Eşek Arısı: Ben senim, sen de ben…

Sokrat: “-Hata yapmaktan korkuyorum. O nedenle hiçbir şey yapmıyorum.  - Hiç hata yapmamış adam, yeni bir şey denememiştir.”

Meraklı Eşek Arısı: Ders alınan her hata, deneyim hanemize yazılan yeni bir kazançtır.

Sokrat: “- İktidarın sanatçısı olmaz. Varsa beslemedir, yağdanlıktır. Sanatçı muhaliftir, muhalefettedir. Benimsediği bir siyasi görüş olabilir, bazen bu görüş de iktidara gelebilir. İktidar olan benimsediği siyasi görüş, yanlış yaparsa sanatçı, hemen muhalefete geçer. Onun bu davranışı döneklik değildir, kutsal başkaldırı hakkını kullanmadır. - Sanatçı sadece ağzıyla konuşmak zorunda değildir. Kalemiyle, fırçasıyla, müzik aletiyle, balyozu ile ağzı ile anlatacaklarından çok daha fazlasını söyleyebilir.”

Meraklı Eşek Arısı: Bir toplumdaki sanat eserlerinin çokluğu, özgür düşüncenin varlığının da kanıtıdır.

Sokrat: “-Şüphe, bilgi azlığından değil; aksine bilgi çokluğundan kaynaklanır. -Konfüçyus bir arkadaşına şöyle der: “Senin bir yumurtan var, benim bir yumurtam var. Sen yumurtanı bana versen, ben de yumurtamı sana versem, yine senin bir yumurtan benim de bir yumurtam olmuş olur. Ama senin bir bilgin var, benim de bir bilgim var. Sen bilgini bana versen benim bilgimle birlikte iki bilgim olmuş olur. Ben de bilgimi sana versem senin bilginle birlikte iki bilgin olmuş olur.”

Meraklı Eşek Arısı: Sorgulamanın akışını keseceğim ama sormadan da geçemeyeceğim: Sokrat, ben her şeyden şüphe eden bir insanım. Bu benim çok bilgili olduğumu mu gösterir?

Sokrat: Hayır. Burada anlatılan, bilimsellik özelliği taşıyan şüphedir. Oysa sendeki büyük bir ihtimalle sıradan, diğer bir deyişle adi şüphedir. Sıradan(adi) şüphe bireylerin gündelik yaşamdaki olaylarla ilgili olarak duydukları şüphedir. Mesela sen benimle ilgili bazı konularda şüpheye kapılabilirsin. O zaman bu sıradan bir şüphe olacaktır.

Meraklı Eşek Arısı: Kocasının kendine ihanet ettiğini düşünen kadınınki de böyle bir şüphe olmalı! Doğru bir örnek mi verdim? Bir de bana şüphenin ne olduğunu açıklar mısın?

Sokrat: Verdiğin örnek doğru. Şüphe hayal kurma, rüya, akıl yürütme gibi bir düşünme biçimidir. Az önce örneğini verdiğim sıradan şüphe ve bilimsel şüphe gibi çeşitleri vardır.

Meraklı Eşek Arısı: Bilimsel şüpheyi, sıradan şüpheden nasıl ayıracağız?

Sokrat: Bazı felsefi akımların insan zihnini uyarması bilimsel şüphenin hazırlayıcısı olmuştur. Bilimsel şüphe, bilimle uğraşan bir insanın hakikati bulmasını, hataya düşmemesini sağlar. Bilim adamı araştırmasını yaparken yaptığı açıklamalardan ve ortaya attığı hipotezden şüphe eder. Ama deney bunları doğrularsa, bu açıklamalar kanun halini alır ve şüphe ortadan kalkar. Yani bilim adamının şüphesi bir yere kadar devam eder ve sonra biter. Bilim adamı şüphe etmek için şüphe etmez, doğruya ulaşabilmek, gerçekleri bulabilmek için şüphe eder. Kısacası bilimsel şüphe, hakikate ulaşmak için bilim adamı tarafından bir “araç” olarak görülür.

Meraklı Eşek Arısı: Benimki ile bilimsel şüphe arasındaki farkı anladım.

Sokrat: Bunlardan başka İlkçağ’da birer felsefi akım temsilcisi olarak ortaya çıkan Sofistler’de ve Septikler’de görülen şüphe çeşidi ile; bir de Descartes(Dekart) ve Hume(Yum)’da görülen metodlu şüphe vardır. Descartes ve Hume şüpheden faydalanarak akıl yürütme yoluyla birtakım doğrulara, hakikatlere ulaşmışlardır ki onların başvurdukları bu yola metodlu şüphe denilmektedir.

Meraklı Eşek Arısı: Açıklamaların için teşekkür ederim Sokrat. Gerçekten de bilgilendim, ama şimdi izin verirsen şüphelerimle baş başa kalmak istiyorum.

Sokrat: Nasıl istersen öyle olsun. Hoşça kal.

  ●   ●   ●

Düşünce Fırtınası

Meraklı Eşek Arısı: Merhaba Sokrat! Bugün ne yapıyoruz?

Sokrat: Merhaba Meraklı Eşek Arısı! Bugün konumuz serbest çalışma olsun. Yani konudan konuya atlayarak bir düşünce fırtınası yaratmayı öneriyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Öyleyse sorumu sorarak başlıyorum: Çoğunlukla doğrudan, iyiden, erdemden bahsediyorsun. Yoksa sen bir peygamber misin?

Sokrat: Bu da nereden çıktı?

Meraklı Eşek Arısı: Çünkü seni bir bilge, bir filozof, bir düşünür olarak tanıtanlar olduğu gibi; bir peygamber olduğunu söyleyenler de var. O nedenle ister istemez bu soru aklıma geldi.

Sokrat: Yok böyle bir şey! Bu iddiayı şiddetle reddederim. Hak etmediğim övgü ve makamlar bana hakarettir. Halbuki ben öğrencilerime şu telkini verdim hep: Övgüyü hak ediyorsan kendini övebilirsin; ama bunu yaparken lütfen biraz sessiz ol! Benim peygamber olduğumu düşünenleri sanırım “İçimde duyduğum bana hep doğru yolu gösteren ilahi bir ses vardı.” demem yanıltmış olmalı.

Meraklı Eşek Arısı: Bir arkadaşım çektiği acıları anlatırken sanki bununla övünüyor, hatta zevk alıyor gibi geldi bana. Ona “Acı çekmekle övüneceğine, acılarını azaltmanın yollarını ara.” dedim. Bu lafım üzerine çok kızdı ve kalkıp gitti. Giderken yüzüme kin dolu gözlerle baktığını fark ettim.

Sokrat: Cenaze töreninde ağlamaktan kendini helak etmiş olan kadını gösteren biri yanındaki bilge kişiye der ki: “Çok acı çektiği ağlamasından belli. Korkarım, bu ağlamaları ona zarar verecektir.” Bilgenin bu yargıya cevabı ise şöyledir: “Ağlatan acılardan değil, ağlatmayan acılardan kork. Çünkü gözyaşları bedenin koruyucusudur, savunma silahıdır.”

Meraklı Eşek Arısı: Bazen ruhumun acı çektiğini hissediyorum.

Sokrat: Ruhunu acıdan kurtarmak istiyorsan, tasalanmayı hayatından çıkar.

Meraklı Eşek Arısı: Sahi Sokrat, ruh var mıdır?

Sokrat: İşte bu soru hiç olmadı, sana yakışmadı Meraklı Eşek Arısı!

Meraklı Eşek Arısı: Neden yakışmadı, hatam nerede?

Sokrat: Çünkü bu soruyu sormaması gereken tek kişi varsa dünyada, o kişi de sensindir. Sen şu anda ne yapıyorsun, kiminle konuşuyorsun?

Meraklı Eşek Arısı: Küçük bir çocuğa sorar gibisin! Tabii ki seninle konuşuyorum.

Sokrat: Konuştuğun bu kişi etten, kemikten meydana gelmiş bir Sokrat mıdır?

Meraklı Eşek Arısı: Özür dilerim. Çok büyük bir hata yaptım. Son günlerde biraz dalgınım, kafamda çözemediğim çok sayıda problem ve cevabını veremediğim onlarca soru var. Lütfen bağışla Sokrat…

Sokrat: Anlatmak ister misin? Duygularını kendine saklama, onları bir dostunla paylaş. Acı da olsa tatlı da olsa paylaşılan duygular sana mutluluk olarak geri dönecektir.

Meraklı Eşek Arısı: Zihnimi en çok meşgul edeni söyleyeyim: Yatırım yapabileceğim alanları araştırdım. İki tanesi bana oldukça kârlı göründü. Uzun süre bunlardan birini seçemedim. En sonunda birinde karar vermiş olmama rağmen aklım hâlâ ötekinde. Acaba benim için iyi olan daha doğrusu hayırlı olacak olan bu muydu, yoksa diğeri mi sorusunu durmadan kendime soruyorum.

Sokrat: İki ihtimalli durumlar karşısında kalıp da bir tanesini seçtikten sonra “Acaba, diğerini seçseydim daha mı iyi olurdu?” sorusunu çoğu zaman kendimize sormuşuzdur. Burada bizim için iyi olanı, hayırlı olanı istemekten kaynaklanan bir kaygı vardır. Belki de tercihimizin dışında kalan seçenek bizim için iyi ve hayırlı olmayacaktı! Bununla ilgili bir hikâyeyi hatırımda kaldığı kadar anlatayım: Bir kral ve çok samimi arkadaşı varmış. Bunlar her yere birlikte giderlermiş. Kralın arkadaşı olumsuz bir durumla her karşılaştığında “Bunda da bir hayır vardır!” dermiş. Bir gün kralla ava çıktıklarında, onun hatasından dolayı kral tüfekle bir parmağını koparmış. Çok öfkelenen kral arkadaşını zindana attırmış. O “Bunda da bir hayır vardır!” deyip zindandaki günlerine sabırla katlanmış. Kral, gene ava çıktığı bir gün yanındakilerle birlikte yamyamların eline düşmüş. Yamyamlar onları pişirip yemek için kazanları su ile doldurup altlarında ateşler yakmışlar. Esirleri de tepeden tırnağa soyup vücutlarını kontrol etmişler. Çünkü onların inancına göre uzuvları eksik olan bir esir yenemezmiş. Tabii kontroller sırasında kralın eksik parmağını görüp onu serbest bırakmışlar. Kral arkadaşının hatası sayesinde kurtulduğu için hemen onu zindandan çıkarmış ve “Sen haklı çıktın, bak gerçekten de bunda da bir hayır varmış ve ben bu sayede kurtuldum,” demiş. Ayrıca, zindana attırdığı için de arkadaşından özür dilemiş. Arkadaşı da “Özür dilemene gerek yok, çünkü bunda da bir hayır vardır.” demiş. Kral da “Hadi canım sen de, zindanda yatmada ne hayır olacak?” deyince arkadaşı “Bir düşünsene, zindanda yatıyor olmasaydım ben de senin yanında olacaktım.” demiş.

Meraklı Eşek Arısı: Hikâye güzel de, benim derdime çare değil. Çünkü sıkıntımı, acımı gidermiyor.

Sokrat: O zaman şöyle diyeceğim: Zenginin acısı, fakir için çerez gibidir. Ve ekleyeceğim: Kararsızlık pasifliğe, pasiflik korkuya, korku başarısızlığa, başarısızlık üzüntüye, üzüntü de hastalığa yol açar. O nedenle hastalıklardan korunmanın bir yolu da karasızlıklarımızı yenmektir.

Meraklı Eşek Arısı: Acılardan kurtulmak, zevk dolu bir yaşam sürmek istiyorum. Belki de sadece ben değil, birçok insan bunu arzu ediyordur. Acıdan kaçıp, hazza yönelmek insanın doğasında vardır.” Yargısı sence doğru mudur?

Sokrat: Hedonistler’e uygun bir yargı.  Hedonizm temsilcileri hazza yönelmeyi, acıdan kaçmayı söylerler. Onlara göre en üstün iyi, hazdır. Ancak gerçek haz sürekli olandır. Sürekli olan hazza da bilgelikle varılabilir. Bu öğretiyi savunanların arasında benim bazı öğrencilerim de yer almaktadır.

Meraklı Eşek Arısı: Sen ne kadar gamsız bir adamsın Sokrat? Dev gibi bir problemi bir iki lafla cüceye dönüştürüyorsun. Yoksa sihirbaz mısın, diyeceğim. Diyemiyorum. Kızarsın diye korkuyorum.

Sokrat: Dingin bir ruhun varsa atın, katın, yatın olmasa da ne gam! Ben düşündüğüm için, düşünmeyi sevdiğim için, düşünerek sorunlara çare ürettiğim için insanlara gamsız biri olarak görünmüş olabilirim. Bence düşündüğün kadarsın; ne az ne de fazla. O nedenle iyi, olumlu düşüncelerini eyleme dönüştürerek her zaman kullanabileceğin bir mutluluk reçetesine sahip olabilirsin.

Meraklı Eşek Arısı: Bu reçeteyi bana da yaz!

Sokrat: Işık, sadece aydınlatır, görmek senin işindir.

Meraklı Eşek Arısı: Yani, söylediklerimin içinden payına düşeni al mı, demek istiyorsun?

Sokrat: Anlamış olmana sevindim.

Meraklı Eşek Arısı: Mükemmeli aramak, mükemmele ulaşmaya çalışmak hep tavsiye edilir nedense? Senin yaptığın da buna benziyor. Daha sıradan şeyleri bile anlamamışken birden sıçrama yapıp mükemmele ulaşmamız mümkün olabilir mi?

Sokrat: Kahraman karşısındakine cesaret, korkak ise korku vermeye çalışır. Anlayacağın, kimde ne varsa, ancak onu verebilir. Bende olan ise deneyimdir ve ben bunu sana aktarmaya çalışıyorum. Biliyorum ki, insan beyni bir fabrika gibidir, verilen hammaddeye göre ürün üretebilir. Beynine iyi, yararlı, güzel şeyler yükle ki değerli düşünce ürünleri ortaya koyabilesin.

Meraklı Eşek Arısı: Başka insanların beni mükemmel biri olarak görmelerini isterdim. Bu çok hoşuma giderdi…

Sokrat: Mükemmel görünmeye çalışmazsan mükemmel bir davranışta bulunmuş olursun. Farklı görünmeye çalışma, ne isen o ol! Kendini olduğun gibi kabul edersen, bir gün mükemmel bir insan da olabilirsin.

Meraklı Eşek Arısı: Kendimi ve diğer insanları incelemeye başladım bile.

Sokrat: Önce kendini dizginle; başkalarına sıra sonra gelsin…

Meraklı Eşek Arısı: Bu incelemeden diğer insanlara bahsetmekten çekiniyorum. Çünkü benim de kendime göre bazı sırlarım var. Bilinmesini istemem tabii ki…

Sokrat: Başkalarının sırlarını açığa çıkarmak için uğraşanlar, kendi sırlarının öğrenilmesinden niçin korkarlar? Başkalarını çok da fazla önemsememeli. Çünkü başkalarını gereğinden fazla önemseyenler, kendilerini yitirme tehlikesiyle karşı karşıyadırlar.

Meraklı Eşek Arısı: Konudan konuya atlayacağım, ama tartışmanın akışını etkilerim diye de korkuyorum.

Sokrat: Korkmana, endişelenmene gerek yok. Tartışmanın başında konunun serbest olduğunu söylemiştik.

Meraklı Eşek Arısı: Doğru dersin… Son günlerde kendimle ilgili bir gözlemimden bahsedecektim. Gördüm ki eskiden yaptığım bazı davranışları artık yapmıyorum. Mesela insanları kandırmaktan zevk almamaya başladım. Oysa onları kandırmak, zorda kaldıklarını görmek beni çok sevindirirdi.

Sokrat: Olumlu bir değişiklik, senin adına sevindim. Ne zamandan beri böyle?

Meraklı Eşek Arısı: Seninle konuşmaya başladığımız günden bu yana hiç kimseye zarar vermediğimi, kandırmadığımı fark ettim. Bunu dedim diye sakın beni de değiştirdiğini zannedip havalara girme. Ben öyle kolay kolay değişebilecek bir kişi değilim. Bugün böyleyim, ama yarın gene eski halime dönebilirim.

Sokrat: Geçmişte başkalarını kandırmakla boşuna zaman harcamışsın. Kandırmak hoşuna gidiyorsa kendinden başlayabilirdin. Çünkü en kolay kandırabildiğimiz kişi, kendimizdir.

Meraklı Eşek Arısı: “Aptal olan kandırılmayı da hak ediyor demektir. Uyanık olsun, kanmasın!” diye düşünüyordum.

Sokrat: Senin bu görüşünü destekleyen bir örnek vereyim: Eski Isparta Devleti’nde hırsızlık suç değil tam aksine övülecek bir davranış olarak kabul ediliyormuş. Hırsızlık yapıp kendini kanıtlamayan gençler toplumda kabul görmüyormuş. Mantık şu bu olayda: “Biri başkasının malını çalıyorsa, demek ki o kişiden daha uyanıktır, daha zekidir. Diğeri de gözünü açsın, uyanık olsun ve malını çaldırmasın.”

Meraklı Eşek Arısı: Tam da bana uygun bir anlayış.

Sokrat: Belki de ileride bu düşüncenden dolayı utanacaksın, hatta böyle düşünenleri kınayacaksın.

Meraklı Eşek Arısı: Sana katılmıyorum.

Sokrat: Katılsan da katılmasan da sözü edilen davranış onur sahibi bir insan açısından utanılacak bir durumdur.

Meraklı Eşek Arısı: Bu ifaden de çok ağır kaçtı. Senin de sağın solun belli değil. Ne yapacağını, ne söyleyeceğini bir türlü kestiremiyorum.

Sokrat: Bir kişi varmış, sözleri çok sivriymiş. Yakınında bulunanlar bu bilge kişiye “İfadeleriniz çok ağır geliyor, insanlar bazen kaldıramıyor efendim.” ediklerinde şu cevabı almışlar: “Kütükler için keskin balta gerekir.”

Meraklı Eşek Arısı: İltifatına çok teşekkür etmem gerekiyor galiba!

Sokrat: Etmesen de olur! Ben gidiyorum. Hoşça kal.

Meraklı Eşek Arısı: Güle güle Sokrat. Kütükten sevgilerle!…

  ●   ●   ●

Meraklı Eşek Arısı’nda Önemli Değişmeler Gözleniyor

Sokrat: Merhaba Meraklı Eşek Arısı! Nasılsın, ne yapıyorsun, günlerin nasıl geçiyor?

Meraklı Eşek Arısı: Merhaba Sokrat! Çok iyiyim. Yeni yeni tatların, hazların peşindeyim?

Sokrat: Mesela!

Meraklı Eşek Arısı: Mesela artık doğa ilgimi çekiyor ve bana haz veriyor. Gerçi doğayı tam olarak anladığımı söyleyemem; ama gene de onda hoşuma giden çok şey olduğunu fark ettim.

Sokrat: Sen anlasan da anlamasan da doğa yine de gerçekleri sana kendi diliyle anlatacaktır. Doğa iyi bir öğüt vericidir.

Meraklı Eşek Arısı: Ben sadece insan öğüt verir sanırdım. Doğa da mı öğüt verir?

Sokrat: Evet. İnsanın öğüdü doğanınkinin yanında ne ki?

Meraklı Eşek Arısı: Öyleyse bu öğütlerden faydalanmak için doğanın dilini, daha doğrusu ne dediğini anlamak gerekir. Ben bunu nasıl başaracağım?

Sokrat: Doğanın konuştuğu dili tercüme edecek tercüman bulamazsın. Bunu doğanın içinde yaşayarak öğreneceksin. Sezgilerin doğayı tanımanı, dilini anlamanı sağlayacaktır.

Meraklı Eşek Arısı: Galiba haklısın. Geçen gün hava oldukça güzeldi. Biraz nehir kıyısına doğru yürüyüş yaptım. Nehrin kenarına geldiğimde yorulduğum için bir ağacın altındaki çimenlerin üzerine oturup etrafı seyrettim. Çığlık atarak uçuşan kuşlar olduğu gibi nehirden su içmeye çalışan kuşlar da vardı. Çimen kokusunu derin derin çekerek ciğerlerime doldurdum. Benden birkaç metre ileride tek başına topuyla oynayan küçük, sevimli bir kız gördüm. O da kuşlarınkine benzeyen sevinç çığlıkları atıyordu. Bu çığlıklar topunu nehre kaçırınca kesildi.

Sokrat: Maalesef güzellikler çoğunlukla bir olumsuzluk tarafından sonlandırılır.

Meraklı Eşek Arısı: Evet öyle. Küçük kız dereye kaçırdığı topunun arkasından bakakalmıştı. Çünkü burada su derin ve hızlı akmaktaydı. Küçük kız, gözden kayboluncaya kadar suyun üzerinde hızla uzaklaşan topunu izledikten sonra ağlamaya başladı. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. İlk defa bir insanın gözlerinden bu kadar çok yaş çıktığını görüyordum. Onun bu durumu beni etkiledi ve yanına gidip bildiğim halde neden ağladığını sordum. Yüzüme “Bilmiyormuş gibi yapıp sorma!” der gibi baktı ve sonra da ağlama nedenini anlattı. Gözyaşlarını silmesini, yeni bir top alması için gereken parayı ona vereceğimi söyledim. Elimi cebime sokup çıkardığım parayı uzattığımda beklemediğim bir tepki ile karşılaştım. Parayı almak istemiyordu, çünkü elimi itelemişti. “Ben topumu isterim” Deyince oradan ayrılıp gittim ve ona yeni kocaman bir top alıp getirdim. Fakat topu kıza vermek istediğimde gene aynı tepkiyle karşılaştım: “Ben, topumu isterim.” Topu kızın yanına bırakıp gitmeyi düşündüm ama onun dönüp de topa bakmadığını bile fark edince, dere boyunca suyun götürdüğü topu aramaya karar verdim. Bulmam zayıf bir ihtimaldi, ancak gene de bir umut vardır, diye düşündüm. Gerçekten de umut varmış. Çünkü iki yüz metre kadar gittikten sonra topun derenin kenarındaki bir ağaç dalına takılı olduğunu gördüm. Eğilip, aldım. Eski, solmuş ve küçücük plastik bir toptu. Kız beni elimde topla kendisine doğru geldiğimi görünce ağlamayı kesip yerinden fırladı ve koşmaya başladı. Kıza topu verirken dedim ki: “Onca gözyaşı döktüğün top bu muydu? Değer mi?” Kız, elindeki topu elbisesinin eteği ile kurulayıp silerken bana cevap verdi:” Evet değer. Çünkü bu benim ilk topum ve ben bunu harçlıklarımı biriktirip aldım.”

Sokrat: Bu yaşadığın olay da bize gösteriyor ki her şeyin değeri herkese göre aynı olmayabilir. Senin için pek değerli olmayan o küçük, soluk plastik top, sahibi kıza göre büyük bir öneme sahipmiş. Tabii farklı şeyler için de bu değerlerin değişmesi söz konusudur. Mesela elmas da taş da yontulur; ama yontulduktan sonraki değerleri aynı değildir.

Meraklı Eşek Arısı: İnsanlar için de aynı değil mi? Benim beğendiğim, değer verdiğim birisi senin için aynı değerde olmayabilir.

Sokrat: Ayrıca bugün beğendiğimizi daha sonra beğenmeyebiliriz veya tersi de olabilir. Madem söz beğenmekten açıldı, bununla ilgili sana bir hikâye anlatayım: Kral eskiden söz ve davranışlarına güldüğü soytarısından son zamanlarda artık hoşlanmamaya başlamıştır. Nitekim yaptığı soğuk bir espri üzerine soytarıyı huzurundan kovar ve bir daha da oraya uğramamasını sert bir dille söyler. Zavallı soytarı, üzülür üzülmesine de yapacak başka bir şey olmadığından başına gelenlere katlanmak zorundadır. Sarayda izbe bir yere sığınır ve burada kralın öfkesinin geçeceği günü beklemeye başlar. Ancak beklenen gün bir türlü gelmez… Bu arada eskiden kralın ona gösterdiği ilgiyi çekemeyenler de soytarı ile alay etmekte ve gördükleri her yerde kahkahalarla gülmektedirler. Kralın kendisini çağıracağından iyice umudunu kesen soytarı, “Sonunda ölüm bile olsa kralın huzuruna çıkıp kendimi affettireceğim.” der ve bir yol bulmaya çalışır. Bulduğunda da hemen kralın ayaklarına sarılıp kendisini affetmesini ister. Kral, “Sen artık beni eğlendiremiyorsun. Seni beğenmiyorum” diyerek bu isteği reddeder. Bunun üzerine soytarı, “Yüce kralım, sizi eğlendiremiyorum ama saraydaki onca insanı aylardır eğlendiriyorum.” deyince kral sorar: “Nasıl beceriyorsun? Buna inanayım mı?” Soytarı, “Benim becerimden kaynaklanmıyor bu eğlendirme. Siz beni kovduktan sonra saraydaki herkes benimle alay edip eğlenir oldu.” der. Bu cevap kralın çok hoşuna gider ve bir kahkaha atıp, onu gene yanında görmek istediğini söyler. Ayrıca bir kese altın vererek gönlünü de alır.

Meraklı Eşek Arısı: Doğrusu soytarı der geçeriz, küçümseriz; ama soytarılık bile beceri ve akıl gerektiriyormuş.

Sokrat: Doğru. Az önceki anlattığın topunu kaçıran küçük kızla ilgili olayı sen gerçekten yaşadın mı? Yoksa…

Meraklı Eşek Arısı: Neden bana inanmıyorsun ve neden benim her davranışım karşısında hayrete düşüyorsun?

Sokrat: Sana inanmıyorum ama inanmak istiyorum. Senin her davranışına da hayret etmiyorum. İyi olan davranışlarına hayret ediyorum. Aslında iyi davranışlarına tanık oldukça sevinç de duyuyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Arada sırada yaptıklarım beni iyi insanlar sınıfına koymanı gerektirmez değil mi? Böyle bir niyetin varsa vazgeç derim.

Sokrat: Ben insanları oldukları gibi kabul etmekten yanayım. Bak, Meraklı Eşek Arısı, eskiden ister iyi ister kötü davranışlar yapmış ol. Bunun fazla bir önemi yok. Önemli olan bugündür. İyi bir bugün yaratmak için de kişi yaşamını sorgulamalıdır. Çünkü sorgulanmamış bir yaşam, yaşamaya değmez.(s)

Meraklı Eşek Arısı: Ben kendimden de yaşamımdan da memnunum. İstesem de yapamam dediğini, çünkü sorgulama nedir, nasıl yapılır bilmiyorum.

Sokrat: Bütün açık yüreklilikle yaşamındaki iyi ve kötü olayları düşünebilirsin. Bunu yaparken vicdanını ve aklını kullanmalısın. Ama mutlaka denemelisin.

Meraklı Eşek Arısı: Denemezsem ne olur? Bana ne zararı var?

Sokrat: Sorunun cevabını sana karınca versin: Karınca her gün gelip geçtiği yolunun üzerinde bir taş görmüş. Taşın etrafından dolaşıp gidebilirmiş ama gene de doğrudan, kestirmeden gitmek varken dolanarak yolu uzatmak istemediğinden taşı oradan kaldırmaya karar vermiş ve itelemeye başlamış. Tabii taşı yerinden bile oynatamamış. O sırada şarkısını söylemekte olan ağustos böceği saklandığı otlar arasından başını uzatınca kan ter içinde kalmış olan karıncayı görmüş. Ona seslenmiş: “Ne yapıyorsun orada?” Karınca “Görmüyor musun ne yaptığımı, taşı yolumdan kaldırmaya çalışıyorum.” demiş. Bu laf ağustos böceğini kahkahalarla güldürmüş. “Hiç güleceğim yoktu doğrusu, ama sen beni güldürdün. Sen kendini ne zannediyorsun? Bir kendine bir de itelediğin taşa bak! Senin etin ne budun ne?” deyince karınca tekrar cevap vermiş: “Sen kendi işine bak, şarkını söylemene devam et. Benim işime karışma! İteliyorum çünkü ileride keşke deneseydim demek istemiyorum. Denemeden başarıp başaramayacağımı bilemezdim.”

Meraklı Eşek Arısı: Birbirinin zıttı özelliklere sahip iki hayvan: Biri dalgacı, tembel, keyif çatmayı seviyor; diğeri ufacık ama hiç durmadan çalışıyor.

Sokrat: Tembellik çok tatlı, ancak çalışmanın ve öğrenmenin tadı ise bir başka…

Meraklı Eşek Arısı: Öğrenmenin kolay bir yolu var mı?

Sokrat: Kolay bir yolu var mı yok mu bilemem. Ama öğrenmek için öncelikle istekli olmak, sonra da çaba harcamak gerekir. Tabii her şeyi biliyorum, diye düşünüyorsan bunlar da yetmez. Çünkü ne kadar az bildiğinin bilincine varırsan, o zaman daha fazlasını öğrenmek için çaba harcarsın. Bir kral, Öklit’e ‘’Geometriyi kestirmeden öğrenmenin yolu yok mu?’’ diye sorduğunda, Öklit; ‘’Kusura bakmayın ama geometriye giden bir kral yolu yoktur’’ diye karşılık vermiş.

Meraklı Eşek Arısı: Bu taş bana geldi…

Sokrat: Olabilir. Çoğunlukla atılan taş boşa gider, bazen de işte böyle yerini bulur! Hayattan ve insanlardan ne istediğine ne beklediğine doğru karar vermelisin. Ne istediğini ne beklediğini bilmeyen insan sudan çıkmış balık gibidir.

Meraklı Eşek Arısı: Bir filmde erkek kıza diyordu ki: “Fazla bir şey istemiyorum: Bana aşkı ve mutluluğu anlat, bütün hayatımı ayaklarının altına sereyim.”

Sokrat: Doğrusu gerçekten de fazla bir şey istemiyormuş! Binlerce yıl bu konular yazılmış çizilmiş, daha da binlerce yıl yazılıp çizilecek ve gene insanlar “Aşk nedir, mutluluk nedir?” sorularını soracaklar.

Meraklı Eşek Arısı: Sokrat, aşkta sadakat önemli midir?

Sokrat: Bence evet önemlidir ama aşk, sadakatten önce cesaret ister.

Meraklı Eşek Arısı: Sık sık âşık olan insanlar var. Öyleyse onlar çok cesur olmalılar.

Sokrat: Aşk trenine bindin diye her istasyonda inmen gerekmiyor. Çünkü her inişin bir bedeli vardır.

Meraklı Eşek Arısı: Âşıklar o yüzden mi çok dertlidirler?

Sokrat: Âşık, aşkın meyvesinin acılığından yakınmaz. Ona ıstırap veren o meyveye ulaşamamaktır.

Meraklı Eşek Arısı: Aşk bitince ne olur?

Sokrat: Aşkın büyüsü bozulduysa bitmiş demektir. Aşkın büyüsü bozulduktan sonra geriye kalan ise sadece derin bir çaresizliktir.

Meraklı Eşek Arısı: Aşkın acısının ilacı, merhemi var mı?

Sokrat: Aşk acısının merhemi, başka bir sevgilinin kalbindedir. Verirse sürersin, acın da böylece diner.

Meraklı Eşek Arısı: Aklıma çok soru geliyor, ancak sohbeti bitirmek için sabırsızlandığını da hissediyorum. O nedenle son bir sorum olacak: Aşk mı dostluk mu daha değerlidir.

Sokrat: Bu konuda kesin bir hüküm vermeye yetkili değilim. Ancak şu kadarını söyleyeyim: Dostluğun aşka karşı gösterdiği hoşgörüyü, aşktan dostluğa karşı göstermesini isteme!

Meraklı Eşek Arısı: Teşekkür ederim.

Sokrat: Aşk konusunu daha önce de tartışmıştık. Demek ki o tartışmamız yeterli olmamış. Nitekim bugün de aynı konu gündeme geldi. İleride tekrar aşktan bahsedersek doğrusu hiç şaşırmam.

Meraklı Eşek Arısı: Bu benim aşk konusundaki cehaletimden kaynaklanmış olabilir.

Sokrat: Belki de bu konuda ben de seninle aynı durumdayımdır. Hoşça kal.

Meraklı Eşek Arısı: Güle güle Sokrat.

  ●   ●   ●

Aydınlığı Boğmak İsteyen Dogmatik Zihniyet

Sokrat: Merhaba Meraklı Eşek Arısı!

Meraklı Eşek Arısı: Merhaba Sokrat! Bugün tartışmak, daha doğrusu senin de görüşlerini öğrenmek istediğim bir konu var: Bir bilim adamının başına gelen olayı okudum ve ona yapılan haksızlık beni çok etkiledi.

Sokrat: Tarih, bilim adamlarına, filozoflara, sanatçılara, yazarlara, şairlere yapılan haksızlıklarla doludur. Lafı ben alırsam kolay kolay susmam. O nedenle en iyisi sen o olayı anlat bana.

Meraklı Eşek Arısı: Kimya alanında deha sayılan yanlış hatırlamıyorsam on sekizinci yüzyılın sonlarına doğru yaşamış olan bir bilim adamı, o dönemin devrim mahkemeleri tarafından devrim karşıtı olmak ve vergi toplamada usulsüzlük yapmakla suçlanır ve idama mahkûm edilir.

Sokrat: Demek ki anlattığın olay Fransız İhtilalinden hemen sonra cereyan etmiş.

Meraklı Eşek Arısı: Evet öyle. Bilim adamını kurtarmak isteyen dostları çok uğraşırlar ama çabaları bir sonuç vermez. Bunun üzerine dostları, arkadaşlarının Fransa’nın onuru, değerli bir bilim adamı olduğunu yazarak mahkemeye bir dilekçe ile başvururlar ve bağışlanmasını isterler. Yargıcın onlara verdiği cevap "Cumhuriyet’in bilginlere ihtiyacı yoktur!" olur. Sonunda 51 yaşında iken, "devrim" adına bu bilim adamının kafası giyotinle uçurulur. Burada beni esas etkileyen olaylar ise şunlar oldu: Bu bilim adamını giyotine götürmek üzere cellat yanına geldiğinde nerede kaldığını unutmamak için okuduğu kitabın arasına bir ayraç koyması ve idamından önce bir matematikçi arkadaşını çağırarak “Kafam sepete düştüğünde gözlerime bak. Eğer iki kere göz kırparsam; insanın kafası kesildikten sonra bir süre daha beyin düşünmeye devam etmekte demektir" demesidir.

Sokrat: Böyle bir durumda bile bilimsel deney yapmayı düşünebilen gerçek bir bilim adamıymış. Kafası kesildikten sonra gözlerini iki kere kırpmış mı?

Meraklı Eşek Arısı: Evet, kafa kesildiğinde sepete düşüyor ve iki kere göz kırpıyor. Bunun canlı tanığı olan matematikçi diyor ki: "Onun son saniyedeki ispat arayışı, bilimselliğin yüzyıllar sürecek meşalesidir. Ama o yobaz kafalar asırlarca karanlıkta sürünecekler, insanlığı da süründürecekler" Bir gökbilimci de "Kafasının koparılması için bütün gereken yalnızca bir saniyeydi. Onunki gibi bir kafanın bir daha gelmesi için belki yüzyıl bile yetmeyecek " sözleriyle üzüntüsünü dile getirmiş. Onu giyotine gönderen yargıç da birkaç gün sonra aynı akıbete uğramış yani idam edilmiş.

Sokrat: Galileo de idam edilecekti, ancak son anda görüşlerinden vazgeçerek hayatını kurtarabildi.

Meraklı Eşek Arısı: Bu yüzden Galileo’yi korkaklıkla suçlayanlar da var.

Sokrat: Ben bu suçlamalara katılmıyorum. Çünkü Galileo’nin bu kararı hangi şartlar altında verdiğini bilmek gerekir. Ayrıca onun hayatını bir şekilde kurtarması bilim açısından zarar değil kâr olmuştur.

Meraklı Eşek Arısı: Onu neden idam etmek istemişlerdi?

Sokrat: Galileo(1564-1642), kendisinden önce Copernicus'un öne sürdüğü güneş merkezli evren kuramını benimsemiş ve bu nedenle Vatikan kilisesi tarafından iki defa yargılanmıştı. Çünkü kilise dünya merkezli bir evren anlayışını savunuyordu ve Copernicus teorisini dine aykırı buluyordu. 1614'te ilk mahkemesinde görüşlerini yayması ve öğretmesi yasaklanmış, 1632'de yazdığı bir kitap nedeniyle yargılanması sonucu ömür boyu ev hapsine mahkûm edilmişti. Aslında Galileo’ya verilen ceza idamdı, ama “Dünyanın güneş etrafında dönmediğini” beyan etmesi üzerine hayatı bağışlanmıştı.

Meraklı Eşek Arısı: Demek ki, dine aykırı bir düşünce ortaya atanlar bunu hayatlarıyla ödemek zorunda kalmışlar.

Sokrat: Maalesef öyle. Daha da kötüleri var. Mesela Bruno’nun başına gelenler… Bruno (1548-1600), evrenin sonsuz olduğunu ve evrende dünyadan başka gezegenler bulunduğunu söylediği için 1600 yılında Roma Katolik Kilisesi'nin Engizisyon mahkemesinde yargılanıp sapkın ilan edilerek idamına karar verilmiş. Mahkeme kararı nedeniyle Bruno, Roma'da diri diri yakılarak infaz edildi. Oysa Bruno’ya düşüncelerinden vazgeçmesi ve sonsuz evren görüşünün din sapkınlığı olduğunu kabul etmesi durumunda kilise tarafından affedileceği söylenmişti. Ama o, gördüğü bütün işkencelere karşın, görüşlerinden taviz vermedi.

Meraklı Eşek Arısı: Sonu gerçekten de çok kötü olmuş.

Sokrat: Bir örnekten daha bahsedeyim: Thomas More(1478-1535). İngiliz devlet adamı ve aynı zamanda bir hukukçu, Ütopya’nın yazarı. Lordlar Kamarası Başkanlığı’na kadar yükseldi. Önce kralın boşanıp yeniden evlenmesine karşı çıktığı için hapsedildi, sonra da İngiliz Kralı VIII. Henry’yi kilisenin başı olarak kabul etmediği için ölüm cezasına çarptırılarak 1535 yılında kafası giyotinle kesilerek idam edildi. Thomas More, giyotine başını koyarken celladın heyecanlandığını görüp ona dedi ki: “Senin bir suçun yok, sen sadece görevini yapıyorsun. Yalnız, şu sakalımı düzelt de başım kesilirken o da kesilmesin. Çünkü suçlu olan benim, sakalım değil.”

Meraklı Eşek Arısı: İnsanların çoğu, onları takdir etmekle birlikte aynı durumla kendileri karşılaştıklarında, onlar gibi davranmayacaklardır. Çünkü insanlar yaşamayı ideallerinden daha üstün tutarlar.

Sokrat: Onlar tarihteki saygın yerlerini aldılar, ama bu haksızlıkları yapanları hatırlayan var mı? Yok.

Meraklı Eşek Arısı: Bütün suç bu yanlış kararları veren yargıçlarda mı?

Sokrat: Hayır. Aslında burada önemli olan kişiler de değildir; zihniyettir. Tarihin her döneminde dogmatik zihniyet, aydınlığı boğmak istemiştir. Çünkü dogmatik düşünce, eleştiriyi sevmez. O nedenle de sorgulayan kafaları ya kopartır ya da hapishane ve zindanlarda çürütür.

Meraklı Eşek Arısı: Seni de haksız yere suçlamışlar ve ölüm cezasına çarptırmışlardı. Bu konuyu anlatmak ister misin?

Sokrat: Hayır istemiyorum. Belki daha sonra…

Meraklı Eşek Arısı: Neden?

Sokrat: Çünkü bugün yeterince üzücü olaylardan bahsettik. Bunlara bir dram daha eklemeyelim.

Meraklı Eşek Arısı: Daha önce konuştuk, ama sevgi konusunda bir yazı okumuştum. Bununla ilgili görüşlerini almak isterim. Olur mu?

Sokrat: Tabii olur. Söyle!

Meraklı Eşek Arısı: Not etmiştim. Okuyayım. Bir yazar diyor ki: “Önünden süzülerek geçen gemiye sinirleniyorsun, kıyıya yanaşıp da seni almadığı için. Sevdiğine güceniyorsun, sevginden haberi olmadığı için. Gücenme. Çünkü onun kalbi de bir gemi ve maalesef her limana yanaşmıyor.”

Sokrat: Etkileyici. Sevgi gemisini limanımıza yanaştırmanın bir yolunu bulmalıyız.

Meraklı Eşek Arısı: Nasıl?

Sokrat: Bazen bir fırtına o gemiyi bizim limanımıza yanaşmak zorunda bırakabilir. Böyle olduysa çok dikkatli davranmalı. Çünkü fırtına nedeniyle gemide çok ciddi hasarlar meydana gelmiş olabilir ve biz de bunları giderecek özelliklere sahip değilsek acıklı bir sonla karşı karşıya kalabiliriz. Yani limanda demirliyken o geminin batmasına sebep olabiliriz.

Meraklı Eşek Arısı: Buradaki batan gemi, eski sevgilinin açtığı yara kapanmamışken yeni sevgiliden de darbe yiyen âşık mıdır?

Sokrat: Anlayışından dolayı kutlarım.

Meraklı Eşek Arısı: Öyleyse sevgili olmak da kişiye bazı ödevler yüklüyor.

Sokrat: Evet. Sevgili olmak, herkesin harcı değildir. “Kalpteki ateş kimi yakarsa sevgili odur.” Yargısına katılırım, ama sevgiyi, aşkı sürdürebilmek için tek başına kalpteki ateş yetmez.

Meraklı Eşek Arısı: Sevgi, sadece sevgiliye karşı duyulan bir duygu da değil. Diğer insanlara, hayvanlara ve hatta doğaya karşı da duyulabilir değil mi?

Sokrat: Evet.

Meraklı Eşek Arısı: İyilik mi sevgi mi Sokrat?

Sokrat: Kırk katır mı kırk satır mı?

Meraklı Eşek Arısı: Bu nasıl cevap böyle?

Sokrat: Beğenmediğin bir cevapla karşılaştığında ilk işin sorduğun soruya bakmak olsun.

Meraklı Eşek Arısı: Çok çabuk sinirleniyorsun!

Sokrat: Bağışla, elimde değil! Böyle sorular beni kızdırıyor. Çünkü sevgi ve iyilik biri diğerine tercih edilemeyecek duygu ve değerlerdir.

Meraklı Eşek Arısı: Aslında bende pek bulunmayan şeyler ya!

Sokrat: Orası belli olmaz. Bak, Oruç Baba bir hikâyesinin başında demiş ki: “ Sizin evinizde de mutlaka en az bir tane “iyilik çiçeği” vardır. Sakın ola ki yanlışlıkla çöpe atmış olmayasınız….”

Meraklı Eşek Arısı: Devamını da dinlemek isterim.

Sokrat: Anlatayım: İnsanlar, kendilerince fazla olduğunu düşündükleri şeyleri evlerinden sokağa atmaya karar verdiler. En az olmasına rağmen “iyilik”ten işe başladılar. Gariban bir çöpçü de sabırla bu atılan iyilikleri süpürdü ve küçük bir kovanın içine koydu. Bir müddet sonra, iyilikten boşalan yerlere kötülük doldu ve bunlar her tarafı sardı. Bunun üzerine insanlar bu sefer de, kötülüklerden kendilerini sakınmak için kötülük korumaları tuttular. Bu korumalar da kötülük yapmaya başlayınca çareler aradılar. Bu arayışları sırasında kötülüklerden etkilenmeyen, koruması olmayan, yoksul ama mutlu bir yaşam süren kişinin sadece gariban çöpçü olduğunu fark ettiler. Herkes bunu nasıl başardığını merak ediyordu. Evine gittiler ve sordular. O da anlattı: “-Kovaya topladığım iyilikleri eve götürdüm. Birkaç gün sonra su almak için kova gerekti. İstemeyerek de olsa kovanın içindekileri bahçeye gömdüm. Ertesi sabah bahçem iyilik çiçekleriyle doldu.”  Bunun üzerine herkes, gariban çöpçünün bahçesinden bir tane “iyilik çiçeği” aldı, bir saksıya ekti ve bütün kötülükler aniden yok oluverdi. 

Meraklı Eşek Arısı: Ben de mi bahçeme bir iyilik çiçeği eksem acaba?

Sokrat: Yanlış yere ekmiş olursun.

Meraklı Eşek Arısı: Başkaları bahçesine ekince yanlış olmuyor da, ben ekince mi olacak? Ekebileceğim doğru yer neresi öyleyse?

Sokrat: Kalbine ekmelisin.

Meraklı Eşek Arısı: Kalbime iyilik çiçeklerini nasıl ekeceğim.

Sokrat: Farkında değilsin ama belki de ekmişsindir bile… Sabırla bekle tutmasını. Bitirelim mi? Hoşça kal. Konuşmamızı şu sözle bağlayayım: Ey insanoğlu bil ki, yıldızlar senin için parlamıyor, güneş senin için doğmuyor ve dünya senin için dönmüyor! Ama istersen sen de yıldızları parlatabilirsin, güneşi doğdurabilirsin ve dünyayı döndürebilirsin. Nasıl mı? Bir kalbe girerek… Çünkü her kalpte yıldızlar, güneş ve bir de dünya vardır, tabii görmeyi bilen için…

Meraklı Eşek Arısı: Galiba verdiğin mesajı anladım. Güle güle Sokrat!

  ●   ●   ●

Karşılıklı Özdeyiş Söylüyorlar

Sokrat: Merhaba Meraklı Eşek Arısı! Düşündüm ve gördüm ki geçen tartışmamızda çoğunlukla olumsuz örnekler üzerinde durmuşuz. Halbuki bilime, bilim adamlarına değer veren yöneticiler de var. Onlardan da söz etmezsek haksızlık yapmış oluruz.

Meraklı Eşek Arısı: Merhaba Sokrat! Bu örnekleri anlatırsan memnun olurum.

Sokrat: Örnekler senin tarihinle yani Türk tarihiyle ilgili: Osmanlı İmparatorluğu padişahlarından Yavuz Sultan Selim’in kaftanına, Mısır seferi sonrası dönüşünde yanındaki hocası İbn-i Kemal’in atının ayağından çamur sıçramış. Hocası bu durumdan rahatsız olup üzülmüş. Bunun üzerine padişah, “Hocam üzülmeyiniz. Sizin gibi bir âlimin atının ayağından sıçrayan çamur bizim için bir ziynettir” dedikten sonra kaftanını çıkarıp “Vasiyetimdir, öldüğüm zaman bu kaftanı sandukamın üzerine sersinler” demiş.

Meraklı Eşek Arısı: Padişahın bu davranışı büyük bir alçak gönüllülük.

Sokrat: Evet, öyle. Bir diğer örnek ise Fatih Sultan Mehmet’e ait: Fatih Sultan Mehmet, İstanbul fethi sonrası yanında hocası Akşemseddin ile birlikte şehre girince yol boyunca dizilmiş şehir halkı ellerindeki çiçek demetlerini padişaha sunmak için yaklaşmışlar. Beyaz sakalı ve duruşuyla Akşemseddin’i padişah sanan halk, çiçekleri ona sunmaya çalışırken, atını geri çeken Akşemseddin göz ucuyla Fatih Sultan Mehmet’i göstermiş. Hocasının bu davranışını fark eden padişah, kendisine doğru yürüyenlere, “Gidiniz çiçekleri gene ona veriniz. Sultan Mehmet benim, ama O benim hocamdır” demiş.

Meraklı Eşek Arısı: Bu da bilgiye ve büyüğe karşı duyulan saygının güzel bir örneği olmuş. Sokrat, bugün ben de sorgulamada aktif olarak yer almak istiyorum. Sadece dinleyen olmak hoşuma gitmiyor.

Sokrat: Aslında sadece dinleyen değilsin. Çünkü soruyorsun ve düşüncelerini de söylüyorsun. Ama gene de seni daha aktif kılacak bir yol bulalım. Şunu yapabiliriz: Karşılıklı olarak güzel söz yani özdeyiş üretelim.

Meraklı Eşek Arısı: Nasıl yapacağımızın yolunu da söyle!

Sokrat: Ben bir özdeyiş söyleyeceğim, sen de ona uygun olan bir başka özdeyişle cevap vereceksin.

Meraklı Eşek Arısı: Seninkine uygun özdeyiş söylemem şart mı? Her zaman benzerini bulamayabilirim.

Sokrat: Tabii ki şart değil. Sonra, biz burada sınav yapmıyoruz, sadece düşünce üretmeye çalışıyoruz. O nedenle kendini boşu boşuna gergin bir ortamın içine sokma!

Meraklı Eşek Arısı: Bunları duymak beni rahatlattı. Öyleyse başlayalım!

Sokrat: Av peşinde koşan avcı, av olabileceği düşüncesini aklından bile geçirmez; ta ki asıl avcıyı görene kadar…

Meraklı Eşek Arısı: Avcı avına acıyor mu ki aslan, kurt, timsah v.s acısın? İnsan öldüren yabanî bir hayvan katilse, bir hayvanı öldüren insan nedir? Oldu mu?

Sokrat: Evet, oldu. Güzel başladık. Bir tane daha geliyor: O kadar çok seviyordu ki, ölümle ayrılığı eşleştirmişti.

Meraklı Eşek Arısı: Ölüm, hiçliğin sessizlik şarkısıdır.

Sokrat: Korku kuytu yerlerdedir, üzüntü karanlık, cesaret ve neşe ise aydınlık. Güneşe çık, korkudan ve üzüntüden kurtulmak istiyorsan.

Meraklı Eşek Arısı: Korku imparatorluklarının, korkak imparatorları vardır.

Sokrat: Yalancının en kötüsü en çok unutan yalancıdır.

Meraklı Eşek Arısı: Falcı hep yalan söyler, ama çoğunlukla da güzel şeyler söyler.

Sokrat: Başarısızlığını küçümseyerek başarılı olamazsın, ama başarısızlıktan ders almayı bilirsen tecrübelerini artırmış olursun.

Meraklı Eşek Arısı: Her şeyi bilsen ne olur bilmesen ne olur; sen kendini bilmedikten sonra!

Sokrat: Gülmeyi unutan halk, ağlatacak demektir.

Meraklı Eşek Arısı: Firavun, firavun olduğu için değil; insan olamadığı için zulmediyor.

Sokrat: İçten gelerek güldüğün zamanın bir saniyesi bile boşa geçmiş sayılmaz.

Meraklı Eşek Arısı: Gülmeyen insanın bir heykelden farkı ne?

Sokrat: Büyük kavgaları, sessiz öfkeler başlatır.

Meraklı Eşek Arısı: İçindeki zindanın karanlığı, dünyanı da zindana döndürecektir.

Sokrat: Kendini aydınlatıp da başkalarını aydınlatamayanlara aydın denemez.

Meraklı Eşek Arısı: Aydın insan yaygın toplumsal önyargılardan bağımsız düşünebilmelidir.

Sokrat: Eleştirilmekten korkma. Seni eleştirenleri dikkatle dinle, onlara kızma ve bir düşman olarak görme. Sende bir problem varsa onun üzerine çözmek amacıyla ve cesaretle git.

Meraklı Eşek Arısı: Silgin yoksa kötü şeyler yazmayacaksın.

Sokrat: Adil davranmayı sadece hâkimlerden, savcılardan, avukatlardan beklememeli. Bireyler, gruplar ve kurumlar da adil davranmalıdır.

Meraklı Eşek Arısı: Her başkaldırı bir bedel ödettirir. Buna hazır değilsen sesini çıkarmadan otur oturduğun yerde.

Sokrat: Bineceğin geminin gösterişli olmasına değil, kaptanın tecrübesine bakmalısın. Tabii olağanüstü bir durumla karşılaştığında pişman olmak istemiyorsan!

Meraklı Eşek Arısı: Limana sığınmayı onuruna yediremeyen gemi, fırtına ile boğuşmaya hazır olsun.

Sokrat: Yüksekten bakana aşağıdakiler küçük görünür; aşağıdan bakana da yüksektekilerin küçük görünmesi gerekmiyor mu?

Meraklı Eşek Arısı: İnsanları zihnimde büyütürken zevk almam da küçültürken acı çekerim nedense…

Sokrat: Tutsak zincirlerinden yakınmıyorsa, hakkı gasp edilen isyan etmiyorsa, emeği sömürülen sömürene minnettarsa orada demokrasiden bahsetmek düpe düz aptallıktır.

Meraklı Eşek Arısı: İkisi de hapiste olmalarına rağmen mahpus ve gardiyanın aralarındaki fark, birinin orada zorunlu, diğerinin gönüllü olarak bulunmasıdır. .

Sokrat: Araya bir tane de hikâye sıkıştıralım mı?

Meraklı Eşek Arısı: İyi olur, biraz dinleniriz.

Sokrat: Sahtekârın biri, yerleştiği kasabadaki bütün saf, temiz insanları kandırmış; kendisinin gaipten sesler duyduğuna, geleceği bildiğine, her dediğinin mutlaka çıktığına herkesi inandırmıştı. Bu sayede bolluk içerisinde bir hayat sürüyordu. Oysa kasaba halkının çoğu aç ve perişandı. Evinde yemeği ekmeği olmayanlar bile, sağdan soldan borç bulup umutlarını bağladıkları bu adama veriyorlardı. İçlerinde kandırılamayan sadece “deli” lâkaplı orta yaşlarda bir ayakkabıcı vardı. Ayakkabıcı kendisi bu adama kanmadığı gibi diğer insanları da uyarıyordu. Ancak çabaları hep sonuçsuz kalıyordu.

Meraklı Eşek Arısı: Sanki insanlar kandırılmayı ister gibiler…

Sokrat: Evet öyle görünüyor. Deli ayakkabıcıya uyarılarından dolayı kızanlar olduğu gibi hakaret edenler bile varmış. Bunlardan bir tanesi daha da ileriye giderek deli ayakkabıcıyı uğursuz ilan etmiş. Kasabadaki tüm olumsuzlukların hep bu uğursuz yüzünden başlarına geldiği fikrini işleyerek halkı galeyana getirmiş. Galeyana gelen halk bir gün deli ayakkabıcının dükkânını ve evini yerle bir etmiş. Onun için artık bu kasabadan gitmekten başka bir çare kalmamış. Yıkıntıların arasından çıkarabildiği birkaç parça eşyayı bir kamyonete yükleyen ayakkabıcı, karısıyla birlikte yola çıkmak üzere arabanın ön tarafına oturmuş. Tam hareket edecekleri sırada bir komşuları sağa sola bakınarak kamyonetin yanına gelmiş. Belli ki başkaları tarafından görülmekten korkuyormuş. Deli ayakkabıcıya “Keşke gitmeseydin. Biraz daha direnseydin.” demiş. O da şöyle cevap vermiş: “ Kötüler tarafından da olsa ortada kazanılan bir zafer var. Ben yenildim ve her yenilenenin yapması gerekeni yapıyorum. Yani savaş meydanından kaçıyorum.”

Meraklı Eşek Arısı: Bu hikâyenin sonunun bu şekilde biteceğini ummuyordum. Tam tersi olacak sanıyordum. Çünkü hikâyelerin sonunda genellikle kötüler değil iyiler kazanır.

Sokrat: Senin hoşuna giden bir son olsun istedim.

Meraklı Eşek Arısı: Yanıldığını söylersem!

Sokrat: İnanmam.

Meraklı Eşek Arısı: İnan, çünkü nedense bu sefer kötüler kaybetsin istedim.

Sokrat: Bu isteğin beni sevindirdi. Devam edelim: Her fakir halkın kutsanmış liderleri vardır. Bu sayede yoksulluklarını unutup, teselli bulsunlar diye.

Meraklı Eşek Arısı: Bir aptal haykırıyor: “Kölelik bitti!” diye. Evet, köle insan kalmadı, yaşasın robot insan…

Sokrat: Yatırımlarını toprağın altı için değil de üstü için yapsan!

Meraklı Eşek Arısı: İyilik bir kazanç kapısı değildir, kalp zenginliğidir.

Sokrat: Hep yeni limanlara yelken açmak tavsiye edilir, oysa ben eski limanlara dönmeyi de çok seviyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Hiç’in peşinden koşan da hiç olur.

Sokrat: Halkın umutsuzluğu yöneticilerin mahvına neden olabilir.

Meraklı Eşek Arısı: Ateşin üstüne koyacak tenceresi olmayan, ateşi yaktığı için sevinebilir mi?

Sokrat: Beni benden almana kızmıyorum, aldığın şey, senin bir işine yaramayacağı için üzülüyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Benden bir şeyler alanın, götürenin peşindeyim, diğerleri beni ilgilendirmez.

Sokrat: Çivisi çıkan nal, atın işkence aletidir.

Meraklı Eşek Arısı: Ateşi yakmak değil, söndürmektir maharet isteyen.

Sokrat: Kopuk, yüreğini değil bedenini ısıtmak için sığınır külhana.

Meraklı Eşek Arısı: Sırtımdaki yük bana ağır gelmiyor, gönlümdeki yük varken…

Sokrat: Güzel bir günü daha bitirdik. Hoşça kal!

Meraklı Eşek Arısı: Bence de güzeldi. Beğenmene sevindim. Güle güle Sokrat!

  ●   ●   ●

 

 

 

Meraklı Eşek Arısı Yaptığı Kötülüklerden Pişmanlık Duyuyor

Meraklı Eşek Arısı: Hoş geldin Sokrat.

Sokrat: Hoş bulduk, Meraklı Eşek Arısı!

Meraklı Eşek Arısı: Bugüne gelinceye kadar senden birçok hikâye dinledim. Hemen hemen hepsi ders doluydu. Ben ise sadece bir-iki tane hikâye anlatabildim. Şimdi de bir tane anlatsam, beni dinler misin Sokrat?

Sokrat: Memnuniyetle…

Meraklı Eşek Arısı: Senin hikâyelerindeki kahramanlara benzeyen kötü bir adam varmış. Aklı fikri insanlara nasıl kötülük yapabileceği düşünceleriyle doluymuş. Kandırmadığı, tuzağına düşürmediği insan sayısı yok denebilecek kadar azmış. Bu adam, yaptıklarından hiç pişmanlık duymaz aksine zevk alırmış. Bu şekilde davranmasının nedenleri de tabii ki geçmiş yaşantısında saklıymış. Çünkü geçmişinde çoğunlukla küçümsenmiş, hor görülmüş, itelenmiş hatta dövülmüş. Etrafında gördüğü örnekler hep acımasız, başkalarının hakkını gasp eden, saygısız, kaba, küfürbaz insanlarmış. Bu nedenle o da, büyüdüğünde bu insanlar gibi olmayı istiyormuş.

Sokrat: Başlangıç güzeldi… Bakalım nasıl gelişecek ve sonuçlanacak?

Meraklı Eşek Arısı: Hikâyemizin kahramanı kötü, yetişkin bir insan olduğunda eline geçirdiği ilk fırsatta insanları kandırmaya, dolandırmaya, hatta ellerindekini zorla almaya başlamış. Girdiği çeşitli işlerin pek azında kaybetmiş diğerlerinde hep kazanan oymuş. Yaptığı işlerden bir tanesi de kooperatifçilik olmuş. Daha doğrusu bakmış ki insanların çoğu “Dünyada mekan, ahirette iman.” anlayışını benimsiyor ve o nedenle de hayallerini bir ev süslüyor. Bu tespitten sonra bir konut yapı kooperatifi kurmuş. Ucuz yollu bir arsa alarak üç yüz konut yaptıracağı vaadinde bulunarak kooperatife üye kaydetmeye başlamış. Konutları üç yıl gibi kısa bir sürede teslim edeceğini söyleyerek bir-iki ay içinde üç yüz üye kaydetmiş. Üyeler belli bir peşinat verdikleri gibi geri kalan borçları için de senet imzalamış. Derken çoğunluğu alt gelir grubundan olan üç yüz üye aradan dört sene geçmiş olmasına rağmen kooperatifin verdiği üç yıllık süre dolduğu halde sözünü tutmadığını görmüş. Bırak konutları teslim etmeyi, geçen dört senede arsaya temel bile atılmamış.

Sokrat: Bunun benzeri gerçekten yaşanmış çok sayıda hikâye olmalı. Üyeler neden evlerin yapılmadığını sorup verdikleri paraları geri istemiyorlar?

Meraklı Eşek Arısı: İsteseler ne olacak? Bir şekilde bahane uydurup insanları oyalıyormuş. Evlerinin yapılmadığını görüp, bundan sonraki ödemeleri yapmayanlar olursa da her üyeden imzalı senetler aldığı için hemen icraya verip parayı tahsil ediyormuş. Tabii aldığı onca parayı da ya bankaya faize yatırıyormuş ya da daha kârlı başka alanlara yatırım yapıyormuş. Uzatmayayım, bu kötü adam günün birinde tesadüfen bir bilge ile karşılaşmış. Önceleri biraz hoşça vakit geçiririm düşüncesiyle bilgeyle uzun uzun sohbetler yapmış. Ancak bu sohbetler sırasında bilgeden kötünün ne olduğunu, hangi nedenlerle ortaya çıktığını ve kötüden nasıl kurtulacağını öğrenmiş. Bu bilgilenme sonucunda önceleri kötü kalmakta direnmiş ise de sonradan, yaptığı kötülüklerden pişmanlık duyarak artık iyi bir insan olamasa bile bir daha kötülük yapmamaya karar vermiş.

Sokrat: Bu kararı vermesinde rol oynayan nedeni merak ettim.

Meraklı Eşek Arısı: Bilgenin kötü ile ilgili bir açıklaması.

Sokrat: Nedir o açıklama?

Meraklı Eşek Arısı: “Hiç kimse bile bile kötülük işlemez. Kötülük bilginin eksikliğinden ileri gelir.(s)”, “Sadece bir iyi vardır: Bilgi. Bir kötü vardır: Cehalet. (s)”

Sokrat: Birkaç cümlelik bir açıklama, nasıl olur da insanı kötülükten uzaklaştırır?

Meraklı Eşek Arısı: Eğer kişi bu açıklamayı her gün yüzlerce kere tekrarlarsa ve bilgenin anlattıklarından ders çıkarırsa, kötülüklerden uzaklaşmaya da muvaffak olabilir.

Sokrat: Anlatılan bana gerçek bir hayat hikâyesi gibi geldi. Yanılmadığımı söyler misin?

Meraklı Eşek Arısı: Yanılmıyorsun.

Sokrat: Kahramanımızın adını da koyalım: Meraklı Eşek Arısı.

Meraklı Eşek Arısı: Evet Sokrat, itiraf ediyorum: Ben önceden kötü bir insandım, ancak artık asla kötülük yapmayacağım.

Sokrat: Küçük suçların itirafı, büyük suçların sadece vergisidir. Bir de derler ki itirafa zorlanan kişinin imdadına yalan yetişir. Ancak burada bir zorlama olmadığına göre yalandan da söz edemeyiz. Kısacası senin samimi olduğuna inanıyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Hangisi küçük hangisi büyük bilemem ama ben sana bütün suçlarımı anlattım.

Sokrat: Ev hayali kuran o insanlara karşı olan yükümlülüklerini nasıl yerine getireceksin?

Meraklı Eşek Arısı: Konutların temelini attırdım bile. En kısa zamanda da inşaatı tamamlayıp kimseyi mağdur etmeden evlerini teslim edeceğim. Temel atma töreni sırasında kooperatif üyelerinin sevinçlerini görmeliydin!

Sokrat: Acı mı sevince, yoksa sevinç mi acıya daha çabuk dönüşür?

Meraklı Eşek Arısı: Galiba o sırada acı, yani üzüntü sevince dönüştü. Gülen, sevinen yüzler görmek de beni mutlu etti.

Sokrat: Demek ki, mutluluk kendiliğinden gelip bizi bulmaz, kişinin kendisi tarafından üretilir.

Meraklı Eşek Arısı: Bu mutlulukta en büyük pay senin öğütlerinindir.

Sokrat: Öğüt verene ya saygı ya da antipati duyulur. Düşünüyorum da, bazı insanlar tarafından öğüdün kıymetinin bilinmemesi, acaba bedava olmasından mıdır?

Meraklı Eşek Arısı: Bence, gene de öğüt vermekten vaz geçmemeli. Ben öğütlerden payıma düşeni almaya çalıştım ve artık kötüler safında görünmek istemiyorum.

Sokrat: Haklısın, çünkü hoş bir görüntü değil! Mesela, diktatör, diktatörlüğün bu kadar kötü ve insan onuruna aykırı bir yönetim biçimi olduğunu bilseydi, acaba gene de diktatör olur muydu? Büyük bir ihtimalle o diktatörlüğü iyi bir şey sanıyordur.

Meraklı Eşek Arısı: Kooperatif üyelerinin benim kötülüğümden kaynaklanan zararlarını karşılayacağım. Bunu fazlasıyla yapabilecek imkânlara sahibim. Beni asıl düşündüren, diğer kötülüklerimi nasıl telafi edebileceğimdir.

Sokrat: Evet, mesela senin yüzünden intihar eden bir ortağın vardı. Öldüğüne göre onun için yapabileceğin bir şey de yoktur.

Meraklı Eşek Arısı: Karısı ve çocukları için yapabilirim ama… Kabul ederler mi bilmiyorum. Durumları pek iyi değilmiş. Doğrudan benim yardımımı kabul etmezlerse el altından bir şeyler yapmaya uğraşacağım.

Sokrat: Bir de tecavüz ettiğin için evlenmek zorunda kaldığın ve daha sonra evden kaçarak izini kaybettiren bir kadın vardı. Ondan bir haber çıkmadı mı bugüne kadar?

Meraklı Eşek Arısı: Çok aradığımı fakat bulamadığımı söylemiştim. Son günlerde onunla ilgili küçük bir ipucu ulaştı bana. Etraflıca araştıracağım. Umarım onu bulurum ve de kendimi affettirmeye çalışırım.

Sokrat: Affeder mi dersin?

Meraklı Eşek Arısı: Sanmıyorum. Buna rağmen bulsam da bir şansımı denesem diye düşünüyorum. Geçmişteki suçlarım, günahlarım, yanlışlarım sırtımda durdukça beni rahatsız etmeye devam edecek. Daha doğrusu bu kadar ağır bir yükü artık taşımakta zorlanıyorum. Hepsini sırtımdan atamayacağımı biliyorum. Hiç olmazsa bir kısmından kurtulabilsem!

Sokrat: Geçmişe öfkelenme, bağırma; geçmişten pişmanlık duyma, korkma; sadece geçmişin arkasından bak dur…

Meraklı Eşek Arısı: Zaten öyle yapıyorum. Bakmaktan başka elimden bir şey gelmiyor ki… Geçmişim geleceğimi de karartacak!

Sokrat: Yapılan bütün hatalar, işlenen bütün günahlar daima geçmişte kalır. Gelecekte hata yapacak ya da günah işleyecek miyiz, bilemeyiz. Geçmişten çıkaracağımız ders hata yapmamızı ve günah işlememizi de engelleyecektir.

Meraklı Eşek Arısı: Umarım bu konuda sen haklısındır.

Sokrat: Senin hayatın Tolstoy’unkine çok benziyor. Tolstoy’u tanıyor musun?

Meraklı Eşek Arısı: Bir Rus yazarı olduğunu biliyorum. Eserlerini okumadım.

Sokrat: Hayat hikâyesini öğrenince bu benzerliğe sen de hayret edeceksin.

Meraklı Eşek Arısı: Anlatırsan memnun olurum.

Sokrat: Anlatayım: 28 Ağustos 1828’de dünyaya gelen Tolstoy, toprak sahibi varlıklı bir ailenin çocuğuydu. O nedenle ömrünün sonuna kadar maddi bir problemi olmadı. Tolstoy gençlik yıllarını şöyle anlatır: “Ben Ortodoks Hıristiyan inancına göre vaftiz edildim ve yetiştirildim. Bu inanç bana çocukluk ve gençlik çağım boyunca öğretildi. Ne var ki on sekiz yaşında üniversiteyi ikinci sınıftan terk ettiğimde geçmişte bana öğretilen şeylerin hiçbirisine artık inanmıyordum.. ......O yılları dehşet, nefret ve de yüreğimde bir sızı olmaksızın hatırlayamıyorum. Savaşta insanlar öldürdüm ve gene öldürmek amacıyla insanları düelloya davet ettim. Kumarda kaybettim, köylülerin emeklerini çar çur ettim, onları cezalara çarptırdım, ahlâksız bir hayat sürdüm ve insanları kandırdım. Yalan, soygun, her türlü zina, sarhoşluk, şiddet, cinayet, işlemediğim tek bir suç bile kalmamıştı, ama benim çağdaşlarım beni nispeten ahlâklı bir insan olarak gördüler ve görüyorlar.”

Meraklı Eşek Arısı: Gerçekten de benzerlik oldukça fazla. Sözünü kestiğim için bağışla ve lütfen devam et!

Sokrat: Tamam, Tolstoy’un ağzından devam ediyorum: “Bu şekilde on yıl yaşadım. .....Savaştan sonra yirmi altı yaşında Petersburg’a geri döndüm ve yazarlarla tanıştım. Beni kendilerinden biriymiş gibi karşıladılar ve pohpohladılar. Ben daha alternatiflerimi araştıramadan, aralarına girmiş olduğum bu yazarlar grubunun hayat görüşlerini benimsemiş oldum ve bu görüşler benim daha iyi bir insan olma yolundaki eski çabalarımın izlerini bütünüyle ortadan kaldırdı. Çünkü bu görüşler benim sürdüğüm sefih hayatı haklı çıkaran bir kuram ortaya koyuyorlardı.” 

Meraklı Eşek Arısı: Çevrenin insan üzerindeki etkisini ne kadar güzel ifade etmiş. Hayat hikâyesi hakkında söyleyeceklerin bu kadar mı?

Sokrat: Bitip bitmediğini sorduğuna göre ilgini çekmiş olmalı. Biraz daha var. Özetleyeyim: Tolstoy meşhur eseri Savaş ve Barış’ı 1869 yılında yayımladı. Gene bu yıllarda ruhsal bir bunalım yaşadığından manastıra kapandı. Ancak buradaki yaşantısı Hıristiyanlığa karşı olan inancını zayıflattı. Aradığını bulamadığı için manastırdan da ayrıldı. 82 yaşında öleceğini anladığından ya da artık ölmek istediğinden ölümü huzur içinde karşılayacağı bir yer aramak için evinden kaçtı. (28 Ekim 1910)

Meraklı Eşek Arısı: Bir belgeselde izlemiştim, ormanlar kralı aslan, yaşlanınca ölümü yaklaştığını anladığından sürüden ayrılıp ıssız bir yere sığınıyor ve orada ölümü bekliyor. Tolstoy’un davranışı da buna benziyor. Ölüsünü bulmuşlar mı?

Sokrat: Evet, on gün sonra bir tren istasyonunda ölüsü bulunmuş. Ölmek istediği yer orası mıydı, yoksa hedeflediği yere gitmek için mi oraya gelmişti? Bilinmez... Tolstoy’un hikâyesi böyle… Eseri, İtiraflarım’ı okumanı tavsiye ederim. Eserden ve Tolstoy’un düşüncelerinden de gelecek görüşmemizde bahsederiz. Hoşça kal Meraklı Eşek Arısı!

Meraklı Eşek Arısı: Güle güle Sokrat!

  ●   ●   ●

Tolstoy’un Görüşleri Sorgulanıyor

Sokrat: Merhaba Meraklı Eşek Arısı! Bugün sohbetimize geçen günkü kaldığımız yerden devam edelim.

Meraklı Eşek Arısı: Hoş geldin Sokrat, merhaba! Tolstoy’un eserinden söz ediyorduk. Ben kitabı çok aradım, ancak dün bulabildim. O nedenle de okumaya fırsatım olmadı.

Sokrat: Öyleyse kısaca sana kitabı tanıtarak başlayayım: 95 sayfalık bu kitapta Tolstoy kendi hayatını, bunalımlarını, hayatın anlamsızlığı karşısında hissettiklerini, ölüm gerçeğini, intiharı, var oluşu, bilimleri, dinsel inançları sorguluyor ve ısrarla arıyor, arıyor... Ve sonunda bulduğunu söylüyor.

Meraklı Eşek Arısı: Neyi buluyor?

Sokrat: Ne bulduğunu, Tolstoy’dan dinleyelim: “Tanrı’yı arayarak yaşadın mı, bir daha Tanrısız yaşayamazsın. Ve her zamankinden daha güçlü bir şekilde, içimdeki ve etrafımdaki her şey aydınlandı ve bu ışık beni bir daha terk etmedi. Böylelikle intihar etmekten kurtuldum. “

Meraklı Eşek Arısı: Demek ki aradığı ve bulduğu Tanrıymış. Aramak bu kadar önemli mi?

Sokrat: Tabii önemli, ama aramayı da bilmek gerekir. Rastgele yapılan aramalar kişiyi bir sonuca götürmez. Bazen kendi kendime derim ki; “Öncesiz ve sonrasız olgular arasında bir şeyler aramaya çalışan zavallı insanlar. İstesek de istemesek de arama sahamız öncesizlik ve sonrasızlıkla sınırlandırılmıştır. En öteye de en geriye de gidemeyiz.” Aslında ilk başta aramaya karar vermemiz gerekir. Diğerleri sonradan gelir. Çünkü yola çıkmayacaksan, yol aramana da gerek yoktur. Önce yolcu olmaya karar ver, yolu nasıl olsa bir şekilde bulursun.

Meraklı Eşek Arısı: Aslında öncesizlik ve sonrasızlık arasındakilerin hepsini de bilme imkânımız hiçbir zaman olmayacak. Buna rağmen gene de öncesizlik ve sonrasızlığı da anlamak isteriz.

Sokrat: Tolstoy ne aradığını biliyordu. Bunu şu sözlerinden anlıyoruz: “.....O sahil Tanrı’ydı. Gitmem gereken o yön gelenekti; kürekler ise sahile doğru ilerleyebilmem ve Tanrı’yla bir olabilmem için bana verilen özgürlüktü. Böylece yaşama gücüm yenilenmişti ve ben de yeniden yaşamaya başlamıştım.”

Meraklı Eşek Arısı: Tanrı, gelenek ve özgürlük ilişkisini kavrayınca yaşamaya başladığını mı hissediyor?

Sokrat: Evet, tespitin doğru çünkü o da şöyle diyor: “......Sadece Tanrı’ya inandığım anlarda yaşamış olduğumu hatırladım. Bu, geçmişte nasılsa, bugün de öyleydi. Yaşamak için Tanrı’nın varlığının farkında olmaya ihtiyaç duyuyordum. O’nu unutmaya, ya da O’nu inkâr etmeyegöreyim; ölüyordum......Ölmeye ve dirilmeye dair yüzlerce olay hatırladım. Gördüm ki ben yalnızca Tanrı’ya inandığımda yaşıyordum. Tanrı’yı düşünmem yetiyordu, o zaman hemen diriliyordum. O’nu unuttuğum, O’na inanmadığım zamanlarda ise, yaşam da yok oluyordu. Yaşamın bu diriliş ve ölümleri neydi? Tanrı’nın varlığına inancı kaybettiğimde, sanki yaşamla ilgili bağlarım da kopuyordu. Tanrı’yı bulmak konusunda az da olsa umudum olmasa, yaşamıma çoktan son verirdim. Fakat yaşıyordum. Öyleyse O vardır. O, O’nsuz yaşanmayan şeydir.” 

Meraklı Eşek Arısı: Tolstoy’un söylediklerinden hareketle bir insanın yaşadığını anlayabilmesi için Tanrıya inanması gerektiğini söyleyebilir miyiz? Söyleyebilirsek, Tanrıya inanmayan onca insan var; öyleyse onlar yaşadıklarının farkında değiller mi?

Sokrat: Bu yargı tamamen Tolstoy’a ait, onun inançlarıyla ilgili. Tanrıya inanan insanlar olduğu gibi inanamayanlar da olacaktır. İnanç konusunda hoşgörü gerek. Çünkü Tanrı’ya inanan bir kişiye “Tanrının varlığını kanıtla!” dersen bunu yapamayacaktır, ama Tanrıya inanmayan bir insana da “Tanrının olmadığını kanıtla!” dediğinde, o da bunu başaramayacaktır.

Meraklı Eşek Arısı: Bu konuda bilimden faydalanılamaz mı?

Sokrat: Bilimsel bilgiyle dinsel bilgi farklı alanlardır. Bilim nesnel verilere dayanılarak yapılır. İnançla bilim yapamazsın. Tabii filozof, bilim adamı ya da herhangi bir kişi ilk başta yola koyulduğunda akıl ve bilimle hareket etmiş olabilir. Akıl ve bilimle gider, gider, gider… Öyle bir yere gelir ki artık gidemediğini görür, anlar. İşte artık orada inanç alanı başlamıştır. Sezgileri kişiye bu alanda bir şeyler olduğunun işaretini verir.

Meraklı Eşek Arısı: Sence insan hem maddeden hem de ruhtan mı ibarettir.

Sokrat: Ben insanın bir bedeni olduğunu biliyorum. Bunun yanı sıra bir ruhunun da olduğuna inanıyorum. Beden gün gelip öldüğünde ruh da ondan ayrılır. Ölen beden doğa kanunları gereği değişime uğrar yani çürür. Çürüyen de zamanla başka bir şeye dönüşür. İşin doğrusu doğa, değiştirdiğini de değiştirir ve bu süreç yani art arda sıralama sonsuza kadar devam eder gider.

Meraklı Eşek Arısı: Bu anlattıklarından şunu çıkarıyorum: Biz insanlar da öldükten sonra çürüyeceğiz, bazı şeylere dönüşeceğiz; ama tekrar bu bedende bir insan olarak dünyaya gelemeyeceğiz.

Sokrat: Daha önce de söylemiştim, ruh ile beden birlikte olmaktan vaz geçtiklerinde ölüm gerçekleşir. Bundan sonra artık varlığımızı bir ruh olarak sürdürürüz.

Meraklı Eşek Arısı: Ölen bazı insanların ruhlarının başka bir bedene girerek tekrar bu dünyaya geldiklerini iddia edenler de var.

Sokrat: Reenkarnasyondan bahsediyorsun… Yeniden dirilme ya da ruh göçü denilen olay. Buna inananların da karşı çıkanların da sayısı oldukça fazla. Reenkarnasyonun varlığını bilimsel yöntemlerle kanıtlayamayız. Bir inanç biçimidir.

Meraklı Eşek Arısı: Yani reenkarnasyon inanan için doğru, inanmayan için doğru değil…

Sokrat: Evet.

Meraklı Eşek Arısı: Senin inançlara karşı çok saygılı davrandığını görüyorum. Oysa yaşadığın dönemde seni diğer insanların inançları ile alay ettiğin için suçlamışlardı. Bu suçlama doğru muydu?

Sokrat: Ben, zorba yönetimleri kınadım, boş inançları eleştirdim. Yaptıklarımın suç olduğunu düşünmüyorum

Meraklı Eşek Arısı: Dine de karşı çıkmışsın.

Sokrat: Benim karşı çıktığım din anlayışı gerçek din değildi. Atinalıların çok sayıda şehir tanrıları vardı. Bu tanrılara tapıyorlardı. Oysa tapındıkları tanrıların bırakın onlara yarar sağlamasını kendilerine bile yararları dokunamazdı. Mesela, bir usta taşı yontarak bir tanrı heykeli yapıyor. İnsanlar da bu tanrıdan medet umuyor. Diyelim ki o tanrı-heykel yere düşse, kendini buradan kaldırabilecek gücü bile yok. Bırakırsan düştüğü yerde aylarca, yıllarca kalır…

Meraklı Eşek Arısı: İnsanlar bu inançlarından memnunsalar, onları uyarmak sana mı kaldı?

Sokrat: Evet, bu konuda kendimi görevli kabul ettim. Çünkü bu din simsarları halkı bu yolla sömürerek kendilerine ekonomik çıkar da sağlıyorlardı.

Meraklı Eşek Arısı: Bu işten maddi çıkar nasıl sağlanır?

Sokrat: Yaptıkları tanrı heykellerini satıyorlardı. Eğer halk uyanırsa bu din tacirlerinin ekmeği de kesilmiş olacaktı. “Ben, şehrin tanrılarına inanmıyordum. Bu nedenle o tanrılar yerine başka tanrılar koymak ve böylece gençliği zehirlemekle suçlandım.(s)”

Meraklı Eşek Arısı: Yani dine karşı değildin.

Sokrat: Tabii ki değildim. Ancak din adına insanların sömürülmesine karşı olduğum gibi, din uğruna insanların öldürülmesine de karşıyım. Yobazlar, kendi inandıkları dini kabul etmesi için insanları davet ediyorlar. Eğer bu davet reddedilirse o insanları öldürüyorlar. Yani inançlarına göre, cennete gitmesini sağlamayı amaçladıkları kişiyi ortadan kaldırıyorlar. Bu örnekteki amaç ne, sonuç ne?

Meraklı Eşek Arısı: Tolstoy’dan bahsediyorduk, ama nereye geldik!

Sokrat: Haklısın, bir düşünce bir başka düşünceyi çağrıştırıyor, bu da bir diğerini… Ve derken bir de bakıyorsun ilk baştaki düşünceden oldukça uzak bir yerdesin. Bizim için bunun bir sakıncası olmayabilir. Çünkü biz sohbet ediyoruz. Ama bazı konular sistemli düşünmeyi gerektirir. Bu durumlarda da ele alınacak, üzerinde düşünülecek konunun sınırlarını çok iyi belirlemek şarttır.

Meraklı Eşek Arısı: Tolstoy’un hayatı hakkında bilgilenmiş olmam beni geleceğim konusunda umutlandırdı. Onun yaşantısı ile benimki arasında çok benzerlik var. O, kötünün ne olduğunu öğrendikten sonra kötülük yapmadan iyi bir insan olarak yaşamını devam ettirebilmiş. Öyleyse ben de başarabilirim, diye düşünüyorum.

Sokrat: Başaracağına ben de inanıyorum, hatta bundan eminim de diyebilirim.

Meraklı Eşek Arısı: Ne yapmam gerektiği konusunda bana yardım eder misin?

Sokrat: Yardıma fazlaca ihtiyacın olduğunu sanmıyorum. Çünkü seçilen yolda ilk yapılması gereken başlangıç için adım atmaktır. Başlangıç, başarıya giden yolun ilk basamağıdır. Bunu sen anlattığın kooperatif örneği ile gerçekleştirmişsin. Bundan sonra “keşke”lerini bitirmelisin. Bu da önemli, çünkü “keşke”lerini bitiren başarıyı yakalamış demektir.

Meraklı Eşek Arısı: Tolstoy’un eseri İtiraflarım’ı satır satır okuyup gereken dersi daha iyi öğreneceğimden emin olabilirsin.

Sokrat: Ayrıca Tolstoy bunalımlarından nasıl kurtuldu? Yukarıda aktardığımız düşüncelere hangi aşamalardan geçerek ulaştı? Bu soruların cevaplarını tabii ki “İtiraflarım”ı okuyarak verebilirsin.

Meraklı Eşek Arısı: İtiraflarım’ı okumak için sabırsızlanıyorum.

Sokrat: Tolstoy özde kötü bir insan değil, ama yapmadığı ahlâksızlık da yok. Bu çelişki karşımıza “çevre” problemini çıkarıyor. Ait olduğu çevrenin değerleri onu bir felaketin eşiğine getiriyor. O nedenle kişiliğin oluşumunda çevre faktörü daima göz önünde bulundurulması gereken önemli bir etkendir. Aynı durum senin için de geçerli.

Meraklı Eşek Arısı: Nasıl bir çevrede büyüdüğümü sana anlattım. Yanlışları doğru, kötülükleri iyilik olarak öğrenmiştim. Üstelik de öğrendiklerimin doğru ve iyi olduğunda da ısrarlıydım. Seninle olan görüşmemizin başlarında direnmem de bu yüzdendi.

Sokrat: Tolstoy özde kötü bir insan olsaydı, hayatındaki kara lekeleri bu kadar samimiyetle itiraf edemezdi. Sen de öyle…

Meraklı Eşek Arısı: İtiraflardan sonra rahatladığımı, hafiflediğimi hissettim.

Sokrat: İstersen bu sorgulamayı da burada bitirelim ve birkaç güzel sözle son noktayı koyalım! İlk sözü sen söylemek ister misin?

Meraklı Eşek Arısı: Sen varken, ilk söz bana düşmez!

Sokrat: Tamam, söylüyorum: Sevmek yüreği büyütür, o nedenle de yürekli ve cesur insanlara özgüdür; nefret ise yüreği küçültür, işte sevememelerinin nedeni de budur. Sıra sana geldi!

Meraklı Eşek Arısı: İyiliksever olmayı isteme; ol!

Sokrat: Çok güzel, kutlarım. Hoşça kal!

Meraklı Eşek Arısı: Teşekkür ederim. Güle güle Sokrat!

  ●   ●   ●

Meraklı Eşek Arısı Felsefe İle İlgili Sorular Soruyor

Sokrat: Merhaba Meraklı Eşek Arısı! Bugünkü gündemi sen belirlemek ister misin?

Meraklı Eşek Arısı: Merhaba Sokrat! İsterim. Düşünce ile başlayabiliriz. Çünkü bazı insanların düşünceleri beni rahatsız ettiği gibi, bunların yüzlerini görmek de istemiyorum.

Sokrat: Seni anlıyorum. Zira, düşüncesi çirkin olanın yüzü de çirkindir; düşüncesi kötü olanın ise yüreği kirlidir.

Meraklı Eşek Arısı: Bu insanlara kendimi anlatamıyorum, ya da onlar beni anlamıyorlar.

Sokrat: İnsanların seni anlamadıklarından yakınma. Ya anlasalardı, o zaman ne yapardın? Bir düşünsene! Gene de en iyisi olumsuz düşüncelerden kendini kurtarmaya çalışmandır. Şunu yapmanı tavsiye edebilirim: Olumsuz düşünce seni esir almadan, sen onun efendisi olduğunu göstermelisin.

Meraklı Eşek Arısı: Senin bütün hayatın doğru bildiğin düşüncelerini savunmakla ve felsefe yapmakla geçmiş. Felsefe yapmak kolay mı? Kolaysa, ben de denemek isterdim.

Sokrat: Felsefe ile uğraşan her kişinin karşısına çetin bir yol çıkar. Gerçeklere ulaşmak isteyen kişi bu çetin yolu aşacak cesareti kendisinde görmelidir.

Meraklı Eşek Arısı: Bütün insanlık tarihi boyunca felsefe var mıydı?

Sokrat: Hayır. Çünkü felsefe yapabilmek için insanın düşünce üretebileceği zamana ihtiyacı vardır. O nedenle insanlığın dünyaya geldiği ilk dönemlerde felsefeden söz edemeyiz. Ne zaman insanoğlu tükettiğinden fazla üretmeye başladıysa o zaman felsefe de başlamıştır.

Meraklı Eşek Arısı: Birçok konuda olduğu gibi felsefe konusunda da belirleyici üretim-tüketim ilişkisi mi olmuştur demek istiyorsun?

Sokrat: Evet, doğru anlamışsın.

Meraklı Eşek Arısı: Felsefe konusunda daha fazla bilgilenmek istiyorum. Seni sıkmazsam ve tabii izin de verirsen bu konuda birkaç sorum olacak.

Sokrat: Sıkılmam söz konusu değil. Aksine bu isteğin beni memnun eder.

Meraklı Eşek Arısı: Öyleyse ilk sorum şöyle: Felsefe dedikleri nedir ki, belli bir tanımı var mı?

Sokrat: Felsefe’nin ne olduğu sorusuna bazı düşünürlerin görüşleriyle cevap vermeye çalışacağım. Yani soruları sen sor, cevapları da Bertrant Russel`dan Montaigne`e varıncaya kadar bazı düşünürler versinler. Diğer bir deyişle, sorular senden; cevaplar ise düşünen kafalardan! Dilersen bunu belki de tamamı bu dünyadan göçmüş olan filozoflarla yapılmış bir söyleşi olarak da kabul edebilirsin... İşte cevaplar: “Felsefe kavramı üzerinde ortak bir tanım verilmesi söz konusu değildir. Öyle ki, felsefe üzerinde yorum yapan ya da onu anlamaya çalışan iki filozof arasında bile ortak bir felsefe tanımı mevcut değildir. Bu nedenle herkesin kendine özgü bir felsefe tanımı ve anlayışı söz konusudur.” , ” Felsefe, üzerlerinde henüz belirli bir bilginin var olmadığı konularda kurgular yapmaktır.”

Meraklı Eşek Arısı: Herkes felsefe yapabilir mi, ya da bir insanın hayat görüşü felsefe olarak kabul edilebilir mi?

Sokrat: “ Felsefe, asla herkesin işi değildir; ancak dünya görüşü ile hayat görüşü herkesin işi olabilir. Fakat felsefe, dünya görüşünün aynı değildir. Felsefe, dünya karşısında alınan belli bir tavrın, derinleşen bir varlık bilincinin kavramlara ve düşüncelere bürünen düşünsel ilişkilerin bir ifadesidir.”

Meraklı Eşek Arısı: Felsefe aklımıza gelen her soruya cevap verebilir mi? Örneğin insan nedir, var olduğunu düşündüğümüz şeyler gerçekten var mıdırlar, öldükten sonra bir yaşamımız olacak mı, gibi binlerce soru var.

Sokrat: “ Felsefe, ne kadar istersek isteyelim, bu kadar çok soruyu karşılayamaz; ama hiç değilse, dünyaya karşı olan ilgimizi büyütebilir ve bize, gündelik nesnelerin yüzeylerinin hemen altında ne kadar garip ve şaşılacak şeyler bulunduğunu gösterebilir.”

Meraklı Eşek Arısı: Felsefe yaparken izlememiz gereken bir yöntem var mı?

Sokrat: Var. “Felsefede dürüstlük son derece önemlidir. Dürüstlük, bir yöntem olarak algılanmalı, felsefe çalışmalarında bu yönteme uyulmalıdır. ”Ayrıca, “nasıl ki matematik, fiziğin aracı ve yöntemi ise, Mantık da felsefenin bir aracı ve yöntemidir.” , ” Sonrasız doğruluk ve salt bilgi ancak matematiktedir. Felsefe de kendisini matematikteki gibi doğru ve dakik olan önermelerle sınırlamalıdır.”

Meraklı Eşek Arısı: Felsefe yapmak, bilimden uzaklaşmayı gerektirir mi?

Sokrat: Hayır, çünkü “felsefe olmasa bilimler, birliği olmayan bir küme, cansız bir bedendirler.”

Meraklı Eşek Arısı: Felsefe ile din çelişir mi?

Sokrat: Bazılarına göre, ” felsefeye gitmek için ilk adım, imansızlıktır.”. Ancak kimisi ise “felsefe, bilim ve din birbirine aykırı olamaz; çünkü gerçek gerçeğe aykırı olamaz.” , “İnancı; akıl, bilim ve felsefeyle zorlamak mümkün değildir.” demektedirler.

Meraklı Eşek Arısı: Felsefe eğitiminin amacı nedir, nasıl felsefe yapılabilir?

Sokrat: “Felsefe eğitiminin amacı, felsefeyi değil, felsefe yapmayı öğrenmek; düşünceleri değil, düşünmeyi öğrenmektir.” . ” felsefe yapmak için, felsefeyi yapmış ve onu doruğuna çıkarmış olan büyük düşünürlerle birlikte düşünmek gerekir.” . ” Felsefe, bizi alçak gönüllü olmaya davet eder ve bilgi sandığımız şeylerin her zaman öyle olmadığını bize düşündürür.”

Meraklı Eşek Arısı: İlk felsefi düşünce nasıl ortaya çıkmış?

Sokrat: “İnsan, bu dünya nereden gelip nereye gidiyor? İnsanın bu dünyadaki yeri ve anlamı nedir?” gibi metafizik nitelikteki soruları öteden beri kendi kendisine sormuş bunların yanıtlarını da söylencelerde, dinsel tasarımlarda bulmuş, bunlara oldukları gibi inanmıştır. M.Ö. VI. Yüz yılda İonia’da başlayan eleştirel tutum, ”Varolanlar üzerine yöntemli bir düşünme” olan felsefeye yol açmış. İlk felsefi düşünceler doğa üzerinedir. İnsan üzerine düşünme M.Ö. V. Yüz yılda Sofistler’le başlamıştır.

Meraklı Eşek Arısı: Felsefe öğrenmenin ya da yapmanın ne yararı vardır?

Sokrat: Felsefe, düşüncenin mikroskobudur. Felsefenin insanlara, yaşamaya başlarken de, ölüme doğru giderken de söyleyecekleri vardır. Felsefenin özü, her yerde özentiyi kötülemek ve onun karşısına doğayı koymaktır. Felsefe kin gütmez; sizin boş çabalarınıza sakin sakin güler, kendinize benzetmek için aptallaştırmak istediğiniz insanları tatlı tatlı aydınlatır.”

Meraklı Eşek Arısı: Teşekkür ederim. Sorularım bu kadardı.

Sokrat: Teşekkürünü az önce sözünü ettiğim düşünürler adına kabul ediyorum. Çünkü senin sorularını ben değil, onlar cevaplandırdılar. Soru sorma tekniğini bir hayli geliştirmiş olduğunu memnuniyetle gördüm. Kutlarım.

Meraklı Eşek Arısı: Felsefede soru sormak çok mu önemli?

Sokrat: Evet. Soru sormayı bilmeyenden felsefe yapmasını da bekleyemeyiz. Bu arada şunu da söyleyeyim; bazıları sorduğu sorulara beklediği cevabı alamadığı için kızıyor. Oysa soru, bilinenin tekrarı için değil; bilinmeyenin öğrenilmesi için sorulur.

Meraklı Eşek Arısı: Bunlar tartışmalarda da oldukça saldırganlar. Haksızlıkları kesin olduğu halde haklı çıkmak istiyorlar. Herkesi eleştirip kendilerini üstün göstermeye çalışıyorlar.

Sokrat: Bu konuda aklıma bir kıssa geldi. Dinlemek ister misin?

Meraklı Eşek Arısı: Evet, isterim.

Sokrat: Usta bir ressamın öğrencisi yaptığı resmi ona götürüp değerlendirmesini istemiş. Ustası ona, tablosunu şehrin en kalabalık ve en görünen yerine koymasını söylemiş. Ayrıca resmin yanına bir kırmızı kalem koyarak halktan beğenmedikleri taraflara çarpı koymalarını yazan bir not bırakmasını istemiş. Öğrenci denileni yapmış ve daha sonraki gün resmine bakmaya gittiğinde her tarafının çarpı ile dolduğunu neredeyse tanınmayacak bir hale geldiğini görmüş. Resmi bu haliyle ustasına götürmüş. O da bu sefer yeni bir resim yapıp aynı yere koymasını ama yanına boyalar ve fırçalar bırakıp nota da beğenmedikleri yerleri düzeltmeleri ricasını yazmasını istemiş. Öğrenci birkaç gün sonra resmine bakmaya gittiğinde boyaların ve fırçaların kullanılmadığını dolayısıyla da resme dokunulmadığını görmüş. Usta öğrencisine bu olaydan şu dersi çıkarmasını söylemiş: İnsanlara fırsat verilirse acımasız eleştirilerde bulunurlar. Ama yapıcı olamazlar. Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma…

Meraklı Eşek Arısı: Hiçbir şey bilmeyip de biliyormuş gibi davrananlar da var. Ben bunlara çok kızıyorum.

Sokrat: Hiç bir şey bilmeyen insanların, her şeyi biliyormuş gibi davranmalarına kızacağın yerde gülmelisin. Bundan daha komik bir şey olabilir mi?

Meraklı Eşek Arısı: Bilmediklerini kanıtlasanız da kabul etmiyorlar.

Sokrat: Ayrıca bilmediğini kabul eden insanların bu durumundan da kendilerine övünmek için pay bile çıkartabilirler. Oysa benim bilmediğimi kabul etmiş olmam, onun bildiğini kabullendiğim anlamına gelmez. Bazen ikimiz birden yanılmış olabiliriz.

Meraklı Eşek Arısı: Sohbetimiz sona ermeden seninle paylaşmak istediğim bir haberim var: Karımı buldum ve onunla konuştum.

Sokrat: Karını mı? Bunca senedir kayıp olan o bayandan sen boşanmamış mıydın?

Meraklı Eşek Arısı: Hayır, boşanmadım; boşanmam da.

Sokrat: Neden boşanmazsın?

Meraklı Eşek Arısı: Şöyle düzelteyim ifademi; onun isteğinin dışında hiçbir güç beni karımdan boşatamaz. Şimdilik belki o da böyle bir talepte bulunmayı akıl edemiyor olabilir. Bana inanmayacağını biliyorum, ancak gene de söyleyeceğim: Ben karımı seviyorum, üstelik ona âşığım ve bu aşk ben ölünceye kadar sürecek.

Sokrat: Aylar önce ona yaptığın kötülüğü anlattığında sana âşık olup olmadığını sormuştum ve bana kızmıştın. Aşk diye bir duyguyu reddediyordun. Şimdi ne oldu da birden kabul etmeye başladın? Daha da önemlisi söylediklerinin hangisi doğru? Şaşırmış bir vaziyetteyim!

Meraklı Eşek Arısı: Onu gördüm, eskisinden daha güzel… Konuştum ve tabii ki bana karşı kin ve nefret dolu olduğunu anladım. Haklı. Yaptığım kötülükten sonra bana iyi davranmasını bekleyecek değildim. Sabretmeliyim. Yanlış yaptım ve bu yanlışın da maalesef telafisi yok.

Sokrat: Yanlış yapmak değil, yapılan yanlışı kabul etmemek yanlıştır. Tabii her yanlışı da aynı kabul edemeyiz. Mesela senin bu yanlışın çok ağır…

Meraklı Eşek Arısı: Biliyorum. Yaptığım yanlışın, kötülüğün bu dünyada karşılığı olan bir bedelinin bulunmadığını da biliyorum. İçgüdülerim, yıllarca belki de ömrümün sonuna kadar sürecek pişmanlıklarıma yol açtı.

Sokrat: İçgüdülerini yönetemeyen, onların esiri olan insanlar selin sürüklediği bir dal parçası gibidir. Nasıl ki dal parçasının kaderi sele bağlıysa onlarınki de içgüdülerine bağlıdır.

Meraklı Eşek Arısı: Düşüncene katılıyorum. Güle güle Sokrat!

Sokrat: Hoşça kal Meraklı Eşek Arısı!

  ●   ●   ●

Sokrat Yargılanma Sürecini Anlatıyor

Meraklı Eşek Arısı: Sokrat merhaba, hoş geldin.

Sokrat: Hoş bulduk, Meraklı Eşek Arısı. Tartışmamızı istediğin başka bir konu yoksa bugün kendimle ilgili bazı olaylardan söz etmek istiyorum. Senin de ne zamandır bu konuyu açmamı merakla beklediğini biliyorum.

Meraklı Eşek Arısı: Memnun olurum. Çünkü ben konuyu açmak istedikçe sen nedense her defasında kapattın.

Sokrat: Kapattım, çünkü tartıştığımız konuların çoğunda acı verici olaylar vardı. Karamsarlığı artırmak istemedim.

Meraklı Eşek Arısı: Sokrat, senin düşünce ve görüşlerin yaşadığın çağı aşıp bugüne kadar gelebilmiştir. Belki de bu konuda nadir örneklerden birisin. Bunu nasıl başardın, binlerce sene kendinden nasıl söz ettirdin?

Sokrat: Bunu yapmak için özel bir çaba sarf etmedim. Yaşadıklarım ve söylediklerim insanları etkilemiş olabilir.

Meraklı Eşek Arısı: İlk başlarda mutlu bir hayat sürdüğünü tahmin ediyorum. Çünkü öğrencilerinle tartışıyorsunuz, yeni yeni düşünceler üretiyorsunuz. Bir de tabii senin deyişinle bilgi doğurtuyorsunuz.

Sokrat: Ben, tartıştığım insanların yargılarındaki çelişmeleri ortaya çıkartarak çürütüp, doğruyu bulmalarına yardımcı oluyordum. Her insanın ruhunda uyku durumunda olan genel doğrular vardır. Ben akıl yoluyla bunları o kişinin bilincine çıkmasını sağlıyordum. Çünkü kişi bunların varlığından haberdar değildir. Yani diğer bir deyişle insanın aklında doğuştan var olan bilgiyi doğurtuyordum.

Meraklı Eşek Arısı: Bana Sokrat’ı anlatsana! Sokrat nasıl bir insandı, fiziki özellikleri nelerdi?

Sokrat: Fizik yapı olarak nasıl mıydım? Göbekli, basık burunlu, patlak gözlü bir adam… Göbekli diye en başta söyledim çünkü uzaktan bakanın öncelikle dikkatini çeken kocaman göbeğimdi. Hepsi bu işte… Yeterli mi?

Meraklı Eşek Arısı: Değil, ama ısrarcı olmayacağım. Hazır elime fırsat geçmişken merakımı giderecek diğer soruları soracağım. Mesela filozofça yaşamanın amacı nedir?

Sokrat: Filozofça yaşamanın amacı, insanın kendini ve başkalarını sınamak olmalıdır. Ben hep bunu yapmaya çalıştım. Kendimi sınarken, sorgularken sorun yoktu ama başkaları için aynı uygulamayı yaptığımda şimşekleri üzerime çektim.

Meraklı Eşek Arısı: İnsanların başkalarını eleştirmekten hoşlandıklarını, ancak kendileri eleştirildiğinde ise kızdıklarını söyleyebilir miyiz?

Sokrat: Tabii söyleyebiliriz. Eleştirilere karşı insanların verdiği tepkiler de birbirinden farklıdır. Sade bir vatandaş eleştiri karşısında bağırıp çağırabilir, belki küfür de edebilir. Makam sahibi olanlar ya da varlıklı kişiler ise kendilerini eleştirenleri yok etmeye varıncaya kadar daha değişik yöntemler deneyebilirler.

Meraklı Eşek Arısı: Kralların, hükümdarların; düşünürleri, şairleri, yazarları hapsetmeleri, işkence yaptırmaları veya öldürtmeleri bu nedene mi dayanıyor.

Sokrat: Evet. Düşünen kafaları susturursanız, düşünemeyen kafaları kesmenize de gerek kalmaz. Çünkü onlar bırakın düşünmeyi artık konuşmayacaklardır da… İşte o nedenle dikta rejimlerde cezaların infazı halk önünde yapılır.

Meraklı Eşek Arısı: İbret olsun, ders alınsın diye…

Sokrat: İnsanlar korkutularak ders verilmez. Sadece susturulur. İnsanlara ders vermek istiyorsan, iyinin ve kötünün ne olduğunu onlara örnekleriyle göstermeli ve öğretmelisin. Atinalılar çocuklarını yanlış eğitiyorlardı. Hatta eğitmiyorlardı. Oysa aynı Atinalılar at ve köpekleriyle daha fazla ilgileniyorlardı. At ve köpeklerinin terbiyesini düşünen Atinalılara neden çocuklarının eğitimleriyle ilgilenmediklerini sordum.

Meraklı Eşek Arısı: Bu soru onları kızdırmadı mı?

Sokrat: Hem de nasıl kızdırdı! Buna rağmen ben inandığım yoldan ve doğrulardan ayrılmadım. Meydanlarda, yollarda, çarşı ve pazarda karşılaştığım insanlara “Kendine dair ne biliyorsun? Sen nesin? Hayat nedir, neye yarar? Kendini tanımaya çalış, kendini bilmeyen başka şeyi nasıl bilir?” sorularını yönelttim. Ayrıca, “Kendini tanı, fazileti ara, hayatı incele, sahteliklere tapma” diyerek Atinalıları uyandırmaya çalıştım.

Meraklı Eşek Arısı: Bir insanın neden kendini tanıması gerekiyor? Sen kendini tanıyor muydun?

Sokrat: Ben kendimi biliyordum, tanıyordum. Cehaletimin farkındaydım. Ama bazıları cehaletin pençesinde kıvrandıkları halde, bildiğini sandığı şeyleri gerçekte bilmediklerinin farkında değillerdi. Benim mücadelem onlarlaydı.

Meraklı Eşek Arısı: Şimşekleri üzerine çekmenin nedeni sadece bunlar olamaz.

Sokrat: Haklısın, o yüzden diğer nedenleri de anlatayım: Varlıklı ailelerin yapacak pek bir işi olmayan çocukları benim yanıma gelirlerdi. İnsanların sorgulanmasını dinlemek hoşlarına giderdi. Benden öğrendiklerini diğer insanlara uygulamaya yani onları sorgulamaya başlarlardı. Bu sorgulananlar onlara kızacakları yerde bana kızdılar. İşte bu yüzden gençleri baştan çıkarmakla beni suçladılar. Ben söyleşide bulunduklarımdan Sofistler gibi ücret talebinde bulunmadım. Tersine ister zengin ister fakir olsun herkes bana soru sorabilir ya da yanıt verebilir ve sözlerimi dinleyebilirdi. Bilge olduklarını düşünen ama öyle olmayanları sorguya çektim. Atinalılar bunu çok sevdiler ve eğlenceli buldular.

Meraklı Eşek Arısı: Bir de daha önce de bahsettiğin din konusu vardı.

Sokrat: Şehrin tanrılarına inanmadığım, onların yerine başka tanrılar koymak istediğim ve böylece gençliği zehirlediğim suçunu bana yüklediler. İçimdeki ilahi ses bana Tanrının tek yani bir olduğunu söylerken, onların çok tanrılı din anlayışını nasıl benimserdim?

Meraklı Eşek Arısı: Onların tanrılarına inanmasan da inanıyormuş gibi yapabilirdin.

Sokrat: Yapamazdım. Bir yandan öğrencilerime her ne pahasına olursa olsun doğruyu, iyiyi savunmalarını ve aramalarını söylerken; diğer yandan bu söyleme kendim aykırı davranamazdım. Ben doğruların peşindeydim. Ölmek ya da mahkûm olmak benim umurumda değildi.

Meraklı Eşek Arısı: Kendinle çelişmekten kaçınmışsın.

Sokrat: İnanmayıp da inanıyormuş gibi görünseydim, dürüst davranmamış olurdum. Dürüst insan ölme ya da yaşama şansını hesaplamaz. Onun yapması gereken şey bir davranışta bulunurken, o davranış doğru mu yoksa eğri mi diye sorgulamalı ve iyi bir insan olarak mı yoksa kötü bir insan olarak mı hareket ettiğini bilmelidir.

Meraklı Eşek Arısı: Sonra?

Sokrat: Sonra, biri mahkemeye beni suçlayan bir dilekçe verdi. Mahkemeye çıktım. Bu kişi, dedi ki “Sokrates suçludur, çünkü gençliği yozlaştırmıştır ve devletin inandığı tanrılara değil, ama bunların yerine başka tinsel varlıklara inanmaktadır.” Bu kişinin yalan söylediğini mahkemede yargıçların önünde kanıtladım. Ama gene de değişen bir şey olmadı. Tabii suçlamalar sadece bununla sınırlı değildi.

Meraklı Eşek Arısı: Dahası da mı var?

Sokrat: Evet, var. Bazıları beni sözcüklerle oynayarak ahlâkı ve devleti yıkmaya çalışan biri olarak tanımlamışlardı. Kötü, yalancı ve her işe burnunu sokan biri olduğumu; eğriyi doğru gibi göstermeye çalıştığımı iddia edenler de vardı.

Meraklı Eşek Arısı: Mahkeme sırasında tutuklu olarak mı yargılandın?

Sokrat: Hayır, tutuklu değildim. Mahkeme karar verdikten sonra tutuklandım.

Meraklı Eşek Arısı: Mahkemede kendini savunmuş olmalısın.

Sokrat: Tabii savundum. Üstelik beni şikâyet eden kişinin adi bir yalancı olduğunu da kanıtladım.

Meraklı Eşek Arısı: Buna rağmen neden karar aleyhinde çıktı?

Sokrat: Mahkemenin başında benim suçsuzluğuma karar verecek yargıç sayısı daha fazlaydı. Ancak bunların bir kısmı benim savunmamdan olumsuz yönde etkilendi. Daha doğrusu haykırdığım gerçekler işlerine gelmedi.

Meraklı Eşek Arısı: Şöyle dediğini bir yerde okumuştum: “Atinalılar, ister Anitus'u dinleyin ister dinlemeyin, ister beni bırakın ister bırakmayın, ama ne yaparsanız yapın birçok kez ölmem gerekse bile yolumu hiçbir zaman değiştirmeyecek olduğumu anlayın.”

Sokrat: Evet söyledim. Hatta şunları da ekledim: “Eğer insanları öldürerek birinin kötü yaşamlarınızı kınamasının önüne geçebileceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz; bu kaçış yolu ne olanaklı ne de onurludur; en kolay ve en soylu kurtuluş yolu başkalarını ortadan kaldırmaktan değil; ama kendini geliştirmekten geçer. Çünkü eğer beni öldürürseniz, gerçi bunu söylemek tuhaf olsa da, tanrı tarafından devletin başına sarılmış benim gibi bir başkasını daha kolay kolay bulamayacaksınız. Devlet büyük ve soylu bir at gibidir ki tam bu büyüklüğünden ötürü devimlerinde ağırdır ve onu rahatsız edecek atsineği gibi bir şeye gereksinimi vardır.”

Meraklı Eşek Arısı: Karar nasıl çıktı?

Sokrat: Mahkeme oylama yaptı ve suçlu bulundum. Suçlayan oyların sayısı 281, aklayanlarınki 220'dir. Bu oylamanın sonunda da idam cezasına çarptırıldım.

Meraklı Eşek Arısı: Bu cezaya çarptırılacağını tahmin ediyor muydun?

Sokrat: Evet, sonucun böyle çıkmasını bekliyordum.

Meraklı Eşek Arısı: Mahkeme sırasında ya da tutukluluk döneminde kurtulma veya kaçma imkanın yok muydu?

Sokrat: Vardı. Yargılanmamın başında suçumu kabul edip özür dileseydim, bağışlanabilirdim. Bunu yapmadım. Duruşma sırasında ise para cezası verilmesini isteyebilirdim ama işim yoktu ki param olsun! Sürgün talebinde bulunabilirdim. Bulunmadım, sürgün gitmeyi kabul etseydim, gittiğim yerde hiç konuşmamam yani çenemi tutmam gerekecekti. Bunu yapabileceğimi sanmıyordum. Çünkü doğru bildiğim bir şeyi insanlara anlatmaktan geri duramazdım.

Meraklı Eşek Arısı: Başka seçenek kalmadığına göre, bu durumda mahkeme ya beraat ya da ölüm cezası verebilecekti.

Sokrat: Evet öyle. Karardan sonra son bir seçenek daha ortaya çıktı, onu söyleyeyim: Hapisten kaçmak. Hatırlı dostlarım, tanıdıklarım vardı. Onlar beni hapishaneden kaçırmayı tekli ettiler, kabul etmedim. Aslında kaçmama yönetimin de göz yumacağı bir gerçekti.

Meraklı Eşek Arısı: Neden kaçmadın?

Sokrat: Hapisten kaçma imkânım olmasına rağmen bunu yapmadım. Bu konuda çok da teklif aldım ve hepsini geri çevirdim. Çünkü yaşadığım toplumda geçerli olan kanunlara uymalıydım. Aksi takdirde suç işlemiş olurdum.

Meraklı Eşek Arısı: Sokrat, bu konuda birkaç sorum daha olacak. Ancak istersen bu soruları sonraki sohbete bırakalım. Bugünü karının hapishanedeki bir ziyareti sırasında sana dediklerini anlatarak kapatalım mı?

Sokrat: Anlatayım. Karım ağlayarak ‘’Suçsuz yere öldürüyorlar seni’’ dediğinde ona ‘’İyi de suçlu yere öldürülsem daha mı iyi olacaktı?’’ diye cevap verdim. Hoşça kal Meraklı Eşek Arısı!

Meraklı Eşek Arısı: Güle güle Sokrat!

  ●   ●   ●

Ve Sokrat Ölüyor…

Sokrat: Merhaba Meraklı, nasılsın sevgili dostum?

Meraklı: Merhaba Sokrat, hoş geldin. Yanlış mı duyuyorum? Bana sadece Meraklı diye hitap ettin… Eşek Arısı’na ne oldu? Üstelik bir de “sevgili dostum” diyorsun. Bunları senden ilk defa duyuyorum. Şaşkına döndüm, saçmalamaya başlarsam lütfen beni bağışla!

Sokrat: Yanlış duymuyorsun Meraklı. Eşek Arısı uçtu gitti ve sadece benim sevgili dostum Meraklı kaldı. Eşek Arısı uçtu gitti, çünkü bilginin olduğu yerde kötü ve kötülük var olamazdı.

Meraklı: Hatta ilk karşılaşmamız sırasında isminin önüne “sayın, sevgili” gibi sıfatlar getirmeme konusunda beni uyarmıştın.

Sokrat: Yapmacık nezaket ve hitap, kişinin hem kendisini hem de karşısındakini aptal durumuna sokar. Bu sıfatlar hak edilmiş olursa yapmacıklık da ortadan kalkar. Bazıları “dostum” hitabını da olur olmaz her yerde kullanmayı alışkanlık haline getirmişlerdir. Dostluk öyle kolayca oluşabilecek bir ilişki değildir. Birçok sınamadan geçmesi gerekir. O nedenle artık sana dostum demek istiyorum, tabii sen de kabul edersen.

Meraklı: Kabul etmez miyim Sokrat? Sevincimi anlatacak kelime bulamıyorum. Seninle dost olmak, benim için sadece büyük bir mutluluk değil, aynı zamanda hayatta sahip olduğum en büyük onurdur.

Sokrat: Sana bir de üzücü haberim var.

Meraklı: Bu sevincimi, mutluluğumu gölgeleyecek bir haberse söyleme!

Sokrat: Söylemek zorundayım. Seninle olan birlikteliğimiz bu sohbetimizle bitiyor. Yani bugün son defa birlikte olacağız.

Meraklı: Ah Sokrat, ah sevgili dostum… Aynı anda hem mutluluğu hem de hüznü yaşattın bana! Hiç beklemediğim bir haberdi. İlişkimiz hiç bitmeyecek, sohbetlerimiz hiç sonlanmayacak sanıyordum. Oysa şimdi bu acı gerçek tüm çıplaklığı ile karşımda duruyor.

Sokrat: Bitmeyen ilişki yoktur. İlişkinin bitmesine üzüleceğimiz yerde, nasıl bittiğine bakmalıyız.

Meraklı: Sokrat, seninle olan ilişkim merakla başladı, ama itiraf ediyorum tutkuya dönüştü. Senden sonra ne yapacağımı kara kara düşünmeye başladım.

Sokrat: Tohumun gücü toprağa yetmeseydi, yeşeremezdi. Yalnız kaldığında bir düşün bakalım; bu ilişkinin sonunda hangisi daha fazla? Değişen doğruların mı, değişmeyen yanlışların mı?

Meraklı: Senden bir ricam olacak. Mademki biz dostuz, öyleyse bunu senden isteyebilirim. Bu değil, gelecek görüşmemiz son olsun…

Sokrat: Tamam, kabul ediyorum. Yalnız son görüşmede duygu sömürüsüne yer vermememizi, olayı dramatik bir şekle sokmamamızı da ben senden rica edeceğim. Geçen konuşmamızda hikâyemi anlatıyordum. Nerede kaldığımızı hatırlıyor musun?

Meraklı: Evet, mahkeme kararından sonra hapishaneye konulmuştun. Oradaki yaşadıklarını anlatıyordun. Kaldığın hapishane nasıl bir yerdi Sokrat?

Sokrat: Loş, rutubetli, pis kokulu bir yer… Gündüzleri arkadaşlarım, dostlarım, öğrencilerim ziyaretime geliyordu. Buna izin vermişlerdi. Onlarla mahkeme sırasında ve ölümü beklerken çok değerli felsefi sohbetler yapma imkânı buldum.

Meraklı: Dostlarını görebilmiş olman sıkıntını biraz olsun hafifletmiştir.

Sokrat: Hapishanede gündüzleri ziyaretçim hiç eksik olmazdı. Gece olup da herkes evlerine gidince ise soğuk duvarlarla baş başa kalırdım. Tabii aynı zamanda kendimle… O derin sessizlik içinde düşünürdüm. Ne tuhaf, düşüncelerim eskisinden daha da derin olurdu! Bunu içinde bulunduğum ortama mı, yoksa azalan zamanıma mı borçluydum? Belki de ikisine birdendi. Bilemiyorum.

Meraklı: Birkaç metrekarelik bir ortamda zaman geçirmek zor olmalı.

Sokrat: Bir de çoğunlukla geceyi beraber geçirdiğimiz küçük hayvan dostlarım yani fareler vardı. Onlarla ilk karşılaştığımda iğrendim, hatta korktum. Sonra onlara alıştım, tabii onlar da bana. Öyle ki, seslerini duymadığımda meraklandığım günler bile oldu. Yiyeceklerimin bir kısmını paylaştığımda ise fareciklerin keyfine diyecek yoktu. Bu cömertliğim sayesinde onların benimle daha fazla birlikte olmalarını da sağlamıştım.

Meraklı: Savunmanı yaparken sözlerini sakınsaydın, yani aşağıdan alsaydın belki yönetimdeki tanıdıkların senin beraat etmeni sağlayabilirlerdi.

Sokrat: Cezayı, alçaltıcı bir beraat etmeye tercih ederim. Kendimi savundum, savunmam beğenilmedi ve cezalandırıldım. O nedenle, beni mahkûm edenlere ya da suçlayanlara kızgın değilim; bana hiçbir kötülük yapmış değiller. Gerçi beni mahkûm etmedeki amaçları bana bir iyilik yapmak değil, ama beni yaralamak olmuş olsa da bunun için onları sadece biraz kınayabilirim.

Meraklı: Mahkemedeki son sözlerin ne oldu?

Sokrat: Yargıçlara dedim ki “Ben ölüme, siz de yaşamaya gidiyorsunuz. Hangisinin daha iyi olduğuna ancak Tanrı karar verir.”

Meraklı: Onlar, sana cevap veriyorlar mıydı?

Sokrat: Hayır. Sadece dinliyorlar ve gerekirse soru soruyorlardı. Sonra şunları da ekledim: “Ben Tanrı tarafından bu devlete gönderilmiş bir at sineğiyim. Ve bu devlet, koca cüssesi nedeniyle yavaş hareket edebilen ve canlanması gereken bir attır. Ben de Tanrı’nın bu devlete musallat ettiği bir at sineği gibi bütün gün boyunca her yerde sizi uyandırıyorum, hareketlendiriyorum, azarlıyorum ve ikna ediyorum. Ve eğer Tanrı sizi düşünerek bir at sineği daha göndermezse, hayatınızın geri kalanını uyuyarak geçirirsiniz.”

Meraklı: Bazıları senin hayatını kurtarma imkânının hem mahkeme sırasında hem de mahkemeden sonra var olduğunu ama bilerek ölüme gittiğini iddia ediyor. Hatta bu kararını şiddetle eleştirenler bile var. Adını duyurmak, bir kahraman olmak için mahkemeye kafa tutmuş olabilir misin?

Sokrat: Bu tür iddiaları ortaya atanlar Nietzsche gibi düşünürlerden etkilenmiş olabilirler. Daha önce sen bahsetmiştin, Nietzsche’ye göre ben, “ölüm korkusu nedir bilmeyen, yaşayan biri olarak değil de salt akıl olarak ölen ve hayatın içgüdüsünden tamamıyla kopmuş bir canavardım.” Değil mi?

Meraklı: Evet, böyle söylemiş.

Sokrat: Ben hayattan bıkmış, hayatı sevmeyen bir insan değildim ki ölümü isteyeyim! Ancak ölümden de korkan biri değildim. Bu iki düşüncem bazılarının yanlış bir sonuca ulaşmasına yol açmış olabilir.

Meraklı: Belki de direnmediğini düşündükleri için bu yargıya varmış olabilirler.

Sokrat: Direndim, hatta beni öldürdükleri takdirde Atinalıların büyük bir yanlışlık yapacaklarını ve bunun vebalini uzun yıllar taşımak zorunda kalacaklarını söyledim, onları uyardım. Ama ölüm korkusuyla doğrulardan da vazgeçemezdim. İnsan yaşamayı da bilmeli, gerektiğinde ölmeyi de… Bedenim varlığını sürdürsün diye, ruhumu kirletemezdim. Çünkü dervişin hikmeti, cübbesinden değildir.

Meraklı: Yönetimin sana verilen ölüm cezasını uygulamada aceleci davrandığını düşünenler de var.

Sokrat: Acele etmeleri normaldir. Çünkü her geçen gün bana gelen ziyaretçi sayısı artıyordu. Bu durum yönetimin dikkatini çekti, rahatsız etti. O nedenle de hapsedildiğimden otuz gün sonra baldıran zehri içirilerek öldürülmeme karar verildi.

Meraklı: Otuz günlük bekleme sırasında infazın bir an önce gerçekleştirilmesi talebinde bulunanlar olmamış mı?

Sokrat: Doğrusu böyle bir talep olup olmadığını bilmiyorum. Olduysa bile talepte bulunanların başında beni suçlayan dilekçeyi mahkemeye veren kişi vardır diye düşünüyorum. Aslında, Atinalılar biraz daha sabırlı olabilseydiler, bekleyebilseydiler zaten doğa Sokrat’ı alıp götürecekti. Çünkü yaşım çok ilerlemişti. Tam yetmiş yaşındaydım.

Meraklı: Yetmiş yaşındaki bir adamın toplumsal düzeni yıkacağından korkuyorlar. Bu adam toplumsal düzeni ne ile ve nasıl yıkacak? Topu, tüfeği yok; sadece düşünceleri var.

Sokrat: Kahramanlık önce düşüncede başlar, sonra eylemde kendini gösterir. Düşüncelerimden dolayı, ben değil, ama onlar beni bir halk kahramanı olarak kabul ediyorlardı.

Meraklı: Cezanın infaz edildiği gün yalnız değilmişsin.

Sokrat: Evet yanımda dostlarım, arkadaşlarım ve öğrencilerimden çok sayıda insan vardı. Beni uğurlamak ve destek olmak amacıyla geldiklerini sanıyorum.

Meraklı: Onlar için çok zor bir durum. Sevdikleri bir insanın bu dünyadan ayrılışına tanıklık edecekler…

Sokrat: Zehir bir köle tarafından getirildi. O sırada yanımdakilerin yüz ifadelerinin karalanmış bir defter sayfası gibi karışık kuruşuk olduğunu fark ettim. Kölenin heyecandan elleri ve ayakları titriyordu. Neredeyse elindeki zehir kabını düşürecekti. Onu daha fazla heyecanlandırmak istemediğimden elindeki zehri aldım ve bir kerede içtim. Köle ve diğerleri hayretle bana bakıyorlardı. Bakışları çığlıklar ve ağlamalar izledi. Onları susturdum. Hatta bu tür bir davranışın kendilerine yakışmadığını söyledim.

Meraklı: Ölmek üzereyken bile insanlara bir şeyler öğretmeye çalışıyorsun.

Sokrat: İçimi yakmaya başlayan zehrin etkisiyle önce oturdum, sonra da yatağıma uzandım. Artık ruh göçüyordu…

Meraklı: Sonra?

Sokrat: Sonrası yok! “Bir varmış bir yokmuş. Babası mermeri yontarak şekil vermeye çalışırken, ruh ve kalpleri şekillendirmek amacında olan Sokrat adında bir filozof varmış. Sokrat’ın Tanrısından insan olarak yaşamak ve bu dünyadan insan olarak ayrılmak dileği varmış. Bu dileği kabul edilmiş.” Ve masal da burada bitmiş…

Meraklı: Çok etkilendim.

Sokrat: Meraklı, gözlerinde yaşlar görür gibiyim. Bana yanıldığımı söyler misin?

Meraklı: Söyleyemem çünkü yanılmıyorsun. Ben de bir insanım ve insanca bir tepki veriyorum. Hüzünlendim, gözyaşlarım üzüntümü azaltmak için akıyor.

Sokrat: Hüzün sonbahar gibidir. Ağaçlar yapraklarını döker, sonbahar biter. İnsan acılarını döker hüzün biter. Kuşlar göçüyorlar diye üzülme, çünkü seneye tekrar gelebilmek için göçmek zorundalar. Sokrat öteki dünyaya gitti diye de üzülme; çünkü başka Sokratlar gelmek için yola koyuldular bile. Sohbetimizi bir özdeyişle bitirir misin?

Meraklı: Tamam. Affedersin, kendimi tutamadım. Cenap Şahabettin demiş ki: "Beni korkutan ölümden sonra cehenneme gitmek değil, hiçbir yere gitmemektir." Hiçbir yere gitmemek düşüncesi beni de zaman zaman rahatsız ediyor.

Sokrat: Hiçbir yere gitmemek düşüncesi yersiz. Kanıtı da Sokrat’ın bir yere gitmiş olmasıdır. Hayat bir rüyadır; uykudan uyanma hali ise ölümdür. Ezelden ebediyete giden bir yol varsa, ebediyetten ezele giden bir yol neden olmasın? Başı belli olmayanın sonu, sonu belli olmayanın da başı belli değildir. Belli olmayandaki arayış yerine, şimdi denizinde kayığını yüzdürmeye çalışmalısın.

Meraklı: Sözlerini belleğime kazıyacağım.

Sokrat: Bugünlük de bu kadar. Hoşça kal Meraklı.

Meraklı: Güle güle Sokrat.

  ●   ●   ●

Sokrat Kendi Yoluna, Meraklı Kendi Yoluna

Sokrat: Merhaba dostum!

Meraklı: Merhaba Sokrat! Bana “dostum” demen çok hoşuma gidiyor. Bundan sonraki hayatımda senin dostluğuna layık bir insan olmak için elimden geleni yapacağım. Bunun formülünü de senden öğrendiğime göre başaracağımı sanıyorum. Artık hep hakikatlerin peşinde olacağım, bunları kovalayacağım. Ne dersin, zor bir yol mu seçmiş oldum?

Sokrat: Hayır. Düşüncelerimizdeki çelişkileri ayıklayarak doğru bir akıl yürütmeyle hakikatlere ulaşabiliriz. Üstelik bunu yapmak için bilim adamı ya da filozof olmak gerekmiyor. Doğru düşünmeyi öğreteceğimiz her insan bunu başarabilir.

Meraklı: Geçen gün şöyle bir rüya gördüm: Bir çiçek bahçesinde geziniyordum. Yüzlerce çeşit çiçek vardı ve bunların hepsinin rengi mordu. Lale mor, papatya mor, gül mor, gelincik mor, hepsi hepsi mor… Sapları ve yaprakları da mor… Göremiyordum ama belki kökleri de… Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Oradaki bulutlar, güneş, her şey de mor… Tekrar başımı çiçeklere çevirip seyrederken çiçeklerin arasında güzel bir kadın yüzü gördüm. Bu benim karımdı. Dünyada var olabilecek en güzel kadın yüzüydü gördüğüm. Mor bir elbise giymişti. Çiçeklerden bir farkı vardı. O da, ten rengi mor değil doğal halindeydi. Yüzü asık değildi, ancak gülmüyordu da… Elinden tuttuğu küçük çocuğu sonradan fark ettim, o güzelliği seyretmeye kendimi öylesine kaptırmışım ki o erkek çocuğu ilk başta görememiştim. Rüzgârın hafif hafif estiğini çiçeklerin aheste aheste sallanmalarından anladım. Sonra, rüzgâr durdu, çiçekler sallanmaz oldu. Hareketli görüntü yerini bir ressamın fırçasından çıkmış şahane bir tabloya bıraktı. Bu ne kadar sürdü bilemem ama bir fırtınanın başlangıcına kadar sürdüğü kesin… Fırtına ile birlikte karım ve elinden tuttuğu çocuğun yanı başında bir adam belirdi. Adamın elinde bir meşale vardı. Rüzgâr meşalenin ateşini onlara doğru götürüyordu. Adam birden meşaleyi karıma ve yanındaki çocuğa doğru fırlattı. Şiddetli bir patlama oldu ve bir de baktım ki başımı ellerimin arasına almış, yatakta oturuyorum.

Sokrat: Rüya güzel başlamış, sonu ise çok karışık.

Meraklı: Bir rüya yorumcusuna gitmeyi düşündüm ilk başta fakat sonra vaz geçtim. Çünkü saçma sapan bir şeyler duyacağımı biliyordum.

Sokrat: Rüyalar konusunda ben de pek fazla bilgiye sahip değilim. Uykuda iken bilincin bilinçaltına yaptığı baskının kalktığını ve buradaki bastırılmış duyguların bilince çıktığını biliyorum. Fakat bu bilince çıkanlar olayların kendileri değil sembolleriymiş. Her insan için de bu sembollerin anlamları farklıymış. Yani bir insanın rüyalarını incelerken, önce onun için, gördüğü sembollerin ne anlama geldiğini saptamak ve sonra da analizini yapmak gerekiyormuş. Tabii bu ayrıntılar seni fazla ilgilendirmiyor olabilir. O nedenle kısaca söylersek bir psikiyatriste giderek bu konuda bilgi sahibi olabilirsin.

Meraklı: Giderim de duyulursa herkes benimle alay eder.

Sokrat: Vücudunda bir ağrı olduğunda, bir yerin kırıldığında ya da grip olduğunda doktora gidiyorsun kimse seninle alay etmiyor da psikiyatriste gidince neden alay etsin? Bazen insanın ruhsal yapısında da aksamalar olabilir ve bunların tedavisi için de bir doktora gidebilir.

Meraklı: Haklısın. Yanlış bir değerlendirme veya algılama şekli. En kısa zamanda bir psikiyatriste gidip sorunlarımı anlatacağım. İlk görüşmelerimizden birinde “Bir kaşık zevkin karşılığı, bir kazan dolusu pişmanlıktır.” demiştin. O zaman ben bu ifadeyi çok abartılı bulmuştum. Şimdi ise ne kadar da doğru olduğunu anladım. Evet, kazan belki de kazanlar dolusu pişmanlık… Başkaları için olmasa bile benim için öyle.

Sokrat: Neden böyle söylediğini anlamadım. Biraz açar mısın?

Meraklı: Tabii, ama önce bugünle ilgili kaygılarımdan bahsedeceğim. Arayı çok uzattın Sokrat, iki aydan fazla bir zaman oldu. Benim sana anlatmak ve sormak istediklerim biriktikçe birikti. Bu kadar kısa bir sürede bunları sana nasıl aktarabileceğimi bilemiyorum. Doğrusu o nedenle de canım sıkılıyor.

Sokrat: Son sohbetimiz olacağı için biraz konu biriksin istedim. Seninle ilk görüşmemizden bu yana bir seneden fazla bir zaman geçmiş. Bu bir yıldan fazla süre içinde karşılıklı olarak birbirimizden aldıklarımız ve birbirimize verdiklerimiz oldu. Ve bugün son sohbetimizi yapıyoruz. Senin sıkıntını anlamadım zannetme, anladım. O nedenle de bu son sohbetimizde zaman kısıtlaması yapmamayı sana teklif ediyorum. Kabul eder misin?

Meraklı: Etmez miyim, etmez miyim? Bir kez daha teşekkürler Sokrat!

Sokrat: Öyleyse vakit kaybetmeden kaldığımız yerden devam edelim.

Meraklı: Gördüğüm rüya ile ilgisi var mıydı bilemem ama birkaç gün sonra yaşadıklarımın izahını bir türlü yapamadım. Daha açık bir şekilde ifade edeyim: Karımla tekrar görüştüm ve ona isterse benden boşanabileceğini söyledim.

Sokrat: Halbuki daha önce karından asla boşanmayacağını söylüyordun. Ne oldu da kararını değiştirdin?

Meraklı: Ona boşanarak yardım edebileceğimi düşündüm. Çünkü boşanmadan ona yardım etmek istesem kesinlikle kabul etmeyecekti. Oysa boşanarak nafaka ödeyebilirdim. Alacağı nafaka maddî problemlerini çözmede biraz yardımcı olabilirdi.

Sokrat: Senden boşanmak istedi mi?

Meraklı: Evet, istedi. Yalnız, mahkemeye çıkmak istemediğini de söyledi. “Bunun da çaresi var, senin için bir avukat tutarız tüm işlemleri o yürütür.” dedim. Avukatı buldum. Avukat, karımdan vekâlet aldıktan sonra beni görüşmeye çağırdı ve bana tüm hayatımı kökünden sarsacak bir şey söyledi.

Sokrat: Merak ettim. Bu kadar önemli olan şey nedir?

Meraklı: Avukat, “Eşiniz sizden boşanmayı kabul ediyor; ancak bir şartı var: Çocuğun vekâletini istiyor.” deyince kekeleyerek sordum: Ne ço.. çocuğu? Bizim çocuğumuz yok ki? “On-on bir yaşlarında bir çocuğunuz var. Siz bilmiyor musunuz?” Dedi avukat.

Sokrat: Ben de şaşırdım.

Meraklı: Demek ki bu kadın, o iğrenç tecavüz olayından sonra hamile kalmış. Üstelik bu çocuğu aldırtmamış, doğurmuş ve bu yaşa kadar da getirmiş. Az önce kazanlar dolusu pişmanlık, dememin sebebi buydu. Ben meğerse ne kadar büyük bir suç işlemişim! Kendime okumadığım lanet kalmadı.

Sokrat: Her suçlu, kendisi için kafasından bir genel af ilan eder. Gel, sen de böyle yap!

Meraklı: Yapamam. Bunun affı yok.

Sokrat: Bütün ömrünü kendini suçlayarak, pişmanlık duyarak geçiremezsin. Çocuğunu görmeyi istemedin mi?

Meraklı: İstedim ve gördüm. Karımı iki-üç gün izledim. Bir gün on-on bir yaşlarında bir çocukla birlikte evden çıktığını gördüm. Üç yüz-dört yüz metre beraber yürüdükten sonra ayrıldılar. Karım markete girdi, çocuk da ilerideki okula doğru yoluna devam etti. Okulun çıkış saatinde de geldim ve oğlumu tekrar gördüm.

Sokrat: Oğlunu görünce neler hissettin?

Meraklı: Büyük bir heyecan ve büyük bir duygu seli… Oğluma bakmaya doyamıyordum. Sonraki günler her sabah ders başlangıcında ve çıkış saatinde okulun önüne gittim. Bir yandan da karım beni okulun etrafında görür diye çekiniyordum, korkuyordum. Neyse ki korktuğum başıma gelmedi.

Sokrat: Çocuğuna kendini tanıtmak ya da karınla konuşup belli zamanlarda onu görme isteğini belirtmek gibi düşüncelerin olmadı mı?

Meraklı: Olmamalı, olamaz! Benim ne oğluma kendimi tanıtmaya ne de karımdan böyle bir talepte bulunmaya yüzüm var.

Sokrat: Oğlunu biraz anlatsana! Tabii uzaktan edindiğin izlenimlere göre.

Meraklı: Sağlıklı, güzel bir çocuk. Çok hareketli. Okuldan birlikte çıktığı bir arkadaş grubu var. Konuşmayı sevdiği arkadaşlarına bir şeyler anlatmasından belli. Kılığı kıyafeti temiz. Gözlerimin gördükleri bunlar; bir de kalbimin gördükleri var, fakat onlar da bana kalsın.

Sokrat: Sen nasıl istiyorsan öyle olsun.

Meraklı: Avukata karım için ve çocuk için isteyebileceği en yüksek nafakayı talep etmesi ricasında bulunduğumda, ilk defa böyle bir istekle karşılaştığını söyledi. Bunun üzerine, maddi durumumun çok iyi olduğunu, istenecek rakam ne olursa olsun karşılayabileceğimi belirttim. Dava bir celsede sonuçlandı, yani karımdan boşandım. Benim hayat hikâyem bu kadar Sokrat.

Sokrat: Hayat, oyunu hem oynayıp hem de yazmaz. Oynayan hayattır, yazan ise kendimiz. Üstelik hayat hatır gönül dinlemez, kişiyi mutlaka sorgular; hem de acımasızca.

Meraklı: Benim yaşadığım bu olay da, söylediklerini kanıtlıyor zaten.

Sokrat: Hayatını parçalara bölme, hayatına bir tek pencereden bakma, yaşadığın tek bir ya da birkaç olay nedeniyle hayatının tümü hakkında bir karar verme! Hayat çokluktur, çokluğun oluşturduğu bir bütündür.

Meraklı: Beni bırakıp, senden bahsedelim mi?

Sokrat: Tamam. Sor bakalım benimle ilgili şu aklına gelenleri.

Meraklı: Sen, biraz açıkladın ama ben gene de senin elinde kaçma fırsatın varken bunu neden değerlendirmediğini ve göz göre göre neden ölüme gittiğini anlayabilmiş değilim.

Sokrat: Kişinin düşüncesi ile davranışları arasında sağlam bir uyuşma ve bütünlük bulunmalıdır. Bilge kişi, içinde yaşadığı toplumun inançlarını, törelerini, peşin hükümlerini, sahte yanlarını derinlemesine eleştirip ortaya koymalı ve akıldan başka bir yol gösterici tanımamalıdır. Öte yandan da bu toplumun koymuş olduğu yasaları beğenmese de onlara uymakla yükümlü olduğunu bilmelidir. İşte bu nedenle ben, hapishaneden kaçmış olsaydım düşüncelerimle davranışlarım çelişirdi ve bugüne kadar savunduğum tüm görüşlerim geçersiz olurdu.

Meraklı: Kişi fikirlerini ölünceye kadar savunmalı mıdır? Kişinin fikirlerinde zamanla değişiklikler olamaz mı? Olursa bu eleştirilecek bir durum mudur?

Sokrat: Bu soruna Maksim Gorki ile Tolstoy arasında geçtiği söylenen bir diyalog ile cevap vereyim: İki yazar arkadaş, bir yere oturmuş sohbet ederlerken ötüşü bir tekrardan ibaret olan bir kuş sesi duyarlar. Gorki, Tolstoy sormadığı halde bunun bir İspinoz kuşu olduğunu ve hep aynı öttüğünü açıklar. Biraz sonra iki yazar bir konu üzerinde tartışırlarken Tolstoy, daha önceki söylediklerinden farklı bir görüş açıklayınca Gorki bunun bir çelişki olduğunu ifade eder. Tolstoy’un bu eleştiriye cevabı da şöyledir: “Bak Gorki, ben İspinoz kuşu değilim ki her zaman aynı türküyü söyleyeyim. İnsan kalbinin bin türlü nağmesi var. Bugün de başka bir nağmemi terennüm ediyorum.”

Meraklı: İnsanlar eleştiri alacakları korkusuyla düşüncelerinde değişme varsa bile bunu açıklamaktan kaçınıyorlar.

Sokrat: Buna korkuyorlar da diyebiliriz. Bu korku sadece düşüncede değil yaşantıda da karşımıza çıkabiliyor. Mesela bazı insanlar, tekdüze yaşantıdan şikâyet ediyorlar; ama yaşantılarını renklendirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Ya şikâyetlerinde samimi değiller, ya da değişmekten korkuyorlar.

Meraklı: Övgüden şikâyet edip de yergiden memnun olan insan var mıdır?

Sokrat: : Övgüyü hak ettiğimizi kabul ederiz, ama yergiyi asla… Çok büyük övgüler de aldım yergiler de. O zaman anladım ki doğru yoldayım. Sadece övgü ya da yergi almış olsaydım, acaba nerede yanlış yapıyorum diye kendime sorar ve bir arayış içine girerdim. İnsanları sarstım, cehaletin açtığı yaralarını deştim. Böyle yaparsam bilgisizlik dertlerine bir çare ararlar diye düşündüm. Nitekim bazıları için bu seçtiğim yolun doğru olduğu kanıtlandı. Ama kimileri içinse maalesef artık çok geç olduğunu anladım.

Meraklı: Hakikati aramak çok mu önemli?

Sokrat: Başkaları için olmasa bile benim için öyle. Çünkü benim hakikati aramaktan başka hiçbir tutkum olmadı. Hakikat silinemez, sadece biraz karartılabilir. O karartı da uzun ömürlü olamaz. Bir gün mutlaka hakikatin ışığı kendini gösterir. Hakikati anlamada, görmede rehberim bilgidir. Bu rehber, kişiyi er veya geç ama mutlaka hakikate ulaştırır.

Meraklı: Bilgiye çok önem veriyorsun. Bunu bilgi elde etmek için çaba harcayarak gösteriyorsun. Öte yandan elde ettiğin bilgiyi insanlarla paylaşıyorsun. Bilgilerini kendine saklasan daha iyi olmaz mı?

Sokrat: Olmaz. Böyle yapan kişinin erdemli olması ve dolayısıyla ahlâka uygun davranması da mümkün değildir. Çünkü ahlâklı yani erdemli olmak demek bilgili olmak demektir. Ayrıca erdemli kimse, mutlu bir hayat süren kimsedir. Buradan şu çıkarıma varabiliriz: Erdemli ya da ahlâklı olmakla, mutlu bir hayat sürmek aynı şeydir. Bilgi edinmeli ve edindiğimiz bilgiyi de paylaşmalıyız. Bunu yaparken de ölçüyü kaçırmamak gerekir. Zira az bilgi eksikliktir, kararında bilgi yeterlidir, çok bilgi ise bıktırıcıdır.

Meraklı: Bilgi sahibi olan herkes senin gibi mi düşünüyor?

Sokrat: Sanmıyorum, ama düşünmeli diyorum. Bu konu ile ilgili olarak sana bir olay anlatmamı ister misin?

Meraklı: Can kulağı ile dinliyorum.

Sokrat: Bir bilgeye sohbet sırasında “Birkaç sene önce ölen filanca kişi çok bilgili bir insandı.” Dediklerinde bilge sorar: “Bilgili olduğunu nasıl anladınız?” , “Gece gündüz okurdu, bilgili bir insan gibi görünürdü ve kendisi de bilgili olduğunu söylerdi.” Dediklerinde, bilge “ Bilgilerini sizinle paylaşır mıydı?” Diye bir başka soru sorunca aldığı cevap “Hayır paylaşmazdı. Ölünce bilgileri de kendisiyle birlikte mezara gitti.” Olur. “Bana o kişinin mezarını gösterin!” Der bilge. Gösterirler. Mezarı kazar, çıkardığı kemikleri gösterip kalabalığa sorar: “Bu kemikler, o bilgili dediğiniz kişiye mi ait?”, Hep bir ağızdan “Evet, ona ait.” Diye cevaplar kalabalık. “Yaklaşın biraz daha ve mezarın içine bakın bakalım, buraya götürdüğünü söylediğiniz bilgilerini de kemikleri gibi görebilecek misiniz?” Diye bir kez daha sorar bilge. Tabii mezarda kemik ve topraktan başka bir şey gören yoktur. Bunun üzerine bilge son noktayı koyar ve der ki: “Tek kişilik yani başkalarıyla paylaşılmamış olan bilgiyi mezar bile kabul etmez.”

Meraklı: Bilginin paylaşılmasının önemini ve bilge kişi ile cahil arasındaki farkı anlatan güzel bir örnek verdin.

Sokrat: Cahilin sadece bilgisi eksik değildir; muhabbeti yavandır, sevgisi sığdır, dostluğu kısadır. Filozof ya da bilge her şeyi eleştirmeli, irdelemeli. Her şeyden şüphe etmeli. Gerçek değer taşıyan şey bilgidir, insanın kendi kendisi hakkındaki bilgidir. Kişi öncelikle kendini bilmelidir.

Meraklı: İnsanlar bilgi edinmektense mal-mülk edinmeyi tercih ediyorlar.

Sokrat: Bazılarına dedim ki: “Boynunu, kollarını altınla dolduracağına kafanı bilgi ile doldur. Altın harcanır gider, bilgi sen ölünceye kadar kalır ve gerektiğinde sana yardım eder.”

Meraklı: Bu verdiğin örneğe bakarsak, insanlığın geleceği oldukça karanlık görünüyor. Yanılıyor muyum? Yoksa hâlâ ümitli mi olmalıyız?

Sokrat: Yanıldığını düşünüyorum. Mesela, bir avuç çakılı yetişkin bir insana ver ve ne yaptığını gözle. Büyük bir ihtimalle kızar ya da şaşırmış bir yüzle sana bakar. Bir avuç çakılı bir çocuğa ver ve yüzündeki sevinci izle. Demek ki bu dünyada hâlâ bir avuç çakılla bile sevinebilenler var! Öyleyse insanlığın geleceği için ümitli olmak gerekir.

Meraklı: Bu açıklaman bana komik bir olayı hatırlattı. Belki de konuyla pek fazla bir ilgisi yok, ama bende yarattığı çağrışım bu. İzin verirsen anlatayım!

Sokrat: Seni dinliyorum.

Meraklı: Evin kedisi artık iyice yaşlanmıştır. O nedenle zamanının önemli bir kısmını yatarak, uyuyarak geçirmektedir. Evdeki fareler cirit atarken, o bunları görmezliğe gelmektedir. Sonunda fareler işi kediyle alay etmeye kadar götürürler. Bunlardan minicik muzip bir fare tembel ve yaşlı kediye bir oyun oynamaya karar vermiştir. Ucunda boş bir teneke kutu bulunan ipi fark ettirmeden kedinin kuyruğuna bağlar ve olacakları görmek için bekler. Derken kedimiz uyanır ve biraz ilerisindeki yiyeceklerini yemek için harekete geçer. Tabii teneke kutudan da sesler gelmeye başlar. Sesleri duyunca korkar ve kendisinden hiç beklenmeyen bir hızla kaçar. O kaçtıkça teneke kutunun sesi daha da artar. Bu arada birkaç tane vazoyu kırar, bir tane de saksıyı devirir. Gürültüyü duyan ev halkı hemen oraya koşar. Bu koşuşturmacanın çıkardığı gürültü kedinin daha çok korkmasına neden olduğu için çareyi bir koltuğun arkasına saklanmakta bulur. Oradan etrafa baktığında duvar dibinde kendisine kahkahalarla gülen minik fareyi görür. Farenin kendisine bir oyun oynadığını anlar ama artık çok geçtir.

Sokrat: Kediye nanik yapan farenin ya aklından zoru vardır, ya da arkasında kaçabileceği bir delik.

Meraklı: Haklısın. Nitekim öfke ile kedi fareye karşı saldırıya geçtiğinde o hemencecik arkasındaki delikten içeri kaçar.

Sokrat: Bazen bize düşmanımızı seçme hakkı verilir. Bu durumda yapacağımız seçim de zekâmızın derecesini gösterir. Kısacası seçilmiş düşmanımızın bizden zeki olmaması gerekir. Verdiğin örnekte farenin kediye karşı bir üstünlüğünün olduğu görülüyor.

Meraklı: Seninle ilgili bir gazete haberi okudum. Yunanistan'da, Atina'da kurulan temsili bir mahkeme, 25 asır sonra senin masum olduğuna karar vermiş. Yani seni beraat ettirmiş. Bu haber seni sevindirdi mi?

Sokrat: Hayır. Böyle bir haber beni pek ilgilendirmez. Çünkü ben zaten bir suç işlememiştim. 25 asır önce bir mahkeme beni ölüme mahkûm etti diye suçlu sayılamayacağım gibi, bu mahkeme beni beraat ettirdi diye de suçsuz sayılamam. Bu konuda asıl mahkeme benim vicdanımdır ve en doğru karar da onun verdiğidir.

Meraklı: Senin bir manyak olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi, bir peygamber olduğunu iddia edenler de var. Onları böyle düşünmeye sevk eden bu ilginç görüşlerin olsa gerek.

Sokrat: Bana manyak diyenlere kızamam, peygamber diyenlere de teşekkür edemem. Çünkü ben ne isem oyum ve ne olduğumu da çok iyi biliyorum. Belki de diğer birçok insandan farkım kendimi bilmiş olmamdır. Kişi daima kendi olmalıdır; kendini tanımalıdır. Bunun için kendinle konuş; hatta saatlerce sohbet et içindeki “ben” ile. Kendine soru sor, cevabını ver, eleştir; bazen öfkelen. Ama asla kendini aşağılama.

Meraklı: Kendimizi tanımak çok mu önemlidir.

Sokrat: Evet. Kendimi tanıyamıyorsam, başka insanları tanımamı benden bekleyemezsin.

Meraklı: Bir insanın hep kendi ile uğraşması biraz da sıkıcı değil midir?

Sokrat: Haklısın. Bazen kişi diğer insanlardan hatta kendisinden kaçmak ve saklanmak isteyebilir. Onun için kendimize kaçabileceğimiz, saklanabileceğimiz bir yer bulmalıyız. Burası bir ağaç altı, bir mağara, bir gemi kamarası, bir hapishane hücresi veya iyi ve kötü taraflarımızla bizi içine alabilecek bir gönül olabilir.

Meraklı: Bundan sonraki hayatım için bana ne tavsiye edersin?

Sokrat: Yaşamak bir sanattır; daha doğrusu iyi ve doğru yaşamak istiyorsak, yaşamayı nihai amacı mutluluk olan bir sanat olarak görmemiz gerekmektedir. Bizi mutluluğa, kendimizi gerçekleştirmeye götürecek olan yol da erdemdir, bilgidir. Kişi nasıl yaşaması gerektiği sorusu üzerinde düşünmeli. Bunu yapmıyorsa o kişi değersiz ve dolayısıyla mutsuz bir yaşam sürecek demektir. Hayata aldığından daha fazlasını, hiç olmazsa aldığın kadarını vermek zorundasın; hayat sen sömüresin diye var değil.

Meraklı: Hayat bazen karşımıza sürprizler de çıkarabiliyor.

Sokrat: Denize hayat veren gelgittir. Gelgitlerin seni korkutmasın. Hayat, yaşaması için herkesi çağırır, ancak sadece bir kere. Bu çağrıyı bazıları duyar, çağrıya uyar ve yaşar; bazıları duydukları halde duymazlığa gelirler, bazıları ise her bakımdan sağır oldukları için hiç duyamazlar.

Meraklı: Hayat artık bana bir başka görünür oldu. Ondan haz duymaya başladım. Eskiden de hayattan zevk aldığımı zannederdim, oysa şimdiki bambaşka! Bir de ölüm olmasa!

Sokrat: Hayat, hayat dolu; görmüyor musun? Ölümle, ölülerle uğraşmayı bırak; hayata bak! Hayat, gerilmiş bir ip gibidir. Gerilir, gerilir ve nihayet ip kopar. Kopunca da hayat biter. O kadar basit işte! Öncelik sırası yaşamakta değil, daima ölümdedir. Çünkü doğar doğmaz ölmeye başlar her canlı. Ölmenin çok gülünç olduğunu söylüyor değerli bir yazar; sanki yaşamak öyle değil!

Meraklı: Öldükten sonraki hayatın bilinmezliği de biz insanları endişelendiriyor.

Sokrat: Galiba nereden geldiğimiz değil de nereye gideceğimiz bizi daha çok ilgilendiriyor. Oysa gideceğimiz yer de geldiğimiz yer değil mi?

Meraklı: Sohbeti bitirelim mi Sokrat?

Sokrat: Ne dedin? Bunu söyleyen sen misin?

Meraklı: Evet, benim. Çünkü senin iyi niyetini yeterince istismar ettiğimi düşünüyorum. Hem senden öğrenmek istediğim birçok konuyu da öğrendiğimi sanıyorum. Bilgi okyanusundan aldığım belki de sadece bir damla, ama bunu bile hazmetmeye çalışmam gerek. Geleceğimi belirlerken bana yol gösterecek olan verdiğin bu bilgileri, silinmemek üzere belleğime kazımalı ve sindirmeliyim.

Sokrat: Aldıkların ne kadardır bilemem. Yalnız, ne kadar olursa olsun edindiğin bilgilerden sadece kendin değil başkaları da yararlanmalı. Bundan sonraki hayatında insanları bilgilendirmeye çalışmalısın. Bunu yaparken onlara karşı alçakgönüllü ol ve bilhassa sabırlı davran.

Meraklı: Bilginin ne kadar önemli olduğunu artık çok iyi anlıyorum.

Sokrat: Doğruyu bilen doğru davranır. Doğru bilgi doğru eylemi gerçekleştirir. “Bilgi ülkesinde pasaportsuz dolaşmak istiyorum, ama ne mümkün!” Diyen birisiyle karşılaşırsan bil ki o, bilgiyi kendi tekellerinde tutmaya çalışanlardan yakınmaktadır. Bilgiyi yaymanın yollarını, çarelerini aramalıyız. İnsanları özellikle bilgisiz bırakmak isteyenler de vardır. Mesela, baskıcı rejimler gücünü halkın cahilliğinden ve yoksulluğundan alırlar. Bunu bildikleri için de halklarını bilgilendirmek ve zenginleştirmekten kaçınırlar.

Meraklı: Bilginin gücü demek ki bazılarını da korkutabiliyor!

Sokrat: Evet öyle. Sevgili dostum Meraklı, sohbetimizi daha önce de söylediğim birkaç bilgi cümlesi ile tamamlamak istiyorum: “Bilen insan kötülük yapmaz. Bilgi ruhun gıdasıdır. Kendini bil. Sadece bir iyi vardır: Bilgi ve sadece bir kötü vardır: Cehalet. “(s) Hoşça kal.

Meraklı: Teşekkür ederim. Ben de sana senin bir cümlenden esinlenerek veda edeceğim: Burada yollarımız ayrılıyor. Senin yolun sana, benimki de bana. Ben acının-mutluluğun, güzelliğin-çirkinliğin ve iyinin-kötünün birlikte bulunduğu dünyama, sen de ruhlar âlemine gidiyorsun. Güle güle sevgili dostum Sokrat!


 

---- BİTTİ ----


 


 


 


 


 


 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Giriş Formu

Dost Siteler

Destan Romanlar

SİHİRLİ DÜRBÜN
Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluş Destanı, 92 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün3437
mod_vvisit_counterDün8819
mod_vvisit_counterBu Hafta56209
mod_vvisit_counterGeçen Hafta145443
mod_vvisit_counterBu Ay300880
mod_vvisit_counterGeçen Ay408966
mod_vvisit_counterToplam15701300

Şimdi: 168 misafir var.
IP: 54.234.0.2