Aristo Diyor ki :
 
Her insan öfkelenir, bu kolaydır; fakat tam adamına, tam ölçüsünde,tam zamanında, tam yerinde ve tam usulünde öfkelenmek, ne herkesin kudretindedir, ne de kolaydır.


Oruç Baba'dan Aforizmalar (Tamamı)

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta
     
 
 
 
                                                O R U Ç     B A B A ‘D A N     A F O R İ Z M A L A R                                  
 
                                                                                D E N E M E
 
                                                                    Ömer Faruk HÜSMÜLLÜ
 
     1952 yılında Tekirdağ ilinin Çerkezköy ilçesinin Kızılpınar köyünde doğdu. İlkokulu Kırşehir’de,  Ortaokul’u Ürgüp’te ve Liseyi Adana’da (Devlet hesabına Parasız Yatılı olarak) okudu.  1974 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümünü bitirdi. 13 yıl devlette felsefe öğretmenliği, müdür yardımcılığı, müdür başyardımcılığı ve okul müdürlüğü görevlerinde bulunduktan sonra istifa ederek özel sektöre geçip dershanelerde öğretmenlik, bölüm başkanlığı ve müdürlük yaptı.
     Devlet okullarında ve özel sektörde toplam 36 yıl görev yaptıktan sonra emekliye ayrıldı. Emeklilik yaşamı sırasında Oruç Yıldırım adını kullanarak çeşitli forumlarda ve sitelerde çok sayıda yazı yazdı. 
     Halen İstanbul’da yaşamaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.
     Basılı Eserleri:
Mağaranın Kamburu (Roman)
Memleketimin Delileri (Roman)
Nifak (Roman)
Oruç Baba’dan Aforizmalar (Deneme)
     Daha çok deneme türü eser yazmaktan hoşlanmakta ve çalışmalarını bu doğrultuda sürdürmektedir. Bütün hayatı boyunca, “Sorgulamayan insan cahildir; sorgulatmayan ise zalim!” ilkesini benimsedi.
      
**
 
İLETİŞİM:
Mail: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Cep Tel: 0535 723 35 79
Ev Tel:   0216 466 42 28
 
 
 
 
                           İÇİNDEKİLER
Acı ve Haz
Adalet
Akıl
Aşk ve Gönül
Başarı
Bilgi, Bilge ve Kitap
Çeşitli Konular
Değerler
Dostluk
Düşünce
Felsefi Konular
Hata, Öfke ve Pişmanlık
Hayat
İnanç
İnsan ve İnsanlık
İyi ve Kötü
Kadın ve Erkek
Mutluluk
Ölüm ve Korku
Özgürlük
Sağlık
Savaş, Barış ve Zafer
Sevgi
Toplumsal
Varlık, Evren ve Dünya
Zaman
 
 
               SUNUŞ
     
     Sevgili Okur Merhaba,
     Önce Oruç Baba kimdir, onu açıklayayım: Yıllar önce internetteki acemilik günlerimde, bir felsefe forumunda Oruç Yıldırım takma adını kullanarak yazıyordum. Oradaki diğer üyelerin hemen hepsi genç insanlardı. Çok da zekiydiler. Nitekim kısa süre içerisinde benim kendilerinden yaşça çok büyük olduğumu anladılar ve bana “Oruç Baba” diye hitap etmeye başladılar. Doğrusu bir müddet sonra ben de bunu benimsedim, hatta sevdim. Daha sonraki aylarda ise, Bakırköy taraflarında Oruç Baba’nın bir yatır olduğunu öğrenecektim.
     Neden aforizma? Özdeyiş, özlü söz, vecize gibi sözcükler de aynı anlamda kullanılmasına karşılık ben, yabancı bir sözcük olan aforizmayı seçtim. Çünkü diğerleri bana oldukça iddialı geldi.
     Aforizmaları yıllar süren bir çalışmanın sonunda hazırladım ve her aşamasında internetteki okurlarla paylaşıp görüşlerini aldım.
     Bana göre aforizmalar mutlak doğru olarak kabul edilmesi gereken sözler değildir. Sadece bir iddiadır. O nedenle doğru da olabilir, yanlış da. Bu anlayıştan hareketle aforizmaları yazarken çelişkiye düşmekten korkmadım. Nitekim okur, belki de bu çelişkileri kolaylıkla yakalayacaktır.
     Amacım düşündürmek, tartışma yaratmak ve sorgulatmaktır.
     Saygılarımla.
Ömer Faruk Hüsmüllü
 
 
 
 
 
ACI VE HAZ 
*-Acıyı gerçekten tatmış olan bir insan, tadına doyum olmayan olgun bir meyve gibidir.
*-Çektiğimiz acıları unutabiliriz; ama bıraktıkları izleri asla silemeyiz.
*-Acı çekenin acısını, ona acıyarak azaltamazsın; bir de şefkat göstermeyi denesen!
*-Acı da zevk verir. Yeter ki ondan haz duymayı öğrenmeyi bil.
*-Acı ve mutluluk, aşk hamurunun mayasıdır.
*-Zevkler gelip geçicidir, acılar da öyle.
*-Sevinci bölüşebilirsiniz; ama acıyı asla bölüşemezsiniz.
*-Acı zevki, zevk de acıyı çağırır.
*-Hiç acı tatmadın mı? Acele etme, bekle, tadarsın nasıl olsa…
*-Acı, en iyi öğretmendir.
*-Senin mutluluğun başkasının acısı ise, durup hiç olmazsa bir kez düşünmelisin. Tabii vicdan sahibi isen!
*-Acıdaki tat, zevkte yoktur.
*-Her acıyı unutturan bir başka acı vardır.
*-Acıdan kaçtıkça, o bizi kovalar. Galiba en iyisi acı ile dost olmayı denemek!
*-Her zevkin bir bedeli vardır. Ödeyemeyeceğin bir bedel ile tadacağın zevki, şiddetli bir acı izleyecektir.
*-Diyelim ki çeşitli nedenlerle yarayı deştin,  peki üzerine tuz niye ektin?
*-Acılar, hayatın heykeltıraşlarıdır. Çekiç darbeleri nasıl ki kayayı yontarsa, acılar da insanı yontar ve mükemmelleştirir.
*-Gözyaşlarını kendine acındırmak için döküyorsan, bil ki bunda bazen başarılısın, bazen de değilsin.
*-Acılarımı bölüşemezsin, sadece bölüştüğünü zannedersin.
*-Susturan acı, konuşturan acıdan çok daha etkilidir. O nedenle acısı olan insanları bırakın bağırsınlar, ağlasınlar.
*-Acıların kazandırdıkları, ödüllerin kazandırdıklarından daha fazladır.
*-Zevkleri hor görüp de zevk peşinde koşan o kadar çok insan tanıyorum ki…
*-Üzüntünü büyütmeye çalışma, zaten her üzüntü yeterince büyüktür.
*-Acıların, üzüntülerin, sevinçlerin gerçekten de bölüşülebilmesi mümkün mü?
*-En tatlı zevk, en zor elde edilendir.
*-Acılarla dost ol; nasıl olsa çok sık karşılaşacaksın.
*-Her zevk, bir bedel karşılığı elde edilir; ama bittiğinde de bir başka bedel ödenir.
*-Acınacak hale düşen bir insan, acınmayı hak etmiştir.
*-Zaman acıları azaltır; ama tamamen yok edemez, silemez. Bazen yüreğimizde bir sızı duyarız,  işte o geçmişte yaşadığımız bir acının silinmeyen izidir.
                                                                        ●   ●   ●    
ADALET
*-Her suçta hepimizin az-çok mutlaka bir payı vardır.
*-Hainleri bağışlayarak, onların düşmanlıklarını artırmış olursunuz.
*-Gerçekten cennete gitmek istiyor musun?  Öyleyse daima adil ol.
*-“Devletlerin çöküş dönemlerinde vatandaşların adalete olan güvenleri kalmamıştır.” sözünü, tersten de şöyle söyleyebiliriz:’’ Vatandaşların adalete olan güvenlerinin kalmadığı bir devlet, çöküş dönemine girmiştir.’’
*-Adil davrandın diye takdir bekleme.
*-Haksızlığa uğrayanın kırgınlığını giderecek tek şey, hakkının verilmesidir.
*-İşlediği suçtan dolayı pişmanlık duymayan insan çok azdır; pişman olduktan sonra tekrar suç işlemeyen insan da çok azdır.
*-Tanrım, beni adaletin ayaklar altına alındığı bir toplumdan uzak tut!
*-Haksızlığı ve adaletsizliği tercih edenlere en büyük dersi, gene hak ve adalet verecektir.
*-Adaletin olmadığı yerde korku hâkimdir.
*-Masumun özgürlüğünü adalet adına kısıtlayan, adaleti katletme suçu işlemiştir.
*-Haksızlıkların artması, cesur insan sayısının azaldığını gösterir.
*-Affeden zafer kazanır, affedilen ise acıya gömülür.
*-Yapılanları onaylamadığı halde haksızlıklar karşısında susan kişinin, haksızlığı yapandan farkı nerede?
*-Affet ki gerçek acının ne olduğunu anlasın.
*-Suçu işleyenin dışında da, başka suçlular aranmalıdır.
*-Affetmeden önce o kişi için “Değer mi değmez mi?” diye düşünme; ama “Bana karşı düşmanlık besler mi ?”  sorusunu mutlaka sor. 
*-Tek başına kalsan da hak ve adaletten ayrılma, bugün bu davranışın nedeniyle zarar görebilirsin, hatta öldürülebilirsin; ama yarın heykelini de diktirebilirsin.
*-Affetmek, en büyük ruhsal kazançlardan biridir. Kendini bu kazançtan mahrum etme!
*-Adalet dağıtıcı, öncelikle ahlâklı olmalıdır.
*-Zulmeden, gücünü kanunlardan aldığını söylüyorsa yalandır. 
*-İyi yargıç yetiştiremeyen milletler, iyi ve kalıcı devlet de kuramazlar.
*-Zulüm gören, intikam bıçağını bilemeye başlar.
*-Adalet, dürüst insana cesaret; dürüst olmayan insana da korku verir. 
*-Yargıçları adalet dağıtmayan bir ülkede,  düzgün giden hiçbir şey olamaz.
*-Yasaların suç saymadığı suçlar da vardır.
*-Bir topluma kötülük tohumları mı ekmek istiyorsun? İşlenen suçların cezasız kalmasını sağla.
*-Adaletin konuşmadığı yerde;  kaba kuvvet,  iltimas ve namussuzluk baş tacı edilir. 
*-Hak; verileni almak değil, senin olanı almaktır.
*-Zulüm eken,  korkudan başka bir şey biçeceğini ummasın.
*-Hak, er veya geç zulmü alt edecektir. Zalimin korkusu bundandır.
*-Adaletsiz yönetici, adalete vereceği hesabın korkusuyla yaşar.
*-Ceza bir öğretme yöntemidir; ama en kötüsü.
*-Cezasız kalan suç yoktur. Her suçun cezası, işlendiği andan itibaren çekilmeye başlanır.
                                                                          ●   ●   ●    
 
AKIL
*-En kötü reklam, kişinin kendi aklının reklamını yapmasıdır.
*-Eğer aklını mutlaka satman gerekiyorsa, hiç olmazsa bunu insanlığa yararı dokunacak bir iş için yap.
*-Eğer beni, aynı kişi ikinci kez aldatıyorsa, bana “Dünyanın en aptal kişisi” sıfatını verebilirsiniz.
*-Cesaretin önemli bir kısmı tecrübe, geri kalanı da akıldır. 
*-Çözüm üretemeyen bir akıl, işlevlerini kaybetmiş demektir.
*-Akıl aşkı yenemez, zaten yenerse aşk filan da kalmaz!
*-Senin akıllı olduğunu ne zaman onaylarım biliyor musun? Bunu başkalarına belli etmediğin zaman.
*-Akıl bilgi mi yapar, yoksa zaten yapılmış olan bilgileri mi bulur?
*-Başkalarının düşüncelerinden faydalan; ama başkalarının aklını kendi aklınmış gibi kullanmaya kalkma.
*-Akıl bilginin fabrikasıdır, evrendeki her şey de bu fabrikanın hammaddesidir.
*-Uçurumları aşmak için insana kanat değil, akıl gerekir.
*-Akıl, vicdanla işbirliği yaparsa onu yenecek güç yoktur.
*-Mantığınla duygularını birbirinden ayrı tut. ”Birlikte olduklarında daha iyi sonuçlar alıyorum.” diye düşünme. Çünkü bu durumlarda duygularını öne çıkarman gereken yerde mantığın, mantığını öne çıkarman gereken yerde de duyguların baskın çıkacaktır ve sen her defasında yanlış kararlar veren bir zavallı durumuna düşeceksin.
*-Akıllı insan, “akıllıyım!” diyerek ortalıklarda dolaşmaz.
*-Ne yap et; ama duygularınla aklını çatıştırma.
*-Akıllı insanları hem severim, hem kıskanırım, hem de onlardan korkarım. Severim çünkü, insanlık için birçok yararlı şeye onlar sayesinde sahip olduk; kıskanırım çünkü, onların olan şeylere ben de sahip olmak isterim, ama onların o şeyleri bir başkasına kolay kolay vermesinin de mümkün olmadığını bilirim; korkarım çünkü, insan ve insanlık adına birçok felaketin müsebbibi onlardır.
*-Bedeninizi güçlendirmek için nasıl ki egzersiz yapıyorsanız,  zekânız için de yapınız.
*-Başkasının aklını isteyen, bir tane akıllı var mı?
*-Akıllı kişi asla ölümsüzlük istemez. Ölüm; bitiş, son gibi algılanırsa da aslında bir yeni başlangıçtır.
*-Aklıma gelen kötü, çirkin, rahatsız edici, olumsuz düşünceleri siyah bir poşete koyuyorum; güzel olan düşünceleri ise bir bahçeye ekip sevgi ile suluyorum. Bu beni rahatlatıyor, huzur veriyor. Siyah poşettekiler tabii ki tamamen yok olmuyorlar, zaman zaman tekrar ortaya çıkabiliyorlar. Fark ettiğimde onları tekrar yerlerine gönderiyorum. Bahçem ise her geçen gün biraz daha genişliyor.
*-Aklımızdan geçenler suç sayılsaydı, dünyadaki hapishanelerde bir tek kişilik bile boş yer kalmazdı.
*- Aklın işlemediği hiçbir veri, bilgi olarak kabul edilemez.
*-Aklında kötü düşünce barındıran en güzel kadın bile, kısa bir süre sonra çirkin bir cadaloza dönüşür.
*-Aklındaki sınırları kaldır. O zaman hayatın bak nasıl da değişecektir.
*-Aklını sadece kullanmakla kalma; onun imkân ve sınırlarını da tanı. Böylece boyundan büyük işlere kalkışmazsın.
*-Deli ve dâhinin benzeşen tarafları, benzeşmeyen taraflarından daha çoktur; ama buna rağmen aynı şey değildirler.
                                                                          ●   ●   ●    
AŞK VE GÖNÜL
*-Bazen ölen bir insanı modern tıp imkânlarını kullanarak doktorlar diriltebilir; ama ölen bir aşkı dirilten asla olamaz.
*-Dünyayı güzelleştiren aşk mı?
*-Gam, gönlün ateşidir; mutluluk ise suyu.
*-Ben sana âşık olmasaydım; sen, sen olamazdın!
*- Gamlı gönüller en çok mutluluğa özlem duyanlardır.
*-Her âşık, yaşadığı aşkın “son aşkı” olduğunu düşünür. Bazen son’lara da “son” ekleyeceğimiz nedense aklımıza bile gelmez.
*-Her aşk en büyüktür.  İnanmazsanız âşıklara sorunuz!
*-Her yerde aşk! Köşe başlarında, televizyonlarda, şarkılarda, kırlarda, evlerde… her yerde;  kısacası işportaya düşmüş bir aşk; ama ne yazık ki gerçek alıcısı yok.  Aşk da düzene uymuş, piyasa kuralları geçerli. Yani arz-talep meselesi.
*-Âşık mısın? Ben bütün hastalara, biçarelere saygı duyarım!
*-Şüphe ve ihanet; aşk ile karşılaşmamak için kaçıyorlar, lakin nereye kadar?
*-Âşık olduğumda ne kadar aptalmışım! Ne kadar aptalca konuşuyorum değil mi?
*-Yalnızlık aşkın nedenidir; ama tek nedeni değildir.
*-Düşlerindeki sevgiliyle, gerçekteki birbirinden farklı mı? En iyisi sen, gene yat ve düş görmeye devam et!
*-Âşık, aşkın açtığı yarasının kapanmasını hiç istemez. Çünkü aşk yarası, onun kalbinde ölünceye kadar taşıyacağı madalyasıdır.
*-Âşığın namusu mu; namuslunun aşkı mı?
*-Mecnun olmasaydı, Leyla’nın esamisi bile okunmazdı.
*-Âşıkları yargılamayacak kaç kişi var şu dünyada?
*-Dilleriyle anlaşamayıp da gözleri ile anlaşan insanlar gördüm, ama gözleriyle anlaşamayıp da dilleriyle anlaşanlara hiç rastlamadım.
*-Âşıkların konuştuğu dili sadece âşıklar anlar.
*-“Bizimki geçek aşktır.”, ”Gerçek aşk şöyledir”, ”Yok gerçek aşk böyledir.” Allah aşkına bu aşk denilen şeyin bir de sahtesi mi var da gerçeğine bu kadar çok vurgu yapılıyor?
*-İnsan ömrü biter; ama karşılıksız aşklar kolay kolay bitmezler.
*-Aşk bazı insanlarda bir şeylerden kaçış olarak başlar; ama gene aynı kişilerde kaçılan şeye dönüş ile biter.
*-Aşk cesarettir, aşk çılgınlıktır; çoğu zaman da aşk, yeniden varoluş umuduyla bir tükeniştir.
*-Aşk dağın zirvesindeki kar gibidir. Karı zirveden alıp aşağıya indirirsen erir; aşkı zirveden indirirsen biter, ölür.
*-Aşk deniz gibidir. Bazen oldukça sakindir, bazen hafif dalgalıdır, bazen ise gemileri batıracak kadar şiddetlidir. 
*-Aşk denizinde boğulmaya gönüllü, o kadar çok insan var ki!
*-Aşk; efendiyi de köleyi de, zengini de fakiri de eşit kılar. Çünkü onlar sadece âşıktırlar.
*-Aşk motorunun yakıtı çabadır, emektir. Yakıt kalitesiz ya da az ise, motor tekler; bitince ise stop eder.
*-Aşk varsa çirkinlik yoktur, kötülük yoktur ve bazen de mantık yoktur.
*-Aşk yarasını geçirecek ilaç henüz bulunamadı; ama iyi para getireceği düşüncesiyle çok sayıda uyanık tarafından araştırılıyor.
*-Aşk, aklı aciz bıraktı!
*-Aşk; çok basittir, öğrenmesi kolaydır, diploma falan da gerektirmez. İşte o yüzdendir ki herkes tarafından bilinir.
*-Aşk, en az bir asır sürerdi eskiden, şimdi ise o güzelim aşkı dakikalara indirdiler.
*-Aşk, en kaba insanları bile yontabilen bir araçtır.
*-Aşk, gelmeden önce kalbimizin kapısını çalıp bizden izin istemez. Ansızın geliverir ve ansızın da gidiverir.
*-Aşk, kalbe sevgi pompalayan bir emme-basma tulumbadır.
*-Aşk, kendisinin dışındaki etkinliklere izin vermeyen bir despottur.
*-Aşk, ya acı verir ya da zevk. Ne verirse versin gene de âşık, aşktan kolay kolay vazgeçmez.
*-Aşk, yoğun bir sis gibidir. Birçok şeyi görmeyi engeller. Zaten o şeyleri görmeye başladığında da aşk bitti demektir.
*-Aşkı algılayacak, yaşayacak ve yaşatacak büyük bir ruh gerek.
*-Aşkı ayrılık güçlendirir; ama ayrılığı bitirme gücü veren de aşktır.
*-Aşkı bana anlatmakla vakit geçirme, git ve yaşa!
*-Aşkı başlatan ya sözdür ya gözdür ya tendir ya da dildir.
*-Aşkı bir kere kirletti isen boşuna onu temizlemek için uğraşma.
*-Aşkı karşılıksız kalan birinin sızlanması: Kötü bir kalp ve ona inanan zavallı bir kalbin beyhude çırpınışı…
*-Aşkı, bir kere yaralayabilirsin ve bu yaralama da onu mutlaka ölüme götürür.
*-Aşkın aşısı gene aşkın kendisidir.
*-Aşkın ateşinin yaktığı âşık, onu söndürmenin yollarını aramaz.
*-Aşkın dili şifrelidir ve bu dili anlayabilen de sadece iki kişidir.
*-Aşkın güzelleştirmediği bir tane bile insan bulamazsınız.
*-Aşkın ışığında boğulmaya gönüllü, o kadar çok insan var ki…
*-Aşkın kapısı iki tanedir. Birisi hem giriş hem de çıkış içindir; diğerinde ise sadece çıkış vardır.
*-Gül, dikeninden şikâyet etmiyor da sen niye sevdiğinden şikâyetçisin?
*-Biten bir aşkın açtığı yarayı iyileştiren ilaç, kesinlikle başka bir aşktır.
* -İnsanlar ya beyinleri ile ya da yürekleri ile severler; ikisi ile birlikte sevenler, o kadar az ki…
*-Aşkın mezarı olmaz, çünkü aşk ölünce, uçar ve göklerde kaybolur. İstediğin kadar bekle veya ara; asla geri dönmeyecektir.
*-İçin yanmıyorsa, gözlerin her ayrıntıyı görüyor ve kulakların her sesi duyuyorsa, sen âşık değilsin arkadaş;  boşuna kendini kandırma!
*-İşte gene güneş batıyor. Sıradan bir şey; ama gün batımına bir de âşık gözüyle bak!
*-Aşkın sarayı betonsuz ve demirsizdir; ama diğer saraylardan daha uzun süre ayakta kalabilir.
*-Aşkın yarası olmaz, çünkü aşk yaralamaz; aşk, kişiliğin maske takmış bir suretini öldürür. Kişi başka bir maske takarak, yeni bir kişilik yaratır ve yaşamına devam eder…
*-Kuşku,  aşk bombasının pimidir.
*-Aşkına söz geçiremiyor musun? O zaman koyver gitsin gideceği yere kadar.
*-Yeter ki iste, aşk hemencecik karşına çıkıverir.
*-Aşkını saklamaya çalışan insan iki kere aptaldır.  Çünkü zaten aşk, kişiyi aptallaştırır; aptallığı sakladım zannetmek de diğer bir aptallıktır.
*-Son bulan her aşk, sevgi bahçesine dikilen yeni bir mezar taşıdır.
*-Aşkını taşa kazımayana ben, âşık demem.
*-Konuşuyor, ağlıyor, çırpınıyor, aranıyor… Sakın âşık olmasın?
*-Gül, diken ve koku; eskiden bir aradaydı, şimdi gülün kokusunu aldılar dikenini bıraktılar.
*-Sakin bir gönüle giren aşk, orada en şiddetli fırtınalar yaratır.
*-Aşkın resmini çizebilir misin?  Hayır mı?  Öyleyse sen kesin âşık değilsin.
*-Gül’ü artık sevmiyorum, zaten o da bana dikenini batırıyor.
*-Aşkların büyük/küçük diye derecelendirilmesine karşı çıkıyorum. Yok böyle bir şey! Aşk, aşktır.
*-Herkesin gönlünü açıp girmesini istemiyorsan kapı değil, anahtar ol.
*-Aşktan şikâyet eden aşkı bilmeyendir.
*-Her girdiğin gönül, sana bir mutluluk denizi armağan eder.
*-Hakkında kütüphaneler dolusu kitap yazılmış ama gene de ne olduğu anlaşılamamış olan şey nedir? Cevap: Aşk… Ne olduğu bilinemeyeceği bilindiği halde, ne olduğu hakkında kütüphaneler dolusu kitap yazılacak olan şey nedir? Cevap: Aşk…
*-Gönlü yüksek insanların çeşmesinden doldur testini.
*-Gönlünün sadakasını verdin mi?  Vermediysen, hemen sana kötülüğü dokunanları, ihanet edenleri, düşman olanları affet.
*-Özlem olmasaydı, vuslat olur muydu?
*-Gönül kapını açık tut,  gelmek için hazır bekleyen o kadar çok güzel insan var ki…
*-Yaptığın her gönül, cennete çıkan merdivenin bir basamağıdır.
*-Gönül neden sever? Gönül sebepsiz sever.  Gönül nasıl sever?  Gönül dolu dolu sever? Gönül neyi sever?  Gönül sevilmeye değer bulduğunu sever.
*-Neden hep âşık aşağıda, aşk da zirvededir. Tersi mümkün değil mi?
*-Ah bu şairler, ah bu şairler! Aşk dedin mi, şarap dedin mi hep akla gelirler.
*-Alışkanlık aşkı öldürürmüş; peki aşk alışkanlığı ne yapar?
*-Bana “gamlanma” diyen gamlı gönül; sen önce kendine bak!
*-Beden yorgunluğu, gönül yorgunluğunun yanında nedir ki? Bedeni birkaç dakikada, saatte ya da günde dinlendirirsin. Ama gönül yorgunluğu bazen yıllarca sürer, bazen de bir ömür boyu.
*-Benimle dilinle değil, yüreğinle konuş; bedeninle değil, gözlerinle seviş.
*-Boşuna inleme, isyan etme! Acı çekmek âşığın alınyazısıdır.
*-Büyük bir aşk, büyük bir sevgi mi istiyorsun?  O zaman büyük acılara katlanabilme gücünün olup olmadığını da iyice düşünmelisin.
                                                                          ●   ●   ●    
 
BAŞARI 
*-Her şans, fark etmediğimiz bir çalışmamızın ürünüdür.
*-En zor keşif, kendimizle ilgili olandır.
*-Ertelediklerin, daima başaramadıkların hanesine yazılacaktır.
*-Olumsuzluklar karşısında “kader” deyip geçiyor musun, bununla da yetinmeyip bazen kaderin başına “kötü” sıfatını da ekliyor musun?  Sen aptalsan,  sen tembelsen,  sen zayıfsan, sen yeteneksizsen bunda kaderin suçu ne?
*-Her yenilgiden sonra, zafere duyulan özlem biraz daha artar. 
*-Düştüğünde, canın acımayacak kadar yüksek yerlere yüksel!
*-İhtiyaçlarını azaltırsan, esaretine de son vermiş olursun.
*-İşin büyüğü küçüğü olmaz; işin hakkı ile yapılanı ve yapılmayanı vardır.
*-Düşen değil, kalkmayı beceremeyen kaybeder.
*-Kabahatleri başkasının üzerine atmakta usta olanlar, hak etmedikleri başarıları benimsemede de aynı ustalığı gösterirler.
*-Kaçmak istediğimiz şeyler, aslında hep bizimle beraberdir. O yüzden gösterdiğimiz kaçma çabaları başarısızlıkla sonuçlanır.
*-Düşene öğüt vermeden önce,  onu kaldırmayı denesene.
*-Duvarlar ne kadar yüksek olursa, onları aşmak isteyenler de o kadar çoğalır.
*-Doğru yolda olduğundan eminsen: Seni sevmeyenler olabilir. Aldırma. Sana kızanlar olabilir. Aldırma. Yoluna taş koyanlar olabilir. Aldırma. 
*-Denizdeki fırtına, gücü yeteceğine inanmasaydı kocaman gemilere saldırır mıydı?
*-Herkesin üzerinde anlaştığı bir görüşten kuşku duy; çünkü yanlış olma ihtimali çok yüksektir.
*-Hiçbir şeye başlamak için geç kalmış değilsin. Dilediğin şeyi yapmak için şimdi hemen başlayabilirsin.
*-Kaybedilen her kumar, kaybedilecek olan bir başka kumarın tetikleyicisidir.
*-Deniz dibinden inci çıkarmak isteyen, vurgun yemeyi göze almalıdır.
*-Çocuklarımızdan öğrendiklerimiz, anamızdan babamızdan öğrendiklerimizden daha çoktur.
*-Hile ile kazanılan her şey, aslında büyük bir kayıptır. O yüzden “galibim!” diye sevinme, mağlupsun.
*-İçimdeki savaşın ne galibi belli, ne de mağlûbu.
*-Çocuklarınıza ağaca çıkmayı öğretmeden önce, ağaçtan nasıl inebileceğini öğretin. İnişler çıkışlardan daha çok hüner ister.
*-Bu gün yapılanın, yarın beğenilmemesi ilerlemenin en önemli nedenidir.
*-Kendimize koyduğumuz engeller yanında, başkalarının bizi engelleme çabaları hiç kalır.
*-Bir zorluğun üstesinden gelmek, bir başka zorluğun daha üstesinden gelme ihtimalini oldukça güçlendirmektedir.
*-Şansızlığına atacağın her iftira ve suçlama, seni başarısızlığa biraz daha yaklaştıracaktır.
*-Bir konuda karar verdiysen, sonuca ulaşman da yakın demektir.
*-Bir fırsatı kaçırdıysan, üzülme; bil ki bir başkası önüne çıkmak üzeredir.
*-Çalışmadan bilgi sahibi olacaklarını sananların,  kendilerini hayalen zengin olarak düşünenlerden farkı yoktur.
*-Neyi hak ediyorsan, onu bulacaksın. “Ben bunu hak etmemiştim.”  diye sızlanmayı bırak! Daha iyisini hak etmek için bir şeyler yap!
*-Nice büyük insanlar(!) gördüm küçücüktüler, nice bilgili insanlar(!)  gördüm kara cahildiler.
*-Okyanusun ortasında gemilerini yakana, nehrin öte yakasına geçip köprüleri uçurana, kaptan da kahraman da denmez. 
*-Silinen olmak istemiyorsan,  silmeyi bileceksin.
*-Söndüremeyeceğin ateşi yakma!
*-Sürüsünü kaybetmek isteyen çoban,  koyunlarını burnu koku alma yeteneğini kaybetmiş köpeğe emanet etsin.
*-Olaylar seni değil; sen olayları yönetmelisin.
*-Zorlukla karşılaşınca; aptallar kaçar, zayıflar bocalar, akıllılar ise üstesinden gelmenin yollarını arar.
*-Oyundaki mızıkçı, en kötü oyuncudur.
*-Vardığın hedef,  son nokta değildir. O nedenle sadece kısa bir mola verip devam et. Çünkü yol ve yolculuk asla sona ermeyecektir!
*-Kolay çaktığın çivi, o kadar da kolay çıkar.
*-Çalışmadan bilgi sahibi olmak isteyenin, bir kumarbazdan farkı ne?
*-Sahip olduğumuz her yeni şey, yeni bir problem demektir. Mesela bir evi olanla beş evi olanın, bir çocuğu olanla üç çocuğu olanın problemleri aynı mı? Problemlerimizi azaltmanın yolu sahip olduklarımızı azaltmaktan geçiyor. Öyleyse formülümüz: İhtiyacımızdan fazlasına hayır!
*-Çalışmanın hedefi başarı; başarının hedefi de mükemmelliktir.
*-Cesaret başarı için gereklidir; ama tek başına yeterli değildir. Cesarete akıl ve alın terini de eklemek gerekir.
*-Büyük adamlar; hiç hata yapmayan insanlar değildir; hatalarından ders çıkarıp başarıya ulaşanlardır.
*-Bugünkü özür, yarınki hatanın avans çekidir.
*-Uçurumlardan korkanların yükseklerde işi ne?
*-Seçtiğin hedefin çok yükseklerde olması gözünü korkutmasın. Hedefe giden yol var mı yok mu, ona bakmalısın. 
*-Problemler çözülmek için vardır. Zaten çözüldükten sonra da problem olmaktan çıkarlar.
*-Bugünü boşa harcarken, yarını da kaybettiğini fark etmiyor musun? Bugün de dünün yarını değil miydi?
*-Bulunan her şey yeni bir arayışın ilk başlangıcıdır. Aradın, aradın bir şeyler buldun. ”Tamam işte, aradığım bu!”  dediğin anda, başka bir konunun başlangıcında olduğunu gördün.  Hadi bakalım şimdi de yeniden arayış, arayış… Belki de sonsuza kadar arayış…
*-Birlikte hareket eden güç ve zekânın yenemeyeceği zorluk yoktur.
*-Bir düşünür diyor ki “Öldükten sonra unutulmak istemiyorsanız ya okumaya değer şeyler yazın ya da yazılmaya değer şeyler yapın.” Ya unutulmak istiyorsak? Sevgili düşünürümüz onun da formülünü söyleyiverseydi bari!
*-Bazı şeyler kötüye gidecek diye üzülmenin, kötüye gidenleri düzeltmeye faydası ne?
*-Küçük adamlar zaman eleğinin altına düşmekten kendilerini kurtaramazlar; büyük adamlar ise hep üstte yani eleğin içinde kalırlar.
*-Kalemini düşünmeden kullananın eziyetini, silgisi çeker.
*-Kapılar girmek ve çıkmak içindir. Girdin, hiç çıkmayacaksın zannetme; çıktın, hiç girmeyeceksin zannetme.
*-Kararsızlığını yendiysen övünebilirsin; çünkü bilmem farkında mısın,  ama gerçekten çok büyük bir iş başardın.
*-Çöplükte her eşineni horoz, her horozlananı da yiğit zannetme.
*-Ödülü verenden ziyade alanın “hak edip etmeme”  konusunda vereceği yargı daha önemlidir.
*-Küçük şeylerle uğraşanlar, büyük şeylerle uğraşmaktan vazgeçmişler demektir.
*-Bazı tartışmalar, iki yüzünde de deri bulunmayan bir davulu çalmaya benzer. Yani birbirine çarpan tokmakların çirkin sesinden başka bir şey duyamazsınız.
*-Bedel ödemekten korkanlar, sonunda korktuklarından daha fazla bir bedel ödemişlerdir. 
*-Yükseklere çıkmayı hedefliyorsan,  düşeceğini de hesaplamalısın ve düştüğünde sende, en az zarara yol açacak bir hedef belirlemelisin.
*-Yükselmek sevindirir, düşmekse acıtır. Onun için bırak, ben yerimde kalayım.
*-Bedenini temizlemek için harcadığın çabayı, zihnini temizlemek için de gösteriyor musun?
*-Şimdiki zor anların kararı, geleceğin zaferi olabilir.
*-Şüphe bazen beynin kurdudur, bazen de motoru.
*-Takdir edilmeye, övülmeye aldırış etmediğin an, başarılarının kendin için olduğunu idrak ettiğin andır.
*-Beklediklerimizin çoğu umduğumuz şekilde gerçekleşmez, ama biz gene de beklemeye devam ederiz.
*-Büyük düşünce güneş gibidir.  Binlerce yıldır her gün yeniden doğmuş ve doğmaya da devam edecektir.
*-Yapan için her iş kolaydır; yapamayan içinse her iş zordur.
*-Şans, daima şanslı olduğunu düşünenlerden yanadır.
*-Büyük işler başaran adamların,  küçük işleri yapan adamları vardır.
*-Sır çözmek peşinde koşanların tüm ömürleri, çözemediği sırların peşinde koşmakla geçer.
*-Kumarda iki değil, yüz ihtimal vardır!  Bunlardan biri  “ya kazanırsın”,  geriye kalan doksan dokuz tanesi ise  “ya da kaybedersin”dir.
*-Sırça saraylar yaptıranlar, bir tane de cam fabrikası kursalar daha iyi ederler.
*-Büyük olaylar büyük adamları yaratır; büyük adamlar da büyük olayları.  Küçük adamlara da büyük olaylar ve büyük adamlarla övünmek ya da onları kötülemek kalır.
*-Başkalarının söylediklerini kulak ardı edenler, kendi söylediklerinin baş tacı edilmesini ummasınlar.
*-Sadece senin bildiğin, asla hiç kimse ile paylaşmayacağın sırların varsa, ağırlığının arttığını anlarsın.
*-Sahip olmadıklarını elde etmek isterken, sahip olduklarını da kaybedebilirsin.  Birçok insan hayatı, böyle kaybolmadı mı?
*-Balı acı,  tatlı,  lezzetli ya da lezzetsiz yapan arı değil arının bal topladığı çiçeklerdir.
*-Eğer insanlar gölgelerine göre değerlendirilseydi, günün en ileri saatine kadar sokaklar bomboş kalırdı; güneşin batacağı sırada ise sokaklarda iğne atsan yere düşmezdi!
*-Güvendiğin dağlara kar mı yağdı? Dua et ki çığ da düşmesin üzerine!
*-Eğri yola girmeyen, düz yolun kıymetini bilemez.
*-Başka insanlardan üstün olmaya çalışmanın bize getirisi nedir ki? Üstün olmak için harcayacağımız enerjiyi, işimize harcasak üstünlük zaten kendiliğinden ortaya çıkar.
*En büyük fırsatları, daima en büyük felaketler doğurmuşlardır.
*-Başkalarının akılsızlığını, senin yolunu aydınlatan bir ışık olarak kullan.
*-Gemideki kaptan, istediği kadar usta olsun; deniz, mutlaka onu yenecek yeni yeni oyunlar icat eder.
*-Başkalarının beğenisini kazanmak için konuşan,  yazan, bir eser ortaya koyan kişi, kendisini kaybettiğinin farkında değildir.
*-Başkasını takip eden, onun gölgesinden dolayı güneşi göremez.
*-Neye niyet edersen o olur. “Başaracağım.”  bile demeden nasıl başarılı olacağını sanıyorsun. 
*-Başladıysan, bil ki bitireceksin de…
*-Bazen karşımızdakinin anlayışına sığınmaktan başka bir çaremiz kalmaz.  Eğer o kişide bu yoksa, vay ki vay halimize!
*-Aslında her yarışta genelde herkes başarıyor; ama biz nedense birinciyi başarılı diğerlerini başarısız ilân ediyoruz.
*-Arkana baktın ve seni takip eden olmadığını gördün.  Ama gittiğin yolun doğru olduğuna inanıyorsan, tek başına gitmeye devam etmelisin.
*-Alçaklarda sürünerek çok şey göremezsin, yaşayamazsın. Göğe doğru yükselmeye çalışmalısın.
*-Aldatıldın diye üzülme;  gelecekteki aldatılma ihtimallerine karşı bu olayı bir sigorta olarak kabul et.
*-Başarının değiştirmediği insana az rastlanır; değiştirdikleri ise her taraftadır.
*-Tartışmanın dozunu ayarlayan, tartışanların kalitesidir. O nedenle bazı tartışmalar kavga ile,  bazıları tokalaşarak biter. Sonu nasıl biterse bitsin,  tartışanların her biri kendini yenilmiş hisseder.
*-Başarının ödülü olgunlaşmış bir meyve lezzetindedir. Ama bu meyveyi yeme şekli başka başkadır:  Kimisi ağzına yüzüne bulaştırarak yer ve her başarıdan sonra hayal kırıklığı ya da bir felaketle karşı karşıya kalır.
*-Tecrübe dediğimiz;  yaptığımız hatalar ile başımıza gelen felaketlerin hepsine sonradan gösterdiğimiz doğru tepkilerin toplamıdır.
*-Başarısız olmak istiyorsan, herkese yaranmak için çabala.
*-Sana çelme takıldığında düşmeyeceksen bile düşecekmiş gibi yap, yoksa daha sert bir darbe ile karşılaşırsın.
*-Başarısızlıkları başarıya dönüştürebilenler, gene başarılı insanlardır.
*-Eğri yola girdiğini fark etti isen, düz yolu bulabilme şansın da var demektir.
*-Düş kurmayı kötü bir şeymiş gibi göstermeye çalışanlar büyük bir hata yapıyorlar. Çünkü her buluş, bir insanın düş kurmasından sonra ortaya çıkmıştır.
*-Başarıya giden yolu, gözünde fazla büyütme. Zira o da diğerleri gibi bir yol işte!
*-Eğer bir şeyi gerçekten istiyorsanız, çok istiyorsanız, ısrarla istiyorsanız, o şey mutlaka gerçekleşir. Lütfen istemeye devam ediniz…
*-Başarmak için cesaret gerekir. Doğru. Ama cesaret için ne gerekir? Bu sorunun cevabını bana verirsen, başarılarımın arttığını göreceksin.
*-“Biter mi?” diye düşünme.  Hele bir başla.  Başlamak bitirmeye götürebilir, ama başlamazsan bitme ihtimali sıfırdır.
*-“Uyuyanları uyandıralım.” sözüne karşıyım. Aksine, uyuyanları ellemeyin uyusunlar. Çünkü onları uyandırmak çok zordur ve de uyandıklarında da, ne size ne de kendilerine pek bir yararları dokunur.  Zaten kısa bir süre sonra gene uykuya dalarlar. Peki, ne yapalım? Onları uyandırmak için zamanımızı boşuna harcamayalım. Pek etik olmayacak, ama yapmamız gereken; onlara hoşlanacakları, uykularını derinleştirici yeni ninniler söylemek olmalıdır. Tarihe bir bakın,  hangi devrimci lider uyuyanlarla ya da uyandırılanlarla yaptı onca işi? Etraflarında bunlardan bir tane bile var mı? Zafere uyanık insanlarla ulaşılır.
*-En büyük başarıları elde edenler,  büyük başarısızlıklar karşısında tekrar çaba harcayanlardır.
                                                                        ●   ●   ●    
 
BİLGİ, BİLGE VE KİTAP
*-Görmeyen bir göze göstermeye, duymayan bir kulağa duyurmaya,  anlamayan bir kafaya anlatmaya boşuna uğraşıp da zamanını kaybetme.  Bırak kör, sağır ve beyinsiz kalsın…
*-Gevezeler, bilgi düşmanıdır; öğrenemedikleri için başkalarının da öğrenmesini engellemeye çalışırlar.
*-Gideceğin yeri kimseye söyleme. Yanılıp da söylersen, senden önce oraya varanlar olduğunu gördüğünde de şaşırma.
*-Eyleme dönüşmeyen bilginin, bilgi olup olmadığı da kuşkuludur.
*-Her şeyi bildiğini iddia edenlerden uzak dur. Bildiklerini insanlığın zararına kullananların ise adını bile anma.
*-Emeksiz elde edilen bilgi, kişiyi felakete sürükleyebilir.
*-Eğer bilgi parayla edinilebilseydi,  birçok zengin varlıklarının hepsini olmasa bile, önemli bir kısmını bu yolda harcamaktan çekinmezdi.
*-Bu aralar, bilmediğini kabul eden insanlara öyle hasret kaldık ki!..
*Bir bilge kişiye rastlarsanız, onun yanından ayrılmayınız. Çünkü böyle bir şans, tüm yaşamınız boyunca tek bir kere karşınıza çıkmış olabilir.
*-Gerçeğin ve doğrunun, yalanı yeneceği görüşüne katılmıyorum. Öyle yalanlar var ki, yüzlerce yıl hüküm sürebilmiş.
*-Salt bilgi olarak kalan şeyin faydası tartışmalıdır; pratikte kullanmayacağımız bilgi bir hamallıktan başka bir şey değildir.
*-Gerçek bilge, bildikçe başı öne doğru eğilendir.
*-Eyleme geçmeyen söz ve düşünceye değer verme!
*-Ezbere bilenler dutları olmamış bir ağaç gibidir, salla salla bir şey düşüremezsin; gerçekten bilenler ise dutları olgunlaşmış bir ağaç gibidir, ufacık bir sallamada kilolarca ürün verirler.
*-Bilmedikleri birçok insanı korkuturken, beni bildiklerim korkutuyor; çünkü insanların neler yapabileceklerini görüyorum.
*-Irmak suyunu, âlim de bilgisini başkaları için akıtmak zorundadır.
*-Işığın bile aydınlatamadığı insanlar vardır.
*-Öğretmenlerim,  bana okulda onlarca ders yerine,  keşke yaşamayı öğretselerdi…
*-Işık hep aydınlanmanın sembolü olarak kabul edilmiştir, karanlık ise cehaletin. O yüzden çoğunlukla ışığı karanlığa yeğleriz. Fakat bazen karanlığa öylesine muhtaç olur ki insan, ”Keşke hiç ışık olmasaydı.” der. O dinginliği yaşamanın da zevki bir başkadır çünkü.
*-Bildiğinden şüphe et; ama şüphenden de şüphe etmen gerektiğini unutma!
*-Kendini başkalarında arama; çünkü sen sana o kadar yakınsın ki…
*-Sahip olduğun bilgiyi mutlak kabul etme, çürütülebileceği ihtimalini de mutlaka göz önünde bulundur. 
*-Kendini bilmiyorsan,  dünyaları bilsen de bunun önemi yoktur.
*-Yanılıp da bir cahille tartışmaya girersen, uzun bir süre üzerindeki çirkefi temizlemek zorunda kalabilirsin.
*-Kendini bu dünyada bir öğrenci olarak kabul edersen, yanlışlarının da öğretmenin olduğunu kabul etmiş olursun. 
*-Bildiğini zanneden, öğrenmekten vazgeçmiş demektir.
*-Merak, öğrenmek isteyenin bilgi yolunu aydınlatan bir el feneridir. Ancak bu fenerin ışığını takip eden bilgi yolunda ilerleyebilir.
*-Bildiklerin sende kalsın; bilmediklerin de…
*-Her bilginin doğruluğu tartışmalıdır. Büyük bilim adamları bile bildiklerinden kuşku duyarken, bazı cahillerin bildiklerini yüzde yüz doğru kabul etmeleri anlaşılır gibi değil! Belki de diğerlerini bilim adamı, bunları da cahil yapan aradaki fark, bu olsa gerek.
*-Bildiklerini hayal gücünle birleştir. O zaman bir şeyler yarattığını anlarsın.
*-Konuların derinliğine inin, çünkü hazineler hep derin yerlerde saklanırlar.
*-Konuşmak bilgili olmanın göstergesi midir, bilinmez; ama susmak bilgelik gerektirir.
*-Mutlaka bildiklerini anlatmak istiyorsan,  en uygun zamanı ve ortamı kolla.  Ulu orta açıklayacağın bilgiler başına bela olabilir.
*-Konuşmak için konuşma, çünkü hemen fark edilirsin ve aptal damgası yersin.
*-Soru soramıyorsan benimle konuşma; çünkü sözlerin bana, ateşli bir hastanın sayıklamalarından farksız geliyor.
*-Yarar sağlamak amacıyla bilgi öğrenmeye uğraşma, çünkü bilgiyi öğrendikten sonra zaten yarar kendiliğinden ortaya çıkar.
*-Bilgelere ve bilginlere teşekkür borçluyuz, bize bıraktıkları için.
*-Soru sormak için de bilgili olmak gerekir, en azından sorulacak şey hakkında bir bilgi kırıntısına sahip olunmalı. O nedenle öğretmenlerin “Hem bilmiyorlar, hem de sormuyorlar!”  yakınması boşunadır.
*-Konuşmaktan dinlemeye zaman bulamayanlar, en az öğrenenlerdir.
*-Bildiklerini ulu orta söylersen başına geleceklere karşı da önceden tedbir almayı unutmamalısın. Çünkü başkalarını rahatsız edecek sözlerin, dostlarının bile kolayca saf değiştirmesine neden olabilir.
*-Tüm iyiliklerin de kötülüklerin de anası bilgidir.
*-Bildiklerinin öğrenilmeyeceğinden korkma. Onlar bir şekilde, bir gün başkalarına ulaşacaktır. 
*Bilgisini ısrarla anlatmaya çalışan kişinin, kokmuş balıkları müşterisine satmaya çalışan bir balıkçıdan farkı yoktur.
*-Öyle bir ışığa sahip ol ki; onunla kendini aydınlattığın zaman bile etraf da aydınlansın.
*-Bildiklerinle övünürsen, hemencecik bilmediklerin çıkar karşına.
*-Hazine peşinde koşanlar, çoğunlukla kendi hazinelerini kaybederler.
*-Hemen hemen hiçbir şeye hayret etmem; hayret edenlerden başka…
*-Hep temelin önemli olduğundan söz ederiz. Nedense temelin üzerindekinin de aynı önemde olduğunu pek düşünmeyiz. Sadece temelle iş biter mi?
*-Bilenler vardır,  bildiğini zannedenler vardır, bilmeyip de biliyormuş gibi yapanlar vardır ve bir de asla bilemeyecek olanlar vardır.
*-Şansı yaratan da emektir, gayrettir. Yoksa şans, kendiliğinden gelip bizi buluveren bir sürpriz değildir.
*-Bilge insanın elindeki bilgi, tüm insanlığın ışığıdır; erdemsiz insanın elindeki bilgi ise tüm insanlığın mezar kazıcısıdır.
*-Senin sadece sahip olduğun malın mülkün değil, aynı zamanda bilgilerin de çocuklarına, torunlarına bırakabileceğin mirastır.
*-Soru sormayan, hayret etmeyen, şüphe duymayan nasıl bilge olabilir ki!
*-Gerçek karşısında susan bir bilginin, cahilden farkı ne?
*-Yanlıştan doğruya gideni gördüm; yalandan doğruya gidene ise hiç rastlamadım.
*-Sorun bilgi ürettirir, sorunsuzluk ise tembellik.
*-Sürekli; bilgi ışığa, bilgisizlik ise karanlığa benzetilmiştir. Tabii bu ışığın istenilen, karanlığın ise istenilmeyen olarak algılanmasına yol açmıştır. Ben burada karanlığa karşı bir haksızlık yapıldığını düşünüyorum.  Çünkü karanlığın o kadar güzel, mutluluk verici tarafları var ki!..
*-Sorusu iyi olanın, bilgisi de iyidir.
*-Bilgi ağacı meyve verir; paylaşmak için.
*- İnsanlardan ancak verdiğiniz kadarını alabilirsiniz; azını evet, ama fazlasını asla.
*- Mum;  yanıyor,  eriyor ve bitiyor. Ama buna rağmen ışığını etrafına cömertçe yayıyor. Bir mum kadar bile olamayanlar bundan utansın.  Sakladıkları bilgiler, bu dünyadan göçtükten sonra ne işlerine yarayacak acaba?
*-Takip ediliyorsanız arkanızdakilerin bütün sorumlulukları sırtınıza biner; takip ediyorsanız sadece kendinizden sorumlusunuzdur.
*-Gerçekten affedebiliyorsan, bilgeliğe eriştin demektir.
*-Bilgi ağacını atalar diker, çocukları ve torunları ise bakımını üstlenir.  Bizim için dikilenlere en iyi bir şekilde bakmalıyız; ayrıca, çocuklarımız ve torunlarımız için de bilgi ağacı dikmeliyiz.
*-Çokbilmiş geçinenlerin yanından hızla uzaklaşınız.  Çünkü onlar freni patlamış bir arabaya benzerler.
*-Çok konuşmak, çok bilmenin göstergesi değildir.
*-Bilgi bir ağaçtır, aman dikkat her ağacın meyvesi yenmez!
*Her alet, araç-gereç önce düşüncede var olmuştur. Sonra da nesnel gerçeklik kazanmıştır.
*-Her büyük iş, çok sayıda küçük işten sonra ortaya çıkar. Her büyük başarıyı getiren de önceki küçük başarılardır.
*-Her fırsatta düşüncene yeni bir düşünce aşıla ki kocaman bir bilgi ağacın olsun.
*-Her gece uyumadan önce kendini sorguya çek. Yaptığın iyi eylemler için ödüllendir, kötü eylemler için cezalandır. Kendine vereceğin ödül ve cezalar sadece sözlü olsun.
*-Bilgi çiçeğinin kokusunu bilen, onu düşünce bahçesine eker.
*-”Anlat, ben seni dinlerim.”  dedi, ama hep kendi mi anlattı? 
*-”Aydınım.” diye ortalığa çıkıp da ülkeyi karanlığa boğan, o kadar çok insan var ki…
*-”Bu bilgi kesin doğrudur.”  diyebilecek bilim insanı var mıdır?
*-Adam düşünmüyor, ama “Ben düşüncemden dolayı suçlanıyorum.” diyor.
*-Bilgi elde edebilmek için sadece aklını değil, duyu organlarını da iyi kullanman gerektiğini bil.
*-“Denedim, yapamadım!” deme. Denemezsen hiç yapamazsın. Bir şeyin yanlış olduğunu da ancak deneyerek öğrenebilirsin.
*-Bilgi büyük bir bahçe, bilim insanları da o bahçenin bahçıvanıdır.
*-“Deniz olmayan yere liman yapanlara, nehir olmayan yere köprü yapanlara”  ne denir? Deli mi dediniz?...  Haberiniz olsun,  siyasetçilere hakaretten yargılanabilirsiniz.
*-“Düşüncelerinden hayatının sonuna kadar bir milim bile sapmadı, hiç değişmedi.”  diyene sorarlar: ”Hangi aptaldan söz ediyorsun?”  diye.
*-Bilgi ile altı doldurulmayan bir konuşma, temelsiz ev gibidir.
*-Bilgi insanı şüpheden kurtarır, derler.  O zaman bilgi arttıkça  “acaba”lar neden çoğalıyor?
*-Bilgi ipine tırmanarak göğe de çıkabilirsin, yerin dibine de inebilirsin.
*-Cahil insan, etrafına korku saçar.
*-Bilgi sahipleri susuyorsa,  bilin ki aptallar konuşuyordur.
*-Bilip de karşındakine anlatamıyorsan, hemencecik kusuru kendinde arama; bir de karşındakine bak.
*-Kitap gibi değil, defter gibi olanı dost seçerim. Böylece hep ben onu dinlemek zorunda kalmamış olurum.
*-Beğenmesen bile her kitaba saygı duy; hiç olmazsa onu yazmak için harcanan emeğe saygılı ol!
*-Bilmediğini kabul eden kişi, bilgiye giden yolda bir adım atmış demektir.
*-Bilmek her şey demek değildir; bilip de uygulamak her şeydir.
*-Bilmeyip de öğretmeye kalkanın bir katilden farkı yoktur. Çünkü öldürmek sadece bedeni yok etmek değildir.
*-Bilmiyorsan sus, az biliyorsan gene sus; çok biliyorsan seni susturabilene aşk olsun!
*-Bilgi tüm insanlık tarihi boyunca birikmiştir. Bu birikimde tüm insanlığın katkısı vardır. O nedenle de bilgi, tek bir ulusun malı olamaz.
*-Bilgi, cehaletin katil çocuğudur.
*-Bilgi, kişiye ya sevgi ya da nefret kazandırır.
*-Bilgi, sadece almaya hazır kişilere verilir.
*-Bilgilerimizi sorgularken, kuşku en büyük yardımcımızdır.
*-Bilgilerini başkalarına aktarmaya çalışanlar, büyük bir fedakârlıkta bulunmaktadırlar.
*-Bilgim bildiğim kadarsa, bilmediğimi nasıl bileceğim?
*-Cahillere sorunlarının bilgisizlikten kaynaklandığını anlatabilecek ve onları bilgi öğrenmeye ikna edebilecek bir bilge kişi arıyorum.
*-Bilgin’i susmasından, cahili de konuşmasından tanırım.
*-Bilginin artması, bilinmeyenleri azaltmaz, aksine çoğaltır.
*-Bilginin ışığı sana kendiliğinden gelmez; sen onu istemeli ve aramalısın.
*-Hayret etmek, bilgi edinmenin başlangıcıdır, ilk basamağıdır.
*-Bilginin ışığının bile aydınlatamadığı o kadar çok kafa var ki…
*-Ahmaklar, en kötü zaman hırsızlarıdır.
*-Ahmaklarla dalaşırsan, sen de onların safında yer almış olursun.
*-Bilginler arasında bilgisizlerin, sesi kısılacağına, aksine daha da fazla açılır.
*-Bilgisiz toplumları bekleyen tehlike, dipsiz kuyuya benzer.
*-Bilgisizleri gidecekleri yere kadar götürmek senin görevin değildir; onlara sadece gidecekleri yolu göster.
*-Bilgiyi küçümseyenler,  bilgi denizinde boğulmak üzere olduklarının da farkına varamayanlardır.
*-Bilim mi para mı?  Neden birisini seçmek zorundayız ki! İkisi de olsa daha iyi değil mi?
*-Cahil insanla fikri tartışmalara girmek,  insanın kendisine olan saygısını da azaltır.
*-Bilim ve bilimsellik adına işlenen cinayetlerin hesabını kim verecek?
*-Bilim, erdem ve emekten kanatları olan bir kuştur. 
*-Cahille tartışma, ahmakla ortak iş yapma; arif olanı başının tacı, seni seveni de kalbinin sultanı yap.
*-Bilimden uzaklaşan toplumlarda doğan boşluğu, hemencecik dogmalar doldurur.
*-Bilimi, bilimsel sonuçları tekelinde tutup,  başkalarını bunlardan yararlandırmayanlar insanlık suçu işlemektedirler.
*-Cahilliğine, bilgisizliğine fazla ses çıkaramam, belki bir sebebi vardır diye düşünürüm. Ama haddini bilmezsen asla affedemem.
                                                                          ●   ●   ●    
 
ÇEŞİTLİ KONULAR
*-Aşırı iyimser bir insanın aşırı kötümser insandan ne farkı var? İkisi de aynı aldatmacayı yaşamıyorlar mı?
*-Başkalarını, bırak başkaları olarak kalsınlar.
*-Âdem ile Havva, bizim onlara yüklediğimiz günahları hak etmişler miydi?
* -Gölgelerin de ağırlığı vardır; ama terazide değil zihinde tartabilirsin.
*-Ağlamak o kadar önemli değil; gözyaşlarının niçin aktığı önemli.
*-Ayna bir şeyi olduğu gibi değil, gördüğümüz gibi yansıtır. Aynalar yalan söylemez derler, ancak doğru söylediklerine de pek rastlanmaz.
*-Bal çanağın varsa, sineklere karşı önlem almak zorundasın.
*-Benim olan eşek, el âlemin katırından daha değerlidir.
*-Bir çocuğun gülücüğünün, maddi bir karşılığı yoktur.
*-Üzülme benden gizlediklerinin sana ait olmadıklarını zaten biliyorum. Çünkü benim için sen, benim bildiğim kadarsın.
*-Boş tenekeyi tıngırdatan ya rüzgârdır, ya da “boş!” bir adamdır.
*-Ceplerindeki paraya bakıp da adam olduklarını sananların, bankalardaki kiralık kasalardan farkı ne?
*-Açlık, kilit üstüne kilit vurulmuş olan kapıları bile açtırır.
*-Cimrileri sevmeliyiz. Çünkü her cimri kendisi için değil, başkaları için biriktirir.
*-Çöplüklerde de nice değerli şeyler vardır. Bazen kıymetli elmaslar bile çöplüklerde bulunmuştur. O nedenle çöplükleri çok da değersizmiş gibi düşünme, orada da bir hazineye rastlayabileceğini sakın unutma!
*-Daha önce gördüğün bir insanla tekrar karşılaştığında, onu giydiği elbiseden değil de suratından mı hatırladın? Evetse, onu insan safına koydun demektir.
*-Emaneti, namusunu korur gibi korumalısın.
*-Aç kalan zengin, aç kalan yoksuldan daha tehlikelidir.
*-Eskiden bu dünyada birçok şey bedavaydı. Şimdi ise su, hava gibi şeyler bile parayla. Ama üzülme, hâlâ gülmek bedava.
*-Bize hep gerçeğin değişmeyeceği söylenmiştir; peki değişenler de bir zamanlar gerçek olarak kabul edilmiyor muydu?
*-Çok yemin eden, çok da yalan söylüyor demektir.
*-Bilinçaltının gücünü küçümsersen, bir gün sana öyle bir oyun oynar ki şaşar kalırsın; çok da abartırsan onun kölesi olursun.
*-Ayna, neyi görmek istersen onu gösterir. O nedenle orada her gördüğünü gerçek sanma.
*-Gitmene bir şey demiyorum; sitemim gittiğin yeri söylemediğin içindir!
*-Gözlerin anlatamadığını, dudaklardan bekleme; bakışlar anlatamıyorsa sözler ne yapsın!
*-Ağacın gölgesinin kendisine yararı ne?
*-Açlığın alçaltamadığı bir insanı alçaltabilecek başka hiçbir güç yok demektir.
*-Gözün görüş alanına giren her şey görülemez.
*-Gülün kokusu rüzgârla gelir; ama kokan rüzgâr değildir.
*-Karşındaki insana bir şeyler anlatmak istiyorsan, bırak önce o anlatacaklarını bitirsin. Aksi takdirde seni dinlermiş gibi yapar, ama söylediklerinden bir şey anlamaz.
*-Kendi soframdaki bir dilim ekmeği, kral sofralarına değişmem.
*-Kendimize benzeyenleri severiz, onlarla arkadaş olmak isteriz, onları mevkilere getiririz. Her yerde, her şeyde kendimiz olduktan sonra, başkalarına ne gerek var?
*-Sabır ile acizliği birbirine karıştırma. Sabretmek, aciz insanların işi değildir; çünkü sabırlı olmak, güçlü olmayı gerektirir.
*-Damla damla akan suyun gücünü küçümseyen kaya, oyulduğu zaman gerçeği fark eder; ama artık yapacak bir şey kalmamıştır.
*-Sabır, gerektiğinde en güçlü korunaktır.
*-Aşın varsa seninle birlikte kaşık sallayanın çok olur; ama yasın varsa seninle birlikte gözyaşı akıtacak zor bulunur.
*-Sabır, ilâç gibidir; iyileştirici etkisi belli bir zaman süresinin sonunda ortaya çıkar. O yüzden sabırsız insan, ilâçla tedaviyi yarıda kesen hastaya benzer.
*-Gülmeyi bilmeyen insandan uzak durun. Çünkü o, ne yaşar ne de yaşatır.
*-Sabır, iyilik doğurur.
*-Gülen bir yüzle, tatlı bir sözle; sonu cinayetle bitebilecek olayları bile engelleyebilirsin.
*-Aynaya baktığında, her defasında gördüğün gerçekten sen misin?
*-Gülmek için o kadar çok neden varken, hâlâ gülmemekte ısrar edişimizi anlayamıyorum.
*-Sabırlı, azimli ve inanan insanlara karşı koyabilecek hiçbir güç yoktur.
*-Kendimizi anlatmakta zorlanıyorsak, anlatacak pek bir şeyimiz yok demektir.
*-Kendimizi bulduğumuzu zannettiğimizde, neden daha fazla kendimizi arama ihtiyacı hissediyoruz?
*-Umutsuzluktan, esaretten, üzüntülerden kurtulmak mı istiyorsun? Öyleyse seveceksin!
*-Kendimizi değiştirmemiz zor geldiği için başkalarını değiştirmeye kalkarız.
*-Kulak duymak istediğini duyabilir, göz görmek istediğini görebilir, dil ise söylemek istemediğini de söyleyebilir. O nedenle her insana kulağını, gözünü ve dilini eğitmenin yolu öğretilmeli.
*-Yoksullara giydirdiğin, zaten onlardan soyduğun elbiseydi.
*-Benim emrim altındaki ast’ımın, benim mevkiimde gözü yoksa bulunduğu mevkiyi hak etmiyor demektir. Ben de hak ettiğinde ona bu mevkiyi vermiyorsam, bulunduğum yeri hak etmiyorum demektir.
*-Kuru bir ağaç ne işe yarar diye düşünme. O beğenmediğin ağaç, bir kuşa dinlenme ya da yuva yapma yeri olabilir.
*-Mallar götürülebilseydi; cimriler, öteki dünyanın en muteber insanları olurlardı.
*-Kendinden nefret ettirmek istiyorsan, başkalarına dertlerini anlatabilirsin.
*-Merak etmek iyidir; ama bazen merak etmemek daha da iyidir.
*-Ne bana, ne de başkalarına benze! Kendine benze yeter. Yani sen, sen ol.
*-Gül, dalında güzeldir. Dalından koparılan güle ben gül demem…
*-Ne kadar büyük olursa olsun, her yangını başlatan ufacık bir ateştir.
*-Neden herkes alışkanlıklara yükleniyor? Alışkanlıklarımızı değiştirmek zorunda mıyız? Bazı alışkanlıklarımızı değiştirirsek ne adım atabiliriz, ne de nefes alabiliriz.
*-Neyi bekledin de gelmedi? Öyleyse sen niye ona gitmedin?
*-Umut güneşi ile ısınanların sayısı, umutsuzluk denizinde boğulanların yanında o kadar az ki!
*-Övgülerini başkaları için cömertçe harcama, birazı sana da gerekebilir.
*-Parasının gücü ile herkesi satın alabileceğini düşünen bir kişinin, köle pazarında dolaşan aptal bir efendiden farkı ne? 
*-Seni olduğun gibi kabul etmiyor, değiştirmeye mi kalkıyor? Öyleyse, o seni gerçekte istemiyor demektir. Çünkü sen, sen olmaktan çıktıysan “seni” istediğini nasıl söyleyebilir ki!
*-Sırrımı sana söylersem, bil ki sana karşı büyük bir kötülük yapmış olacağım. Çünkü sır bilmenin kişiye yüklediği sorumluluk çok büyüktür.
*-Şairleri pek sevmem, şiirleri eh işte… Kıskançlığım mı beni böyle konuşturuyor?
*-Taklit belli bir yaşa kadar olmalıdır. Yaşamlarının her döneminde başkalarını taklit edenler bir şey olamazlar.
*-Taraf olmada, biraz da korkudan kurtulma isteği vardır.
*-Tökezleyen insanı tut, düşen insanı kaldır; ama düşmek isteyen insana sakın karışma! Yoksa onunla beraber düşersin ve de üstelik altta kalan da sen olursun.
*-Zeki insan, aptallar arasında bir kaktüs gibidir.
*-Tövbeni bozduysan bile gene tövbe etmekten çekinme. Hatta bozdukların için de tövbe et.
*-Uçurumdan düşerken bile yanımızda başkalarının da olmasını isteriz. Acaba yalnızlıktan korktuğumuz için mi?
*-Unutmak olmasaydı, hatırlamaya ne gerek vardı?
*-Umutsuz insanın mutlu olma şansı da yoktur.
*-Uzaklaştıkça yaklaştıklarım, ama yaklaştıkça da uzaklaştıklarım var.
*-Vazgeçilmez olduklarını sananlar, sürekli kendilerini pazarlamak zorunda kalırlar.
*-Yoksulların utancı, zenginlerin eğlencesidir.
*-Yalnız adam…! Neden yalnızsın? O, var ya! İstersen, artık bu çırpınışları bırak; biraz da gökyüzüne, yıldızlara bak.
*-Yalnızlığı çok seviyorum. Neden mi? Çünkü o, beni hiç terk etmiyor.
*-“Bugün düne göre nasılım?” sorusunun cevabını vermeden yarından umutlu olamazsın.
*-Umudunu yitirmeyen insan, hangi rolde olursa olsun benzerlerinden bir gömlek üstündür.
*-Utanma duygusunun etkilemediği bir insanı, yola getirecek yöntem yoktur.
*-Yoksul insanların durumları nedeniyle utanç duymaları gerektiğini söylemek, büyük bir utanmazlıktır.
*-Yapraklarından daha fazla meyveleri olan ağaçların, dalları bir gün mutlaka kırılır.
*Yersiz övgü, gurur kırıcı bir hakarettir.
*-Yeryüzünde hiç ahmak olmasaydı, bir tane bile düzenbaza rastlanmazdı.
*-Yıldızlar senden çok mu uzakta? Olsun. Bu onlara asla ulaşamayacaksın demek değildir. Az da olsa ulaşma ihtimalin her zaman için vardır.
*-Yoksula ayıp olan şey, zengine hak olabilir.
*-Yolcusu olmayan yolun, nereye gittiğinin ne önemi var?
*-Zeki insanlardan korkun. Büyük felaketlere yol açanların yüzde doksan dokuzu geri ya da normal zekâlı insanlar değildi. 
*-Zor iştir insanın kendini tanıması; ondan daha da zordur tanıdıktan sonra kendini sevmesi.
*-En büyük tehlike, umudu tükenmiş insanlardan gelir.
*-Zorba, etrafına korku salan bir korkaktır.
                                                                        ●   ●   ●    
 
DEĞERLER
*-Ekilen iyilik tohumlarının yeşermesi yıllar alırken,  kötülük tohumları dakikalar içerisinde bile yeşerebilir.
*-Ekşi suratlı komşundan sirke bile isteyemezsin.
*-Eleştirmeyi marifet sayanlar,  eleştirilecek hiçbir işi yapmamaya da özen gösterirler.
*-Edepsiz karşısında edepsiz olma! Çamur üzerini kirletseydi, sen de çamurlaşacak mıydın?
*-Dürüst, namuslu kişi, borcunu ödedikten sonra huzur ve mutluluk duyar.
*-Kalleş, kalleşliğini mutlaka gösterir. Çünkü göstermezse kendine kalleşlik ettiğini sanır.
*-Kamil insan olabilmenin şartlarının başında edep ve tevazu gelir.
*-Dürüstlük ödüllendirilmesi gereken bir erdem değil; ahlâki bir ödevdir.
*-Değer, değerli olana verilir; değerli olmayana değil.
*-Her sanatçının değeri ancak eserlerinin toplamı kadardır. Bugün olduğundan fazla veya az değer verilse de ileride gerçek değerini bulacaktır.
*-Değersize de sevgini ver ki değer kazansın.
*-Çelişkiye düşmekten korkuyorsan, hiç konuşmaman gerekir; hatadan çekiniyorsan da hiçbir şey yapmaman. O zaman da hiç konuşmayan ve hiçbir şey yapmayanları en mükemmel insanlar olarak kabul etmemiz gerekmez mi? 
*-Çıkarcılığı eleştirirken bile, kendi çıkarlarını korumaya çalışan insanlar var.
*-Kızgın insan bozuk terazi gibidir. Bazen eksiktir, bazen fazladır.
*-Kin beslersen, bu dünyadaki kendi cehennemine odun taşımış olursun.
*-Küçük adamları büyük adam yaparsanız, ilk küçülteceği kişinin de siz olacağını peşinen kabul etmelisiniz.
*-Kin, nefret, düşmanlık, hasetlik insana yüktür. At üzerinden ruhun rahatlasın.
*-Kişinin kusurlarını ona hissettirmeden kapatabiliyor musun? Yoksa yüzüne vura vura onu kusurlarından arındırdığını mı zannediyorsun?
*-Çıkarına zarar verdiğin halde senin yanında ise, o senin dostundur; ama sen onun değil.
*-Çiği pişmiş, hamı da olgun gibi göstermek karaktersiz insanların en büyük becerilerinden biridir.
*Çocuğunuza öğreteceğiniz ilk ders; vermek, paylaşmak olmalı. Aksi takdirde hayata dair söyleyeceğiniz her şey, laf kalabalığından başka bir şey değildir.
*-Güzellik dediğin nedir ki: vardı ve bitti…
*-Güzellik görünende mi, yoksa gören gözde mi?
*-Anladım ki hata yapmama izin veren, aynı zamanda beni en çok sevenmiş.
*-Vefa yok diye yakınıyorlar. Neden yok? Çıkarcılığı, alçaklığı, ihaneti görür de vefa oralarda durur mu?
*-Anlatılanlara inanmadan önce, kuşku duymanın yararına inanın.
*-Anneler-babalar erdemli evlatlar yetiştirin, öğretmenler erdemli öğrenciler yetiştirin, toplumlar erdemli vatandaşlar yetiştirin ki erdemli bir insanlık ortaya çıksın.
*-”Dünya kötülerle dolu!” diye sızlanacağına, iyileri artırmanın yollarını ara.
*-Yoksullara yardım et; ama bunda da fazla ileriye gitme.
*-İlhamsız bir sanat; yağsız, tuzsuz, salçasız, baharatsız bir yemek gibidir. Yemesine yersin de zevk almazsın.
*-”Erdemliyim.” ya da “Erdem önemlidir.” diyerek erdemli olunmaz; eylem ile de bunun kanıtlanması gerekir.
*-Yardım, gönüllü olarak yapılan bir eylem değil; bir insanlık görevidir.
*-Hoşgörülü insan var mı? Sanmam. Olsa olsa  “gibi davranan”  vardır.
*-Kaleminle yazmaya başladıysan, silgini almayı unutma!
*-Kandırdığın her insan, potansiyel bir düşmandır.
*-Kapı önünde bekletilen insan, arenadaki kızgın boğa gibidir.
*-Hoşgörünün olmadığı yerde, düşmanlıklar kaçınılmazdır.
*-Huysuz bir kadının erkeği, nedense melek gibi olur.
*-”Kölelik bitti!” diyen köleler, bu sözünüze efendileriniz bile gülüyorlar!
*-”Pişmanlık duyma, keşke deme, şunu yapma, bunu söyleme!” diyorlar. İyi de kardeşim, ben melek miyim? Biraz beni serbest bıraksanız da şu insanlığımı doyasıya yaşasam!
*-”Şu kadar yıl yaşadım, ama ben bu hayatı anlamadım.” diyen, gerçekte hayatı yaşamamış bir kişidir. O öyle sanıyor! Çünkü yaşamak= hayatı anlamaktır.
*-”Yarın yaparım.” sözü diğer “Yarın yaparım.” sözlerini söyletir. “Şimdi yaparım.” sözü ise kişiyi hep şimdilerde yaşatır.
*-365 günün bazılarını bayram ilân etmişler. Oysa hayatın 365 gününün 365’i de bayramdır.
*-Hayvan bilerek kötülük yapmaz, içgüdüsel olarak tepkide bulunur. Oysa insan, bilerek de kötülük yapabilen bir varlıktır.
*-“Bana kusurlarımı söyle, beni eleştir.” diyen insanların tuzaklarına sakın düşme. Onların dediklerini yaparsan ya bir dost, ya bir arkadaş kaybedersin; ya da yeni bir düşman kazanırsın.
*-“Ben kötüyüm, ben beceriksizim.”  diyen birisi “Hayır, öyle değilsin.”  sözünü duymak için can atar.
*-Güzelliğin farkına varabilmek yetenek ister.
*-Sanat eseri doğanın kendisi değildir; kopyasıdır. Ama kötü bir kopyası…
*-Elleri, ayakları ve yüzü kir içindeydi; ama vicdanı tertemiz!
*-Mezardakilere bir bak! Ellerinde tutmak istedikleri şeylerden hangisine sahipler, kaybetmekten korktuklarından hangisini kaybetmemişler?
*-Sanata ve sanatçıya en büyük kötülüğü sahte sanatseverler yapıyorlar. Üstelik sanatı ve sanatçıyı onlardan koruyacak ne bir yasa, ne de bir dernek var.
*-Onur; dürüstlüğün, vicdanın, sabrın ve güzel ahlâkın kaynağıdır.
*-Saygı sınırları çiğnenmiş olan her ilişki bitmeye mahkûmdur. Böyle bir ilişki içinde bulunduğunuz ister akrabanız, ister dostunuz, ister anne babanız, isterse çocuğunuz olsun. Sonuç değişmez!
*-Vicdan, her gün defalarca kurulan bir mahkemedir. Üstelik delilleri de öyle sağlamdır ki…
*-Yalan gerçekten daha çekicidir; ama güçlü değildir.
*-Alçak gönüllülük, kendi başarılarını küçümsemek değil, başarılar karşısında suskun kalabilmektir. 
*-Yalancılar yalanlarını çok çabuk unuturlar. O yüzden de yeni yalanlar uydurmak zorunda kalırlar.
*-Vicdanımın beni yargılamasından öyle korkuyorum ki… Onunla yüzleşmemek için çoğunlukla kaçmayı tercih ediyorum.
*-Sözün güzeli tek başına yetmez; eylemin de güzeli gerek.
*-Suratsız kişinin elinden su içilmez, ahlâksız kişinin nutukları dinlenmez, harama el uzatanın sofrasına oturulmaz, hainin sadakatine güvenilmez.
*-Yalanı yastık yapanın, yorganı da kâbustur. 
*-Bir yazar diyor ki : “Şiir, seçmek ve gizlemek sanatıdır.” Ben bu konuda çok yeteneksiz olduğuma göre, demek ki seçmeyi ve gizlemeyi beceremiyorum.
*-Vicdanının sesini duymayan insanı, doğru yola sevk edecek başka hiçbir güç yoktur.
*-Saygı, karşımızdakinin kişiliğinin yüceltilmesidir; birçok insan gerçekte bunu hak etmese bile.
*-Onurlu insanlara imrenen, bir tane onursuz insan gösterebilir misiniz?
*-Sanatçı, bazen bir sanat eseri yarattığının farkında bile olmayabilir.
*-Güç sahibi iken affetmeyi bilmiyorsan, güçsüz kaldığında affedilmeyi bekleme. Varken bölüşmüyorsan, yokken başkalarının seninle bölüşeceklerini umma. Yolunu kaybedene bulması için yardım etmiyorsan, kaybolduğunda bir kılavuz bulacağını zannetme.
*-Ahlâk kurallarını önemsemeyen toplumlar, gelecek kuşaklarına ihanet etmektedirler.
*-Minnet eden insan, onurundan ve özgürlüğünden de vazgeçmek zorundadır.
*-Mücadeleyi önce nefsinle yap, daha sonra diğerlerinin üstesinden nasıl olsa gelirsin.
*-Güzel sözle, doğru söz aynı şey değildir. Nice güzel söz vardır; ama doğru değildir. Nice doğru söz de vardır, güzel değildir.
*-Güzel, güzel olmasaydı hiç düşmanı olur muydu?
*-Namus için, namussuzca cinayetler işlenmiştir.
*-Şimdi vicdanını rahatlatmak mı istiyorsun? Öyleyse önceden vicdanını rahatsız edecek bir şey yapmış olmalısın.
*-Ahlâk, bir toplumun temelidir. O yüzden bir toplumdaki ahlâki çöküş, o toplumun da sonu demektir.
*-Erdemli olmaya en çok özenenler, erdemsiz insanlar mıdır?
*-Neden durmadan nefsimizi sınamamız gerektiği bize telkin ediliyor; her sınav kaygısının olumsuzlukları daha da artırdığı bilindiği halde.
*-Yüz güzellikleri tükenenlerin, ruh güzellikleri yoksa vay onların haline!
*-Gerçeklerden yana ol, gerçekleri savun, gerçekleri anlat; sonuç hayatına da mal olsa bundan vazgeçme!
*-Yüz, yüreğin aynasıdır. O nedenle, yüreğin temizliğini kişinin yüzü etrafa yansıtır.
*-Şiirlere, şarkılara bel bağlamış olan o kadar çok insan var ki; adeta yaşamı şarkılaştırmışlar, şiirleştirmişler. Kaderleri şiirle, şarkıyla yazılmış gibi. Doğrusu bu insanların kelimeler ve nağmeler kaybolduğunda ne yapacaklarını görmek isterdim.
*-Güzellik, kusuru kapatabilir; ama kusurun güzelliği kapatabildiği görülmüş müdür?
*-Her yalan, er veya geç mutlaka ortaya çıkabilecek olan bir doğrunun karşıtıdır.
*-Yüzü gülen insan, mıknatısın demiri çektiği gibi diğer insanları kendine çeker. Yüzü asık olan insan da iki mıknatısın aynı kutupları gibi diğer insanları iteler.
*-Erdemli sandığın kişi erdemsiz miymiş, büyük adam zannettiğin ufacık bir insan mıymış? Üzülme. Çürükler ayıklandıktan sonra sağlamların kıymeti daha iyi anlaşılır.
*-Samimi davran, ama sana karşı samimi olana.
*-Sen elini uzat, bir tutan elbet bulunur.
*-Güzelin, güzelliğin hayranı çoktur; düşmanı da.
*-Güzelliği çalan bir hırsız, onu yok pahasına elden çıkarmaya bakar.
*-Sen kendini anlatırken karşındaki seni dinlemedi diye üzülme; çünkü ödeşmiş oldunuz!
*-Seni birisi konuşturana kadar sus; ama seni birisi susturana kadar konuşma!
*-Erdemsiz insanın, erdemden söz etmesi ne kadar da komik!
*-Nasıl ki sudan geçerken pantolonunun paçalarını sıvamadıysan, ıslandığın için suyu suçlayamayacaksan; çirkef birine sataştığında üzerine pislik sıçrattığı için de onu suçlayamazsın.
*-Nasihat etme, küçük küçük hatalar yapmasına izin ver.
*-Erdemsizlerin de bir erdemi vardır; ahlâki açıdan sorgulansa bile.
*-Güzel bir sözün, onu duyabilecek güzel bir kulağa ihtiyacı vardır.
*-Güzel bir yüze sahip olmak mı istiyorsun? Öyleyse güzel düşün!
*-Nefret kötü bir şeymiş, sevgi iyi. Hadi canım, aslında ikisi de insanlarda sıkça görülen birer heyecan çeşidinden başka bir şey değil. Her şeye bir değer yükleme alışkanlığımızdan ne zaman vazgeçeceğiz?
*-Güzel olan, iyi olan şeylerin sizin olmasını istemeden önce, onları nasıl koruyabileceğinizi düşünmelisiniz. Çünkü onları sizden almak isteyen o kadar çok kişi olacak ki…
*-Güzellik sadece görülmez; duyulur, tadılır, koklanır ve dokunulur.
                                                                          ●   ●   ●    
 
DOSTLUK
*-Sevgili dostlar, dost meclisine gittim; ama dost bulamadım!
*-En acımasız düşman, eski dostlar arasından çıkar.
*-Budala ile dost olursan, bil ki onun her başı belaya girdiğinde, senin de başın belaya girecektir.
*-Bugün sizinle beraber gülen, yarın sizinle beraber ağlamayabilir. Şaşırmayın!
*-Derdini, problemini sana anlatan arkadaş veya dostunu yönlendirmeye çalışma. Sadece onu dinle. Birazdan konuşup sesli düşünürken, o zaten kendince bir çözüm üretecektir.
*-Dost arayanlara şaşarım. Çünkü dost aranmaz; o, gelir sizi buluverir.
*-Onaylayan dost, kazandıran değil, daima kaybettirendir.
*-Övdüğün kişi hâlâ arkadaşın veya dostun olmadıysa, övgünün samimiyetine inanmamış demektir.
*-Onu kaybetmek pahasına da olsa dostuna her zaman doğruyu söyle. Ama onu kırmadan ve onun anlayabileceği bir şekilde.
*-Dost bulmak değil, dost kalabilmek zordur.
*-Hiçbir düşmanının hep düşman olarak kalacağını düşünme; bir de bakarsın dost oluvermişsiniz.
*-Dost kazanmak istemeyişin, düşman kazanman için bir neden olmamalıdır.
*-Övgüyü ödünç veren, dostun olamaz.
*-Dost zannettiğin kişi, seni yarı yolda bıraktı diye üzülme. Ya yolun sonuna doğru bıraksaydı?
*-Dostlarından da düşmanlarından da zekânı gizle. Çünkü anlarlarsa dostun düşman, düşmanın da dost olmak isteyebilir. Oysa dost-düşmandan da düşman-dosttan da sana yarar gelmez.
*-İçinden gelerek gülümseyen her yüz, dostluk için bir davetiyedir.
*-Sadece dost bulabilmek değil; dost olabilmek de bir şanstır. Ancak bencil insan dost olabilme şansını kaybetmiş demektir.
*-İçini karartanları yak gitsin; böylece hiç olmazsa için aydınlansın.
*-Dostluk ilişkisine girmeden önce yüreğine bir bak; yeterince geniş mi?
*-Söylemediklerimi de anlayacak bir dost arıyorum.
*-Dostumla aynı yolda yürüyoruz, fakat hedeflerimiz farklı. Çünkü biz bir değil iki kişiyiz.
*-Tek başına sonunu getirebileceksen yolculuğa çık; yanındakilere, arkandakilere pek güvenme. Bakarsın yolun bir yerinde seni terk edivermişler.
*-Temelinde duygu bulunan dostluktansa, temelinde akıl bulunan dostluğu tercih ederim.
*-Dostumu benden övgü beklemeden översem, gerçek değerini ifade etmiş olurum.
*-Her dost aynı zamanda arkadaştır, ama her arkadaş dost değildir.
*-Dostun aç ise ve sen de ona elindeki ekmekten vermiyorsan; bil ki o senin ekmeğini mutlaka elinden alacaktır.
*-Tilkinin dostluğu, tavuğunu çalıncaya kadardır.
*-Dostun açtığı yarayı tedavi edecek doktoru zor bulursun.
*-Dostun da olsa araya bazı engeller koy.
*-Güneşi yıldızlardan büyük mü sanıyorsun? Öyleyse dostunu, düşmanından daha üstün sanman da boşuna değilmiş!
*-Dostun geçinen yalakalarını mutlu etmek istiyorsan, acılarından söz edebilirsin.
*-Dostun iğnesi, düşmanın kazığından daha fazla acıtır.
*-Faydasız dost, kişiye eziyettir, yüktür.
*-Dostun tilkiyse kandırılmayı, aslansa parçalanmayı, yılansa sokulmayı göze alacaksın.
*-Dostun yüreğimize attığı bir çiziğin açacağı yarayı, hiçbir düşman silahı açamaz.
*-Dostuna ekmeğini ver, ama dostunun ekmeğini alırken biraz düşün.
*-Gerçek dost, sarılmasından bellidir. Onun gerçek bir dost olup olmadığını anlamak için başka bir şeye gerek yok!
*-Dostunla dertleş, oynaş; ama asla alış veriş yapma.
*-Yeter ki düşmanım olmasın; dostum olsa da olur olmasa da…
*-Dostum demeden önce o kişiyi çok iyi sına; yanlış bir dost, düşmandan daha beterdir.
*-Dostunu kırdı isen, onun kalbini onarman uzun zaman alabilir.
*-Dostunun sözleri sana batıyorsa, o ilişkiyi gözden geçirmelisin.
*-Aslında dostluklar da birbirine yardım etme, birbirini dinleme, birbirini sevme, birbirini anlama... gibi çıkarlar üzerine kurulmuyor mu?
*-Bir anlık da olsa, dostunla gözlerini değiştir. Ne gördün? Peki, ona hâlâ dostum demeye devam edecek misin?
*-Bir arkadaşlık ilişkisini dostluğa dönüştürmeden önce iyi düşün. Çünkü dost kazanacağım derken bir arkadaşını kaybedebilirsin.
*-Birbirlerine karşı saygılarını yitirenler, dostluklarını da yitirirler.
*-Bir bahçen olsun, adı sevgi olsun, dostların mutluluk ağaçlarının altına otursun, gönüller muhabbete doysun.
*-Biz dostlarımızdan fazla bir şey beklemeyiz, bizi dinlemeleri ve gerektiğinde yararlı öğütler vermeleri yeterlidir.
*-Bugünkü düşmanın dünkü dostun muydu? Öyleyse bugünkü düşmanın yarınki dostun neden olmasın?
*-Gerçek dostlar birbirinden uzakta iken de birbirlerinin ne düşündüklerini, nasıl davranacaklarını bilirler.
                                                                        ●   ●   ●    
 
DÜŞÜNCE 
*-Galiba Çiçero demiş: “İnsan ne söylüyorsa odur.” diye. Hayır, bu görüşe katılmıyorum. Ne düşünüyorsa odur. Çünkü dil, her zaman düşünüleni söylemez, söyleyemez…
*-Dilinin yanlışlarını düşüncen düzeltmek zorunda kalır.
*-Çocuklarınıza yaşamayı öğrettiniz mi? Öğretti iseniz bilmem hangi fizik formülünü öğretmekten daha iyi bir iş yapmış oldunuz.
*-Çoğunluğun ortak düşüncesi, her zaman doğru ve geçerli değildir.
*-Düşünce kayığını yüzdüren hayal rüzgârıdır.
*-Hayal kuramayan insan,  susuz kalmış bir tarla gibidir. Ürün vermesine verir; ama ne kadar?
*-Hayalleri küçük olanın; hedefleri de, dünyası da küçüktür.
*-Düşünce tohumların zehirliyse onları ekmekten vazgeç veya hiç olmazsa bir kere daha gözden geçir. Belki de biraz insanlığın hayrına çabalasan, onları sağlıklı tohumlar haline bile getirebilirsin.
*-Zihin bir motordur, verimli çalışması için iyi bir yakıt gerekir. O da olumlu düşüncedir.
*-Söylemediğin düşüncelerinden dolayı duyduğun pişmanlık, söylediklerinden dolayı duyduğun pişmanlıktan daha az olacaktır.
*-Zihin öylesine bir güce sahip ki iyi kullanılırsa en tehlikeli hastalıkların bile üstesinden gelebilir.
*-Düşünce, en gelişmiş silahtan daha etkilidir. O nedenle bir toplumu esir etmek için önce elindeki silahını değil, kafasındaki düşünceyi almalısın.
*-Hayal kurmayı küçümseyenler, hayal kurmadan edemezler.
*-Düşünce ya söz ya da eylem olur. Söz; ya sözde kalır, ya da eylem olur. Eylem; ya hedefe ulaşır, ya da yarı yolda kalır. Neyin ne olacağı ise, senin neyi isteyip istemediğine bağlıdır.
*-Düşüncelerimiz davranışlarımızın direksiyonudur. Sakın direksiyonu başka ellere vermeyiniz.
*-Düşüncelerimiz dünyamızın iskeletidir. 
*-Düşüncelerimizdeki dünyanın yıkılması, gerçek dünyanın yıkılmasından daha acıdır.
*-Düşüncelerine hâkim olamayan, diline; diline hâkim olamayan, davranışlarına söz geçiremez.
*-Düşüncemizde öldürdüklerimizi, gerçekte öldürmesek de olur.
*-Düşüncene, hayal gücüne sınır koyma. Çünkü duyumsananın dışında da bazı şeyler olabilir. Olup olmadığını anlamanın tek yolu, sınırlandırmayı kaldırmaktır.
*-Yapılan bir eylemin gerisinde düşünce yoksa, o eylemin doğurduğu sonuç ne kadar büyük olursa olsun fazla bir önem taşımaz.
*-Düşüncenin, düşünen kafada kalmasını isteyen bir zihniyet, düşünce özgürlüğüne karşı demektir.
*-Düşünceyi değil, düşünen kafayı hapsedebilirsiniz. İsterseniz bir de düşünceyi öldürmeyi deneyiniz. Deneyiniz ve nasıl ölümsüzleştiğini görünüz…
*-Yenilgi de galibiyet de düşüncede başlar. 
*-Düşündüğün kadar varsın, düşündüğün kadar yaşarsın, düşündüğün kadar zenginsin, düşündüğün kadar mutlusun.
*-Yoksulluk da zenginlik de; mutluluk da mutsuzluk da zihindedir. Başka bir yerde arama.
*-Düşündüklerini diline aktarmadan önce, birkaç kere daha düşün.
*-Düşündüklerini söylersen iyi edersin; ama bazı düşündüklerini söylemezsen çok daha iyi edersin.
*-Düşünmenin zevkini, düşünmeyi bilmeyenlere anlatamazsın.
                                                                        ●   ●   ●    
 
FELSEFÎ KONULAR
*-Kendimi bilirsem, her şeyi bilirim.
*-Her varlık, bir mucizedir.
*-Gücü olan her varlık maddedir. Gerçekte bu mümkün değil ama olduğunu varsayalım ve gücü alalım. Gücü alırsan madde de ortadan kalkar.
*-Felsefe’nin en sevdiğim tarafı “varlık’’ı bir bütün halinde ele alıp açıklamaya çalışmasıdır. Bilimlerin “varlık”ı parçalayarak açıklamaya çalışmasına karşılık Felsefe, bütüncü bir görüş sergilemektedir. O yüzden teferruata saplanıp kalmak Felsefe’nin işi olamaz.
*-Her an evrende sayısız değişme meydana geliyor. Değişen de tekrar tekrar değişiyor. Belki de değişme,  son değişme ile bitecektir. Kıyamet dedikleri bu mu acaba?
*-Hiç sevmedinse, hiç âşık olmadınsa, evrene hayranlık duymadınsa benim de seninle işim olmaz. Böylesi bir arkadaş, bir dost bana yaramaz.
*-Her şey “bir”den ibarettir. Sen “bir”sin, dünya “bir”, evren “bir”. “Bir”lerin çokluğu bizi gene “bir”e götürür.
*-Zor, olumsuz ya da kötü bir durumla karşılaştığınızda “kader” deyip geçmeyiniz. Evrende her şey sebep-sonuç ilişkisi içinde gerçekleşir. Yaşadığınız bu türden bir olayla ilgili bir tane sebep ya da sonuç bulmaya çalışınız. O zaman göreceksiniz ki “kader” dediğiniz şey o sebep-sonuç bağlantısında gizlidir.
*-Her şey vardır ve de her şey var olarak kalacaktır. Yokluk insan zihninin uydurduğu kocaman bir yalandır.
*-Madde ben’in dışında, ben’den bağımsız olarak var; ancak maddenin varlığının farkına varabilmek için de düşünen bir ben’e ihtiyaç var.
*-Ölçülü olmak, bilgeliğin temel koşullarından birisidir.
*-Çağımızın vebası: Yararcılık. Bu felsefe, doğayı ve insanlığı yok etmeden bir çare üretilmeli.
*-Madde ile ruh arasında bir köprü vardır, ama bu köprü birinden ötekine geçmek için kullanılamaz.
*-Sırlarla dolu bir evrende hiçbir sırra vakıf olmadan yaşamak en büyük fakirliktir.
*-Maddenin varlığını, gücünü inkâr etmek, safsata ile iştigal etmektir.
*-Sonsuzluğun içinde her şey “hiçbir şey”dir.
*-Uzay neden sonsuzdur? Çünkü öyle olması gerekiyordu. Bir an için sonlu bir uzay olduğunu düşünün. Hemen uzayı sonlandıran o şeyin arkasında ne olduğunu sorgulamaya başlarız.
*-Sonsuzu bilemem, düşünemem, belleğime sığdıramam. O nedenle daima, sınırları çizilmiş bir varlık alanı içinde düşünmek zorunda kalırım.
*-Yazarlar, şairler, düşünen kafalar; siz yoksulluğu fizik âlemden alıp düşünce âlemine taşıdığınız günden beri hırsızlara, sömürücülere yeni fırsatlar doğdu. Onlar servetlerini katlarken, gariban halk manen yoksulluktan kurtulduğunu zannedip maddeten perişan oldu.
*-Vardığın yer, ulaşmak istediğin nokta mıydı? Değilse, geri dönmenin yolunu bulabilecek misin?
*-Değişmenin farkına varabilenler, yalnızca değişenlerdir.
*-Varlık nedir? Var olan her şeydir, değil mi? Peki var olmayan nedir? İşte bu soru yanlıştır ve tabii ki cevabı da yoktur. Çünkü “var olmayan” diye bir şey olamaz.
*-Tesadüflerin varlığını ve önemini kabul edersek, onları yönetme imkânına da sahip olabilir miyiz?
*-Her soruyu cevaplandırmak gerekmez. Mesela; baskı mı, sınırsız özgürlük mü? Bu sorunun “kırk katır mı, kırk satır mı?” dan farkı ne?
                                                                          ●   ●   ●    
 
HATA, ÖFKE VE PİŞMANLIK
*-Gölgeleriyle övünenlerin saltanatı, güneş batıncaya kadardır.
*-Geçmişteki acılarımız gelecekteki acılarımız için bize bağışıklık kazandırmamışsa, demek ki yaşananlardan ders almayı becerememişiz.
*-Etrafındaki duvarları yıkabilirsin; tabii sonra tekrar örmek istemeyeceksen.
*-Fırsat kaçtı diye üzülme, kaçmaz; bir köşeye gizlenir. Aramaya devam et!
*-Gaflet uykusunda olanlar, yatakları yandığında mutlaka uyanırlar. Ama artık çok geçtir!
*-Kusur mu arıyorsun? Kendine bak! Ne çabuk vazgeçtin kusur aramaktan?
*-Gece olmaktan vazgeçti isen, güneş ol. Sonra istersen gene fikrini değiştirip, aydınlık olmaktan vazgeçip karanlık olabilirsin.
*-Sadece yaptıklarımız değil; aklımızdan geçenler de bizi utandırabilir.
*-Gecenin karanlığında bile yanlışı görüp de, gündüzün aydınlığında doğruyu göremeyen insanlar var.
*-Gözlerini senden kaçırıyorsa,  mutlaka bilmenden çekindiği bir şey vardır.
*-Kusur insana özgüdür, kusursuzluk meleklere. Umarım melek olduğunu düşünecek kadar aptal değilsindir.
*-Evinin içinde oturduğu yerden, denizde fırtınaya yakalanmış kaptana akıl vermeye kalkan ukalâ, penceresini zorlayan rüzgâr karşısında bile paniğe kapılır.
*-Fazla hırslı insanlar gaz pedalı takılı kalmış araba gibidirler. Kaza kaçınılmazdır; ama hasar az mı olur çok mu, tahmini zor.
*-Kusurlarını ulu orta seslendiren insanlardan kendimi sakınırım.
*-Felaketlerden ders çıkaran, onu hiç yaşamamış sayılır.
*-Hata yapana kızma, onu cezalandırma; bilgisizliğini gidermesine yardım et; göreceksin zamanla hataları azalacaktır.
*-Öfke, aklın katilidir.
*-Kusurumuzu bulana kızarız, kusurumuzu arayandan kaçarız, kusurumuzu yüzümüze söyleyenden nefret ederiz.  Öyle ya biz, kusurla dolu kusursuz bir varlığız!
*-Bıçağını keskinleştirenin mutlaka bir şeyi kesme amacı vardır.
*-Öfkelendin mi? Birkaç saniye düşün, sadece birkaç saniye lütfen! Onun bir “öfke” yani bir heyecan çeşidi olduğunu aklına getir. Göreceksin ki artık eskisi kadar öfkeli değilsin.
*-Sorguladığın kişi sensen, vereceğin cevaplara kendini iyi hazırla! Cevaplar seni kırabilir, üzebilir.
*-Öfkeni yenebiliyorsan, elde ettiğin bu başarı ile övünebilirsin.
*-Kusur arıyorsan bil ki kolayca bulacaksın; meziyet arıyorsan işin oldukça zor demektir.
*-Sen iyi bir oyuncu isen, hayatın sana oynayacağı oyundan hiç korkun olmaz. Yok, kötü bir oyuncu isen, hayat seni defalarca hezimete uğratır.
*-Kusurunu yüzüne vurduğun her insan, potansiyel bir düşman demektir.
*-“Korkularınla yüzleş.”  diyorlar. Diyenlerden başlayayım mı?
*-“Öfke baldan tatlıymış.”, acı baldan olmalı…
*-Başkalarının günahları, neden bizim sevaplarımız olsun ki!
*-Kusurumuzu söyleyen bir insana karşı, hemen onun kusurunu bulup savunmaya geçmek, en büyük kusurdur.
*-Başkalarının kusurlarıyla, kendi kusurlarımızı örttüğümüzü sanırız.
*-Bencil bir insanı çekmek zorunda olan bir kişi, ömrünün sonuna kadar sırtında yük taşımaya mahkûm edilmiş bir hamal gibidir.
*-Beni başının üzerine koymanı istemem, çünkü düşmek acı verir. Ayağının altına almanı da istemem; üzülürüm, gururum incinir. En iyisi orta bir yere, yani kalbine koy…
*-Bir kenara söylediklerini, bir kenara da söylemediklerini yaz. Pişmanlık duydukların daha çok hangi tarafta yer alıyor?
*-Deniz, fırtınasız olsaydı deniz sayılır mıydı?
*-Öfkeyi frenlemek maharet ister.
*-Kusurlarını söyleyenlere kızacağın yerde onları dinle! Saydıkları kusurlar arasında iftira varsa, konuşmasının sonunda onları yüzüne vurursun.
*-Hata yapmaktan korkan, yaşamaktan vazgeçmiş demektir.
*-Gözyaşı sonuçtur. Sebebi ise çoktur: Acı çekmek, kendine acındırmak, bir isteğini yaptıramamak, âşık olmak, değer verilen bir şeyi veya kişiyi kaybetmek, rol yapmak gibi… O nedenle kolayca ağlayan kişilere hep kuşku ile baktım. Her ağlayanı duygulu ve samimi olarak kabul etmedim.
*-Hatalarını söyleyeni dost bil; çünkü sana onları düzeltebilme şansı tanımış oluyor.
*-Karşındaki insanın düşüncesi seni öfkelendiriyorsa, dur ve düşün; “Acaba nerede hata yaptım.” diye.
*-Bir çılgınlık yaptıktan sonra duyulan pişmanlık, en büyük çılgınlıktır.
*-Hatanın kabulü, doğrunun bulunabileceğinin işaretidir.
*-Kayığına bindiğin adamın türküsünü çağırmazsan, birazdan yüzme bilmediğin için pişmanlık duyabilirsin!
*-Kusursuz insan aramak, çölde su aramaktan daha zor bir iştir.
*-Kazanamayacağınızı düşündüğünüz halde kazandınız mı? Öyleyse bunu da kayıplar hanesine yazabilirsiniz!
*-Özür, hatalı isen dilenir; hatasızken dilenirse bir meziyet olarak kabul görmez.
*-Kazançlarımızın önemli bir kısmı, başkalarının hatalarından gelir.
*-Hatasız, mükemmel bir dost mu arıyorsun? Zor bulursun, ama gene de aramaya devam et.
*-Bana dünyayı kimin zindan ettiğini sorsalar; hemen şu cevabı verirdim: Hatalardan korkmamı söyleyenler…
*-Basitlik küçümsenir, ama gene de sen her işe en basitinden başla. Anlaşılmaz olmak marifet değildir, anlaşılır ol ki etrafına bir şeyler verebilesin. En güzel sözler en yalın olanlar değil mi? En çok tutulan yazarlar basit gibi görünen konuları ustaca işleyerek, okuyucunun kalbine taht kuranlar değil mi? 
*-Başkaları için kötülük dileyenler, en çok kötülükle karşılaşacak olanlardır. İyilikte de öyle.
*-Devamlı şikâyet edenler, yerli yersiz eleştirenler diğer insanlar tarafından sevilmezler; ama gene de bunlardan çekinilir.
*-Yüzüne karşı kusurları söylendiğinde, bundan hoşlanan kaç kişi tanıyorsunuz?
*-Dalgalı olması denizin suçu değildir.
*-Dilencinin arsızı sadaka vereni utandırır; yalancının arsızı cümle âlemi kandırır.
*-Ego, kolay tatmin olmayan bir canavardır. “Artık doydu.” dediğiniz anda daha büyük bir iştahla saldırıya geçer.
*-Başkalarında kusur ararken gösterdiğimiz beceriyi, kendimizde kusur ararken nedense gösteremeyiz. 
*-Egoizmin törpüsü fedakârlıktır.
*-Beceriksizler çözmeyi değil de düğüm atmayı iyi bilirler. O nedenle de el attıkları her konu kördüğüm haline gelir.
*-Büyük adam kimdir, küçük adam kimdir? Bana göre: Büyük hataları yapanlar küçük adamlardır; küçük hatalar yapanlar ise büyük adamlardır.
*-Harekete geçemiyor musun, el frenin yani korkun çekili olmasın!
*-Bıçağı eline geçirdiysen, mutlaka bir şeyleri kesmek zorunda değilsin.
*-Hasedin ateşi, cehenneminkinden beterdir.
*-Başkalarında olunca kusur, kendimizde olunca meziyet kabul ettiğimiz o kadar çok şey var ki!
*-Herkes açık sözlü insanları sevdiğini söyler, ama hiç kimse onların sözlerine tahammül edemez.
*-Patavatsız insan, ham bir meyve gibidir; arif insan ise olgun bir meyve gibidir.
*-Pişmanlık mı duyuyorsun, yeniden dünyaya gelseydim “ Şunu, şunu yapmazdım.”  mı diyorsun?  Boş ver bunları! Şu andan itibaren yeniden doğmuş kabul et kendini ve düşlerindeki ideal hayatını yaşamaya bak!
*-Geri zekâlı  “çok zekisin”, çirkin “çok güzelsin” yalanlarından hoşlanırlar da tembel niçin “çok çalışkansın” sözünü duymak bile istemez?
*-Gözyaşların vicdanının sadakası yerine geçiyorsa, bol bol verebilirsin.
*-Pişmansan ateşler içinde yanıyorsun demektir. Çünkü pişmanlık geçmişin cehennemidir.
                                                                        ●   ●   ●    
 
HAYAT
*-Tek başına öleceksin diye hayıflanma, doğarken de tek başına değil miydin?
*-Senin bana dayattığın hayatı yaşamaya mecbur muyum?
*-Kelebeğin kısacık bir ömrü var, ama gene de o rengârenk güzelliğini zevkle sergilemekten geri durmuyor.
*-Kaybedecek şeyleri azalanların, tersine cesaretleri artar.
*-Her şeyden vazgeçebiliyorsan, bil ki bu dünyada seni korkutabilecek hiçbir şey yoktur.
*-İçten gelen bir gülümseme ile dünyanın en güzel yüzüne sahip olabilirsiniz. Ayna karşısında saatlerce süslenmeyi bırakıp gülümsemeye çalışın. Hemen şimdi…
*-Her şeye yeniden başlamak isteyen insanlara şaşarım. Çünkü bu mümkün değil. Yapabileceğimiz tek şey, eskiyi devam ettirmektir.
*-Gidene ah vah edersen, elinde kalanı da tehlikeye atmış olursun.
*-Girilmesin diye kalbime duvarlar örmüştüm, sonra yıktım. Ancak şimdi, ne gelen ne giden var. Demek ki örmek için boşuna uğraşmışım!
*-Gideni döndürmeye çalışma, sadece arkasından el salla. Eğer giden sensen, sakın dönme. Çünkü dönüşün ne dönene, ne de döndürene faydası vardır.
*-Durakları olmayan bir yolculuğun, başlangıcı da sonu da yoktur.
*-Derdini atamıyor musun? Öyleyse biraz bekle, o nasıl olsa seni atacak.
*-Bir anlık zevk ya da mutluluk için bir ömrü feda edenlere ne demeli, doğrusu bilemiyorum!
*-Baharı beklerken kışı kaçırmayasın!
*-Arada durakların olmadığı yolculuk, son yolculuktur.
*-Hayvanların olmadığı bir dünyayı, hayal bile edemiyorum.
*-Hepimiz aynı dünyada mı yaşıyoruz? Hayır; herkes kendi dünyasında…
*-Gençlik, insanın başına hayatta bir kere gelir deniyor; yaşlılık da öyle.
*-Candan gülücüğü sahtesinden ayırt edebildiğinde, hayat ile ilgili çok önemli bir bilgiye ulaşmış olursun. Çünkü artık, kolay kolay tuzaklara düşmezsin.
*-Gençlikte dost çoktur; sakın ola ki yaşlanınca da öyle olacak zannetme!..
*-Ey yolcu! Bu senin yolculuğundur. Herkes kendi yolunda ve tek başına gider. Gideceğin yer, ineceğin son durak bellidir. Arada bir yerde istesen de inemezsin.
*-Evet, yaşam döngülerden ibarettir; ama sayısız döngü varken hep aynı döngünün içinde yer almak da biraz aptallıktır.
*-Hayat bir kitaptır. Kimisi baştan bir iki sayfa okuyup bırakır, kimisi en sonuna bir göz atar; kimisi ise sabırla baştan sona kadar okur.
*-Yaşam ne uzun ne kısa; olması gerektiği kadardır.
*-Tutkundan vazgeç, gamını dağıt ki yaşadığının farkına varabilesin.
*-Gerçekten yaşamını değiştirmek istiyor musun?  Öyleyse değişik bir şeyler yap!
*-Hancı sarhoşsa, hoş görün. Çünkü hancı sarhoş olmasa, sarhoş yolcunun kahrını nasıl çekecek?
*-Hangi hayvana benzemek isterdim biliyor musunuz? Kaplumbağaya. Sırtında taşıdığı güvenli evinin içinde ne kadar da rahat.  Hiç acelesi yok. Adımlarını yavaş yavaş  atıyor. Oldukça gamsız. Eh, ömrü de bizimkinden çok fazla. Daha ne olsun?
*-Sahip olduklarınızın sağladığı imkânlar doğrultusunda yaşamınızı sürdürmeye çalışmalısınız. Bunlar azdır veya çoktur. Fark etmez.
*-Hangi kapıdan girdiğine dikkat et; ama hangi kapıdan çıktığına daha da fazla dikkat et!
*-Yaşamımızı şekillendiren rastlantılar mıdır? Oysa biz bunu irade ve bilgimizle becerdik sanıyorduk!
*-Yaşarken ölen, daha doğrusu canlı iken ölü özelliği taşıyan insanlar mı var çevrenizde? Matem tutmaya çoktan başlamanız gerekirdi.
*-Yaşarken yaşamanın zevkine varamamak ne büyük bir acıdır?
*-Yaşamayı gerçekten arzu eden kişi, ölümün yanından ıslık çalarak geçer.
*-Yaşlanmaktan en çok korkanlar, yapacak çok işi olanlardır.
*-Ne güzeldir unutmak! İyi ki unutuyoruz. Ya unutamasaydık; tüm ömrümüz geçmişe ah vah etmekle geçmeyecek miydi?
*-Yaşlanmayı geciktirici bir ilaç ya da gıda mı arıyorsunuz? Aramayı bırakın ve bir de aşkı deneyin derim ben.
*-Hayat bir sofradır. Kimi hiç oturamaz, kimi bir-iki lokma alıp kalkmak zorunda kalır. Buna karşılık karınlarını doyuranlar olduğu gibi, çatlayıncaya kadar yiyenler de vardır.
*-Tünellerden korkarım, ama severim. Aydınlıktan karanlığa, sonra da karanlıktan tekrar aydınlığa geçiş bir varoluş döngüsü gibi gelir bana!
*-Hayat defterimde her insana beyaz bir sayfa açtım. Kimi bomboş bırakıp, kimi de karalayıp gitti. Geriye kaç sayfa kaldı bilemem, ama tüketinceye kadar açmaya devam edeceğim.
*-Ne kadar küçük olursa olsun, büyük insanların yanlışı da büyük olur.
*-Hayat her insana birçok fırsat bahşetmiştir. Değerlendiremeyenler kaderi, feleği suçlamaktan vazgeçin. O hayatı yaşayan kader ya da felek değil, sizsiniz.
*-Hayat ne kısadır ne de uzundur; yaşadığının farkına vardığın kadardır.
*-Hayat, ayrım gözetmeden her canlıya verilmiş olan en büyük hediyedir.
*-Her canlının yaşama süresi eşittir, yani hayat sadece bir ömürdür. Gün, ay ve yıl olarak hesaplamak yanlıştır. Yirmi dört saat yaşadığı söylenen bir kelebeğin de, 70-80 sene yaşadığı söylenen bir insanın da, aslında yaşadıkları bir ömürdür.
*-Hayat sana iki elini de uzatır. Bunlardan biri alan, diğeri veren eldir. Yerine ve zamanına göre hangisini seçeceğine ise sen karar vermelisin.
*-Hayat, durduk yerde sana gülmez; bir de sen onu güldürmeyi denesen!
*-Hayat, ölümü penceresinden izlediğimiz bir evdir.
*-Hayat, zaman ırmağının üzerinde kayıkla yapılan bir gezintidir. Irmak, akar gider, kayık da onunla beraber. Denize ulaşınca ise gezinti biter…
*-Hayata sitem, çaresizliğin bir başka ifade şeklidir.
*-Hayatı bir komedi olarak göremiyorsan, hayat seni komik duruma sokar.
*Hayatı fizyolojik güdülerinin tatmininden ibaret gören kişiye, toplumsal değerleri benimsetmeye çalışmak, boş bir çabadan öteye gidemeyecektir.
*-Hayatı hak ettiğini düşünüyor musun? Cevabın “evet”se, onu hak etmek için neler yaptığını söyler misin? Söyleyeceklerin kendin için yaptıklarınla ilgiliyse doğru cevap olarak kabul edemem. Mesela, yaralı bir hayvanı tedavi ettin mi, bir çiçek ya da bir ağaç ektin mi, bir dalı kırarken için cız etti mi, doğayı çöplerden temizlemeye çalıştın mı gibi…  Çünkü hayat ancak doğa ve diğer canlılarla birlikte mümkündür.
*-Hayatı sana zehir eden hasta ruhlu bir kişi ile hâlâ yaşamaya devam ediyorsan, bil ki sen, ondan da anormalsin!
*-Hayatın bir şiir mi, bir deneme mi, bir öykü mü? Neden roman olmasını istemiyorsun?
*Hayatta karşılaştıklarımızdan dolayı başkalarını suçlamayalım. Çünkü her insan hak ettiğini yaşar.
*Hayattan şikâyet etme. Çünkü hayat seni değil, sen hayatı anlamaya çalışmalısın.
                                                                          ●   ●   ●    
 
İNANÇ
*-Din ticareti yapanlar, sıfır sermayesi olan, getirisi oldukça yüksek bir iş kurmuş olan uyanık müteşebbislerdir.
*-Din ticaretinin kârı, bu dünyada kalır; ama zararı öteki dünyada ödetilir.
*-“İnanıyorum”  diyen insan karşısında akıldan, bilimden, felsefeden pek yarar bekleme.
*-İnan ki gerçek cehennem, içimizdeki cehennemden daha yakıcı olmayacaktır.
*-Dualarınızda sadece insanlara değil, hayvan ve bitkilere de yer veriniz. Çünkü onlar da canlı ve onların da korunmaya ihtiyaçları var.
*-İnancın sadece olumlu yanları yoktur; inanç nedeniyle ne kadar çok kötülük ve haksızlık yapılmış, ne kadar çok insan öldürülmüştür!
*-İnanç kalesini, dışarıdan saldırarak yıkamazsın; ancak, belki içeriden fethedebilirsin.
*-İnandığını yaparsın, inanmadığını yapamazsın; aradığını bulursun, aramadığını bulamazsın.
*-İnsaf bekleme; insaflı olmaya zorla.
*-Dogmaların hâkim olduğu yerden, mantık kovulmuş demektir.
*-Dogmaların yönlendirdiği insandan korkun, sonra bir daha korkun; tedbirli olmak istiyorsanız bir daha korkun!
*-Yanlış inanç… İşte insanlığın en büyük düşmanı!
*-Dogmatik anlayış; aklın, mantığın kontrolünden ve süzgecinden kaçırılmış bir düşüncedir. Bunu küçümsemeyin. Zira bu anlayış, bir döneme yani Ortaçağ’a damgasını vurmuştur. Sorgulayan beyinleri yok etmek en başta gelen amacıdır, özgür düşüncenin katilidir. Korku salarak hızla yayılır ve kısa sürede tüm toplumu kuşatıverir. Gelecek nesillerin karanlıkta boğulmasını istemiyorsan; aklı, bilimsel düşünceyi egemen kılmalısın.
*-İnsan olmanın en başta gelen şartlarından biri başkalarının inançlarına karşı saygılı olmaktır. Sen inandığının doğru olduğunu kabul ediyorsan, karşındakine teklifte bulun. Teklifini kabul etmezse zorlama, ona karşı kin besleme. Ateşe tapıyorsa bile tapmaya devam etsin. Bunun sana ne zararı var ki? Senin inancına göre o, ateşe taptığı için cehenneme mi gidecek? Elleme gitsin… 
                                                                          ●   ●   ●    
 
İNSAN VE İNSANLIK
*-Gerçek fiyatından daha pahalıya bir malı al; ama satılık bir adamı asla alma. Çünkü beklesen de malın fiyatı düşmeyebilir, satılık adamın fiyatı ise hep düşüştedir.
*-Bir kişinin dilinden, renginden, dininden önce kalbine bak, insanlığına bak!
*-Aptal insanlardan ve çok zeki insanlardan korkarım. İnsan tarafından yaratılan felaketlerin çoğunda onların rolü vardır.
*-Paranın değiştiremeyeceği insan, çok az olduğu gibi; parasızlığın değiştiremeyeceği insan da çok azdır.
*-Aptal insan, konuşmaması gerektiğini bilmez. 
*-Karar vermek hem çok zordur, hem de çok kolaydır. Zorluk ve kolaylık kararların kendimiz için mi, başkaları için mi olduğuna göre değişir.
*- En iyi merhamet avcıları, zayıf insanlar arasından çıkar.
*-Aptala “aptal!” dersin alınır, kızar; çünkü o aptal olduğunu fark edemeyecek kadar aptaldır.
*-Hak etmeyeni övme, suçluyu suçlama, kötüyü kötüleme, başarısızı küçük görme, kimseden şikâyetçi olma, yalancının yalanını yüzüne vurma, fakiri aşağılama ki  “insan oldum” diyebilesin.
*-Aptallar inatçıdır. O nedenle de inatla aynı yanlışı yaparlar ve yanlış yaptıklarını da inadına kabul etmezler.
*-Duygu sömürüsü yapan insanların, kendisine acındırarak dilenenden farkı nerede?
*-Duymak istemedikleri karşısında gözlerini  kapatan, görmek istemedikleri  karşısında  kulaklarını  kapatan bir insan; acaba söylemek istemedikleri  karşısında  neresini  kapatacaktır?... 
*-Aptallar, ancak aptallara öğüt verebilirler.
*-Duygulu insanlarla konuşurken, bir gül bahçesindeki gibi davranmalısın.
*-İnsan çok sayıda keşifler yapmıştır, fakat ilk başta kendisini keşfetmesi gerektiğini düşünememiştir.
*-Hak etmeyen bir insana fazla değer vermek, demire altın fiyatı vermek gibidir.
*-İnsan dünyaya geldiği andan itibaren arayışı da başlamıştır. Arayışın ödülü; bulunan, bilinen değildir; yeni bir arayışa kapı aralanmasıdır.
*-Her insan bir başkasının yerinde olmayı istiyor; bilmiyor ki kendi yerine de özenen onca insan var.
*-Aptalların alkışladığı, o kadar çok aptal var ki...
*-İnsan her türlü aleti yapmayı ister; ama kendi kusurlarını tartacak olan bir terazi yapmaya asla yanaşmayacaktır.
*-Istırapların olgunlaştıramadığı bir insan var mıdır?
*-İnsan insandan doğduğu için insan değildir; insanı insan yapan eğitimdir.
*-İnsan olarak doğmak kolay; ama insan olarak kalmak zordur. İnsan olarak kalmak istiyorsan; her acı veren şeyi kötü belleme, ahmakların konuşmasını dinleme, sırlarını başkalarına söyleme, başarıların ile böbürlenme, olur olmaz şeylere celallenme, başkalarının arkasında laf etme, senin olmayan malı elleme, insanların ayıplarını gözleme, kimseye kin besleme, kızsan da kötülük dileme, dünya malının çokluğuna güvenme, sana yardımı dokunanlara nankörlük etme, girdiğin kalbi kirletme.
*-İnsan söylediği midir, düşündüğü müdür, yoksa yaptığı mıdır? Ben çözemedim!
*-İnsan yaşantısından ahlâki eylemi çıkarırsanız, geriye kalan sadece güdülerinin yönlendirdiği bir hayvandır.
*-İnsana değer vermeyenlerin, insanı sömürenlerin “insanlık”tan söz etmeleri ne kadar inandırıcı olabilir?
*-Uzaydan baktığımız dünyada sınır var mı? Şu anda yok, ama insanlar yakın bir gelecekte uzaydan bile görülebilecek sınırlar çizeceklerdir, yani dünyamızı atlaslardaki haritalara benzeteceklerdir.
*-İnsandan ümidini kesebilirsin; insanlıktan değil!
*-Her insan, yanlışlara karşı bir âşık kadar toleranslı olsaydı, dünya cennete dönerdi.
*-İnsanı özgürleştiren düşüncedir; köleleştiren de.
*-Her branştan öğretmen var da, insanca yaşam branşından niye yok? 
*-İnsanın “varlık” karşısındaki tavrı nedir?
*-Güç sensin, çare sensin, umut sensin, kurtuluş da sensin; etrafına boş yere bakınıp durma!
*-Güçlü insan denildiğinde ne anlıyoruz? Boylu, poslu, tuttuğunu koparan mı, yoksa maddi bakımdan zengin olan mı? Ya da ahlâken iyi olan, karakter sahibi; insanlığa yarar sağlayan mı?
*-İnsanın hayvan olmadığının kanıtı, merhamettir. Çünkü bu özelliğe hiçbir hayvanda rastlayamazsınız.
*-Yakınındaki insanları harcamadan önce bir kere düşün: Harcadığın para olsaydı yerine gelirdi, ama insan gitti mi gider. 
*-İnsanlar başarıyı hazmedenler ve başarıyı hazmedemeyenler diye ikiye ayrılır.
*-İnsanlar hayvanlardan uzaklaştıkça mutsuzlukları çoğaldı; ama hayvanlaştıkça zalimlikleri daha da arttı.
*-İnsanlara değer ver, ama hak ettikleri kadar. Eğer bu konuda ölçüyü kaçırırsan bil ki düşmanlarının da sayısını artırdın demektir.
*-İnsanlara senin arkandan konuştukları için kızma, yüzüne karşı konuşsalardı daha mı iyi olacaktı?
*-Hep ikiyüzlü insanlardan dert yanılır. Ben; üç yüzlü, dört yüzlü, bilmem kaç yüzlü olanlarını da gördüm. Öyle ki maskeli balo örneği ile bile onları anlatamam.
*-Hep kendimizi arar dururuz, bulduğumuzda ise hayal kırıklığına uğrarız. Çünkü hayalimizde yarattığımız kendimizle, bulunan arasında dağlar kadar fark vardır.
*-Hep mükemmel bir insan olmamız öğütleniyor, sadece insan olmaya çalışsak yetmez mi?
*-İnsanlardan ümidini kesen bazı kişiler, hayvanlardan dost tutmayı denemektedirler.
*-Gözlerin yalan söylemesi çok zordur, hatta bazen imkânsızdır. Doğru konuşup konuşmadığından emin olamadığınız insanların doğrudan gözlerine dikkatli bir şekilde bakınız. Cevap orada!
*-İnsanları dinle; ama sakın etkilenme! Her acı çekenle acı çekersen, her ağlayanla ağlarsan senin onlardan bir farkın kalmaz ve bir müddet sonra, sen, seni dinleyecek birisini aramaya başlarsın; ama bu konuda onlar kadar şanslı olmayabilirsin.
*-İnsanları, hayvanları ve doğayı sevin sevebildiğiniz kadar; nasılsa sevgi parasız...
*-Her insana hak ettiği kadarını vermeli; çünkü hak etmediği kadarını vermek ona hakarettir.
*-İnsanların benim fikirlerimi paylaştıklarını görünce çok kızıyorum; çünkü yanlışlarımın üzerinde bir örtü gibi duruyor bu paylaşımlar.
*-İnsanların çoğu acınmaktan nefret ederler. Acınacak duruma düştüklerinden mi, yoksa kendileri de acımak zorunda kalacaklarından mı?
*-İnsanların gücü bedenlerinde değil, kafalarındadır.
*-İmrendiğiniz, hayranlık duyduğunuz, güçlerinden dolayı boyun eğdiğiniz kişiler, sizin zihninizde yarattığınız gibi değil, sadece sizin gibi kişilerdir. Kendinize bakın, onları görürsünüz, bir-iki ufak farkla.
*-İnsanların kayıtsız şartsız eşit oldukları tek şey ölümdür. Çünkü dilenciyi de bulur, kralı da.
*-İnsanlarla olan ilişkilerde köprü kurmak da, duvar örmek de gerekebilir. Ama sen gene de her ihtimale karşılık duvarların altına gizli bir tünel de yapıver.
*-İnsanların sahip oldukları etik değerler, paslı bir demirin üzerine geçirilmiş incecik bir altın kaplama levha gibidir. O nedenle etik değerler kaybolunca, insanın en kötü tarafları da açığa çıkar.
*-İnsanlık için yaptığın her şey en güzeldir.
*-Herkesi dinlememiz öğütlenmiştir bize; hayır herkes dinlenmez, çünkü bazı zırvalarla zamanımızı geçirecek kadar uzun bir ömrümüz olmayabilir.
*-Hiçbir insan tek başına düşmek istemez...
*-Hiçbir şeyden şüphe etmeyene “saf”, her şeyden şüphe edene “paranoyak”; şüphe edilmesi gereken şeyden şüphe edene de “akıllı” denir.
*-İnsanlık için yaptıkların, kendi soyunun yararınadır.
*-Sadece başkalarına zarar veren insan değil; kendine zarar veren insan da yargılanmalıdır.
*-İnsanoğlu dünyaya ilk geldiğinde dürüstlük, ahlâk, şeref gibi değerler yoktu. Yasak da yoktu? Bu yaşam biçimi zamanla kargaşaya dönüştü. Toplumsal yaşamı düzenlemek için kurallar konmaya ve değerler benimsenmeye başlandı. Bazı dönemlerde bu konuda o kadar ileriye gidildi ki, değer ve kurallar insanın da önüne geçti.
*-Yardım edilemeyecek ve yardım edemeyecek insan yoktur.
*-İnsanoğlu hayvanlara yaptığı haksızlıkların günahını nasıl ödeyecek?
*-İzini takip ettiğin hayvan ise büyük olup olmadığını dikkate almalısın, ama insan ise seni nereye götüreceğine bakmalısın.
*-İnsanoğlunun bu güne kadar var olmasını sağlayan, doğru bir şekilde kullanmayı becerdiği bilgileridir. İnsanoğlu, yanlış kullandığı bilgileri nedeniyle uğradığı felaketleri, gene aynı yoldan bertaraf etmeyi bilmiştir.
*-Sahip olduğumuz her şeyde geçmişte yaşamış ve halen yaşamakta olan insanların emeği vardır. O nedenle benim olan her şey, aynı zamanda herkesindir.
*-İnsansan, her insana insanca muamele et.
*-Alkışlayarak iktidara getiren kitlelerin, yuhalayarak sehpaya götürdükleri o kadar çok insan var ki!
*-Allah’a giden yolun her adımında insan vardır. İnsanı sevmen, koruman, yardım etmen... o nedenle sana emredilmiştir.
*-Aşçı sensen etrafın iştahlı insanlarla dolacaktır.
*-Yıllar önce adam arayanların olduğunu duymuştum. Hâlâ arıyorlarmış! Bulurlarsa lütfen bana da haber versinler…
*-Aşı pişiren ile iyi geçinirsen aç kalmazsın.
*-Bazı zeki insanların, neden ortaya bir eser koyamadan bu dünyadan göçüp gittiklerini mi merak ediyorsun? Öyleyse şu formüle bir bakıver lütfen: Eser=Zekâ+AlınTeri +İlham
*-Bazıları sabırsızlık ve tembelliği kötülüyor; oysa ben bu özelliklere sahip olan insanlara imreniyorum, nasıl oluyor da ısrarla sabırsızlıklarını ve tembelliklerini sürdürebiliyorlar, diye.
*-Beni tanımalarından korkuyorum, çünkü o kadar çok utanılacak tarafım var ki… ”Sonuçta ne de olsa insanım.”  diyerek mazeret üretiyorum. Bu da bir kusur değil mi?
*-Zaaflarını bil, insan olduğunu o zaman daha iyi anlarsın. Çünkü buna herkesin ihtiyacı var.
*-Bilinçaltını gösteren bir alet olsaydı, insanlıktan vazgeçer; belki de hayvan olmayı bile tercih ederdik.
*-Bir gün, keşkelerimin arttığını fark ettim. Bir de baktım ki yaşlanıyorum!
*-Bir insana içten gülümse, karşılığını mutlaka alırsın.
*-Bir insana, bir hayvana, hatta bir eşyaya hangi niyetle bakarsan öyle görürsün.
*-Bir insandan duygusal konularla ilgili tarafsız olmasını istemek, ne kadar saçma. Çünkü duygu özneldir, yani kişiye özgüdür ve tabi ki subjectiftir.
*-Bir insanı gerçekten motive etti iseniz, ona dünyaları bile yıktırabilirsiniz.
*-Bir insanın kaderi; davranışlarıyla, evrensel kuralların kesiştiği yerdir.
*-Bu gün; kaç kişinin gönlünü aldın, kaç kişiden özür diledin, kaç kişiye teşekkür ettin, kaç kişiyi takdir ettin, kaç kişiyi affettin, kaç kişiyi alkışladın, kaç kişiyi öptün, kaç kişiye yardım ettin, kaç kişiye “Seni seviyorum.” dedin, kaç kişinin elini sıktın, kaç kişiye gülümsedin, kaç kişiye selam verdin? Hiç mi, ya da hatırlamıyor musun? Öyleyse hemen şimdi başla.  Mesela bir dostunu ara ve onu ne kadar çok sevdiğini söyle. Vakit çok mu geç, rahatsız etmekten mi çekiniyorsun?  Kuruntuyu bırak ve hemen ara.  Belki şaşıracak, ama inan çok da memnun olacak…
*-Bu güne kadar, bir toplumdaki tüm insanları mutlu kılacak, memnun edecek bir yönetim, bir düzen, ya da bir ideoloji bulunamamıştır.
                                                                        ●   ●   ●    
İYİ VE KÖTÜ
*-Gerçek hayırsever, yaptığı yardımlar duyulduğunda, bundan utanç duyan insandır.
*-Her şeyde kötülük görmeye çalışma, o zaten kendini gösterir.
*-Gerçek iyilik, yerinde ve zamanında yapılan iyiliktir.
*-Çevresine umutsuzluk aşılayanların hem iyi niyetinden hem de aklından şüphe ederim. Çünkü bu işi en iyi yapanlar kötü niyetli veya aptal kişilerdir.
*-Bu dünya iyilerin olduğu kadar kötülerindir de. Lütfen onlara da yer açınız.
*-Bir toplumdaki insanların tamamı ne iyidir ne de kötüdür. Yüzde onu iyi ise, yüzde onu da kötüdür. Kötüler toplumun kilit noktalarına hâkim olursa kavga, adaletsizlik ve huzursuzluk eksik olmaz; iyiler hâkim olursa refah, huzur ve mutluluk her kesime yayılır.
*-Bir ülkenin en kötü günleri “kalemlerinin yazmaktan korktuğu” günlerdir.
*-Yapılan her iyilik bir bumerang özelliğine sahiptir.
*-Bir kötü, bir başka kötüden kötülük beklesin.
*-İftiraya uğrayan bir insanın yeri, cennet olmalıdır. Çünkü bu haksızlığı telafi edebilecek başka hiçbir şey yoktur.
*-Herkes iyi ve mükemmel olmayı istiyor; yoksa amacınız dünyayı meleklerle doldurmak mı?
*-Cömert kişi cömertlik yaptığının farkında bile değildir.
*-Her kötü söz bir kaleyi yıkarken, her iyi söz ancak o kalenin bir duvarını inşa edebilir.
*-İntihar mı etmeye karar verdin? Hasetlik çek, her şeye öfkelen, herkesten nefret et.
*-Dinleyen, konuşandan birkaç gömlek üstündür.
*-Düdük, maçı; silah, hayatı; yalan, doğruyu; kötü, iyiyi; zalim, masumu bitirir.
*-Düşenlere kahkaha ile gülenleri anlayabilmiş değilim. Bu eylemlerinin nedeni kendilerinin düşmemiş olmaları mıdır, yoksa düşmekten korkmaları mıdır? Şöyle ya da böyle; ama burada komik olan ne?
*-İntikam duygusu, meyve içindeki çürük gibidir. Bir süre sonra tüm benliğimizi çürütür.
*-Her mihnet, bir kişilik özelliğimizin yok olmasına yol açar.
*-Bir sırrı bir başkasına veren kişi, paylaştığı için kendisini rahatlatabilir; ama karşısındaki insana da ağır bir yük yüklediği için büyük bir kötülük etmiş olur. Sırlarını benimle paylaşan insanlardan o yüzden hep kuşku duydum: “Dost mu, değil mi?” diye.
*-Bir şeyin kötü olduğunu bile bile ona karşı çıkmayanlar, bir gün mutlaka o kötülükle karşı karşıya kalacaklardır.
*-Yanlışı fark ettiysen, doğruya çok yaklaştın demektir.
*-Cömert olmakla övünen iyilik budalası olmaktansa, cimri olmayı yeğlerim.
*-Çoğunlukla kan dökenin kanı o kana karışır.
*-Bağışta bulunan birçok insan, bu yaptıklarının karşılığını ya bu dünyada iken ya da öteki dünyada fazlasıyla alacağı umudundadır.
*-Kötü bir şey olacak diye beklenti içine girip de dert etme, olduğunda zaten yeterince dertleneceksin.
*-Senin için iyi olmayan, mutlak kötü değildir. Sana zarar veren, birçok kişiye yarar sağlayabilir.
*-Kötü dostlarım olacağına yalnız kalayım daha iyi.
*-Hırsız hırsızın malını çalarsa, kendi sonunu da hazırlamış olur.
*-Yanlış yapandan değil, yaptığı yanlışı doğru sanandan çekinirim.
*-Birine yardım etmek istiyorsan, bunu öyle yap ki, o kişi sana karşı minnet duymasın.
*-Biz ezildikçe karşımızdakilerin daha da cüretkâr olduklarını görüyorum. Sanki güçlü bir kaynaktan kuvvet alıyor gibiler. Onun için daima dikkatli ve ölçülü davranalım ki karşımızdakine bu denli yükselme imkânı vermeyelim. Şunu da sorabiliriz: Acaba onların bu görüntüleri gerçek bir yükseklik mi, yoksa bir kaplumbağanın ya da bir yılanın yerde sürünmesi mi? Yoksa insanoğlu ayağının altındakini bile göremeyecek kadar aciz mi?
*-Borcunu zamanında ödemeyene, randevusuna zamanında gelmeyene, gevezelik v.s gibi nedenlerle zamanını çalana sakın ola ki güvenme. Eğer yapabiliyorsan bu tip insanlardan uzaklaş, onlarla olan ilişkini bitir. Yoksa onlar senin ömrünü bitirirler.
*-Yanlışı, bir başka yanlışla kapatmak kadar aptalca bir iş var mıdır? 
*-Kötü söz söylemeden önce dilini ısır, kötü söz duymak istemiyorsan kulağını kapat.
*-Karanlık, ışığı görünce kaçar; kötülük de iyiliği.
*-Kötü yazmaktan mı korkuyorsunuz? Olsun, gene de yazın. Böylesi hiç yazmamaktan daha iyidir.
*-Dedikodu, çoğunlukla terapi yerine geçer.
*-İşin kötü yanı; ahlâksızlar çoğu zaman, ahlâksız olduklarının farkında değillerdir.
*-İşine gelmediği için kulağının dibinde bağıranı duymazsın da hoşuna gittiği için metrelerce ötedeki fısıltıyı duyarsın!
*-Kader, bir tercih meselesidir. O yüzden bazı insanları hep kötü olayların bulmasının nedeni kendileridir.
*-Kötü, kötü olduğunu bilmeden de kötülük yapabilir. O nedenle çocuklara neyin iyi neyin kötü olduğunu iyice öğretmeli. Hatta bu da yetmez; iyiyi davranış olarak ortaya koymalarını sağlamalı.
*-Kötüler zaferlerini; iyi, saf, dürüst insanlara borçludurlar.
*-Yaptığı iyilikleri anlatan kişi, kötülüklerini saklamaya çalışıyor demektir.
*-Kötüler, ahlaksızlar en üst makamlarda diye üzülme. Baksana doğada da en hafif şeyler en üstte. Rüzgâr bir kâğıt parçasını göklere çıkarıyor, ama demir hep yerde.
*-Sen kendini anlatma; nasıl olsa seni iyi veya kötü olarak anlatanlar çıkacaktır.
*-Kötülük bile kazandığı zaferleri, bir iyilikle süslemeye çalışır.
*-Dedikodunun aleyhinde olanlar, amma da çok dedikodu yapıyorlar ha…
*Kötülük tohumunu sulamak için bekleyen, o kadar çok gönüllü insan var ki…
*-Devenin eğrisini, yılanın eğrisine tercih ederim.
*-Kötüye aktarılan bilgi, cinayete ortak olmaktır.
*-Yanlış yapmak hayatın sonu demek değildir; ama bilerek yapılan yanlışın da savunulacak bir tarafı yoktur.
*-İyi bir davulcu, hangi kapı önünde mani okuyacağını bilir.
*-Her itiraf samimi değildir. Bazı itiraflar bir çıkar ya da en azından bir hoşgörü görmek amacıyla yapılır.
*-İyi bir insanın yaptığı yanlış bizi neden hayrete düşürüyor?  O bir melek değil ki; sadece iyi bir insan…
*-Dilin kemiği yok diyorlar; aksine var ve de bazen öyle batar ki…
*-En etkili ilaçlar, zehirden yapılmıyor mu? Seni sözleriyle zehirleyenlerin söylediklerini, kişiliğini güçlendirici bir ilaç olarak kullanabilirsin.
*-Dilin söylediği her şeyin cezasını ödemeye kalksaydık, tüm ömrümüz hapishanede geçerdi.
*-En güçlü görünen insanın bile, öyle zayıf bir tarafı vardır ki, anlayınca şaşar kalırsın.
*-Bile bile kötü ile arkadaşlık eden kişi ya avanaktır ya da melektir.
*-En kötü olduğunda bunu açıkça her yerde söyler miydin? Hayır mı? Öyleyse en iyi olduğunda da lütfen sus!
*-Dilinle döven, elinle dövenden daha fazla acı verir.
*-İyi bir makam elde edersen ya da çok zengin olursan bil ki akbabalar bile dostun olur. Çünkü onların dirinden de ölünden de elde edebilecekleri bir şey mutlaka vardır. 
*-İyi bir seçim yapabilmen için, kötü seçimin ne olduğunu bilmelisin.
*-İyi düşünce iyi eylemin,  iyi eylem iyi yaşamın, iyi yaşam gerçek mutluluğun şartıdır.
*-Nefretle ayrılanlar, belki gayretle birleşebilir.
*-İyi insanları sevmek zorunda kalışım, beni rahatsız ediyor.
*-İyi konuşanı değil, iyi dinleyeni alkışlamak gerekir.
*-Her itirafın altında büyük bir ödül beklentisi yatar.
*-İyi’nin en iyi tanımını yapan, en iyi insan demek değildir.
*-İyileştirdiği hastalarından kazandığı para ile zengin olan doktora; doğruları söyleyerek seçmenden oy alan politikacıya az rastlanır.
*-İyiliğin bile fazlası zarardır.
*-İyilik lütuf değildir, mecburiyettir.
*-İyilik yapmak çok kolaydır, kötülük yapmak ise çok zordur. Ama nedense insanların bazıları gene de zor olanı seçerler.
*-İyilik, doğruluk, erdem gibi değerler önceleri insanlar tarafından uydurulmuşlar, sonradan ise bu değerler mutlu yaşamak için insanların vazgeçilmezleri olmuşlardır.
*-İyinin ne olduğunu sorgulamaktansa iyiyi yaşamak gerekir.
                                                                          ●   ●   ●    
 
KADIN VE ERKEK
*-Evi terk eden her erkek, arkasında acımasız bir kadın bıraktığını düşünür.
*-Eğer bir kadın süslenmekten vazgeçti ise, bil ki ciddi bir sorun var.
*-Ağacı, direği, duvarı olmayan sarmaşık yukarılara tırmanabilir mi? Bunlardan birincisi kadınsa, ikincisi de erkektir.
*-Erkeğinin özgür olmasını isteyen kadın var mıdır? ”Ben” mi diyorsun? Hadi canım!…
*-Kadın ile erkek eşit değildir. Kadın kendisini erkekten daima alt bir statüde imiş gibi gösterme kurnazlığına sahiptir. Oysa gerçekte durum tam tersidir.
*-Kadını çözmeye çalışacak kadar aptal değilim. Çünkü buna ömür yetmez.
*-Kadını sır dolu bilinmeyen, gizem dolu bir varlık gibi gösterenlere gülerim; şeytan olduğunu söyleyenlere acırım; bir melek olarak düşünenleri ise çocuk olarak kabul ederim.
*-Kadının gölgesi ol, ama arkasındaki gölgesi değil.
*-Kocanızı, karınızı anladığınızı söyleyerek övünmeyin. Kadın psikolojisi ile erkek; erkek psikolojisi ile kadın anlaşılamaz.
*-Kadınlar güçlü erkek isterler, ama kendilerine karşı değil.
*-Ayakkabılarını eline, eldivenlerini de ayaklarına giymeye çalışsana. Olmadı mı? Öyleyse neden eşinden anne ilgi ve şefkati bekliyorsun?
                                                                          ●   ●   ●    
 
MUTLULUK
*-Her umutsuzlukta mutlaka bir umut vardır.
*-Her şeyi dert edinenler, olur olmaz şeylere üzülenler; size bir haberim var: Birkaç katrilyon yıl sonra evrendeki yıldızların enerjileri tükenecekmiş ve de evren soğuyarak 10 üzeri 1500 yıl sonra tamamen demire dönüşerek tüm enerjisini yitirecekmiş.
*-Fakir elde edemedikleri için mutsuz; zengin ise elde ettiklerine rağmen mutsuz.
*-Bir kahkaha bir dilim pirzola yerine geçermiş. Boş ver bunları, ama sen gene de bir kahkaha at. Pirzola değil de bir tas tavuk suyu çorbası yerine geçse bile kazançlısın.
*-Çağdaş toplumsal sistemler, insanların kazanımlarını artırdıkça mutsuzluklarını da artırmıştır. Halbuki umulan tam tersi değil miydi?
*-Başkalarının mutluluğunu alkışlayanlar, kendi mutluluğunuz için neler yapıyorsunuz?
*-Mutlu olduğunu bazı insanlara asla söyleme, kıskanırlar ve seni mutsuz kılacak bir şeyi hemencecik buluverirler.
*-Malımızı çalan hırsızdır; peki, mutluluğumuzu çalan nedir ya da kimdir?
*-Mutluluğu kilo ve metre ile satsalardı; kaç kilo, ya da kaç metre alırdınız? Ben santimetre ve gram olarak rica etsem!
*-Kral mı olmak istiyorsun? Demek ki mutsuzluğu tercih ettin.
*-Ruhu özgür olan bir insan, mutluluğu mutlaka yakalar. Ruhsal özgürlük ise ihtiraslarımızı kontrol etmekle sağlanır.
*-Rüzgârla konuşmayı hiç denedin mi? Bir dene. İnsana en çok benzeyen doğa olayı rüzgârdır. O da insan gibi; sessizdir, sakindir, biraz acelecidir, azıcık kızgındır, bazen de öfkeden kudurmuş gibidir…
*-Kral olup da dilenci olmak isteyenler mi; dilenci olup da kral olmak isteyenler mi daha çoktur?
*-Sahipken hiç tükenmeyeceğini sandığımız, ama gerçekte ise en çabuk tükenen şey mutluluktur.
*-Krala imrenen dilenci çoktur, ama inanın dilenciye imrenen kral da vardır.
*-Mutluluğumu paylaşır mısın, kıskanır mısın? Yalancısın dostum…
*-Hiçbir zalim hükümdar gerçekten mutluluk ve zevk içinde yaşamamıştır. Halkına çektirdiklerinden daha fazlasını çekmek zorunda kalmıştır. Çünkü korkan insan korkutmaya, acı çeken de acı çektirmeye çalışır.
*-Mutluluk anlatılamaz; yaşanır. O nedenle mutlu olduklarını anlatan insanlara hep kuşku ile baktım.
*-Mutluluk aranıp da bulunmaz, kendiliğinden de gelip bizi bulmaz. Mutlu olmak için kişinin samimi ve ciddi bir uğraş sergilemesi gerekir.
*-Para ile satılıyorsa ve bulursanız, fiyatının ne kadar olduğuna aldırış etmeden hemen alınız! Neyi mi? Huzuru…
*-Parayla mutlu ettiklerini, gene parayla daha çok mutlu edenler çıkarsa sen ne yapacaksın?
*-Mutluluk hakkında ahkâm kesenler, siz kendiniz gerçekten hiç mutlu oldunuz mu?
*-Ölçü dengedir. Denge, mutluluğa götüren en doğru yoldur.
*-Mutluluk hakkında konuşan bu insanlar (ben dahil), gerçekten mutluluğun yolunu bilselerdi, klavye başında vakit mi geçirirlerdi, yoksa doyasıya mutluluğu mu yaşarlardı?
*-Kanatlanmış uçuyor musun? Unutma, seni uçuran aslında kanatların değil, rüzgâr yani mutluluktur. Böyle olduğunu mutluluk rüzgârı kesilip yere çakıldığında anlarsın; yere çakıldığında hissettiğine de “mutsuzluk” denir. 
*-Soğanın cücüğünü yerken zevk almayan bir insanın, mutlu olma şansı çok az. İşte benim mutluluk testim bu!
*-Mutluluk her an seninledir, uzaklarda boşuna arama! Nerede mi? İşte şu an bile senin zihninde…
*-Mutsuz insanların yaşadığı evlerde, hastalık hiç eksik olmaz.
*-Her şeyin hayırlısını mı diliyorsun? Öyle olması için hayırlısıyla çalış.
*-Mutsuz musun, acı mı çekiyorsun, tüm benliğini karamsarlık mı kuşatmış? Cevabın “evet” ise bile, henüz her şey bitmiş demek değildir. Çünkü hiçbir şey sonsuza kadar sürmez, yarınlar mutlaka aydınlıklara da gebedir.
*-Kendini diğer insanlarla kıyaslarsan mutsuz olabilirsin, başkalarını diğer insanlarla kıyaslarsan, o kişiyi kaybedebilirsin.
*-Kendini ödüllendirirken veya cezalandırırken bunda aşırıya kaçma. 
*-Mutsuz musunuz? Önce düşüncelerinizi kontrol ediniz, sonra da düşüncelerinizi değiştiriniz. Yaptınız mı? Mutluluk, işte hemen yanı başınızda!
*-Uyumak isteyeni uyandırmayınız, sürünmek isteyeni ayağa kaldırmak için çaba harcamayınız. Yoksa mutsuzluklarının nedeni olarak sizi görürler.
*-Mutsuzluk günümüz insanları için sıradan bir olay olarak kabul edilmeye başlandı. Bu, insanlığın geleceği açısından en büyük tehdittir.
*-Yakınında olacak kişileri doğru seçersen az sorunlu, mutlu bir hayatı da garantilemiş olursun.
*-Her “mutluluk” sözcüğü aklına “mutsuzluk” sözcüğünü getiriyorsa, gerçek mutluluk senden çok uzakta demektir.
*-Mercimek çorbasına kaşık sallayan gariban, lüks lokantada tıkınan zengini mutlu sanır. Halbuki gariban biraz sonra derin bir uykuya dalarken, o zenginin mide ağrısından uykuları kaçacaktır.
                                                                          ●   ●   ●    
ÖLÜM VE KORKU
*-En çok korkulması gereken şey, bir ömür boyu bir şeyin peşinden koşup da o şeyi elde etmektir.
*-Doğum ve ölümün olmadığı bir an bile yoktur.
*-Doğum ve ölüm üzerine bir soru: Doğa ölüme değil, doğuma programlanmıştır. Doğum olur, onun sonucu olarak da ölüm gerçekleşir. Mademki ölümden bu kadar korkuyorsun, öyleyse neden doğdun? Soru saçma gelebilir. Mesela, “Doğmak veya doğmamak benim elimde miydi ki neden doğdun?” sorusuna cevap vereyim diyebilirsin. Ama gene de bu soruya değişik bir cevap bulmaya çalışır mısın?
*-Cesur kişi ölüme meydan okur; ancak zafer kazanan gene de ölümdür.
*-Bu dünyadaki hiçbir şey sizin değildir. Çünkü kaybetmekten korkup da kaybetmeyeceğiniz hiçbir şey yoktur.
*-Biz gelecekte ölmeyeceğiz, çünkü öldüğümüzde de şimdi olacak.
*-Doğanların olmadığı yerde, ölümün sessizliği hâkimdir.
*-Korkaklar, ölmeyi bile beceremezler.
*-Korkma, korkmak o kadar da kötü değildir. Bazen hayat bile kurtarabilir.
*-Korktuğunu kabul etmeyen insan, gerçekten cesur insan mıdır?
*-Korku ile sevgi hiçbir zaman bir araya gelmediler.
*-Korku yalanın hammaddesidir; yalan da yanlışın.
*-Korkularını, ihtiraslarını, öfkelerini, kıskançlıklarını at ki boşalan yerlere mutluluk dolsun.
*-Öldükten sonra beni toprağın altında arama! Evet ben, toprağım; ama toprağın üstündeyim. Karnını doyuran bir ineğin ağzındaki yeşil çimenim. Elma toplamak için bir afacan çocuğun üzerime çıktığı meyve ağacıyım. Oltadan balığın kaptığı bir solucanım.
*-Ölüden bile intikam almak isteyen alçaklar vardır; ölüden korkan korkaklar olduğu gibi.
*-En çok kendimden korkarım; çünkü bana en büyük kötülüğü yapan hep “ben” olmuşumdur.
*-Ölüler için bile umut vardır. Öyle olmasa bazı insanlar ölü bedenlerini dondurtup saklatırlar mıydı?
*-Ölülere saldıran alçak, kendini büyük bir kahraman sanır.
*-Ölüm bazı canlılar için en büyük iyilik yerine geçebilir.
*-Her an binlerce ölüm ve doğum olur, sen doğarken olduğu gibi ve ölürken olacağı gibi…
*-Ölüm iyi midir, kötü müdür? Çok saçma bir soru! Ölümün iyisi, kötüsü olmaz.
*-Kendin ve başkaları için, daima ölümün hayırlısını dile.
*-Ölüm olmasaydı, hayat gene bu kadar zevkli olur muydu?
*-Mezar kazıcıları ile ilgili yapılan kötü benzetmelere çok kızıyorum. Çünkü onlar benim nazarımda çok değerli insanlardır. Bir düşünsenize, ya onlar olmasaydı…
*-Ölümden kaçırabileceğimiz bir şeyler olmalı.
*-Ölümle fazla uğraşma, vakti geldiğinde zaten o seninle uğraşacak.
*-Ölümle hâlâ dost olamadıysan, bil ki yakında düşman olacaksın.
*-Ölümün elinden kurtarabildiklerin seni “sen” yapan şeylerdir.
*-Mezarlıklar hayal gücüne pranga vurduklarını sananlarla doludur.
*-Ömrün kısalığından yakınma; uzun olsaydı şimdikinden farklı ne yapacaktın, onu söyle?
*-“Ölüm geldi ve onu aldı.” diye sızlanıp durma. Çünkü ölüm bize gelmez, biz ölüme gideriz.
*-Çıkılan hayat merdiveninin her basamağı insanı ölüme biraz daha yaklaştırır; insan ise nedense bu basamakları elinden gelse birer birer değil ikişer-üçer çıkmaya çalışır.
*-En çok korkutan, en korkak olandır.
*-Ömür kısa mı, uzun mu? Neye ve kime göre?
*-Gelecek, çabuk mu gelecektir, yoksa yavaş mı? Bilemem. Benim bildiğim, ben ona doğru hızla gidiyorum.
*-Gelecekten o kadar emin olma; çünkü gelecek, ya gelecek ya da gelmeyecek!
                                                                          ●   ●   ●    
 
ÖZGÜRLÜK
*-En güzel şeylerden bir tanesi boş kafestir, çünkü özgürlüğü çağrıştırır.
*-Özgür insan doğruyu arar, özgür olmayan insan ise yalanla uyutulur.
*-Benim sevincimi, üzüntümü paylaşmamı sana teklif edemem; dilersen özgürlüğümü paylaşalım!
*-Ağacından ayrılan yaprak, özgür olduğunu zanneder; ta ki rüzgârın kölesi olduğunu fark edene kadar…
*-Kan dökmeyi özgürlükle, inançla açıklamaya çalışanlar; nedense gerçek nedeni yani “çıkar”ı söylemekten kaçınırlar.
*-Özgür insan, ne pahasına olursa olsun gerçek peşinde koşar; köle ise gerçekten kolayca vazgeçer.
*-Önyargı, bir insanın özgürlüğünün kendisi tarafından kısıtlanmasıdır.
*-Başkalarının bize vurdukları zincir, bizim kendimize vurduklarımızın yanında ne ki!
*-Özgürlüğü başlatan da bitiren de düşüncedir. O nedenle prangalı bir insanı köle, prangasızı da özgür zannetme!
*-Tutsak olmayı isteyeni neden engellemeye çalışıyoruz? Bu haksızlıktır. Çünkü engellenirse sahip olduğu tek şey olan boynundaki halkayı da kaybedecektir. Günümüz dünyasında bile o halkayı gönüllü olarak boynuna takmaya hazır o kadar çok insan var ki!
*-Kredi kartlarını yırttığım, televizyonu balkondan attığım, bilgisayarı eskiciye sattığım gün, gerçekten özgür olacağım.
*-Özgürlüğün kıymetini bilmek için, illâki özgürlüğümüzü kaybetmemiz gerekmiyor.
*-Kendi özgürlüğünün sınırlarını bilinçli bir şekilde çizen insan, gerçekten özgür olan insandır.
*-Özgürlük istiyorsan âşık olma; âşıksan “özgürüm”  diye havalara girme!
*-Sorgulamaktan vazgeçti isen, boynuna taktığın kölelik halkası hayırlı olsun!
*-Özgürlük ve aşk birlikte olamaz; birini seçmek gerek.
*-Önyargılarından kurtulursan, esaretini de sonlandırmış olursun.
*-Başını eğemediğin kişi senin kölen değildir.
*-Özgürlük ve eşitlik, lütuf değil, en doğal bir insanî haktır.
*-Bir düşünür “Köle, düşüncesini söyleyemeyen adamdır.” demiş. Köle düşünemez ki söyleyecek bir şeyi olsun.
*-Birisi senin kölen olmayı gönüllü olarak istese bile, bu aşağılayıcı ve kendine olan saygını yok edici durumu kabul etme.
                                                                          ●   ●   ●    
 
SAĞLIK
*-Tatile çıkan birçok insan; dertlerini de yanında götürdüğünden, o güzelim günleri kendine zehreder.
*-Tatmin edilmemiş güdüler; hem kişinin kendisi için, hem de diğer insanlar için bir tehlikedir.
*-Sık sık gözyaşı döken insanlar! Ruh sağlığınızın iyi olduğundan emin misiniz? Cevabınız “evet” ise, kendinizi kandırıp kandırmadığınızı bir düşünseniz!
*-Kafesteki bülbülün sesini dinleyerek zevkten kendinden geçen, bence psikolojik bakımdan hastadır.
*-Sağlık çok kolay harcanan, ama çok zor kazanılan bir değerdir.
*-Hasta ruhlu kişiler, hastalıklarını bulaştıracak insanları kolayca bulurlar. Dikkat! Tıp literatüründe yer almaz, doktorlar söylemez; ancak en hızlı yayılan hastalık da budur.
*-Hasta mısınız, acı mı çekiyorsunuz? Kendinizi kurtarabilecek yine sizsiniz. Sizin çektiklerinizi çevrenizdekiler anlayamazlar. Öyle göründüklerine aldanmayınız. Çünkü hepsinin yüzlerindeki maskeyi kaldırınca kendilerine ağlayan yüzler görürsünüz.
*-Yakınında bulunacakları, sabırsız insanlar arasından seçmezsen, ruh sağlığını da bir ölçüde garantiye almış olursun.
*-Hasta olmasanız da arada bir hastanelere giderseniz, nelere sahip olduğunuzu daha iyi anlarsınız.
                                                                          ●   ●   ●    
 
SAVAŞ, BARIŞ VE ZAFER
*-Yenilgiyi tatmayan, kazandığı bir zaferi de dolu dolu yaşayamaz.
*-Kılıcın zapt edemediği kaleleri, ekmek zapt edebilir.
*-Kınından çıkan bıçak, bir şey kesmeye hazırdır.
*-Karnı aç olan, ister kral olsun ister dilenci; ondan kork!
*-Her barış, yeni bir savaşın hazırlık dönemidir.
*-Elinde silah olan, her şeyi av zanneder.
*-Düşmanın güçlü diye korkma, üzülme; çünkü böylesi bir düşmanı yendiğinde ancak övünç duyabilirsin.
*-Düşmanın kazandığın zaferi kabul etmezse, bu işte bir eksiklik var demektir.
*-Her savaş bir ideal uğruna yapılır, bir başka ideal uğruna da bitirilir.
*-Düşmanın teslim olanı, savaşanından daha tehlikelidir.
*-Ruhtaki savaş ve barışın yanında; meydandaki savaş ve masa başındaki barışın esamisi bile okunmaz.
*-Düşmanlarınızdan sakınmak için dost tutuyorsanız, bu düşman sayınızı artırmaktan başka bir işe yaramaz.
*-Savaşı bir veya birkaç kişi başlatır, acısını ise yüz binler, milyonlar çeker.
*-Bolluk çoğu zaman felakettir, mutsuzluktur, acıdır, kan ve gözyaşıdır. Neden? Çünkü insanoğlunu, daha fazlası, daha da fazlası için kıyasıya bir mücadeleye sevk eder.
*-Bomba atıp öldürmekle neden uğraşıyorsun, bir toplumdaki insanların arasına kin tohumları ek, yeter. Bombadan daha etkili sonuçlar alacağından hiç şüphen olmasın.
*-Her savaşın sonunda zafer ya da yenilen bir taraf yoktur. Birçok savaşta, ne yenen ne de yenilen bellidir; ama her iki taraf da zafer kazanmakla övünebilir.
*Saldır, ateş et, yarala ve öldür; sonra da “Barış getirdim!” de…
*-Ülke savunmasında süngünün çizdiğini kalem; kalemin çizdiğini ise ancak halk siler.
*-Vahşi doğa kanunları, sadece hayvanlar arasında geçerliyse, insanlar arasında geçerli olanlara ne ad vereceğiz?
*-Zaferin kolayının, yenilgiden farkı ne?
                                                                          ●   ●   ●    
 
SEVGİ
*-Evinin kapısını bile her çalana açmazken, kalbin için neden aynı hassasiyeti göstermeyesin?
*-En büyük kahraman, seven kişidir. Çünkü sevmek cesur bir yürek gerektirir.
*-Bize bir şeyler vereni sevdiğimizi söyleriz de, başkalarına bir şeyler vermekten hiç bahsetmeyiz. Yoksa sevilmek mi istemiyoruz? Öyle ya, biz de başkalarına bir şeyler verelim de, onlar da bizi sevsinler.
*-Diğer bilgilerden önce,  sevmeyi öğreten okullar açmalıyız.
*-”Ben gidiyorum.” dediysen, git. Bunu dedikten sonra dönüyorsan, demek ki gitmeyi bilmiyorsun.
*-”Beni seversen, ben de seni severim.” diyenler, sevgi mal mı ki takas teklif ediyorsunuz?
*-”Bırak beni!” diyorsa bırak; “Tut beni!” diyorsa tut. Ama sonra, bıraktığını tutma; tuttuğunu da sakın ola ki bırakma.
*-Sevdiğimde bazen pişman oldum; sevmediğimde ise hep!
*-Karşındaki her insanın tabii ki aklı, düşüncesi, kişiliği var; ama unutma ki bir de kalbi var.
*-Sevdiğin kişiden nefret ettiğin, ona karşı kin duyduğun an, bil ki aşk da bitmiştir.
*-Överken dikkatli ol, kötülerken de; severken ölçülü ol, nefret ederken de.
*-Sevdiğin yanında ise hiç korkma, dünyaya bile kafa tut!
*-Seni sevenleri tabii ki sev; ama asıl mesele seni sevmeyenleri de sevebilmektedir. İşte bunu yapabiliyorsan bir “gönül adamı” oldun demektir.
*-Ellerimin ne kadar soğuk olduğunu söylediğinde onun beni, benim de onu sevmediğimi anladım. Çünkü eğer ortada bir kusur varsa; yanmayan ateş kadar, ateşi yakamayan da kusurludur.
*-Sevdiğinde yara açana ben, sevgili diyemem.
*-Muhabbetinden hoşlandığın kişi ile aranda, farkında olmadan bir sevgi köprüsü kuruluverir.
*-Sevdiğini bekleyen kişi, en sabırsız insandır.
*-Sevdiğini dilinle zehirlersen, cesedini de gözyaşınla yıkarsın.
*-Sevdiğiniz kişi ile olan ilişkilerinizde alışkanlıklar çoğaldıkça, belki arkadaşlıktan ya da dostluktan bahsedebilirsiniz, ama aşktan asla…
*-Sevdiklerimize, dostlarımıza sarılırız. Niye? Onlar da bize sarılsınlar diye mi? Belki sarılınmaya ihtiyacımız var, sarılmadan daha fazla…
*-Seven kadın bağışlar, ama asla unutmaz. Zaten, unutsaydı seven bir kadın olamazdı.
*-Sevdiğinde kusur aramaya başladığın an, o iş bitmiş demektir.
*-Seven kadından kork, onun silahları çift taraflı çalışır.
*-Sevgi kalesinin düşmanlarını uzaklarda arama, çoğunlukla onlar yakınındadır ve kale surlarının arkasında pusuda beklemektedirler.
*-Sevgi denilen mucize, sadece ruhu değil, aynı zamanda bedeni de güzelleştirme özelliğine sahiptir.
*-O’na sevdiğini söyle. Tepki vermiyor mu? Bir daha söyle, bir daha, bir daha… Olumlu tepkiyi mutlaka alacaksın!
*-Sevgi öldürülmüş. Cinayet zanlıları: öfke, korku, bencillik ve yalanmış.
*-Sevgi ve pişmanlık… Biri varsa diğeri kesinlikle yoktur.
*-Ne kadar kendini etrafındakilere sevdirmeye çalışırsan o kadar antipati toplayabilirsin. İnsanlara seni sevmelerini öğretemezsin.  Bırak bu konudaki kararı onlar kendileri versinler.
*-Sevgi ve şiddet; ateşle barut gibidir. Temas ettiklerinde mutlaka bir şeyleri yok ederler.
*-Sevgiden boşalan yeri vahşi doğa kanunları doldurur. O yüzden birbirlerine karşı sevgilerini yitiren insanların bulunduğu toplumlarda boğazlaşmalar başlar.
*-Sevgiden yoksun bir hayatı, nasıl yaşanmış sayarız?
*-Karnını doyurabilirsin, ama kalbini asla!
*-Sevgili için dökülen gözyaşları, ona karşı duyduğumuz sevginin can suyudur.
*-Söylenmemiş sevgi, ancak sevgi dünyasının mezarlığında yer alabilir.
*-Sevgiline karşı sevgin ne kadar büyükse, sana çektireceği acı da o kadar büyüktür.
*-Kalbimizi sevgi ile doldurmamız gerektiği söyleniyor. Ama nasıl? Yani bunun yöntemini bilen var mı?
*-Sevgini anlatmak için lafı uzatmana, süslü cümleler kurmana gerek yok; “Seni seviyorum.” de, yeter. Gönlünü almak için pahalı hediyelere de gerek yok, bir tek kır çiçeği ver yeter.
*-Kalbinle göremiyorsan, gözlerinin sağlamlığı ile övünmen gereksiz.
*-Sevgini en son ne zaman dillendirdin? Bir gün önce mi, bir ay önce mi, yoksa bir yıl önce mi? Bir ricam var: Lütfen bu yazıyı okumayı bırak ve hemen şimdi sevdiğine, annene, babana, kardeşine, bir akrabana ya da herhangi bir insana sevgini ilet! Bunu yapamazsan bir çiçeğe, bir kelebeğe, bir böceğe ilet. Bunu da yapamazsan aya, ya da gökyüzündeki bir yıldıza sevgini anlat. Sonuçta bütün vücudunun rahatladığını, nesnelerin gözüne bir başka göründüğünü fark edeceksin.
*-Sevgini verdikten sonra bir beklenti içinde misin, değil misin? Beklenti içinde isen, sevgini bir kez daha kontrol et! Çünkü sevdim zannedip yanılmış olabilirsin.
*-Kitaplar dolusu yazarsın sevgini anlatamazsın; bir tek kelime söylersin,  kitaplar dolusu anlatmış olursun. İşte sevgi böyle bir şey!
*-Sevginin asıl koruduğu zannetmeyin ki sevilendir; sevendir. Seviyorsan bil ki çok büyük bir savunma silahına da sahipsin.
*-İhtiyacı olana malından, hak edene bilginden, değerini bilecek olana da sevginden ver.
*-Sevginin çıkarsızı, sevginin safı, sevginin yalansızı diyoruz. Yanlış. Çünkü sevginin çıkarlısı, saf olmayanı, yalanlısı diye bir şey söz konusu değildir.
*-Sevginin ışığının aydınlatmadığı insanları, görmekte de güçlük çekeriz.
*-Kalp, beyni sık sık; beyin ise kalbi arada sırada mağlûp eder.
*-Sevginizi verdiğiniz insanlardan sevgi beklemeyiniz. Bekler de karşılık bulamazsanız, onları vefasızlıkla suçlamayınız. Bırakınız sevgi ırmağınız doğal haliyle akıp gitsin. Nasıl olsa bir gün mutlaka kendiliğinden bir sevgi denizine karışacaktır. 
*-Sevgine karşılık sevgi bekliyorsan, hissettiğin o duyguyu bir kez daha kontrol et. Çünkü onun “sevgi”  olması biraz şüpheli.
*-Sevgisini sınırlayan, dünyasını da küçültüyor demektir.
*-Yapmak isteyen çok olmuş, ama sevgi asırlardır öldürülememiş.
*-Sevgisiz geçen bir hayat, anlamsız bir rüya gibidir. Kolay kolay hatırlanmaz, hatırlandığında da bir tat vermez.
*-Ringde nice boksörü bir-iki yumrukta devirdi, fakat sevdiği kadının bir sözü ile devrildi. İşte kelimelerin gücü…
*-Sevgiye dayanan düşünce, ‘’zor’’u yener; sevgiye dayanmayan düşünce ise ‘’kolay’’ karşısında bile bocalar.
*-Kendisini sevmeyen kişi, başkasını nasıl sever?
*-Sevilmeyi isteyenler, en çok sevilmeme ihtimali olanlardır.
*-Sevinci avuçla dağıtabilirsin; kederi ise dirhemle. Buna rağmen bir dirhem keder, onca sevinci yok eder. Tıpkı kazanlar dolusu balın içine damlatılan bir damla zehir gibi…
*-Kediyi kucağına alırsan tırmıklanma ihtimalini de göz önünde bulundurmalısın. Sevgili de bir kediye benzer…
*-Yıllarca süren bir zaman sürecinde kurulan sevgi kalesi, nasıl olur da nefret tarafından bir anda yıkılabilir?
*-Sevmek için sebep aranmaz.
*-Yıldızlarla eşdeğer olduğu düşünülen sevgili, nasıl oldu da titrek bir muma dönüştü?
*-Körün bile görenini sev!
*-Sevmeyi kimseye öğretemezsin, boşuna çabalama; kini, nefreti ve düşmanlığı ise kolayca öğretirsin, boşuna gerektiğinden fazla çaba harcama.
                                                                          ●   ●   ●    
 
TOPLUMSAL
*-Kahramanlarından vazgeçen bir toplum, her şeyini kaybetmeye de hazır olsun.
*-İhanete uğrayan toplum ya da bireyin küskünlüğü, kolayca intikam alma isteğine dönüşebilir.
*-Gemiye bindiysen, kaptana güvenmek, yapacağın en doğru iştir.
*-Kalabalıkların karanlığa götürdüğü çok insan gördüm; aydınlığa çıkardığına ise hiç rastlamadım.
*-Fakir zenginin, korku hayatta kalmanın, kötü de iyinin gizli sigortasıdır.
*-Olağanüstü dönemlerde o kadar çok yüreksiz insanla karşılaşırsınız ki sanki ortalıkta hiç “adam gibi adam” yok sanırsınız; ta ki bir tanesi gökyüzünden parlayan bir güneş gibi çıkıncaya kadar!
*-Fakirlik sırttaki yükün artması değil, aksine azalmasıdır. Çok zengin biriyle, yoksul birinin sorunları aynı mıdır?
*-Kendini yönetemeyen bir insanın, başkalarını yönetmeye talip olmasından daha komik bir şey var mıdır?
*-Politika, yalanın yalan olmadığına kitleleri inandırma sanatıdır.
*-Katillerin, hırsızların, ahlâksızların elini kolunu sallayarak dolaştığı bir toplumda, iyi insanların yeri hapishanedir.
*-Alt ve üst gelir grupları arasındaki uçurum, bu şekilde açılmaya devam ederse, yakın bir gelecekte tüm dünyayı bir yoksul isyanı saracaktır.
*-Politikacının şaşkını; okyanusun ortasında fırtınadan korunmak için liman arayan, hallüsinasyon gören ve gemisi ha battı ha batacak olan bir kaptan gibidir.
*-Fakirlerini zenginleştirmeyi düşünmeyen bir toplum, hem ülkesini hem de zenginlerini tehlikeye atıyor demektir.
*-Hakikati söyleyenlerin tehlikeli görülmeye başlandığı toplumlarda,  gidişat iyiye alâmet değildir.
*-Halkı kararlarından dolayı değerli bulmam, çünkü çoğu yanlış olabilir. Halkı değerli bulmamın nedeni, insana duyduğum saygı ve sevgidir.
*-Karşılaşılan bir felaketin acısı, toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından hissedilmiyorsa, orada bir ayrışma, bir kopma var demektir.
*-Bir gurubun varlığını uzun süre devam ettirebilmesi, en zayıf üyesini güçlü hale getirmesine bağlıdır. Çünkü bir atasözünde denir ki:”Zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür.”
*-Karşındaki kişi seni bilgisizlikle suçladığında “Acaba doğru mu?” diye sorabiliyorsan haksız bir suçlama ile karşı karşıyasın demektir. Ama ilk tepkin bu suçlamaya itiraz etmek ise, doğruluk payı oldukça yüksek demektir.
*-“Halkın tercihi, halkın gücü, halk ne isterse o olur, halkın yaptığı doğrudur”  masallarına inanmıyorum.  Tarih sayfaları, halkın günahlarıyla doludur. Sevapları mı? Günahlarının yanında bir hiç…
*-Kemik için kavga eden köpekleri küçük görürüz de, para ya da dünya nimetleri için mücadele eden insanları neden takdir ederiz?
*-Kendi aklını kullan, ama başkalarının aklını da göz ardı etme.
*-Kendi hayatımızı değil de başkalarınınkini sorgulamaktan ne zaman vazgeçeceğiz?
*-Kendinize hak olarak gördüğünüz her şeyi, diğer insanlar için de bir hak olarak görmüyorsanız haklarınızı kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyasınız demektir.
*-Olağanüstü dönemlerde her ülkede hainler, yerden mantar biter gibi ortaya çıkarlar. O kadar çokturlar ki daha önce nerede ve nasıl saklandıklarına hayret edersiniz.
*-Koyunla yaşayan melemeyi, kurtla yaşayan ulumayı, yılanla yaşayan sürünmeyi öğrenir.
*-Kendi ışığından veremiyorsan, bir de başkalarının ışığından vermeyi dene.
*-Ok ve yay birlikte olursa işe yararlar. Birbirinden habersiz ve uzakta iki insandan birinin eline yayı, diğerinin de oku verdilerse, bunların diğer savunmasız insanlardan bir farkı yoktur. İşte örgütsüz bir toplumdaki bireylerin durumu da böyledir.
*-Sizde olanı başkalarının da isteyebileceğini kabul etmezseniz, dünyada barış ve huzur beklemeyiniz.
*-Kendilerinde övünecek bir şey kalmayanlar, başkalarındakilerle övünmeye başlarlar; bir müddet sonra da, o övündükleri şeyleri kendilerinin zannederler.
*-Suçların cezasız kaldığı bir toplum, çöküş sürecine girmiş demektir.
*-Kullandığımız her alette, yediğimiz her lokmada yaşamış ve yaşamakta olan tüm insanların emeği vardır.
*-Toplum içinde yaşamak, insanlar için birçok açıdan garantilidir. Yırtıcı hayvan yoktur seni yemek isteyen, hasta olduğunda ilaç ve doktor bulabilirsin, her şeyini kaybettiğinde bile sana ölmeyecek kadar yiyecek veren insanlar olabilir, üşüdüğünde yanan bir ateş seni ısıtır. Doğadaki küçücük bir sinekten, kocaman bir file kadar tüm hayvanlar, bunlardan yoksundur ve tek başlarına her şeyle savaşmak zorundadır. Buna rağmen hayvanlar yaşamdan yakınmazken, biz insanların ağlaşmasına ne demeli?
*-Tok musun? Öyleyse etrafındaki tokların sayısını artırmak için çalış.
*-Tarih, hainlerin işleri bitince, kendilerini kullananlar tarafından yok edildiği örneklerle doludur. Yani kullan, at ve sifonu çek!
*-Toplum suç işleyeni suçlar; suç işleyen de toplumu. 
*-Kurtarıcı bekleyenler, kurtulamayacak olanlardır.
*-Yalansız politika hayali ile insanları kandırmanın âlemi yok!
*-Ne günlere kaldık! Ortalık horozu olmayan çöplük ve çöplüğü olmayan horozlarla doldu. Açılım maçılım dedikleri bu idi herhalde!
*-Dalkavukların en çok olduğu dönem, bir ülkenin en kötü idare edildiği dönemdir.
*-Bölüşmeyi bilmeyen toplumlarda, kardeşlikten söz etmek, büyük bir yalandır.
*-Bir toplumda iftira çoğaldıysa, adalet mutlaka azalmıştır.
*-Bulunduğun toplulukta su gibi ol. Çünkü su; bardakta başka şekildedir, sürahide başka, fincanda başka.
*Büyük adamlar mı tarih yazar, yoksa tarih mi büyük adamları yazar?
*-Denizi büyük yapan, küçücük küçücük su damlacıklarının aynı yerde toplanmasıdır. Toplumları da büyük ve güçlü yapacak olan yetenekli, çalışkan ve dürüst tek tek bireylerin bir araya gelmesidir.
*-Büyük beyinler her daim görülmez. Bir toplumda bir dönem ortaya çıkarlar, sonra kaybolurlar. Ortaya çıktıkları dönemde onları, bazı toplumlar başa getirirler, bazı toplumlar ise zindanlarda çürütürler.
*-Bir toplumda yozlaşma, ölülerine değer vermeme ve saygı duymama ile başlar.
*-Zayıfları, yoksulları savunmak amacıyla ortaya atılanların çoğu, ilk fırsatta zayıfları ve yoksulları ezmişler ve sömürmüşlerdir. Ne hazindir ki zayıflar ve yoksullar en büyük darbeyi, önceleri kendileri gibi olan sonradan “kurtarıcı” rolünü kapanlardan yemişlerdir.
*-Veren ne kadar artarsa, alan da o kadar çoğalır. Bir ülkede yardımseverlerin sayısının artmasının da dilencileri çoğaltmaktan başka yararı olamaz.
*-Sokaktaki insanın ne düşündüğünü bilmeyen siyasi liderler, yakın bir gelecekte sokaktaki insan olacaklardır.
*-Bir toplumda dalkavuklar ne kadar çoğalırsa; sahte kahramanlar da o kadar çoğalır.
*-Bir ülkenin ölü kahramanlarını öldürme cesaretini, en korkaklar bile kendilerinde bulabilirler.
*-Senin yerine düşünen gazeteler, televizyonlar, yazarlar, siyasi liderler v.b varsa, sana ne gerek var?
*-Bir vatanı en iyi müdafaa edecek olan, asker değil, iyi eğitilmiş vatandaş ordusudur.
*-Toplumsal yığınlara güvenip de bir maceraya atılanları bekleyen son, büyük bir hayal kırıklığıdır.
*-Zor durumda olup da kurtarıcı bekleyen bir toplum, kurtulmayı unutsun. O toplumun her bireyi bir kurtarıcı gibi mücadele ederse, ancak o zaman, kurtuluş mümkün olabilecektir.
*-Kural koyucu, ilk kuralı kendisine koymalıdır.
*-Kurtarılan değil, kurtaran olmalısın.
                                                                          ●   ●   ●    
 
VARLIK, EVREN VE DÜNYA
*-Dış dünya, sana da bana göründüğü gibi mi görünüyor? Zannetmem. Çünkü benzer olmamız, algılarımızı aynı yapmaz.
*-Toprağın suya olan aşkı: İşte, hayatın sırrı burada.
*-Dünya ne büyüktür, ne de küçüktür; algıladığın kadardır.
*-Doğrusu bazen şu insanoğlunun yaptıklarına şaşırıyorum! Baksanıza, küçücük insanı çözememişken; koskocaman, sonsuz evreni çözmeye kalkıyor.
*-Dünya sizin görmek istediğiniz gibi bir dünya değildir; o nedenle var olduğu gibi görünen bir dünya algılamaya çalışmalısınız.
*-Dünyada barış sağlanmasının gerektiğini savunanların çoğu, gerçekte savaştan yana olanlardır.
*-Dünyadan gitmeden önce her insan, hesabını mutlaka öder. Dışarıdan baktığınızda bir eli yağda, bir eli balda olanları görüp de bu iddiaya karşı çıkmayın sakın. Onların çektikleri vicdan azabını ve korkuyu biliyor musunuz? İşte onların hesabı da bu…
*-“Boşluk” hakkında ne yazılabilir ki! Sadece “hiç” değil mi? İşte ben de bir “boşluk”um diye düşündüğüm zamanlar çok olmuştur.
*-Dünyayı değiştirmeye çalışmayı bırakın da onu anlamaya ve ona uygun yaşamaya çalışın.
*-Dünyayı benimle paylaşmak istemezsen, benimle yok edeceksin demektir.
*-Dünyayı, “dünyaya barış getireceğini” söyleyenlerden koruyun!
*-Evren karşısında önce hayret edip sonra da hayranlık duyan kişi, varlığın sırrına ulaşamasa bile, bu konuda önemli bir mesafe kat etmiş sayılır.
*-Evren, bir’lerden oluşan “bir bütün”dür. Zaman denilen süreç de sadece “bir an”dır.
*-Evren, bizim hiçbir zaman bilemeyeceğimiz şeylerle doludur. Birkaç şey bilip de böbürlenmemize aldanılmasın.
*-Evren, çözdükçe uzayan ve zorlaşan bir bulmacadır.
*-Evren, tüm var olanlarla, sonsuz bir boşluğun toplamından ibarettir; tabii böylesi bir toplama, matematik açısından doğruysa!
*-Uygar dediğimiz günümüz insanı değil mi doğayı yok eden? Gel de ilkelliği özleme!..
*-Evren; benim gördüğüm, işittiğim, tattığım, kokladığım, dokunduğum yani algıladığım ya da yaşadığım kadardır; ne az ne de fazla...
*-Evrende durağan hiçbir şey yoktur. Çünkü her şey her an değişiyor. Evrende her şey durağan olduğunda ise kıyamet kopmuş demektir. Değişme hareketliliktir; hareketlilik de var olmaktır.
*-Evrende yasalar hâkimdir, tesadüflerin ortaya çıkmasını sağlayan da bizim şu anda açıklayamadığımız bir evrensel yasadır.
*-Evrendeki her şeyde bir sır saklıdır; tabii görmeyi bilene...
*-Evrendeki sonsuzluğu, sınırsızlığı kavrayabilen her insan varoluş ile ilgili bir sırrı da keşfetmiş olur. Düşünce ve yaşamına bu sırrı uygulayarak da, yeni yeni buluşlar ortaya koyabilir.
*-Evrendeki uyumu görüp, fark edip kendine uygularsan, gerçek mutluluğa da çok yaklaştın demektir.
*-Evreni anlamada zorlanıyor musun? Bir de ona sevgi ve hayranlıkla bakmayı denesen!
*-Evrendeki hoşgörüye hayran kalmamak mümkün mü? Baksanıza her ırktan her türlü özelliğe sahip insanı, her türden hayvanı, her çeşit bitkiyi ve her türlü cansız varlığı içinde barındırıyor.
*-Evrensel yasalar gibi, evrensel değerler de vardır. Yasaları bulmaya çalıştığımız gibi, evrensel değerleri de aramalı ve insanlığa sunmalıyız. İnsanlığın kurtuluşu buna bağlıdır.
*-Eskiden kurtlu meyve beğenilmezdi, şimdi ise aranır oldu. Neden? Yaratıcının kurdu, meyve içine koymasında bir hikmet yok muydu? Doğayı doğal işleyişine bırakalım. Bilelim ki doğaya yapılacak müdahale, insanoğluna kısa vadede yarar sağlasa bile, uzun vadede zararlı olacaktır.
*-Doğanın düşmanı, aynı zamanda insanlığın da düşmanıdır.
*- Dünyasını büyütmek her insanın kendi elindedir, yeter ki düşüncelerinin önüne çekilen duvarları aşmayı bilsin.
*-Doğa ölümsüzlüğe izin vermez; verseydi kendi sonunu hazırlamış olurdu.
*-Doğa, yasalarını senin için değiştirmez; sen, doğa yasalarına göre kendini değiştirmelisin. 
*-Doğada sanat da, sanat eseri de yoktur. Onları var kılan yaratıcılık yeteneğine sahip olan insandır.
*-Doğal ortamda kendiliğinden beslenen hayvanlardan alacağımız çok ders var: Zehirli yiyecekleri asla yemezler, karınları doyunca da yiyeceklere kafalarını çevirip bakmazlar bile.
*-Doğanın bize karşı cömert, merhametli ve hoşgörülü olmasını istiyorsak, öncelikle doğayı sevmeyi öğrenmeliyiz.
*-Doğanın cömertliğine, âlicenaplığına hayran olmamak mümkün mü? Çünkü bize her şeyi hiç kısıtlamadan veriyor ve son nefesini veren insanları da, iyi-kötü ayırımı yapmadan bağrına alıyor.
*-Doğanın sesini dinle! Müziğin, öğüdün en güzelinin oradan geldiğini göreceksin.
*-Doğaya uygun yaşayıp da mutlu olmayan yoktur; mutsuzlara bir bak bakalım, hangi doğa kuralına karşı çıkmışlar!
*-Doğaya, evrene ilk bakışta şaşkınlık vardır, sonra bunu hayranlık ve saygı izler. Çünkü var olan her şey kelimenin tam anlamıyla bir mucizedir. Bunun dışında bir mucize olmasını bekleme, bir mucize bulmaya çalışma. Görmüyor musun, her tarafın mucize ile dolu?
*-Doğayı dedemden aldığım şekliyle, torunlarıma bırakamadığım için suçluluk duyuyorum.
*-Evreni anlamaya çalışan kişiye –bir felsefî sistem kurmamış bile olsa- ben filozof derim.
*-İnsanın varlık karşısındaki tavrı nedir?  Önce bakar, sonra görür, daha sonra hayret eder ve en sonunda da hayran kalır.
                                                                        ●   ●   ●    
ZAMAN
*-Neşe de anlıktır, üzüntü de. Dert etme, nasıl olsa ikisi de geçip gidecek.
*Zaman bana küsmüş. Nedenini sordum. Dedi ki: “Sen beni harcadın.”
*-Zaman geçiyor diye üzülme; çünkü “zaman geçiyor diye üzülürken” de zaman geçiyor.
*Bir de baktım ki zaman beni hiç umursamıyor. Bu yüzden ben de artık onu takmıyorum!
*-Bazı konularda zamana fazla bel bağlama; çünkü o zaman aralığına ulaşman konusunda bir garantin yok.
*-Zaman hepimizden bir şeyler götürür; bir daha geri dönmemek üzere. Ama biz gene de aptalca onları geri getireceğimizi zannedip, boş yere çabalarız.
*-Dün’ü unuttum, yarın’ı zaten tanımıyorum, bugün’le de muhabbet ediyorum.
*-Yarayı iyileştirenlerden biri ilaç ise diğeri de zamandır.
*-Zaman ne ileriye gider, ne de geriye. 
*-Geçmiş mi? Adı üzerinde geçmiş! Öyleyse bana ne? Gelecek mi? Adı üzerinde daha gelmemiş, ama gelecek! Ya gelmezse? Öyleyse bundan da bana ne? Şimdi mi? Evet şimdi ve ben o yüzden hep şimdideyim.
*-Zaman ömrü eksiltir, fakat tecrübeyi artırır.
*-Gerçekte bizim olan hiçbir şey yok. Biz aslında o şeyleri emanet almış bir emanetçiyiz. O nedenle bizim zannettiğimiz o şeyleri, iyi kullanmalı ve giderken de hak edenlere emanet etmeliyiz.
*-Gündüz geceye dönüştü diye üzülme; sabret, nasıl olsa gece de gündüze dönüşecek.
*-Güneşin kendi için doğduğunu sanan ahmak, battığını hiçbir zaman göremeyecektir.
*-Zaman ve insanlar konusunda şunu unutma: Kaybedip de bulduklarımız vardır, kaybedip de bulma umudumuz olanlar vardır ve bir de kaybedip de asla bulamayacaklarımız vardır.
*-Daha sonra yaparım, nasıl olsa önümde daha uzun yıllar var, diye düşünme. Çünkü zamanın cömertliği sadece kendinedir.
*-Zaman, hayat ve umut; geri vitesi olmayan bir otomobil gibidir.
*-Dünü bırak, bu güne bak!
*Zamanımızı çalanlara da hırsız muamelesi yapılmasını ve bunların mevcut yasalara göre cezalandırılmasını öneriyorum.
*Mazi için pişmanlık duyma, geçmişte kaldı; yani o konuda artık yapabileceğin bir şey yok. Gelecek için endişe duyma; çünkü henüz gelmedi ve de hiçbir zaman gelmeyecek. İçinde bulunduğun anı yaşamaya bak. Geçmişin pişmanlığına ve geleceğin endişesine, bu anını zehir etme izni verme.
*-Zamanın bolsa ahmaklarla dost ol, bol bol muhabbet et; ahmaklardan bir şey alamayacağın gibi, onlara bir şey de veremezsin.
x
 
 
 
 
 
 
 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

Manas

Kırgız Türklerinin Manas Destanı'nın ilk bölümü, 109 sayfa.

Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün1774
mod_vvisit_counterDün3097
mod_vvisit_counterBu Hafta4871
mod_vvisit_counterGeçen Hafta25224
mod_vvisit_counterBu Ay57999
mod_vvisit_counterGeçen Ay146124
mod_vvisit_counterToplam17538352

Şimdi: 141 misafir, 1 üye var.
IP: 34.201.121.213