Dolandırıcılar Kralı Sülün Osman

  • Yazdır

 

alt
Daha Sonra ‘dolandırıcılar kralı Sülün Osman’ 

adını alacak olan Osman Ziya Sülün, 1923 yılında Fatih’te 
bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. ilk işini 1948 yılında 
Fatih’te yeni tuttuğu evin sahibini dolandırarak yaptı. 

Mesleğin inceliklerini kum kapılı bir Rum olan, 
Aleko’dan öğrendi. 
En iyi işlerini 50 ve 60’lı yıllarda tuttu. 
Tramvay
Galata Kulesi, 


Kent meydanlarındaki Saat'ler, 
şehir hatları vapurları gibi kamu mallarını saf vatandaşlara 
satarak’ yada ‘kiraya vererek’ efsane haline geldi. 
Galata köprüsü’nü satmak üzereyken tesadüfen yakalanmıştı. 
Soyadı ‘Sülün’, 1952 yılında bir meydan saatini satarken yakalandıktan 
sonra lakabı oldu. ona ilişkin son bilgi 1984 yılının temmuz ayında 
Beyoğlu’nda sürekli kaldığı otelde bir kalp spazmı geçirdiği yönünde. 
Polisin tahminine göre sülün Osman bir yerde ölüp kaldı ve kimlik 
taşımadığı için de kimsesizler mezarlığına gömüldü.


Galata köprüsünü pazarlayan adam budur.
Büyük paralar Kazanmıştır
Bir de çok taktik adamıymış, 
yankesici misali değil planlı ve organize suçlar işliyormuş. 
Yani adamımız, 
tam bir sosyal mühendis usulü dolandırıcılık yapıyormuş.

23 ocak 1961’de 
Zeytinburnu’nda kumar oynarken yakalanmıştır.
Sülün Osman’ın özelliği ava gidenleri avlamaktır.

Şöyleki;
Çünkü asıl kötü niyetli olan kişiler Sülün Osman mağdurlarıdır.
İzmir saat kulesini yada dolmabahçe saat kulesini kapatıp 
her saate bakandan para almak, 
boğaz köprüsünün gelirine bilmem kaç liraya sahip olmak isteyen 
bir insanın iyi niyetli olduğu söylenemez

Bu insanları bulup da paralarını aldığı için Sülün Osman’ın da, 
"saf insanları kandırdığı". söylenemez.
Yani aslında böyle bencil insanları dolandırdığı için de, 
pek kızmamak lazım.

Galata Köprüsünü,
Beyazıt Kulesini daha pek çok şeyi satarak nam yapan 
meşhur dolandırıcı Sülün Osman.

Elektrikli tramvay (İstanbul’daki eski tramvay) ,
Galata kulesi
Boğaz köprüsü ,
Galata köprüsü
 bu amcanın(MÜHENDİS) sattığı ürünlerdir.
Polis kayıtlarına geçmiş, 
hakkında kitap yazılmış ilginç bir karakterdir.

Sadece gayrimenkul değil menkul satışında da 
mühim başarılara imza atmış olan Sülün Osman’nın zamanında 
dolmabahce önünde demirlemiş bulunan Amerikan 6.filosu’na 
ait bir uçak gemisini sattığı da rivayet edilmektedir.

 Bir savaş gemisini satın alan adam, 
neden böyle bir şeye ihtiyaç duyar?



Dediğimiz gibi; 
Sülün Osman’ın özelliği, 
ava gidenleri avlamaktır.


Kendisine,
-- ‘Oğlum, galata kulesi’ni satmaya utanmadın mı’ diye 
soran Komisere, 
-- ‘Komiserim, 
bu memlekette galata kulesi’ni satın alacak eşek 
olduğu sürece ben bu kuleyi satarım, hiç kusura 
bakmayın
’ diyen ve pek de haklı olan dolandırıcı

BİR cezaevinde 
"Alınteri ile Yaşamak" konulu konferans da vermiştir ki
akıllara zarar bir vakadır.

"Benim dolandırdığım insanlar dolandırıcıydı aslında. 
Yani bana yaklaşma sebepleri beni dolandırmaktı. 
On tane bilezikle geliyorum adamın önüne akşam vakti. 
Kuyumcunun kapısındayız. Ve dükkân kapalı. Karımın 
hastalığını anlatıyorum, acilen bilezikleri bozdurmam gerektiğini, 
o an nöbetçi eczaneye gidip hastaneden istedikleri ilaçları almamın 
şart olduğunu söylüyorum falan. Hakiki olsalar bileziklerin fiyatı bin lira. 
Diyorum ki 300 liraya ihtiyacım var. Paranın gerisi umurumda değil, 
yeter ki karım ameliyat masasında kalmasın... 
Adam sabah kuyumcuya gidip bilezikleri bin liraya bozdurabileceğini 
ve birkaç saat içinde havadan 700 lira kazanacağını düşünüyor. 
O arada benim ayakçım da ortaya çıkıyor ve o almak istiyor bilezikleri.
Telaşlanıyor adam kazanç imkânı kaybolacak diye. 300 lirayı verip alıyor 
bilezikleri, be de kayboluyorum ortalıktan. Adam ertesi sabah kuyumcuya 
gidip de bileziklerin sahte olduğunu öğrenince, dolandırıldım, diye karakola
gidiyor. Ben aranıyorum. Demiyorlar ki ona, be adam 1000 liralık bileziği 
300 liraya almayı düşünürken aklında ne vardı, diye. Gayet açık ki, 
beni dolandırmayı planlamıştı. Ben hayatım boyunca beni dolandırmaya
kalkışmamış tek bir kişiyi dolandırmadım.
"

Şimdi sormak lazım o dövizzedelere, 
bankazedelere, 
İmarzedelere: 
Birikimlerinizi, 
tasarruflarınızı, 
paralarınızıgelirlerinizi
 akla zarar faiz oranları vaat edenlere 
götürüp teslim ederken aklınızdan ne geçiyordu? 
Bir akıllı siz miydiniz? Bir de bunların bankerzede versiyonu 
vardı ****enlerin başında. Kastelli diyeyim şıp diye hatırlarsınız. 
Şimdi ben desem ki, 
-- 'bak birader bende bir kaç kasa ucuz rakı var, 
gel sana bunları piyasanın dörtte bir fiyatından vereyim', 
bunu alan ahmağı bir rakızede olarak mağdur sıfatıyla mı 
değerlendirmek lazım, yoksa 'salak' sıfatıyla mı? 
Cevap ve yorum sizin...


Müjdat Gezen’in anlattığına göre bir keresinde de 
taksim parkının girişine bir paspas atmış, 
bir de sandalye koyup kurulmuş. Gelenden gecenden 
giriş parası alıyormuş. Ama tabi herkesten istemiyor, 
Kimin verip kimin tersleyeceğini biliyormuş. 
Sonra biri sikayet etmiş de yakalanmış. 
Çok sayıda içeri girdikten sonra tövbe etmiş. 
Tövbesinden sonra Mühendisimiz İzmir de ortaya çıkmış. 
Bir gün İzmir saat kulesinin önünde beklerken de biri gelip,
-- "Dayı şu saat satılık mı ?diye Sormuş O da, 
--"Len tövbe ettim s…. gidin başımdan" diye terslemiş.

Osman Sülün, bize şu atasözünü hatırlatmıştır.
"Her malın alıcısı çıkar"



Rivayet o ki, 
Sülün Osman Birgün Beyoğlu' nda yere çömelmiş 
gelip geçeni seyretmektedir. O sırada saf görünüşlü bir vatandaş 
Sülün Osman' a burada neye baktığını sorar. 
Adamı şöyle bir süzen Osman, bununla iyi bir iş yapılır diye düşünüp;
-"Şu gecen tramvaylar benim, 
müşteriler çokmu, vatmanlar düzgün çalışıyormu, 
onları kontrol ediyorum"
 der ve bu sayede hoşbeşe başlarlar.
Sülün Osman;
-"Bey amca, sen yabancısın galiba, 
ne iş yaparsın"
 diye sorar. Adam ise;
-"Çitçiyim, traktör almak için geldim ama hem çok pahalı, 
hemde bu parayı versem bile bunu nasıl kullanacağım, 
bayağı zor bir iş bu"
 diye dertlenir.
O sırada tramvaylar vızır vızır önlerinden geçip gitmektedir. 
Birden rahmetli Sülün Osman' ın kafasında bir ışık parlar ve 
adama dönüp,
-Yahu bey amca, bu yaştan sonra senin traktörle falan 
ne işin olur. Onu alsan bile masrafı çok, Mazotu köyde 
problem olur, yedek parçası, hele hele o arkadaki büyük 
tekerlekler var ya, onlar tarlada çok çabuk aşınır. 
Her yıl sana büyük masraf açar, kazandığın ürünün parasını 
yatırsan bir lastiğini bile zor alırsın. Diyerek zavallı kubanına 
tramvaylar için şöyle bir teklifte bulunur.
-"Bunların hepsi benimdir. O kadar çokki, 
bende onları kontrol etmekten bıktım, müşteri çıktıkça 
tek tek satıyorum. Üstelik bu araçların tekerleği demirdendir, 
hiç aşımaz, patlamaz beş kuruş masrafı yoktur. Benzin mazot 
gerekmez, Akşam elektriğe bağlarsın sabahtan akşama kadar 
o elektirikle çalışır. Köyle kasaba arasında işletirsin. Hem seni 
bayağı sevdim bey amca, gel sana birini vereyim, hemde kelepir 
vereceğim"
 der.
Adam şöyle bir bakar tramvaylara, 
gerçekten köyle kasaba arasında bunlardan bir tane olsa 
hem iyi kazanır, hemde sükseli olur diye düşünür.
-"Kaç paraya verceksin" diye sorar.
Sülün Osman:
-"Senin traktör parası bunları almaya yetmez ama 
birtane eksilse benim için birşey farketmez. 
Baksana 484 numaralı aracım geciyor. Bunun gibi 600 tane var. 
Canın sağolsun bir tanesini senin gül hatırın için vereceğim bey amca,
sevildiğinin kıymetini bil. Hemen al yoksa satmaktan vazgeçerim bilmiş ol." 

diye konuşur.

Adam tava gelince cebinden bir kağıt çıkartır ve 
iş sağlam olsun diye köy senedi hazırlar Osman. Karşılıklı aldım, 
sattım diye imzalar atılır, parmaklar basılır ve hayrını görmesi için 
adamla tokalaşır. Duratan bir tanesine hayırlı uğurlu olsun diye 
adamı bindirir. Biletçiyi uyandırmaması için sen şu parayı bilet 
kesene ver, gideceği yere varınca bu seneti gösterir tramvayını 
alır köye götürürsün diyerek uğurlar. Son durağa gelince vatman 
inmesini ister. Adam inmek istemez ve cebinden köy senedini 
çıkarıp onların inmesini tramvayı köye götüreceğini söyler. 
Biraz patırtıdan sonra polisler çağrılır, birde imzaya bakarlarki, 
imza Sülün Osmana ait. Durum anlaşılır, iş basına kadar akseder 
ve zavallı adam beş parasız köyüne döner.


Bir başka söylentiye göre, bir zamanlar Fransızlar, 
sahtekârlığın bilimini yapmaya karar verip, Sülün Osman’ı 
Paris’te bir konferans vermeye davet etmişler. Ne var ki 
Sülün Fransızca bilmiyor. Söylenti bu ya! Fransız büyükelçiliği, 
buna bir de tercüman tahsis etmiş… 
Rahmetli bunu her anlattığında, 
-- “E neden gitmedin birader” diyenlere,
-- “Tercümana güvenemedim, 
sahtekâr birine benziyordu!”
 demekteymiş… Dedim ya… 
Adam sahtekârlığın, filozofu adeta…



Osman Sülün hakkında sadece kitap değil.
Filmlere bile konu olmuştur.1982 yapımı En Büyük Şaban adlı 
filmde ‘’Boğaz içi köprüsü satan adam’’ kahramanımızı 
Hikmet Karagöz Canlandırmıştır.

Şimdi düşünün 
KAHRAMANIMIZ Bundan 50 yıl Önce 
bunları yapıyormuş.

Eğer OSMAN SÜLÜN zamanında PC İnternet olsaydı 

değil türkiyenin Dünyanın bile en büyük Sosyal Mühendisi 
olacağına düşünüyorum.Osman sülün'ün 
Günahlarını Allah(cc) İnşAllah affetmiştir

 

Birdaha ki yazımız,
kahramanımıza atfedilen bu suçlar veya marifetler gerçek mi?
Bir başkası olabilir mi?


alt Made in Çalı 

**

NOT: Fotoğrafları görmek ve diğer ilginç yazıları okumak için öykünün kaynağını tıklayınız...

http://kanlica.blogcu.com/sulun-osman/10631030

 

 

Son Güncelleme: Cuma, 11 Kasım 2011 17:39