Deneme Soruları

  • Yazdır

alt

 

Sana bugün yaşadıklarımı hatırladığım her saniyeye kadar anlatmak istiyorum. Neden mi? Bazen insan haklılığından emin olmak istiyor. İnsanların olaylara bakışları göreceli. Ama sevemedim griyi. Elimde değil. Kuran orta yolu tavsiye ediyor, ona uymaya çalışıyorum. Yani nesnel olmaya, aşırılıklardan kaçmaya, normali bulmaya. Ama bir şeyler var insanda anlayamadığım, bir türlü çözemediğim, şeytani bir şey. Oysa bugün sabah bütün duaları okumuştum işe giderken.

Teneffüste idarecimiz elime deneme sorularını tutuşturuyor:

-Soruları bir kontrol edin, hocanım, diyor.

Oradan ayrılıyorum. İlk üç saat dersim var. Sonrasında oturuyorum Simit Mola’sına,çözmeye başlıyorum soruları. Ama nasıl bir çözüş. Soruların mantığından, karmaşasına kadar sanki İlahi güç eleştir diyor. İçinde hatırlayamadığım birkaç bilgi var ama zorlayınca hatırlıyorum. Her neyse üç soruda soru işaretleri var. En belirgin olanlarını işaretliyorum, diğerlerinin yanına soru işareti koyuyorum. Hani paylaşmayı severim ya: ‘’ Gidip dershanedeki branştaşımla bakayım. İkimiz de emin olmuş oluruz. Dershanenin kapısından girer girmez idarecimize:

-Hocam çözdüm soruları ama bir iki soru var kafamı meşgul eden onu arkadaşlarla paylaşayım, nesnel olsun. Belki benim göremediğim bir şey vardır, diyorum.

-Tamam hocanım, diyor.

Öğretmenler odasına gidiyorum branştaşım yok, telefon ediyorum, yolda olduğunu söylüyor. Geldiğinde bir sınıfa çekilir, bakarız, diyorum.

Geliyor, gelmesine de öyle bir oturuyor ki yanıma, küçük dağları o yaratmış!

-Haydi bakalım çözelim hocam, diyor. Geriliyorum. Yanımdaki yeni gelen bayan branştaşıma:

-Bak, diyorum, görüyor musun kendine güveni!

Sonra dönüp:

-Yok öyle değil, ben bütün soruları çözdüm yalnızca şu üç soruda sorun var gibi geldi diyorum.

Hiç alakasız sorulara bakıyor, yüksek sesle bana bilgi veriyor. Sesinde öyle bir şey var ki çevremizdeki öğretmenlere: ‘’ Ben çözüyorum!’’ mesajı veriyor. Büyüğüyüm ya önce alttan alıyorum, alttan alışımı anlayacağını düşünüyorum ama tam tersi. Önce reddettiği soruyu ben tekniğinden bahsedince vazgeçiyor. Evet, bu doğru böyle olmalı diyor. İyice şaşırtıyor. Aslında o değil doğru cevap. Teknik yalnızca cevabın ilk sözcüklerine cevap veriyor.İyice karıştırınca ısrar etmekten vazgeçiyorum. Dönüp dolaşıp üçüncü muğlak soruya geliyoruz. Aslında doğru cevap seçeneğinde aramızda bir ayrım yok. Ama çok yakın başka bir seçenekte tartışmaya giriyor. Bana: Hocam ben burada bir sorun göremiyorum, dese kibarca olay bitecek ama yüksek ve titrek sesle bağırarak bana:

-Hocam bu konu bir yıldır farklı işleniyor, deyince kafamın tası atıyor.

-Bu mümkün değil diyorum. Karşında otuz yılını bu konulara vermiş bir öğretmen var. Buna senin yaşın bile yetmiyor.( Öğretmenliğe kısa bir süre ara vermiş olmamı kullanıyor.)

Sorunum onun yedi yıllık öğretmen olması değil, ona değer verip fikrini almak isteyişimi kullanması.  Sersemliyorum.’’Neyse eve gidince bakarım.’’ Diyorum.

-Hocam, Ankara’ya telefon açın sorun, diyor. E, sabrın da bir sınırı var.

-Ne gerek? Diyorum. Dünyayı mı kurtarıyoruz burada. Kestirip atıyorum. Yine de herkesin içinde rezil etmek istemiyorum.

Etüt salonunda ben görevli olduğum için alışkınım arkadaşımızın görev alanı olan aşağı katı bırakıp, başını arada bir etüt salonuna uzatmasına. Gençlerin hırsına, kendi özellikleri olan öğrenciyi kullanma kolaylığını bizde de aramalarına. Vicdanım rahat, gerilen o oluyor nasılsa diye düşünmüşümdür hep.

Çıkıyorum koridora:

-Ben çok iyiniyetli davranmışım. Sen hiç de sandığım kadar paylaşımcı değilmişsin, diyorum. Beni kenara çekiyor, kendince izah etmeye çalışıyor.( Ses tonu yine yüksek ve yine gergin.) Annem gibi hassassınız beni geriyorsunuz, diyor. Kulaklarıma inanamıyorum. İlk günden beri, sevgi ve şefkatimi esirgemedim oysa. Gerginliklerinde teselli ettim, bazen sorunlarımı paylaştım, bazen motive ettim.

-Anladım seni, diyorum.Bu kadar iyiniyetli olduğum için özür dilerim. Ben o soruları sana göstermeden de idareye verebilirdim ama paylaşmak istedim.

-Her şeyi çok fazla ciddiye alıyorsunuz,diyor. Diyor da diyor, hala ses tonu yüksek hala ses tonu aynı gerginlikte.

Birden idarecimizin arkamızda bizi dinlediğini söylüyor. Ses tonu düşüyor, asıl kendisinin özür dilemesi gerektiğini söylüyor. Sizden öğreneceğimiz çok şey var, diyor. Elini omzuma koyuyor. Sarılmaya ve sevgi gösterisinde bulunmaya çalışıyor.

-Tamam, diyorum, sadece biraz duvar örmeliyiz aramıza.

Ne zamana kadar? Allah bilir ancak üzüldüğüm tek şey, evladım gibi samimi ve hoşgörülü davrandığım insanı Allah’a havale etmek zorunda kalmam.

Kul kulla bir kez daha sınanıyor. Her zaman olduğu gibi bir yanlışım, bir hatam oldu mu ki peşindeyim. Sanırım adalet yerini bulunca ancak tamamen haklı olduğumuza inanıyoruz. Kuluz en nihayetinde. Allah’ım bir yanlışım, hatam varsa affet.

Son Güncelleme: Pazartesi, 01 Eylül 2014 22:01