CAN DOSTUMA

  • Yazdır

Can dostum; birkaç gündür tarifi imkânsız bir şekilde aklıma takıldın.

Seni düşündüm, sesini duymak seninle konuşmak istedim.

Telefonumun tuşlarına her dokunuşumda, “sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakabilirsiniz.” Diyen ses, bedenimi titretmeye yetiyordu.

Üçüncü günün sonuna doğru, telefonun açılmıştı nihayet. Ama o da ne? Hiç alışık olmadığım yabancı bir ses, “buyurun” demez mi!  O anki duygularımı anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır. O an daha önce tanıdığım sesi bile tanıyamamıştım. Senin sesin değildi ya, bana yabanıl gelmişti birden.

Ah! Yüreğim… Zavallı yüreğim, yüzme bilmeyen yüreğime taş bağlayıp dipsiz bir denize atmışlar hissine kapıldım.

Çaresizdim!

Ya bir daha sesini duyamazsam? Ya bu telefonu hep yabancılar açarsa?

Tanrım! Ne korkunç bir şeydi bu bir bilsen.

Bir an, sana bir daha sarılamayacağım, sesini duyamayacağım, seninle dertleşip konuşamayacağım sandım. Ne korkunç bir duygu bu…  Dilerim, böyle bir duyguyu kimseler yaşamasın. Sevdiklerimiz, dostlarımız hep yanımızda, en azından bir telefon kadar uzağımızda olsun.

Telefona çıkan bayana, seninle konuşmak istediğimi söyledim. Ama bayan, senin hasta olduğunu, telefona bakamayacağını söyleyince aklımı kaçıracak gibi oldum.

O an, aramızdaki mesafelere küfrettim! Bir kuş olup uçmak, sana sıkıca sarılıp derdine derman olmak istedim!

Ama nafile… Çaresizdim!

Az önce kapattığım telefonu elime alıp, bir ümitle tekrar tuşladım. Umuyordum ki, telefonu sen açacaktın. Seni çok seven arkadaşına, can dostuna yanıt verecektin.

Öyle de oldu…

Telefonu sen açtın. O an duygularıma hakim olamayıp hıçkırıklara boğuldum. Ben seni teselli edecek yerde, sen beni teselli etmeye çalıştın.

Ne olur arkadaşım ne olur! Çabuk iyileş!

Senin sesini duymayan zavallı kulaklarım, bir kalbur gibi, bütün sesleri eliyor, eliyor…

Senin sevginden uzakta kalan yüreğim, dipsiz denizlerden su yüzüne çıkamıyor.

Seni seviyorum dostum, senin beni sevdiğin gibi…

17.07.2012/ Emine UYSAL

Son Güncelleme: Salı, 17 Temmuz 2012 21:49